Patronsuz Medya

Hrant Dink: Hâlâ devam eden kurucu cinayet!

Ali Duran Topuz (Duvar)

Hrant Dink davası da aslında devletin kuruluş suçlarına dayalı temel kararlarını koruyan kurucu gücün sadece İttihatçı hat olmadığını, İslamcı hattın da Ermeni Soykırımı, yabancı düşmanlığı ve Kürt nefreti gibi temel meselelerde tam itaat isteyen bir ortaklık içinde olduğunu her aşamasında gösterdi. Dink davası, cinayet günlerinin başbakanı olarak Erdoğan'ın ve partisinin verdiği taahhütlere rağmen çözülmemiş değildir, o taahhütler kilisenin mübadeleden kaldığı türünden örtmecelerden ibaretti; çünkü meselenin sadece bir cinayeti aydınlatmak değil cinayete yol açan mekanizmanın deşifresi ve ortadan kaldırılması olduğunu iyi biliyorlardı ve buna hiç bir zaman yanaşmadılar. Çünkü soykırım onlara göre de bir iftiraydı ve onların dertleri mekanizmayı ortadan kaldırmak değil sadece yönetiminde söz sahibi olmaktı; bu karar, yani inkârcı koalisyona sadakat kararı bugünkü koalisyonu da mümkün kılan karardır. Dink cinayeti sadece kurşunların sıkıldığı anda işlenmedi, hâlâ devam ediyor o cinayet ve o gün tetikçilerle aranız iyi değildi diye bugün masum hale gelmiyorsunuz.

* * *

Aşı paraları nerede?

Önder Algedik (Duvar)

Siz hiç salgınla ilgili planı olan bir parti gördünüz mü? Bir belediyenin salgın planını görüp okuyanınız var mı? Ortalık bu kadar boşken, partiler, belediyeler bu kadar izlerken ve sadece birkaç sosyalist oluşum talep yükseltirken, birkaç vekil konuyu takip ederken iktidar tabii ki salgını değil sermaye aktarımını düşünecek.

Dile kolay, 6 ayda 13, 5 milyon insanın yararlanabileceği aşıyı şehir hastanelerine harcamış bir iktidar var ve ortada bir aşı planı yok. Aşı konusunda dünya ile işbirliğine girmek bile yok ve sadece aşı yok, şehir hastanesi verelim politikası var.

* * *

Beyaz milliyetçilik ve iklim acil durumu

Eric Holthaus (Phoenix + Açık Radyo)

Bu dünyanın vizyonu gerçekten karanlık ve bu vizyon on yıllardır da hareket halinde: Şu anda, dünyanın dört bir yanında 80 milyon mülteci var ve bu sayı, acil iklim eylemi olmaksızın yüz milyonlara ulaşabilir. İklim muacceliyetinin oluşmasına en az katkıda bulunmuş olan insanlar, onun etkilerinin en ağır yükünü çekiyorlar ve bu, kasten böyle tasarlanmış.

İnsanları yoksulluktan kurtarmak, insan haklarını güvence altına almak, her bir kişinin yaşanabilir bir geleceği olmasını sağlamak - tüm bunlar maliyet yaratır. Ve işin özü de şudur zaten: Iklim inkârcılığının ve harekete geçmenin geciktirilmesinin ardındaki ana itici güç daima zengin beyaz adam olmuştur; kendi sebep olduğu pisliğin faturasını ödemeye asla yanaşmayan şu zengin beyaz adam.

* * *

Aşıyı önce kendine yapmak

Ümit Kıvanç (Duvar)

Açıkça söyleyeyim: Bizi insan yerine koyup doğru dürüst bilgi vermedikleri için, yönetenlerin maske pratiğini veri alıyorum ve aynı göz çıkarıcı başarıyı aşı konusunda da göstereceklerinden, kime ne aşısı yapıldığını bilemeyeceğimizden, ihmal edilip veya düpedüz dışlanıp aşıdan mahrum bırakılacak nüfus gruplarının ortaya çıkacağından ciddî olarak korkuyorum. Can pazarı ortamı yaratılabilir, birileri menfaat için sağlığımızı, hayatımızı hiçe sayabilir, deresi, ormanı, korusu satılacak mal muamelesi gören memleketin uğradığı hemen her afette olduğu üzere, çıkar kapışmaları içerisinde hayatlar paramparça olabilir. Bunlardan endişe ediyorum. Kendilerinin ve sevdiklerinin hayatlarını kurtarma telâşındaki insanlar, yetkililerin rezillikleri ve beceriksizlikleriyle uğraşacak hali bulamayacak. Yoksulluğun da ötesine geçmiş yoksullar bunu zaten hiç yapamadılar, yine yapamayacaklar.

* * *

Pestisit zehirlenmeleri artıyor

Buğday Derneği (Yeşil Gazete)

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği'nin öncülüğünde Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı'nın başlattığı kampanya ise sürüyor. Kampanyada talepler şöyle sıralanıyor:

1- Tarımda kullanılan 9 etken madde öncelikle ve acilen yasaklansın.

2- Pestisitlerin tamamının 2030 yılına kadar yasaklanması, doğa dostu, zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretim için gerekli adımlar atılsın

3- Pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, sonuçlarıyla ilgili şeffaflık sağlansın.

* * *

Yoksulun ekmeğini yemek

Zeki Coşkun (Duvar)

Hemen bütün 20. Yüzyıl boyunca sermaye, iş, iktidar sahipleri, aşağıdakilerden gelen ya da onlara yönelik her tür itirazı, hak talebini düzen bozucu olarak değerlendirdiler. İstismarcı, tembel, aylak, bedavacı, huysuz – haset takım diyerek parmak salladılar kendilerine karşı çıkanlara: Yoksulluk edebiyatı yapmayın!

21. Yüzyılda, yoksulluk edebiyatını zenginler ve iktidar sahipleri yapıyor. Yoksullara seslenen, onlara yaslananlar hem iktidar, hem servet sahibi oluyor. İngiliz gazeteci George Monbiot'un deyişiyle aşırı zenginler yoksulların oylarını alma yolunu keşfetti.

* * *

Bir sersemletme yöntemi olarak, doğru adlandırmamak…

Murat Sevinç (Duvar)

Bir takım menfur olaylar ve emperyalistler… 1980 darbesine giden yolda, Maraş'ta üzücü olaylar gerçekleşmiş? Üzücü öyle mi? Öznesi nerede? Kimler öldürdü insanları? Üzücü olay, ne demek? Ne oldu, Alevilere yolda lâf mı atıldı? Bir gazetede kalplerini kıran yazı mı yayınlandı? Onlarca insan, kadın, çoluk, çocuk katledilmedi mi? Hamile kadınların karnındaki çocuk dahi! İnsaf. Emperyalistler mi yaptı? Hangisi? Kim bu emperyalist, ABD mi? İyi de siz ABD olmasa evinizin yolunu bulamazsınız, iktidar olursanız hepiniz o emperyalistle görüşmeyecek misiniz? 'Presidant'tan randevu talebiniz olmayacak mı? 'Tarihsel bağlara' ve güçlü 'müttefiklik ilişkilerine' saygılar sunmayacak mısınız? Maraş'ta ya da 1 Mayıs'ta Taksim'de kitlesel kıyım yapanların adı, hangi dildendi? Maraş'ta kahvehane camekanlarında hangi siyasî partinin simgesi yazılıydı, ABD Cumhuriyetçi Parti'nin mi? 'Menfur' sözcüğü olmasa ne yapacaktınız? Yurttaşın doğruyu bilme hakkı yok mu? Bilmek, anlamak bir hak değil midir?

* * *

Elektriğe zam neyi saklıyor?

Önder Algedik (Duvar)

Ulusal bir soygun bu zam aslında. Onlar yüzde 6 cıvarı zam desin, biz aylık 650 milyon TL'lik soygun diyelim. Ama daha kötüsü ne biliyor musunuz? Dağıtım şirketlerinin Şehit Aileleri ve Muharip Malul Gaziler tanımına giren tüketicilerden bile paralarını istemeleri. EPDK tablosuna bakarsanız 10 TL'lik üretim bedeline karşılık 3, 5 TL dağıtım bedeli alınıyor. Tarımsal sulama ve ticarethanede her 10 TL üretim bedeline karşılık dağıtım şirketleri 4 TL daha alıyor. Bu mesken olunca 10 TL'ye karşılık 6 TL alıyorlar. Ama konu şehit aileleri ve muharip malûl gaziler olunca, üretim bedeline önemli oranda indirim yapan devletimiz, dağıtım şirketlerinin geliri gelince yapmıyor ve her 10 TL'lik enerji üretim bedeline karşılık 12 TL dağıtım bedelini şehit aileleri ve gazilerden alıyor.

* * *

Trump'tan öte bir Trumpçılık var mı?

İlhan Uzgel (Duvar)

Biden her ne kadar kuşatıcı bir dile kullansa ve ABD sistemi açısından asgarî ücretin artması, sağlık sigortasının kapsamının genişletilmesi iklim konusuna öncelik verilmesi gibi sözler verse de sorun daha yapısal. Sermaye son 30 yıldır bilinçli bir şekilde alt ve orta sınıflardan en üst sınıfa artı değer artırımını ön gören politikalardan sapma göstermedi. Genel olarak Trump ve Trumpçılık, sorunu bu giderek bozulan gelir dağılımına, yani sınıfsal eşitsizliklere, en üst gelir grubuna bağlamak yerine, en alt gelir grubunda yer alan göçmenlere, Çin ve küreselleşmeye ve elitlere kanalize edebildi. Bu açıdan bilinçli bir tercihti ve Trump bu rolünü gayet iyi yerine getirdi. Sosyal devlet uygulamalarına geçmek yerine popülist sağ hareketin güçlenmesi tercih edildi, Trump bu siyasetin temsilcisiydi.

* * *

Gözetim kapitalizmine hoş geldiniz

Shoshana Zuboff → John Naughton, Serap Güneş (The Guardian, Express)

Gözetim kapitalizmine savunmasız yakalandık, çünkü eylemlerini tahmin edebilmemizin hiç bir yolu yoktu, tıpkı Karayip halkının, İspanyol monarşisinin bayrağını dalgalandırarak aniden ortaya çıkan denizcilere karşı konukseverliklerinden bir kan deryasının akacağını tahmin edemedikleri gibi. Biz de Karayipler halkı gibi, benzeri görülmemiş bir şeyle yüz yüzeydik.

Bir zamanlar Google'da arama yapardık, ama artık Google bizler üzerinde arama yapıyor. Bir zamanlar dijital hizmetlerin ücretsiz olduğunu düşünüyorduk, ama artık gözetim kapitalistleri bizim bedava olduğumuzu düşünüyor.

* * *

Herkes başarabilir(!): Elon Musk örneği

Mühdan Sağlam (Duvar)

Açık konuşmak gerekirse, büyük ihtimalle yapamayacaksınız. Gazete sayfalarındaki tavsiyeler, 10 adımda 12 adım isimli kişisel gelişim önerileriyle bir yere varamayacaksınız. Zira o kitaplarda ya da Musk'ı, Bezos'u öven kahramanlık öykülerinde işlerin arka planı, çirkin yüzü anlatılmayacak, çünkü zenginlik ulaşılması gereken bir hedeftir. Menzile ulaşmaya çalışken kimleri ezdiğiniz, hangi insanî değerleri askıya aldığınız, bahse konu edilmez. Bunları bilmediğiniz için de kusuru kendinizde sayacaksınız. İşte mekanizma tam da böyle işliyor. Başarırsanız bu sadece sizindir, başaramazsanız, bu sizin yeteneksizliğiniz, beceriksizliğiniz, risk yönetememenizdir, sizden başka suçlu ve engelleyici yoktur. Buna inanmanız beklenir. Bu başarısızlığınız karşında yasa dışı bağımlılıklar geliştirebilir, hayatınıza son vermek isteyebilirsiniz, çünkü tüm kusur sizdedir, sonuçta Musk başarmıştır. Bu özgürlük dolu sistemde ölüm şeklinize karar vermekte tabii ki hürsünüz, sonuçta birey rasyoneldir. Sahi Musk'ta olup sizde olmayan nedir?

* * *

Gergerlioğlu ve onun 'büyük imtihanı kaybetmiş' eski yoldaşları

Alper Görmüş (Serbestiyet)

Gergerlioğlu, insan hakları savunuculuğuna başlarken kendi kendine Zalimin ve mazlumun kimliğine bakmama sözü verdiğini söylüyor. Ben şahsen onu tanıdığımdan beri yazdığı hemen hemen her şeyi okumuş, hangi olay karşısında hangi tepkiyi verdiğini bilen biri olarak şahidim ki, bu sözünden dolayı kendisini utandıracak hiç bir şey yazmadı, hiç bir şey yapmadı.

Utanması gerekenler var ama onlar da çaresizce ayna parçalamakla meşgul.

* * *

2021'i serin geçirmenin yolları!

Önder Algedik (Duvar)

1850'den bu yana en sıcak beş yıl son beş yıldı. Her yeni yıl ilk beşe giriyor artık. Türkiye'de de durum pek farklı değil. En sıcak 5 yıl genelde son 10 yıllar arasında.

Bunun beklenmesinin iki nedeni var. Birincisi tabii ki atmosferde biriken sera gazlarının etkisi. Ama ikincisi ve dünyada az da olsa tartışması başlayan, ama Türkiye'de de çok net ismini koyduğumuz asfalt ve beton. Konuyu uzun uzun anlatmayalım ama kabaca dökülen her asfalt ve beton, bir ısı kütlesi olarak havada tuttuğunuz karbon kadar etkili bir ısı deposudur. Yani o yıl hava sıcaklığı aynı olsa bile sizin şehriniz, kasabanız ve hatta doğanız daha sıcak olur. Asfalt ve beton ısı adası etkisi yaratmasının yanı sıra iklim felâketlerine çarpan etkisi de yaratmaktadır. Ayrıca fosil yakıt tüketimini arttırırken, üretimi de iklimi değiştirme etkisi yaratır.

* * *

Fikri Sağlar'a yönelik tepkinin içeriği ve muhalif siyasetçiye birkaç basit soru…

Murat Sevinç (Diken)

Sonuç: Dindar olmasa dahi dindar görünmek için çaba harcamayan hiç kimsenin, başta 'siyaset' olmak üzere hemen hiç bir kamusal faaliyette 'başarı' şansı olmadığı düşünülüyor artık. Asgari koşul olarak 'cuma namazına gitmeyen' birinin bu memlekette cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi mümkün mü, örneğin? Salgın döneminde Ayasofya önünde yüz binlerce insanın toplanmasına itiraz edilebildi mi? Hafta sonu içki satışına? Diğerlerine?

Peki bunun adını ne koyacağız şimdi, inanç özgürlüğü mü? Bir kez daha: Biz ne hakkında konuşuyoruz?

* * *

Sigara için 1970'ler neyse, hayvansal gıdalar için 2020'ler öyle olacak

Dr. Suat Erus → Can Koçak, Eylül Şenses (Vesaire)

Sigara ve akciğer kanseri benim alanım olduğu için oradan bir örnek vereyim. Sigara içmek sağlığa zararlı, dünyanın en büyük sigara satıcısı da ABD. Peki, ABD sigarayı neden yasakladı, biliyor musunuz? Sağlığa zararlı olduğu için değil, ekonomisine zarar verdiği için. Siz sigara üretip vatandaşınıza satıyorsunuz, vatandaşınızı hasta ediyorsunuz, diyelim ki biri bronşit oluyor, hayat boyu ilâç kullanıyor, ya da akciğer kanseri oluyor ve çok pahalı kemoterapiler kullanıyor, ameliyatlar oluyor, bu sağlık masraflarının hepsi sigortalardan karşılanıyor. Bu tabii tek bir kalem de değil, işin tomografisi, ultrasonu da var. Bir de insanlar erken ölüyor, bu da işgücü kaybı anlamına geliyor, belki yetişmiş elemanlarını kaybediyorlar, yani ölçülemeyen bir kayıp da var. ABD bunu fark edince sigara içmeyi yasaklıyor ve bunu üçüncü dünya ülkelerine satmaya başlıyor. Meselâ Türkiye'ye sigarayı da ilâçlarını da, yani ultrasonu, ultrason kâğıdını, tomografi cihazını, akciğer filmini, MR cihazını, ameliyat malzemelerini de satıyor, yani hem zehiri hem de tanı ve tedavisini satıyor. Böyle baktığınız zaman bu bir ticaret.

* * *

İfade özgürlüğü, laiklik, kutsala hakaret: Laiklik bir ateizm dayatması değildir

Olivier Roy, Haoues Seniguer, Leyla Şahid → Rachida El Azzouzi, Haldun Bayrı (Medyascope)

Dünyadaki bu korkunç musibet karşısında, bir gelecek kurmak gerek. Aydınlanma İslamı'nı yapmak Fransa Cumhurbaşkanı'na düşmez, Müslümanlar'ın işidir; Vatikan'ımız olmasa bile, papamız olmasa bile. İlâhiyatçılarımız, fıkıhçılarımız, filozoflarımız var. Yabancı bir devlet başkanının, Sizin İslam'ınız iyi değil, iyisini size ben öğreteceğim dediğini işittiğinde, ibadetlerini yerine getiren bir Müslüman'ın kendini hakarete uğramış hissetmemesini nasıl beklersiniz?

* * *

Muhalefet Memuru Olmamak İçin…

Ateş İlyas Başsoy → Tanıl Bora (Birikim)

John Fowles'un Yaptığın muhalefet, muhalif olduğun şeyi güçlendiriyor mu, zayıflatıyor mu? sorusunu CHP'lilere ezberletmeye çalıştım. Ama muhalif olduğumuz şeyi bir seçim akşamı balkona çıkartmasak bile, bir üst katta yaşayan gerçek iktidara etkimiz ne oldu bilmiyorum. Bir milletvekili arkadaşım Üç kuruşluk bir eğitim projesi için kurullar kurulur ve aylarca çalıştaylar yapılır. Sonra bir ara 'bilmem ne tipi savaş helikopterlerinin modernizasyonu' diye bir karar okunur ve eğitim için tartıştığımız paranın yüz katı bir harcama o saniyede meclisten geçer, demişti. Belki bu tip kararların hızlı geçtiği bir sistemden başka hiç bir şey istemeyen bir büyük iktidar var ve onların saadet zincirini biraz olsun sarsmak bile hiç yoktan iyidir… Bu organsız bedenle mücadele hiç bitmeyecek. Mutlak iktidar olunması gibi bir hayalim yok ama hayalleri kaybetmeme gibi bir amacım var. İktidar bu hayalleri tüm beyinlerden büsbütün silmesin diye uğraşan bir işçiyim.

* * *

Planlı eskitme: Buz dağının görünmeyen kısmı

Mahmut Tezcan (Blog)

Zaten şimdi bir şeyler yapmazsak en iyimser tahminlerle birkaç yüzyıl sonra hep birlikte insanlık olarak öleceğimizin farkında olarak işe başlayabiliriz. Konfor alanımızı yıkabiliriz. Hiç bir zaman geç olmadığını fark ederek, hak ettiğimizi düşündüğümüz birçok alışkanlığı terk edebiliriz. Kendimize yiyecek, giysi, elektronik cihaz, mobilya, ev, otomobil vs satın almadan önce şu temel soruyu sorabiliriz: Bu benim istediğim mi yoksa ihtiyacım mı? İlk etapta kendi şımarıklığımız olarak gördüğümüz ve istek temelli tüketimlerimizi azaltabiliriz. Daha sonra ihtiyaç olarak sınıflandırdığımız ama aslında isteklerimiz/arzularımız olduğunu bildiğimiz (kendini kandırma) ihtiyaçların bir kısmını daha kısabiliriz. Bu azaltma süreci hem fiziksel, hem ekonomik, hem de ruhsal anlamda daha bağımsız bireyler olmamıza yardım eder. Son yıllarda yükselen minimalist yaşam modelinin temelinde de bu motivasyon yatar. İşimize yaramadığını düşündüğümüz her şeyi bir kalemde silip atmak yerine onları tamir etmeyi/ettirmeyi deneyebilir, eğer gerçekten de fonksiyonunu kaybettiğinize kanaat getirirsek de başka bir formda başka bir amaçla kullanabiliriz. Örneğin, artık giyilemeyecek duruma gelen tişörtleri torba haline getirerek alışverişlerde naylon poşet kullanmayarak küçük adımlar atabiliriz. Bu şekilde ürünleri yeniden dizayn etmeye dair birçok yaratıcı fikre internetten ulaşmak mümkün.

* * *

E-atık denizinde boğulmaya 5 kala

Mahmut Tezcan (Duvar)

Şirketler, tahmin edebileceğiniz gibi kârlarını maksimize etmek için her yolu mübah gören modern dönemin canavarlarıdır. Abartmıyorum, çoğu gerçekten de öyledir. Sadece bizi nasıl kemirdiklerini her an fark edemeyiz, hepsi bu. Çevre felâketlerine yol açan veya insanları daha fazla tüketime yönlendirmek için yanıltan şirketler, PR çalışması olarak çevreci birkaç STK'yla işbirliği yapar, bu çalışmalara da devede tüy sayılacak miktarda fon ayırır. Hepsi bu. Onlar için ürünün doğal yaşam döngüsü olan sürecin aslında planlı eskitmeye açılan kocaman bir kapı olduğunu görürüz.

Ürünlerin kullanım süreleri henüz tasarım aşamasındayken belirlenir. Yedek parçası az veya pahalı, servise ulaşılması zordur. Siz daha elinizdeki elektronik aleti güzelce kullanmadan yeni modelini, daha iyisini, daha kolay kullanılabilir olanını piyasaya sürerler ve sizden onu satın almanızı beklerler.

* * *

Akpınar, Demirtaş, Dündar ve Kavala'yı aynı anda savunabilmek (mümkün mü?)

Azmi Karaveli (Duvar)

Yeni toplumsal dayanışma akdi, asgarî demokrat olmaktan, eski alışkanlıklarımızı bir kenara koymaktan ve dar iktidar alanlarımızı terk ederek, ortak mücadele etmekten geçiyor. Herkes kendi içinde yine devrimci ya da ulusalcı olmaya devam etsin ama kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz demeden kurtuluşun olmayacağını, pratik hayat dinamikleri bizlere açıkça gösteriyor. Sözcü okurları ile HDP arasında bir köprü kurmak elbette kolay değil ve bu yazıyı okuyanların yok artık bize küfür mü ediyorsun, senin yaptığın oportünizmin, pragmatizmin dibi dediklerini duyar gibiyim. O zaman bir seri olabilir mi gelsin size… Şöyle düşünelim, başlıkta adı geçen isimler bu gerçeği gördükleri için bugün yargılanıyor olabilir mi? Ömer Faruk Gergerlioğlu herkese eşit mesafede hak mücadelesi verdiği için tehdit olarak görülüyor olabilir mi? Metin AKPınar tutuklu gazeteciler kahramandır diyebildiği için bugün yargılanıyor olabilir mi? Demirtaş Asıl amaç, toplumu temel demokrasi ilkeleri ve ortak bir gelecek fikriyatı etrafında bir araya getirmek olmalıdır dediği için, AİHM kararlarına rağmen bugün hâlâ cezaevinde olabilir mi?

* * *

'O sesi tanıyabilir miyim diye hep tetikte oldum'

Nazlı Top → Eren Keskin → Filiz Gazi (Duvar)

Gözlerim kapalıydı. Tazyikli suyla işkence, vücudumla dalga geçip, aşağılama… Filistin askısında copla tecavüz edildi. Zaman kavramı yok olmuştu. Ağrı, ölüme yaklaşma… 10 gün kaldım Gayrettepe'de. Hamileliğim devam ediyordu. Doktora da götürmediler. Direnmek dışında aklıma başka bir şey gelmiyordu onu da yaptım. Sesler… O süreçte özellikle birinin sesi aklımda kalmıştı. 10 gün sonra bırakıldıktan sonra uzun yıllar o sesi aradım. Sivil polis olduğunu anladığım birisini gördüğümde -hani onlar biraz anlaşılıyor ya- ya da polis gördüğümde o sesi hep tanıyabilir miyim diye tetikte oldum. Gelirlerse, konuşurlarsa sesten tanıyabilirim diye düşündüm. Sesi duysaydım çıkartabilirdim. Şimdi uzun yıllar geçti. Emin değilim… Savcılığa çıkarken biz senin suçsuz olduğunu biliyorduk dediler, boşuna açlık grevine girdin diye dalga geçtiler. Savcılıktan sonra serbest bırakıldım.

* * *

Bazı yaralara zaman derman olmaz: Afganistan

Mühdan Sağlam (Duvar)

Savaşların yeni füzelerin, savaş teçhizatının deneme alanı olduğu söylenegelir, ki öyledir de. Peki bu silâhlar kime karşı kullanılmaktadır? Kimin üstünde deney yapılmaktadır? Asker, acemiliğini kimi öldürerek gidermektedir? Bu insanlar kimdir? Aslında yanıtı basit: Genellikle siviller, çocuklar, kadınlar, mazlumlar, özel uçağıyla kaçmaya gücü olmayanlar, dil bilmeyen, derdini anlatamayanlar. Aslında hepimiz cevapları biliyoruz, aslında hepimiz işlerin nasıl yürüdüğünün farkındayız.

İşte bu zulme uğramak istemeyen, insanlık dışı denemelerin parçası olmamak için bildiği tek çarenin kaçma olduğunu düşünen ve yola koyulan insan sayısı, sadece Afganistan'dan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) 2019 raporuna göre 2, 5 milyon. Dünyadaki kıyımın adreslerinden birine çevirilen ülke, Asya'da en fazla iltica ve göç talebinin olduğu, adres. Afganistan'daki zulümden çıkmak, kendi başına ölümün bir türlüsünden kaçmak anlamına gelebilir, ancak ölüm türlü türlü, zulüm gibi.

* * *

Demirtaş yine kilit rolde

Erk Acarer (Birgün)

Esas mesele ve zihinlerdeki soru şu: Demirtaş cezaevinden çıkabilir mi? Muhtemelen en geç mart ayında. Yine başı dönmeyen ve gözü kararmamış herkes görüyor ki bu Erdoğan'ın hukuk sınavı değil. 'Avrupa ekseni' de çok önem vermediği dersleri arasında. Hatta Türkiye'nin bir Ortadoğu ülkesine dönüşmesi işine geliyor.

Ancak elini kolunu ekonomi ile birlikte aklındaki dosyalar bağlıyor. 'Reza, servet, cihadizm, Suriye, Karlov' diyelim, gerisini anlarsınız.

* * *

Demirtaş sadece Demirtaş mıdır?

Ali Duran Topuz (Duvar)

Erdoğan'ın sözlerini bu kanunla beraber değerlendirirsek, şöyle bir manzara çıkar ortaya: İçerde terör maymuncuğu kullanılarak yürütülen demokrasiden arınma/diktayı muzaffer kılma çabalarıyla aynı maymuncuğu kullanarak yürütülen küresel hakimiyet çabası birbiriyle yakın ilişki içinde. İkisi de mevcut hakim güçlerin hiç bir itiraza ve karşı mücadeleye imkân vermeden hegemonyalarını derinleştirme ve yayma çabasını esas alıyor; paralel bir anti-demokrasi ittifakı küresel olarak iş başında yani. Yani, teklifte yer alan ağır hukuksuzluğa tekabül eden maddeler, Türkiye'deki anti-demokratik gidişatın fırsatçılığından kaynaklanmıyor, tam aksine teklif hem Türkiye'de hem de dünyada anti-demokrasi güçlerinin düşünme ve hareket etme tarzlarının cisimleşmiş hali. Türkiye teklife ülke içinde hoşlanmadığı kişi, grup, dernek, vakıf ve kesimleri ezmeye dönük maddeler ekledi diye diğerleri iyi Türkiye kötü olmuyor, aslında FATF'nin amacı tam da bu: Herkes, kendi terörist dediğine aynı şeyi yapsın diye anlaşmak. Erdoğan'ın iki yüzlülük dediği bu: Anlaştığımız gibi yapıyoruz, karşımıza mahkeme çıkıyor, çıkmasın diyor özetle.

* * *

Diktatörün son günleri

Kâmuran Kızlak (Birgün)

20 yıllık iktidarında bütün kurumları yandaşlarıyla doldurmasına rağmen, devrim başlayınca o kurumlar neden Marcos'a sahip çıkmadı? sorusuna Enrile, Onun kaybettiğini herkes biliyordu. Hem içeride hem de dışarıda bütün desteğini ve meşruiyetini kaybetmişti. Seçimde zafer ilân etmesi seçim yolsuzluğundan başka bir şey değildi. Meclisteki çoğunluğu, yargı kurumlarına atadığı yanaşmaları ve terfi ettirdiği yeteneksiz generallerin onun yönetimini ayakta tutmaya yeteceğini sanıyordu. Yönetimi çürümüş, kokuşmuş bir suç rejimiydi. Bu kadar çok suça bulaşmış bir kaybedenin yanında durmak işlenen suçları sahiplenmek, ortak olmak demektir. Böyle birinin bekasıyla ülkenin ve devletin geleceğine sahip çıkmak arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarında çözülme başlar. Üstelik çözülme en uzaktan değil en yakından, ilk halkadan başlar diye cevaplamış.

* * *

Bizi sel, heyelan, fırtına, hortum bekliyor

Doğanay Tolunay → Tansu Pişkin (Bianet)

Tarımdan ormancılığa, turizmden sağlığa, sanayiden kentleşmeye kadar her alanda beklenen iklim değişikliği etkilerine karşı uyum çalışmaları yapılmalı. Bu çalışmalara kuraklık ve seller özelinde tarımda kullanılan su miktarının azaltılması, su tüketimi fazla olan sanayi sektörlerinden vazgeçilmesi, arazi kullanım planlanması, tarım, orman ve mera alanları ile doğal ekosistemlerin korunması, kentsel planlama ile çarpık kentleşmenin önlenmesi, kentlerin cazibe merkezi olmaktan çıkarılması, dere ve taşkın yataklarındaki yapılaşmanın önlenmesi, su hasadı çalışmalarının yapılması, sudan enerjiye kadar tasarruf kültürünün oluşturulması gibi örnekler verilebilir.

* * *

Covid-19 - Kuraklık-20

Önder Algedik (Duvar)

Meteoroloji alanında çalışanlar 4 aşamalı bir kuraklık tanımlıyor; meteorolojik, hidrolojik, tarımsal ve sosyal kuraklık. Yağışların azalması ile ortaya çıkan meteorolojik kuraklık, bunun devam etmesi ile su kaynaklarında azalma, baraj ve göllerde azalma, akarsularda ve özellikle kaynak sularında azalmayla karşılaştığımız hidrolojik kuraklık, daha ileri aşamalarda ortaya çıkan tarımsal kuraklık ve bunun ilerlemesi ile ortaya çıkan sosyal kuraklık.

Meteorolojik kuraklığı geçtiğimiz ortada. Bazı kentlere su sağlayan barajlarda su seviyesinde azalma haberleri de hidrolojik kuraklık sinyalini verse de henüz tam o aşamada mıyız bilmiyorum. Eğer bu kış kar yağmazsa çok güçlü bir ihtimal tarımsal kuraklık gelecek.

* * *

Daha Şeker'i yok!

Alper Görmüş (Serbestiyet)

İnsanın üzerinde yarattığı sevgi o kadar yoğun ve gerçekti ki, hayatı onunla paylaşan bir baba-kız aralarında şöyle konuşabilir ve bundan iki taraf da herhangi bir alınganlık peydahlamazdı:

Eylül: Baba, sana bir şey söyleyeceğim ama alınma lütfen: Şeker'den ilk defa bu kadar uzak kaldım ve anladım ki onu senden daha çok özlüyorum.

Ben: Bunda alınacak ne var kızım, gayet iyi anlıyorum seni; ayrı kalınca ben de Şeker'i senden daha çok özlüyorum.

* * *

Son tâciz-ifşa hadisesinin düşündürdükleri

Ümit Kıvanç (P24)

İnsanlık tarihini kendi aklının erdiği zamandan başlatmak, insanlık meselelerini kendi yaşam çemberindekilerden ibaret sanmak, kendinden saydıkları dışındaki herkesi hakir görmek, canının istediğine istediği hakareti edebileceğini var saymak, hiç bir sorunu nihaî olarak çözmeyi gözetmeksizin, hem sorunları hem mücadeleleri kişisel konum ve tatmin için kullanmak, öyle ki, sorun ortadan kalksa mutsuz olacağını belli etmek, yani benmerkezciliğin habis büyükşehir versiyonu ise olumlu hiç bir şeye yolaçamaz. Neyse ki derdi kendi olanlar biraz ortalığı kirletip çekiliyorlar, dünyayı hepimiz için daha yaşanır hale getirmeye niyetli insanlar yollarını açmayı biliyorlar.

* * *

Soykırımın sekiz aşaması

Alin Özinan (Kronos34)

Türkiye'de korkutucu bir yükseliş gösteren insanları ötekileştirme ve hedef gösterme gittikçe tehlikeli hale gelmekte. Yok etme çağrısında bulunanları belli ki daha önce haklarından gelinen konusundaki cezasızlıktan alıyorlar cesaretlerini ve güçlerini.

İçinde bulunduğumuz durumda en çok ana muhalefete, yani ülkenin eski sahibi seküler Türklere iş düşüyor. CHP artık cesaretli olmak ve AKP'nin gerçekten karşısına geçmek zorunda. Yerli ve milli muhalefet yapmaktan, kraldan çok kralcı olmaktan hemen vazgeçmeli.

Diğerleri için değil, kendi için. Çünkü sıra kendisine geldiğinde sesini çıkaracak kimse kalmayacak.

* * *

Sorunun yaratıcısından soruna çözüm olmasını istiyoruz

Taner AKPınar → Filiz Gazi (Duvar)

İnanın ki ben şunu anlayabilmiş değilim… Kimliksel sorunlar çok önemli sorunlar. Önemli olmadığını kimse söyleyemez. Cinsiyete dayalı sorunlar da böyle. Fakat neden bu sorunlarımızın peşine düşerken yaptığımız işten kaynaklı sorunlarımıza sırtımızı dönüyoruz? Bunu inanın anlayabilmiş değilim. Kimlik siyaseti, sınıf siyasetinin önüne geçmiş durumda. Her şeyden önce iktisadi olarak maddî hayatımızı sürdürmek ve yeniden üretmenin koşullarını yaratmalıyız ki diğer sorunlarımızla uğraşabilelim. Karnımız açken diğer hangi sorunumuz çözebiliriz?

Sınıf meselesinin önemine dair herhangi bir şey söylediğimizde alaya alınıyoruz. Şöyle tepkiler alıyoruz: Kimliksel sorunlarımızı devrimden sonraya mı erteleyelim? Söylediğimiz şey vulgarize ediliyor. Hiç bir sorunun o kadar beklemeye sabrı yok. Bu sorunların birleştirilmesi gerektiğini söylüyoruz.

* * *

CHP'nin kamulaştırması doğru mu?

Metin Yağin (Duvar)

Ayrıca devletin ödeme garantisi verdiği para da bu şirketlerin parası değil ki hadi bunu ödemeyeceğiz diyeceksiniz. Hayır onlar banka kredisi çektiler. Bankalar da 'Biz bu krediyi devlet garantisi olmadan verecek kadar salak değiliz' dediler. Garanti verildi. Onlar da mutlu-mesut, her şeyin mubah olduğu ticaretin kârını, kâr hanelerine yükleyip gittiler. Yoksa hepsi, şirketler, bankalar ve diğerleri, meselâ Kütahya Havalimanı'na bu kadar uçak inmeyeceğini biliyor. Hatta garanti olmasa da kârlı bu iş, çünkü işletmesi değil, bunun inşaatında kâr. Olmazsa bırakırız, kamulaşır mal yeniden. Ben meselâ hafriyattan, doldurmuşum zaten kâr hanemi, Farsça tanımlarsak…

* * *

Göçmenin korkusu

Ümit Kıvanç (P24)

Siyaset tartışmalarına insanın içindeki kötülük gibi bir mevzuyu sokmaya kalkmak pek naif, dünyada işlerin nasıl döndüğü konusunda uzmanlaşmış, kâinatı çözmüş gerçekçi şahsiyetlere göre pek amatörce, her şeyin nasıl düzeleceğini bilen ama kendisine yeterli imkân verilmediği için şimdiye kadar bunu başaramamış sol-gerçekçi siyaset erbâbı nezdinde pek zavallıca. Peki, kabul. Fakat siyasî, sosyolojik argümanlarla kolayca izah edilemeyen, kökü derinde bir insanlık probleminin var olduğu gerçeğini hatırlatmadı mı turuncu kafalı sahtekâr? Ve -şüphesiz başka yerlerdeki başka çapsız muhterislerin yükseldikleri, rağbet gördükleri, kalabalıkların zehirinden beslendikleri ve daha güçlü yeni zehirler saçtıkları ortamlarla birlikte- bu problemin ortak yaşama dair her potansiyeli beşiğinde boğmaya aday olduğunu apaçık göstermedi mi?

* * *

Trump tecrübesi ve biz

Ümit Kıvanç (P24)

En az o yazıdaki hilebazlık kadar hayret verici olan, bir kısım muhalifin de bu muhayyel illiyet bağını var saymasıdır! AKP'nin yok ettiği basın özgürlüğü konusunda Aydın Doğan'dan görüş alınabilmesine yolaçan şuursuzluğun kaynağıyla, muhabirleri düşmanın piyonu olarak hedef gösteren şarlatanın hainliği arasında rabıta var. Faşizan kitle ruhunu yalnız faşistler beslemiyor olabilir mi? Toplumları kutuplaştırarak kendine iktidar zemini yaratan otokrat adaylarının değirmenine, hayatına onlardan duydukları tiksintiyle yön veren birileri de su taşıyor olabilir mi? Otur dediğinizde oturmasını, kalk dediğinizde kalkmasını beklemediğiniz birine çomar adını takar mıydınız? Peki o niye sizden tiksinmesin bu durumda?

* * *

Hanımın ajansı

Önder Algedik (Duvar)

Kapitalizmin ekonomi politikası üretim ilişkileri dışında kapasitesi ile de çok alâkalı. Geçen yüzyılın başı ve ortasında gayet kamucu, kamulaştırma esaslı bir ekonomi politikası var idi. Kamulaştırma o dönemin kapitalist bir aracı idi. Yüzyılın sonunda üretim inanılmaz katlandı ve özelleştirme de devreye girdi. Türkiye özelleştirme konusunda dünyanın öncüleri arasında idi. 80'ler ayrı bir dalga iken, Kemal Derviş'in verdiği o yaşam öpücüğü ile hayata dönen Türkiye kapitalizmi ile 2000 sonrası yeni bir özelleştirme dalgası yaşandı. Artık kapitalist üretimin hızı ve birikim ile sermaye transferi hızlanıyordu ve kapitalist mülkiyet tekelleşiyordu. AK Parti bu dalganın partisiydi ve iktidarının ilk yılları Özelleştirme 2. 0 politikaları gibiydi. Ama 2010 sonrası –Anayasa referandumunu hatırlayınız- küçük enstrümanlar ile artık boşa yatırım dönemi, sorumsuz projeler dönemi şahlandı. Artık kapitalist üretim iyice vahşileşmiş, üretim deli gibi artmış, artık ülkenin ihtiyacı olmayan şeyleri üretmeyi geçin yıkımına üretim başlamıştı. Artık bu üretime uygun bir mülk modeli gerekiyordu. Onun adı belki Özelleştirme 3. 0 değildi. Çok ötesi idi. Emine Erdoğan hanımefendinin himayesine verilen atık sektörü başka bir şeydi.

* * *

Türedi zenginlerle alt sınıflar otoriter kucaklaşma içinde

Vehbi Başer → İslam Özkan (Duvar)

Öte yandan sözünü ettiğim politik toslama sürecinde, faturanın tamamen dindarlara ve dindarlığa kesileceği bir ters vektör oluşması bana kaçınılmaz görünüyor. Bu ters vektör altında, dindar duyarlılıklarından sıyrılalı zaten çok zaman olmuş, kamu kaynaklarının talanı aracılığıyla yeni oligarklar haline gelmiş eski İslamcıların da içinde bulunduğu Büyük Burjuvazi ile AK Parti süreci boyunca konum kaybına uğrayarak siyaseten yabancılaşmış Küçük Burjuvazinin el ele vereceği bir yeniden konumlanma da kaçınılmaz. Bu suretle, günümüzde dindarlık etiketiyle arzı endam eden bu taşralı görgüsüzlüğün büyük bir püskürtme harekâtına kurban gideceği anlaşılıyor.

* * *

Bu çağın kutsalı kârlılık, ölene şehit deniyor

Berrin Demir → Filiz Gazi (Duvar)

İş cinayetlerinde cinayet meydana geldikten sonra mücadelemiz başlıyor. Ölen ölmüş oluyor biz işin içine karıştığımızda. Türkiye'de o kadar az sayıda iş müfettişi var ki… Onların yetkilerini de kırpıyorlar. Esenyurt Marmara Park AVM'de yangın çıkmadan 2 ay önce bakanlar o binanın inşaatına ödül vermişlerdi. 'Güvenli çalışma ödülü.' 400 metre ötede işçilerin nerede kaldığına bakmadılar. İş veren nereyi gösteriyorsa onlar oraya bakıyor. Soma'da da bu oldu. Katliamdan 2 ay önce Çalışma Bakanlığı'nın teftişi yapılmıştı ve hiç bir kusur bulunamamıştı. İşçiler, bir kırmızı halı sermedikleri kalır müfettiş geldiği zaman diye anlatmışlardı. Müfettişin göreceği yerler güzelce hazırlanır. Önceden hazırlanmış yerler gösterilir. Oralara bakar giderler. Sonra bilmem ne hotelinde kuzu çevirilir.

* * *

Yeni normal, yeni karanlık çağ

Pınar Öğünç (Duvar)

Teknoloji üzerine farklı disiplinlerde işler yapan, yazar ve sanatçı James Bridle, Yeni Karanlık Çağ adlı kitabında Biz saplantılı şekilde dünyaya dair daha kesin hesaplar yapmaya çalıştıkça dünya giderek daha anlaşılmaz bir karmaşıklığa bürünüyor diyor. Hava durumu tahminleriyle, Soğuk Savaş paranoyasına dayalı askerî hamlelerle başlayan bu hikâyenin geldiği yeri, bu ağın bizi sarışını sorgulamanın ardındaki teknofobi değil. Hatta Bridle teknolojik ilerlemenin doğrusallığını ve bundan kaçınmanın olanaksızlığını var saymanın, insanlığın en büyük hatalarından olduğunu düşünüyor. İnsan zihninin kavramsallaştırabileceği şeylerin bir sınırı olduğunu kabul etmeye, artık yeni teknolojiye değil yeni bir kavrayışa ihtiyaç duyduğumuzu söylüyor.

* * *

 

51
Derkenar'da     Google'da   ARA