Patronsuz Medya

Korku ve Ecel

  Deniz Türkoğlu - 9 Mart 2011


Yıllar önce kendi mahallemdeki yangına su taşırken devrimci olmuştum ben. Tıpkı yan evdeki husumete koşan, komşu yardımlaşmasındaki aynı duygudaşlıkla.

Yegâne derdim vardı, o da insan onurunu korumak. Çünkü biliyordum, benim evim yandaki evin bir yanındaydı ve oradan sıçrayan alevler birazdan benimkini de saracaktı.

Bana birileri devrimcilik yapmam için baskı yapmadı, maaş bağlamadı, statü sağlamadı. Kendi vicdanımın emriyle hareket ettim ve kendimi 80 hareketlerinin içinde buldum. Aynen pek çoğumuz gibi.

Sonrasını anlatmaya gerek olmadığı için geçiyorum bir kalem. Fakat bu toplum daha (hadi diğerlerini de geçeyim bir kalem) 80 cuntasıyla bile hesaplaşmadı.

Bugün Libya'da Kaddafi rejimi, kendi halkını uçaklarla tepeden bombalıyor. Bütün bölgeyi kanlı bir hesaplaşmadır sarmış gidiyor. Bu işlerde Amerika'nın parmağı var mıdır, bu hareketler BOP'un bir devamı mıdır, onu ben bilemem. Siyaset bilimci değilim, eli çomaklı toplum mühendisliğinden de oldukça tedirginim.

Fakat karşınızda silâhlı güçler varsa, hesaplaşmanın tam da bu türden ağır bedelleri olduğunu bilecek kadar deneyimliyim. İnsanoğlu o yüzden hukuk u icat etti. Suç işleyenler varsa, cezalarını çeksinler diye. Hukuktan medet beklemeyecek kadar tuzu kuru bir millet olduğumuzu sanmıyorum. O yüzden son dönemlerde vuku bulan malûm olaylara, adaletin yerini bulacağı umuduyla bakıyorum.

Rahat yüzü görmemiş bir ülkenin bireyleriyiz biz. Geçmişimiz karanlık. Her birimizin içinde, askeri vesayetle yönetilmenin getirdiği kök salmış derin korkular var. O karanlıkta kimlerin hangi köşe başlarını tuttuklarını açık seçik göremiyoruz.

Şimdi de modernliği kılık kıyafetle, su gibi içmekle, dilediğince çiftleşmekle bir sayanlar tarafından, temsil ettiği değerler yüzünden tehlikeli görülen bir hükümet tarafından yönetiliyoruz. Eyvah ki eyvah! Cumhuriyet elden mi gidiyor, bunlar hepimizi çarşafa sarıp, topyekun oruç mu tutturacaklar şüphesiyle gazlanan dolu dizgin bir performanstır sürmekte.

İyi de herkes öyle modern olamaz. Herkes 5 vakit namaza da duramaz. Demokrasi denen bir şey var. Tabii hukuk varsa.

Yine de bütün bunlar, hızla ekşimenin görünen sebepleri olsa gerek. Yani, zurnanın zırt dediği asıl yerin burası olmadığının, sorularınızın çalıştığım yerlerden çıkmadığının, görünmeyeni teşhis etmenin büyük önem taşıdığının farkındayım.

Necdet Şen, ne oldu da medya (ayrıca toplum da) böylesine kesin çizgilerle kutuplaşabildi? diye soruyor. (Çok çetin sorular bunlar üstâd.)

Bana biraz da en fazla bağıranlar, en çok zarara uğrayanlarmış gibi geliyor nedense. Böyle düşününce de, kurulu düzenin üzerindeki yerlerini kaybetme korkusu yüzünden saldırganlaştıklarını düşünüyorum.

Olsun. Bizim toplum şiddete alışıktır. Laftan anlamayanın hakkından kötek gelir ata sözü ile büyütüldük biz. Buna da sabrederiz. Ama insan olarak en fazla, Oh olsun! diyenlere, karşıdan bakıp gülümseyenlere, ilk fırsatta silâhına davrananlara (artık silâhı neyse) üzülüyorum ben de. Son zamanlarda yeniden dillere pelesenk olan papaz hikâyesinde ve tıpkı şu cümlede olduğu gibi…

Diğer insanlara yönelttiğimiz ithamların kaynağını kendi bilinçaltımızın karanlık sularında aramamız gerektiğini es geçiyoruz.

İnsan her zaman dört bacağının üstüne düşmez. Belki de bunu yeni öğrenmiş bazı sınıflar, devre dışı bırakılan bazı güç odakları, yalnızlaştırılan bazı seçkinler, ola ki, sıranın kendilerine geldiğini görüp, herkesten fazla korkuyor ve onun için kokutuyorlar böyle ortalığı.

Ömrünün defteri kendisine kötülüklerle dolu bir hesap gösteriyorsa eğer, insan tıpkı bir çocuk gibi uykularından korku içinde tekrar tekrar uyanır. Günleri gelecek kötülükleri beklemekle işgal olunur.

Ben demedim, Platon dedi.

Yorumlar

Kuzey Afrika'da olanlar, BOP'un çöküşüdür aslında. Bu da tarihin planlanabilir bir şey olmadığının bir kez daha ispatlanmasıdır.

Erhan Selçuk - 10 Mart 2011 (16:30)

Japonya'da bir deprem oldu. Korkunç bir şey tabii ki. Büyük bir insanlık dramı.

Bizim medya her zaman nasılsa yine öyle:

- Ucu bize dokunur mu?

Depremden depreme kanal kanal dolaşıp, sırıta sırıta konuşan deprem uzmanları. Red Kit'deki cenaze levazımatçılarına benziyorlar.

Ve her haberde depreşen modernist angutluğumuz var bir de:

- Depremde sadece bir kişi camdan atladı, o da bir Türk!

Tersten bakarsak, Türkleri aşağılıyorum, demek ki ben avrupalıyım…

Nah avrupalısın! Ulan hayvan! Japonya'yı santim santim taradın da öyle mi yaptın bu saptamayı? Bu nasıl bir düşmanlıktır kendi yerel kimliğine karşı?

Depremden sonra televizyon kanallarını arayıp ilk anda korkudan pencereden dışarı atladım, ama sonra baktım ki Japonlar sakin, ben de sakinleştim diyen bir vatandaşının bu cümlesine takla attırıp, tekrarlana tekrarlana tiridi çıkmış bir klişeye monte etmek, ne biçim bir molozluktur?

Nasıl bir zihin çürümesi bu böyle? Hangi tımarhaneden kaçtınız siz?

Bu medya benim asabımı bozuyor arkadaş!

Selim Atak - 12 Mart 2011 (16:49)

Siz yazın, biz okuyalım Deniz Türkoğlu…

Devrim denince hatrıma hemen şu bir kaç satır gelir:

Kağıttan bir gemidir devrim; kim bilir kaç yunus görmüş, kaç Deniz Gezmiş !

Bilge Bozkurt - 13 Mart 2011 (12:19)

Yazılarınız beni düşünmeye sevk ediyor, zira biz 90'ların çocukları, düşünmeye çok da alışık değiliz, sizler yangınlara su taşırken bizler büyüdük. Duymadık o yangınların sıcaklığını, söndürülmüştü mahalleler, sindirilmişti insanlık. Komşu yardımlaşması görmedik hiç, bizler komşularından korkan anne babaların çocuklarıydık artık. Öğrettiler bizlere, eğittiler bizi, 1923 devrimine sahip çıkalım diye, ama korkmamayı öğretmediler. Bizler ne sahip çıkabildik ne de sesimizi çıkarabildik olan bitene.

Bir zamanlar bir halk vardı kendi devrimini kendi gerçekleştiren, sanki onların evlâtları değildik artık,sanki hepsi bir masaldı bizlere anlatılan, La Fontaine'den masallar. Fikirlerimiz, hayallerimiz, o masallarda yer bulamıyordu hiç. Ve korkmaya devam ediyoruz ecelimizi bekleyerek.

Bu yüzdendir belki bizde devrim yunan tanrısı kronos gibi kendi çocuklarını yiyen bir deve dönüşüyor. 3. Dünya ülke halkları kendi devrimlerini gerçekleştirme çabası gösterirken ülkemde sadece fenerbahçe yenildiğinde bir amaca hizmet eden ateşli kalabalıklar bir araya geliyor.

Biz 90'ların çocukları sosyal ağlardan beğen demeyi, devrimci e-postaları birbirimize yönlendirmeyi çok sevdik ama devrimi sevemedik. Sizler yazdıkça belki seveceğiz Deniz Türkoğlu. Teşekkürler.

Deniz Suvaçoğlu - 14 Mart 2011 (01:03)

diYorum

Deniz Türkoğlu neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

73