Patronsuz Medya

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

  Deniz Türkoğlu - 8 Haziran 2011


Sevgili Ümit abi, reklâmlar da olmasa gül yüzüne hasret kalmıştım. Allah razı olsun o rendecilerden, rende reklâmıydı değil mi abi? Ne güzel söylemişsin gene, hayatın draması falan diye mevzuya direktman damardan dalmışsın. Takdir ediyorum abicim, saygılar sunarım.

Bizim hayatların kremasını eller yedi, draması da hışır çıktı. Nooldu ama, bugün o kremacıların hepsi reflüden kırılıyor. Bu işler böyledir abicim, yukarıdakinin sopası yok ki, darbenin geldiği yöne göre sağa kaç, sola kıvır, ortada kuyu var yandan geç yapasın. Heh he. Affedersin abi.

Her neyse, geçenlerde Tarabya'daydım. Kıyıda hem şöyle bir gezineyim, hem de şöyle bir geçmişi yad edeyim dedim. Ne günlerdi onlar ama, ne şahane gecelerimiz oldu seninle, hiç birini unutamam. Yeri geldikçe hep anarım. Tarabya çok değişmiş, nerede senin dönemlerin, nerede şimdiki hali. Dile kolay tam 31 yıl be abicim, hangimiz aynı kaldık değil mi?

Sözüm meclisten dışarı, sen hep aynısın. Gerçi bende de bazı şeyler hiç değişmedi. Ballistofobim (silâhtan, mermiden korkma) bıraktığın yerde duruyor meselâ.

Hatırlar mısın abicim, millet takım elbiseyle gelirdi seni dinlemeye de, ben çelik yelek giyerdim. Bit Pazarı'nda Agop'un dükkânda görmüştüm onu. Döküntülerin arasında duruyordu. Mal bulmuş mağribi gibi aliym mi bunu Agop abi, aliym mi diye atlamıştım da, naparsan yap demişti o da.

Giyer giymez sunturlu bir oooh çekmiştim. Naapacaksın, benimki de gariban tesellisi işte. Üstünde tam 66 giriş vardı. Yok artık! İnanamamıştım da oturup tek tek saymıştım. 51 çıkış, 15 de zayi olmuştu. Tatbikatta mı kullanmışlar nedir, geriye kalan 15 mermiyi de sigara molasında yemişlerdir belki. Hayır mı, şer mi bir türlü anlamamıştım.

Sonra abi sosyofobim (insanlardan korkma) desen aynı. O süne oyuncular sahneden ayrılalı çok oldu, tamam da, peki kafesi, ergenekonu, balyozu, ay ışığını Shakespeare mi yazdı?

Biz neler gördük abi, çocukların yaşını büyütüp boynuna ilmek geçirenler, büyüklerin yaşını küçültüp neler yapmaz? Bu yaş meselesi her zaman tehlikeli. Geriyi sağlama almak lâzım.

Bakma sen, o zamanlar yakın ilgilendin de, sayende insan arasına karıştık. Hem de ne karışma, abi hiç unutmam senin se se, ses, se se, ooo deniz de yeleğiyle buradaymış, hoş geldiniz efendim, sizi piste davet ediyorum deyip elimden tutuşunu. Yoksa bende ne gezer öyle cesaret.

Skiofobimi (gölgelerden korkma) bir bakışta çözmüştün. Ne göz var sende be abicim. O nasıl mangal gibi yürek? Gerçi bende akustikofobi (belirli seslerden korkma) de vardır ama, senin çalıp söylediklerin yaralı ruhuma çok iyi gelmişti. Sağ olasın, var olasın. Hakkını ödeyemem.

Bunların oynamadığı, bir senin tavernan kalmıştı o zamanlar. Hoş, ben o tavernada şöyle kuytu bir köşeye konuşlansam, ilk göz-gez-arpacık taramasında, gene her masada bir sıkıyönetim komutanı, her sandalyede bir paşa görürdüm ama, sayende paranoya gibi beter bir hastalığın kenarından döndüm, şükürler olsun. Bana armağan ettiğin şarkı hâlâ başucu şarkımdır. Alışmak, sevmekten daha zor geliyor. Hakkatten abi ya, neden öyle?

Netekim, ortamlara alışamadığımı, tek başıma sokaklara çıkamadığımı, kulağımın salyangozunu venik vidik vicik çekiçleyen iyi saatte olsunların, şimdi ben bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu besleyecek miyim, eheh eheh keh keh netekim diyerek, kaleye durmadan top attığını hemen anlamıştın. Kaçın kurrasısın sen?

Bende logofobi (belirli kelimelerden korkma) var ya abi, o yüzden lafı fazla uzatmayayım. Ağzımdan kazayla yanlış bişey falan çıkar, çentik komutanlarına mahçup olurum diye korkuyorum. Gerçi bunun politikofobimle (politikacılardan korkma) ilgisi yok ama gene de tırsıyorum. Hep eski günler geliyor aklıma nedense.

Şimdi sen bana bu konularda nasıl oldu da bu kadar uzun konuşabildin, yoksa gene zurna mısın? diye sorarsın. Neye gönderme yaptığını biliyorum abicim. Güya zurna olduğum bir gece, seni bu hâle kim getirdi? diye sormuşsun da, ben de paşamın adını vermişim.

Haşa sümme haşa! Vermem! Deli miyim ben? Bende algofobi (acı çekmekten korkan) var hem.

Zaten savcılar paşamın kapısına dayanmışlar. Sorgulayacaklarmış zat-ı şahanemi. Belki mahkemeye bile çıkaracaklarmış. Ne dersin abi, litikafobi (davalardan ve mahkemelerden korkma) var mıdır acaba paşamda?

Her neyse, ben de sana tam onu söyleyecektim. Senden ricam, sıradaki parça, benden armağan, Kenan paşama gitsin abi. Nikâhına beni çağır sevgilim, istersen şahidin olurum senin.

Konuşmak güzel oldu böyle. Bir daha arayı bu kadar açmayalım. 31 sene be abicim, dile kolay.

80'lerden bir hayranın.

Yorumlar

Sabahtan akşama kadar tespih çekip yaradana dua ediyorum; yarabbim, üçü gitti ikisi kaldı, bari onlara uzun ömür bahşet, yok eğer vadeleri dolduysa, biz şurda yetmiş küsur milyonuz, her birimizin ömründen üçer beşer dakika alıp onlarınkine eklesen kırkar ellişer yıl eder, ne olur bunlar daha uzun zaman yaşasınlar diye.

Niye?

En azından bir 20'şer yıl daha yaşasınlar istiyorum Kenan ve Tahsin paşalarım. Yaşasınlar ki adamakıllı rezil rüsva olduklarını, çişlerini kaçıra kaçıra o mahkemeden bu ifadeye koşturup durduklarını milletçe görelim diye.

E, acık da biz eğlenelim, değil mi? Şunca yıl yas tuttuk.

Dahilî Bedhah - 8 Haziran 2011 (23:46)

Özlem Albayrak bugünkü yazısında, 80 darbesini takip eden dönemin faaliyet çizelgesini, rakamlarla özetlemiş. Rakamları aşağıya aktarıyorum:

650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılanmış, 7 bin kişi için idam cezası istenmiş, 517 kişiye idam cezası verilmiş, haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asılmış, 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. Maddelerinden yargılanmış, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılanmış, 388 bin kişiye pasaport yasağı getirilmiş, 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atılmış, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarılmış, 30 bin kişi siyasî mülteci olarak yurtdışına sığınmış, 300 kişi kuşkulu bir şekilde ölmüş, 171 kişi işkenceden ölmüş, 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklanmış, 23 bin 677 derneğin faaliyeti durdurulmuş, 3 bin 854 öğretmenin, üniversitede görevli 120 öğretim üyesinin ve 47 hakimin işine son verilmiş, 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezasının istenmiş, gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verilmiş, 300 gazeteci saldırıya uğramış, gazeteler 300 gün yayın yapamamış.

Yazının tamamını okumak isteyenler için:
Kenan Evren'in pişman olacak yerleri (Özlem Albayrak - Yeni Şafak)

Darbeli - 10 Haziran 2011 (14:46)

Yukarıdaki bilançoya bir kalem de ben eklemek isterim:

Milyonlarca ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisi, kışlavari okullarda bir kısmı psikopat öğretmenlerin şefkatli ellerine terkedilmiş. Birkaç nesil daha militarizmin çarklarında heba edilmiş.

Yalçın Şahin - 11 Haziran 2011 (10:19)

Yazı için seçilen fotograftaki kapkara mizah, insanı şu yaz sıcağında buz gibi şokluyor. Bakar mısın şu silik görüntüdeki yaman çelişkiler yumağına.

- Nefretten, düşmanlıktan, seri cinayetlerden beslenen devasa savaş sektörü…

- İçi sebepsiz garezle dolsun, körü körüne ölsün ve öldürsün diye programlanıp sahaya sürülen bir gencin o mermilerle yazdığı aşk mektubu…

Memlekette bıraktığı bir kızı mermileriyle seven ve belki az ileride karşısına çıkacak puşili bir kızı da mermileriyle biçmeye sevdalı yiğit bir memleket evladı.

Belki ne o gencin, ne fotografı çekenin, ne de yayınlayanın aymadığı bir acaip hal bu.

İnsan merak ediyor, acaba fotograf çekildikten sonra başka neler olmuştur diye.

Hisli askerimiz mermileri toplayıp tekrar şarjörlere dizmiştir muhtemelen ve sonra ilk sıcak temasta diğer taraftaki hisli gencin üzerine boşaltmıştır.

Kimbilir, belki karşı taraftaki o hisli genç de, o sevgi dolu mühimmatla kevgire dönmeden önce, kendi dilinde -ve tabii keleş mermileriyle- yazdığı işte bu bizim hikâyemiz, böyle saf böyle temiz içerikli bir fotografı yavuklusuna göndermiştir.

Aaah, bir başkadır benim memleketim! Aşk, nefret, cinnet, hepsi bir arada.

Havasından suyundan da koy.

Osman Yamukoğlu - 12 Haziran 2011 (01:36)

diYorum

Deniz Türkoğlu neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

89