Patronsuz Medya

Artık neden cezaevinde olduğunu bile hatırlamıyor

Bahar Kılıçgedik (Artı Gerçek) 24 Haziran 2017

Çelebi'ye göre Özkan'ın yeniden yargılandığı dava şekilsel. Bu ortamda İzmir dosyasından askere ceza çıkmasını beklemediğini ifade eden Çelebi, şunları söyledi: Devlet orada öldürülen generalin failini bulmak ya da bir fail yaratmak istiyor. Bu olayı faili meçhul bırakmak istemiyor. Mehmet Emin Özkan, Türkçe bilmiyor, ama ifadesi Türkçe alınıyor. Tercümanın da olmadığı bir yerde nasıl ifadesi alınmış? Nasıl yargılama yapılmış? Bir fail bulunmuş ve devlet faili elinden çıkarmak istemiyor. 20 yıl sonrada pardon demek, yanlışlık yaptık demek ise cesaret ister. Sanırım bu cesareti de gösteremiyorlar. Belki de mevcut hakimler, konjonktürel yaklaştıkları için, 'birinin yaptığı bu yanlışı ben düzeltmeye kalkışırsam bana ne olur' endişesi de taşıyor olabilirler. Bu endişe olmasaydı, hukuk normal işlemiş olsaydı Özkan şimdiye kadar dışarıda olmuş olurdu.

Adalet sistemine güvenim yok, bir talebim de yok

Ahmet Altan (Diken) 24 Haziran 2017

Bir siyasî iktidarın hukuksuz işler yapmasını eleştirmek, Yapma diye uyarmak suç mu? Darbecilik mi? Uyarmayalım mı iktidarı?

AKP'nin ilk başkanlık seçimlerini kaybedeceğini düşünüyorum. Bunu söylemek suç değil.

İktidarın yargılanacağını söylüyormuşum. Evet söylüyorum. Suç işledilerse neden yargılanmasınlar?

AKP iktidarının yönetimden gideceğini söyleyerek, 'bu söylemler kapsamında darbenin gerçekleşeceğini' beyan etmişiz.

Boşuna beklemeyin. Ben sizin korkutabileceğiniz bir adam değilim.

Modern bireyin insanlık halleri

Alper Hasanoğlu (Duvar) 23 Haziran 2017

Yabancılaşmış ve tecrit edilmiş modern bireyin çok temel bir korkusu var. Özellikle devasa global şirketlerdeki kurumsallaşma adı altında hayata geçen bürokratik sistem içinde küçücük kalan bireyle kurum arasındaki uyuşmazlığın yarattığı var oluşsal korku. Hemen herkes maaşlı çalışan ve bu devasa bürokratik çarkın içinde kendi üstündeki yöneticisine bağımlı. Bu bağımlılık içinde yalnızca iş güçlerini değil kişiliklerini de satmış durumdalar; gülümsemelerini, tutumlarını, dostluklarını… Kendilerine ihanet eder durumdalar, çünkü yükselecekler mi, düşecekler mi hiç mi hiç bilmiyorlar. Kariyer basamaklarında tırmanabilirler ya da yoksulluğun tuzağına düşebilirler. Kapitalist bürokrasinin yarattığı bu korku ve kaygı hayatın başka alanlarında ortaya çıkabilecek bütün sıkıntılarından daha sert vuruyor.

Sol cemaatçilik, fetişizm ve 'Komünist idea'

Halûk Sunat (Birikim) 23 Haziran 2017

Peki, panzehiri nedir bu gidişin? 'Komünist ufka' sırtımızı dönmek mi? Yo, hayır. Yalnızca, 'komünist arzu'nun nesnesinin, gerekçesinin -üreten ama sömürülen; örneğimizde, en temel haklarına el konmuş- halk olduğunu (7); dahası, 'komünist idea'/ 'ideal' ile ilişkimizin, tümgüçlülük vehmimizi yansıttığımız bir mutlaklık değil; 'olası başarısızlıklar uzamında yol alışa müsait', her dem, taşıyıcı özneleri ile birlikte kendisini -hareket içinde- sınamaya açık tutan hipotez (8) nitelikli bir bağlanma olması gerektiğini aklımızdan çıkarmamaktır panzehirimiz. Bir başka deyişle, Umberto Eco misali, yaratıcılığa açık, özgürlükçü 'açık bir yapıt' olmalıdır mücadelemiz.

Bozuk saat

Hakkı Özdal (Duvar) 21 Haziran 2017

Osmanlı, işe ve ibadete gidilecek saatlerin tayini için Adana'nın ortasına bir saat kulesi dikmiştir ve Saat çalarken aslında hükümet seslenmektedir… Bugün, herkesin elindeki telefonda ya da kolundaki saatte vaktin kaç olduğunun görüldüğü bir zamanda, tarihi ve mimari bir değeri yoksa saat kulelerinin hiç bir pratik anlamı yok… Ama Kızıltepe Kayyumu, Uğur Kaymaz heykelini kaldırmak için o kadar sabırsız ve yerine bir şey koymak konusunda o kadar çaresiz ki, o manasız saati konduruveriyor ilçenin ortasına. Zahiren saat çalıyor ama manen hükümet sesleniyor: Bu saatte ne kadar maneviyat varsa hükümetimizde de Kızıltepe'ye karşı o kadar maneviyat var, diyor adeta.

Silsile yolu

İrfan Aktan (Duvar) 19 Haziran 2017

Uzun bir süredir, tabanındaki tüm tazyike rağmen adaletsizlikle ilgili şikâyetlerini silsile yoluyla iletmekte ısrar eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bile artık bu yolun sonuna geldiğini anlayarak yeni bir yola çıktı.

Bilen bilir, devlet memurları da şikâyetlerini silsile yoluyla ve bireysel olarak iletmek zorundalar. Toplu şikâyet yasaktır. Ömrünün uzun bir dönemini devlet memurluğuyla geçirmiş olan Kılıçdaroğlu, bugüne kadar bir siyasetçi gibi değil, memur gibi hareket etti. Fakat milletvekili Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasıyla birlikte Ankara'dan İstanbul'a yürümeye başlaması, memuriyetten siyasete atılışının ilk adımı olarak okunmalı. Dolayısıyla da Kılıçdaroğlu belki de ilk defa liderlik yoluna çıktı.

Yaşadığımıza şükreder halde olmak, 'kaderimiz' değil

Murat Sevinç (Diken) 17 Haziran 2017

'Sokak hak arama yeri değil' diyenler, zamanında Cuma Namazı çıkışlarında cami önlerinde eylem yapardı. 'Yollar çare değil' diyenler, 1998 sonbaharında İstanbul'da kilometrelerce uzunluğunda türbanlı kadın zinciri oluşturmuştu, benim de tanıklık ettiğim. Sahi, kılık kıyafet yasakları çok yakın zamanda kalkmış olmasına karşın, AKP iktidara gelince neden bıçak gibi kesilmişti sizce o eylemler? Ne tuhaf değil mi? Allah'ın işi, diyelim!

İşte o gün siyasal İslamcılar sokaklarda eylem yaptığında, birileri de bugünün III. MC mensupları gibi tepki verirdi. Türkiye'de ceberut zihniyet değil, yönetenlerin bıyık boyları, çorap renkleri ve saçmalamalarının ölçüsü değişiyor.

Cezaevi kullanma kılavuzu

Selahattin Demirtaş (Birgün) 17 Haziran 2017

İlk günlerde avukat görüşü vs için odadan çıkarıldığınızda koridorda birden ceplerinizi kontrol edip hücre kapısının anahtarını içeride unuttuğunuz telâşına kapılabilirsiniz, panik yapmayın. Burada kilit çok, anahtar yok.

Gece bir tıkırtı duyduğunuzda hırsız olmadığından emin olabilirsiniz. Cezaevinde hırsız var ama onlar başka odalarda kalıyorlar. Zaten küçük hırsız bunlar. Büyük olanları içeri atmıyorlar, korkmanıza gerek yok.

Demokrat Parti, demokrat bir parti miydi?

Murat Sevinç (Duvar) 15 Haziran 2017

DP, ticaret burjuvazisi ve büyük toprak sahiplerinin temsilcisi kimliğiyle, etkileyici bir halk hareketi sonunda, demokrasi için zafer sayılabilecek bir süreçte büyük başarıyla iktidar oldu ve yıllar içinde, toprağında filizlendiği demokratik sistemin sonunu getirecek bir yere savruldu. Kuşkusuz karşısında da demokrasinin sembolü sayılamayacak biri, İnönü vardı ancak iktidar sorumluluğunu taşıyan, DP idi. Hem söz konusu demokratik başlangıç hem de tüm buyurgan eğilimleri, aynı partinin farklı dönemlerdeki nitelikleriydi. DP'nin Türkiye'de darbeler geleneğini başlatan bir askeri darbe ile yıkılmış olması ve sonrasındaki berbat darbe yargılamaları; üç siyasetçinin bugün hâlâ altından kalkılamayan siyasal travmaya neden olmuş utanç verici idamları (TSK içindeki bir cuntanın marifetiyle), partinin aşamalarını ve sonunda vardığı noktayı görmeyi engellememeli.

'Kandırıldık' diyenlerden değiliz, bu vatanı çok sevdik

Semih Özakça (Diken) 10 Haziran 2017

Bizi tutuklamakla, çaresizce bize verilen destekleri engellemek, halkın gözünden uzak tutmak amaçlanmış ancak, verilen destek, ülke sınırlarını da aşarak birçok ülkeden ve örgütten, birçok kişiden destek mesajları, eylem ve etkinlikle karşılık bulmuştur. Yurt içinde yapılan destek eylemlerine çoğunlukla polis saldırısı ve gözaltısı yapılamaya devam ediyor. Öyle ki eylem alanımız ve evimiz olan Yüksel Caddesi, İnsan Hakları Anıtını dahi bariyerlerle çevirip anıtı cezalandırıyorlar, tutukluyorlar. Her yaptıkları uygulamada olduğu gibi bu durumun çelişkisini anlayamıyorlar. İnsan Hakları Anıtı bizim eylemimizle özdeşleştiğinden, bizi halkın gözünden uzak tutmak isterken, halka her gün burada 'işini isteyenler' var mesajını veriyorlar…

Katil kim?

Metin Yeğin (Duvar) 8 Haziran 2017

Çevre mücadelesi cinayetleri Türkiye'de de başladı. Dolaylı olanlardan değil, aradan kapitalizmi çekerek doğrudan işledikleri cinayetlerden söz ediyorum ve ne yazık ki her şey daha yeni başlıyor. Brezilya'da katledilen çevre direnişçisi Chico Mendes'in dedikleriyle bitirmeli o zaman: İlk başta kauçuk ağaçlarını kurtarmak için savaştığımı düşünüyordum, sonra Amazon ormanları için savaştığımı anladım. Şimdi farkında vardım ki aslında insanlık için savaşıyorum.

Kültürel iktidar: Arda'nın 'doğruları' ve Bergül'ün saçları

Hakkı Özdal (Duvar) 7 Haziran 2017

Ancak kültürü bir başka anlamıyla, gündelik hayata nüfuz eden ve yaygınlaşan bazı davranışlar, inanışlar, değerler, normlar vb ile aldığımızda Erdoğan'ın sözlerinin bir 'hakikati' yansıtması olanaksızlaşıyor. Nitekim 14 yıl süren ve bu kadar baskın, denetimci olan bir iktidarın genetik kodlarında ve güncel siyasal çıkarlarında gizli kültürel eğilimlerini topluma dayatmaması ve bu dayatmanın bir 'kitle kültürü' halinde sirayet etmemesi düşünülemez. Siyasal iktidar ile temsil edilen yönetim aygıtı ve iktisadi hegemonya kültürel 'sonuç'lara yol açar ve kendi işleyişini bir tür 'kültüre' çevirerek toplum içinde yayar. Bu, AKP'nin 15 yıllık iktidarı için de geçerlidir ve şu anda Türkiye'de popüler anlamıyla 'kültürel hegemonya' –eşyanın tabiatı gereği– siyasal iktidarın anlık bir görüntüsü, onun topluma bakışının dolaysız bir sonucudur.

Zeytin ve peynir nasıl kazanacak?

Önder Algedik (Duvar) 6 Haziran 2017

Bugün tasarının ne kadar kötü olduğunu anlatan, öldük bittik mealinde açıklamalar ile karşılaşabiliyoruz. Bu aslında tasarı zaten geçti haberi ile eş değer bir konu. 2016 Ağustos'unda TDK'dan AOÇ'ye kadar pek çok tesisin özelleşmesine bir anda insanlar karşı çıktı ve partiler masaya oturdu. Aynı günlerde Hakkâri ve Şırnak halkı sadece kendi vekillerine ciddi bir baskı yaptılar ve ilgili maddeleri çıkartabildiler. Bugün zeytin ve peyniri üretenden tüketene kadar geniş bir kitleyiz. İki kentin politikada yaptığını bütün Türkiye olarak yapmamızda hiç bir engel yok.

İnternet yok, patatesli peynirli gözleme verelim…

Murat Sevinç (Duvar) 6 Haziran 2017

Tek başına kullanmanın avantajları iyi hoş ama yine de önermem. Dünyanın bin bir türlü hali var. Yalnızca kaza değil, baş dönmesi, yaralanmalar, tek başınayken üstesinden zor gelinebilecek durumlar. Kabul etmek gerek, iki üç kişiyken, büyük şehir plakalı maganda dört çeker sürücüleri bile daha bir temkinli davranmak zorunda hissediyor. Ne bileyim, şakacı yanlarını fazla ön plana çıkarmıyorlar meselâ. Ya da içi sidik dolu pet şişelerini hemen önünüze atmıyorlar, misal.

Nasıl, yanlış okuduğunuzu mu düşündünüz? Hayır, ne yazık ki böyle bir 'gerçeği' var kara yollarının. Yol kenarında sıklıkla sidik dolu şişe görüyorsunuz. Şu çılgın Türk'ün muhayyilesini tam olarak kavramak güç olmakla birlikte sanırım, araç sahiplerinin çişi gelen çocukları için buldukları bir çözüm bu. Neden durmuyorlar, neden bir tuvalet aramıyorlar, neden o şişeyi yola atıyorlar gibi her makul insanın aklına gelebilecek bazı başlangıç düzeyi soruları, hemen hiç bir şey ifade etmiyor işte bu insanlara. Bütün inanışları, ideolojileri, aidiyetleri tam ortadan bölen ve 'hıyarlık' olarak adlandırabileceğimiz bir davranış biçimi var. Başka türlü yapamıyorlar belli ki ve ne yazık ki sayıları milyonları buluyor. Eh sen bir buçuk asır boyunca 'Batı'nın kültürünü değil de teknolojisini alalım' tartışması yaparsan, işte ortaya son model araç kullanır ve çok pahalı telefonuyla zevzeklik yaparken, sidik dolu şişeyi (ve tabii eline geçen hemen her şeyi) camdan atan bir 'hıyar' yaratırsın. Memleket dediğin de kaçınılmaz biçimde 'bostana' dönüşüverir.

ÇıkarınYoksaSanaNe kültürü

Ümit Kıvanç (Duvar) 2 Haziran 2017

Zaten özel olarak, haydi zeytini yok edelim, diye yapmıyorlar. Karşılığında öyle büyük çıkarlar söz konusu ki, o da olmayıversin diyorlar. Zeytini umursamıyorlar. Bu, son yıllarda -başta üniversite- pek çok alanda izlediğimiz üzere, neyi yok ettiğini bilmeden kırıp dökenlerin tipik tavrı.

Kendi çocuklarının geleceğini de umursamıyorlar. Bu onlar için çok kolay oluyor. Çünkü elbette umursuyoruz diyorlar ve çocuklarına bırakacakları para-pulu, apartmanı, şirketi, şunu bunu işaret ediyorlar.

Normal olmak artık çok zor

Alper Hasanoğlu (Duvar) 2 Haziran 2017

İnsanlık hallerinin biyolojik işaretlerini arayan ve bütün yaşayıp ettiklerimizin beyindeki nörotransmitterlerin bir oyunu olduğunu düşünen psikiyatri hastalıkların biyolojik ve genetik nedenlerinin peşinden koşarken insanın kendisini unuttu ve kaybetti günümüzde. Oysa insan biyolojisi ve genetiğiyle birlikte psikolojik ve toplumsal bir yanı da olan, içinde doğup büyüdüğü kültür ve 'Zeitgeist' tarafından da şekillendirilen ve bu nedenle de özgün ve biricik olan bir canlıdır.

Psikiyatriyi biyolojikleştirme çabalarının altında ilâç firmalarının aç gözlülük nedeniyle yaptıkları manipülasyonlar kadar kapitalizmin bireyselleşme yalanı üzerinden insanları tektipleştirme ve dolayısıyla düzene tabii kılma isteğinin de yattığını düşünüyorum. Ötekinin bir tehdit olarak algılandığı, yabancıya tahammül ve saygının kalmadığı tehlikeli bir dünyada psikiyatriye de toplum polisi olmak düşüyor ne yazık ki.

Kenan Bilgin ve Gezi: 'Kayıp' Türkiye'nin izinde

Hakkı Özdal (Duvar) 31 Mayıs 2017

Gezi, o sonsuz dönüşün kırılması umudunun elle tutulur hale geldiği ışıklı bir andı. Bu kayıp işçiler, kayıp yıllar, kayıp kuşaklar ülkesinin göğünde bir an bir şimşek gibi yanıp, onu kemirenlerin daha çok kişi tarafından görülmesini sağladı.

Kierkegaard'ın o bilinen sözünü tekrarlarsak, Hayat ancak geriye doğru bakarak anlaşılıyor ama sadece de ileriye doğru yaşanıyor… Geriye bakınca Kenan Bilgin'in göz göre göre kaybedilişini görüyoruz ve şimdiki 'zaman aşımı' kararını, bugünü o geçmişin kalıntısı haline getiren bir işaret olarak 'anlıyoruz'. Ama ileriye doğru, o 'zaman aşımı'na izin vermeden, başka kayıplara izin vermeden, şahsında bütün bir ülkenin kaybedildiği Kenan Bilgin ve öteki 'kayıplar' aramıza dönecekmiş gibi yaşamamız gerektiğini biliyoruz. Gezi'nin ışığını bu yüzden önemsiyoruz, 'geriye doğru' bakıp onu yeniden anlamak gerektiğini biliyoruz.

Yerel tohum takas şenlikleri

Tayfun Özkaya (Birgün) 30 Mayıs 2017

ABD gibi gelişmiş ülkelerde yürütülmüş tohum politikaları bu ülkelerde yerel tohum çeşitlerinin yüzde yüze yaklaşan oranlarda kaybolması ile sonuçlanmıştır. Merak etmeyin gen merkezlerinde bunları saklıyoruz deniliyorsa konu hiç anlaşılmamış demektir. En iyi koruma yerel çeşitleri ekerek olur. Yerel tohumlar kimyasallar olmadan yetiştirilebilir. Daha besleyicidir. Küresel iklim değişikliğine daha kolay uyum sağlanmasına yol açar. Çiftçi tarafından daha düşük maliyetle üretilebilir. Uygun kanallar geliştirilirse çiftçinin eline daha iyi fiyatlar geçebilir. Gerek üretirken gerekse tüketirken halk sağlığını daha iyi korur. Ancak bütün devlet politikaları bu yerel tohumlara ve agro ekolojik tarım sistemine karşı çalışırsa bunu gerçekleştirmek epeyce zor olacaktır. Ancak başka çare yok. Endüstriyel tarım sistemi dünyayı ve insanlığı yok olmaya sürüklüyor.

Tekme, diyorum; kargo, diyorum

Ümit Kıvanç (Duvar) 25 Mayıs 2017

Başına, diyorum, kadının başına vurmuşlar. Yere düşmüşe tekme, Diriliş'in simgesi artık. Soma, Washington, Ankara, fark etmiyor. Diriliş. Postallı, ruganlı, bağcıklı tekmelerle gelecek. İslâm Devleti örgütü çöllere, dağlara çekiliyor. Halifelik rekabetine de hacet kalmayacak. Mübarek.

Mitinge denk gelmedi. Kezban Hanım'ı yuhalatmak nasip olmadı. Onlar ne mübarek… Maça denk gelmedi. Tribün mahzun. Ver postalı.

Kemikler kargodan çıktı nihayet. Yetmiş yaşındaki Kemal Gün doksan gün açlık grevi yaptı. İşgaliye şu bu, öyle görünmez ama mühimdir devlet idaresinde. Sonra başkaları yüz bulur. Kamu alanını işgal etmek, kirletmek, şu bu mühimdir. Kemikler, diyorum. Şu bu, diyorum. 18 bin lira mıdır nedir, ceza kestiler. Devlet, diyorum, ceza kesti. Kargoya verdi.

Hangi 'Çin rüyası'?

Cemal Tunçdemir (T24) 24 Mayıs 2017

'Çin Rüyası'nı, Çinli liderler bile ülkelerinin gücüyle ilgili bırakın ABD'ye AB'ye açıktan meydan okumayı, Rusya, Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi bölgesel rakiplerini bile rahatsız etmeyecek çok özenli bir dil kullanmaya çalışırken, 'Çin ile birlikte Amerikan hegemonyasına meydan okuyoruz', 'Batıya karşı Doğu' gibi, her zaman hislerini düşünce zannede gelmiş, 'duygu' ile 'düşünce'yi ayırt edemeyen Ortadoğu entelektüelinin, kahvehane kafası düzeyindeki yüzeysel fantezileri ile okumak da büyük hata olur.

Selfie çağının tragedya kahramanları

Ümit Kıvanç (P24) 20 Mayıs 2017

Bu tatminsizlikte, kendini bir türlü yeterince güvende hissetmemede şüphesiz etraftaki herkesin kahramanımızın beklediği şekilde davranmaması, davranmayacağının bilinmesi rol oynuyor. Sadakât bekliyorum, dediği FBI başkanından, Size ancak dürüstlük vaat edebilirim cevabı alan trajik muktedir, elbette o saniyeden itibaren kendini tehdit altında hissedecekti, başka nasıl olabilirdi?

Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir

Ahmet İnsel (Cumhuriyet) 20 Mayıs 2017

Sivil itaatsizlik hukukun genel reddi değildir. Ne de herkesin kendi kafasına göre kendi yasallığını ilân etmesidir. Evrensel kabul görmüş ilkeler adına, hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi için veya bunun daratılmasına karşı çıkmak için verilen, şiddet içermeyen mücadelelerin bir parçasıdır. Meşru olmayan yasaya, meşruluğunu yitirmiş iktidara hayır demek ve bu meşruiyet yitimi devam ettikçe bunda ısrar etmektir. Adam sendeciliğe, her şey boşunacılığa, kısacası sinizme ve konformizme teslim olmamak, insanlık onurunu savunmak demektir.

Kötü yönetim ve dış siyaseti

Nuray Mert (Cumhuriyet) 19 Mayıs 2017

Evet, Türkiye kötü yönetiliyor, bir partinin, zihniyetin toplumsal desteğinin, aldığı oyun yüksek olması, onu iktidara getirir, ama her iktidara gelen iyi yönetir, siyaseti sorgulanamaz demek değildir. Tam da bu nedenle, Türkiye'nin kötü yönetime mahkûm olması sadece bir iktidar değil, aynı zamanda muhalefet meselesi. Başta ana muhalefet partisi olmak üzere, genel olarak muhalefet parti ve çevrelerinin de iç ve dış siyaset ufukları son derece dar ve sorunlu. Bakın, Erdoğan'ın ABD ziyareti öncesi, CHP'nin dış ilişkilerde uzman milletvekili Öztürk Yılmaz, iktidarı Kuzey Kore kadar bile dik duramamakla eleştirdi. Bu bile başlı başına bir skandal! Aklı başında bir muhalefetin gereği, Türkiye'yi dünyadan koparıp, Kuzey Kore mi yapacaksınız diye uyarmak iken, söylenene bakar mısınız?

Dünyanın ekseni Asya'ya mı kayıyor?

Cemal Tunçdemir (T24) 14 Mayıs 2017

Batı'nın başarısı, Asya'nın yükselişini kabul etme ve bunu kendisine tehdit olarak algılamaması oranında olacak. Tarihçi Eric Hobsbawm, 'şimdinin kalıcılığı' illüzyonunun bir kişi, ülke ve uygarlık için ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. İmparatorluk ve uygarlıkların çöküşünü inceleyen bütün araştırmalar, çöküşlerin hep mutlak başarılı biz ve beş para etmez onlar gururuna kapılmayla başladığını gösteriyor. Arayışını bitiren, kendine hayran olmaya başlayan her insan, her hareket, her uygarlık ölüyor. Çünkü bir şekilde kendisini ve kültürünü, ötekilerden ve ötekilerin kültüründen üstün görmeye başlıyor. Bu ise, değişen dünya dinamiklerini görme yetisini kaybettiriyor. Değişen dünyaya ayak uyduramamanın sonuçları ise her zaman ölümcüldür.

Hak, hukuk, kamu ve devlet

Dinçer Demirkent (Duvar) 14 Mayıs 2017

İnsanların karşılarında devlet olarak gördükleri yargıçların kararlarının nasıl oluştuğunu yaklaşık beş yıldır televizyonlardan izliyoruz. Devletin en cisimleşmiş hali olan asker ve polislerin nelerle uğraştıkları sayfa sayfa ortalara saçıldı. Çocukları emek vererek devlet memuru olmaya çalışanların haklarının nasıl gasp edildiği, tarikatlara açılan kadroları, mülâkat sistemini, ayrımcılığı artık herkes derinden hissediyor. Tek parti yönetimi, otoriterleşme gibi modern siyaset bilimi kavramlarının ötesinde bir şeyden bahsediyorum. Artık devlet bütçesinde cumhurbaşkanının örtülü ödenekteki payının artmasından bahsetmiyoruz. Artık varlık fonu olarak adlandırılan devletin şirketleşmesi ve bir kişinin ticarî siciline kaydedilmesinden bahsediyoruz.

Panzerle gezilen sokaklar kimindir?

Ali Duran Topuz (Duvar) 9 Mayıs 2017

Bence de alkol yok. Alkollü kimse yok. Güç sarhoşluğu var… Muhalif tarafından da iktidar tarafından da panzerle sokaklarda gezmenin normal sayıldığı yerlere has bir sarhoşluk. Her şeye kadir olmanın gücünden sarhoşluk. Hukuk dışı değil, hukuk öncesi güçten sarhoşluk. İnsanları yerlere yatırıp, Türkün gücünü göreceksiniz diyen güçten sarhoşluk. Beş bin on bin metreden 34 kişinin canını bomba yağdırarak alanları yargılamamayı devlet olmanın gereği sayan sarhoşluk.

İslamcılık, çirkin itiraf

Nuray Mert (Cumhuriyet) 8 Mayıs 2017

Taşgetiren diyor ki, Çıkarlarınız elverdiği ölçüde Batı ile de, başkaları ile de ilişki kurabilirdiniz (27 Nisan 2017). Öncelikle Türkçesi bozuk, doğrusu 'imkânlarınız elverdiği ölçüde' veya 'çıkarlarınız gereği'. Bunu geçelim, zira bırakın Osmanlı medeniyetini ihya etmeyi, pek çoğu düzgün Türkçe yazamıyor. Daha önemli olan cümlenin mahiyeti, kurnazlık, çıkarcılık ve yalancılığa ideolojik süs verme girişimi, nereden baksanız çirkin bir itiraf! Başkaları, yani Batılılar ve daha önemlisi, 'demokrat' oldukları için İslamcıların hak ve hukukunu savunanlar ile çıkar temelli ilişkiler kurulacak, siz demokrasi adına çaba gösterdiğinizi sanırken Ahmet Bey'in kafasında bin bir plan olacak, zamanı gelince karşınıza geçip bunları yüzünüze söyleyecek. Bana sorarsanız, İslamcılık dahil hiç bir ideoloji bu denli rezil edilmeyi hak etmiyor, içlerinde doğru bildikleri yolda sözünün arkasında duranlar, bedel ödemeyi göze alanlar var, olmalı.

Ay sizin hâlâ umudunuz mu var!cılık

Ümit Kıvanç (P24) 7 Mayıs 2017

Umudunu yitirmiş ve bu yüzden her şeyi anlamsız bulan insan da olur elbette. Bunlar tek yönlü basit tanımlarla geçiştirilemeyecek konular. Lâkin Ay hâlâ umudunuz mu var! diyenlerin sınıfı, familyası bu değil. Geleceğe yönelik her türlü umudunu gerçekten yitirmiş insanı genellikle ayırt edemeyiz. Çünkü bas bas bağırmaz. Çoğunlukla bizi de umursamaz. Dikatleri üzerine çekecek bir hali tavrı yoktur. Ay siz hâlâ!cılar ise aksine, neden bilinmez, sahne düşkünü: Spotlar beni aydınlatsın, ben de birden ortalığa fırlayıp şu boş işlerle uğraşanların akledemediği şeyi haykırayım!

Adaletsizliklere karşı, yaşamı sahiplenmek

Murat Sevinç (Diken) 6 Mayıs 2017

Öne sürülen yaşamlar, asıl muhataba bir şey ifade etmiyor ne yazık ki. Bu satırları yazmaya başlamadan hemen önce, Silopi'de bir eve giren panzerin uyuyan iki çocuğu ezip öldürdüğü haberini okudum! İnsan yaşamının bir 'uyarı' ya da 'hak arama' aracı olarak öne sürülmesi, yaşamın değerli olduğu topraklarda karşılık bulabilir. Türkiye gibi memleketlerde değil.

Burada, Türkiye'de, o yaşamlara kayıtsız kalmayacak olanlar, zaten olup bitenin müsebbibi değil, mağduru konumundakiler.

Pışt, akademisyen, tostçuda buluşalım mı?

Murat Sevinç (Duvar) 2 Mayıs 2017

Zavallılar, bizi kampüse, evimize almıyorlarmış. Üniversite babalarının malı ya! E biz de gelmeyiz o zaman. Cankatan'da içeriz çayımızı, kahvemizi. Eş dost görüp iki satır hasbihâl için kampüs şart mı? Değil elbet. Yeni yetme öğrencilerden sık işittiğim son derece saçma/uydurma ve bir o kadar matrak, 'aldırmazlık' belirten bir ifade var. Çok da fifi, diyorlar…

AKP-CHP-MHP falan hikâye! Bu ülkenin tek partisi var: Devlet

Ergun Babahan (Artı Gerçek) 30 Nisan 2017

Zenginliği sadece devlet üzerinden sağlamış, bilimde-sanatta sürekli çuvallamış, güçlü bir sivil toplum oluşturamamış ülkelerde hayatın her alanını devletin kontrol etmesi kaçınılmaz bir gerçeklik. Türkiye, gerçek bir burjuvaziye sahip olamadığı ve hiç bir zaman olamayacağı için de gerçek bir demokrasi olması neredeyse imkânsız. Bu girdiği yolda çoğulcu bir demokrasiye ulaşması artık mümkün değil.

Toplumun yarısına yakınının bu gidişattan rahatsız ve mutsuz olduğu bir tabloda da bu durumun yaratacağı tek şey kaos ve yoksulluk olacaktır.

Türkiye cehenneminin yaşamadan cenneti göremeyecek belli ki…

Doktorları çıldırtma kılavuzu

Uğur Aflay (Duvar) 30 Nisan 2017

Ama haksızlık yapmayalım kendini dövdüren arkadaşlarımız da oldu. Röntgen filmine bakıp yanlış kaynamış bu, hangi p. Z. V. N. K. Ameliyatı yaptıysa gidip dövün demişti bir ortopedi uzmanımız. Ameliyatı 6 ay önce kendisi yapmıştı ama yoğun hasta trafiğinden hatırlamıyordu. Hasta yakınları doktor arkadaşın ricasını kırmadı.

Furkanlar, Pelikanlar, 'Manyak'lar

Hakkı Özdal (Duvar) 27 Nisan 2017

Solun silindir gibi ezilmesini neredeyse keyifle seyreden, sonra 'boşta' kalan sosyal adalet arayışını dindarlık görüntüsü arkasında gasp ederek, çalışanların, emekçilerin yeni ve daha adil bir dünya kurma umudu ve enerjisini sömüren; iktidara kurulunca onları daha fazla sisteme bağlayan, ülkenin ortak kazanımlarını satıp savarken ekmeğinin elinden alınmasına itiraz eden TEKEL işçilerini gaz ve sopa zoruyla bastıran, itiraz edeni de 'dış güçlerin maşası', 'din/dindar düşmanı' diye etiketleyen bunlar değil miydi?

Şimdi ne birinin ne de diğerinin bugün verdikleri kavganın İslam, bağımsızlık vs davası olduğuna inanmak mümkün mü?

Haydin savaşa, haydin savaşa!

Ümit Kıvanç (Duvar) 27 Nisan 2017

Somutlayayım: Ankara, Suriye'de bir toprak parçasını, uzun süre kamuoyunu oyalayacak, heyecanlandıracak bir millî mesele olarak ele geçirmek, bu amaçla daha fazla çatışmaya girmek, oradan gelecek şehitler üzerinden bir seferberlik atmosferi yaratmak ister görünüyor. Bu yolda zaman zaman ABD ile, Rusya ile papaz olunacağı da elbette biliniyor ve göze alınıyor. Böyle kapışmalar da hem millî seferberlik ruhunu güçlendirecek hem milletin kendini daha güçlü hissetmesini sağlayacaktır. Bunlardan görülecek zararı milletin önemsememesini sağlamak, kendileri asla zarar görmeyecek olan lider ve ideologların görevidir. Toplum çoğunluğunun halihazırda kapılmış olduğu histeri, şimdilik bunun zor olmayacağını gösteriyor.

Değerler hiyerarşisi yoksa…

Bağış Erten (Cumhuriyet) 26 Nisan 2017

Bir futbolcu intihar etti bu ülkede. Yabancıydı. Uzaktaydı. Pek gündem yaratmadı. Çekya futbolcusu Gaziantepsporlu Frantisek Rajtoral kendini astı. Ondan sonraki maçlarda onun için bir saygı duruşu olmadı. Neyse ki bu durumu federasyon, haftaya telâfi ediyormuş. Ama bunu talep edenlere sosyal medyada gelen tepkiler korkunç. İddia o ki intihar saygıya lâyık değilmiş. Peki ne saygıya değer? Hangi değerlerimize saygı duyalım? Bize biri tane tane anlatabilir mi acaba?

Eski 'sol' popülizmden yeni 'sağ' popülizme

Erinç Yeldan (Cumhuriyet) 26 Nisan 2017

Bu ortamda kapitalist sisteme karşı olası toplumsal muhalefetin bastırılması ise ancak milliyetçi '65tnik/cinsiyete dayalı ayrımcılıkların körüklenmesini gerekli kılacaktı. Yeni sağ popülizm denilen olgu (aslında doğrudan neofaşizm) işte bu ortamda yeşerdi. Ancak bu koşullar altında sermayenin artık liberal burjuva demokrasisinin maliyetlerini karşılayamadığı ve demokrasi kurumlarının da sermaye birikimi önünde ayakbağı olduğu görülecektir. Samir Amin'in deyişiyle kapitalizm artık dünyayı savaş konjonktürü olmadan yönetemez konuma sürüklenmektedir.

Bulantı

Tayfun Atay (Cumhuriyet) 21 Nisan 2017

Ne yüzde 49'luk müthiş Hayır oyundan çıkan hayr ve onun kıvancı, mutluluğu, umudu…

Ne de çalınmış oyların, geçersiz Evetlerin, mühürsüz seçimin öfkesi, isyanı ve geleceğe dönük korkusu…

Hâkim hissiyat bulantı…

Ve bu hissiyatı iyice arttıran en önemli sebep de tüm bu olup bitenlerden sorumlu zevatın güya din-iman sahibi, namazında-niyazında insanlar olması…

Onların gece yattıklarında ne hissettikleriyle, başlarını yastığa koyduklarında vicdanlarının ne ses verdiğiyle ilgilenmekten öte…

Alınlarını secdeye hâlâ nasıl koyabildiklerini de merak ediyorum!

Beklenen oldu!

Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet) 20 Nisan 2017

AKP'nin ülkeye istikrar getirme şansı artık yoktur; Financial Times'ın da vurguladığı gibi, ülkenin yarısını artık kesin olarak kaybetmiştir. Washington Post'un çirkin zafer olarak nitelediği bu durum, Le Monde'un deyimiyle ülkeyi yönetilemez noktaya getirmiş, bir gerileme sürecine sokmuştur. Zeit de Cumhuriyet öldü saptamasının ardından soruyor: Erdoğan kazandım dedi, gerçekten kazandı mı diye soruyor. Şimdi, muhalefet üzerindeki baskı ve devlet terörü kaçınılmaz olarak artacaktır. Buradan nereye gidileceği şimdilik belirsizdir! CHP liderliğinin tutumu gidilecek yolun yönünü belirleyebilir.

Hınçla ters takla?

Aydın Selcen (Duvar) 19 Nisan 2017

Korkarım, ileride bugünleri tarihsel, toplumbilimsel açılardan açıklayan değerlendirmeler yapıldığında, hınç kavramı merkezi önem arz edecek. Hınçla, ite kaka, zorla Türkiye gibi gecekondu statüsünde addedilemeyecek bir ülkeye 200 yıllık bir ters takla attırılabileceğine ben inanmıyorum. Ortak çatımız cumhuriyetin taşıyıcı sütunlarına hınçla saldırmanın, ülkenin damarlarındaki alyuvarlar olan her kesimden aydınları, sekülerleri hınçla ötekileştirmenin, hakkını arayan Kürdü, Aleviyi yine hınçla kriminalize eden yaklaşımın çatıyı başımıza göçerteceğinden ciddi biçimde kaygı duyuyorum.

Karşı şeridi tıkamayacaksın

Ümit Kıvanç (Duvar) 18 Nisan 2017

Evet, geçtiniz. 7 Haziran 2015'ten beri geçtiniz, dörtnala gidiyorsunuz. Lâkin artık epey yorgun bir at, altınızdaki. Üstelik, salak yerine koyduğunuz bizler, o günden beri sizi izliyoruz. Gücümüz yetmedi, durduramadıysak, ne maksatla nereye koştuğunuzu görmüyor değiliz.

Ve bakın, çalıntı malzemeyle inşa edilen yapılarınızın üst katlarına tırmanarak yüksele yüksele hepimizi minicik böcekler gibi görmeye başladığınız irtifadan fark edemediniz, her yaptığınız Üsküdar'dan, Eyüp'ten de görünüyor. Biz size minik böcekler gibi görünüyorduk, anlayamadınız, siz koskocaman ortalıktasınız, her yaptığınız meydanda.

Atı alan Üsküdar'dan öteye geçebilecek mi?

Ahmet İnsel (Cumhuriyet) 18 Nisan 2017

Seçim yasasını resmen ihlâl ederek, zor belâ ve ucu ucuna kazanılan resmi sonuçlar, Türkiye'de parlamenter rejimi, çoğulcu demokrasiyi, laikliği farklı gerekçelerle de olsa savunan ve en önemlisi tek adamın hükümranlığına kararlılıkla, her türlü tehdidi göğüsleyerek karşı çıkan bir yüzde elli olduğunu gösterdi. Bu yüzde elli, bu referandumun meşruiyetini hiç bir zaman kabul etmeyecektir. Bu yüzde elliye karşı Cumhurbaşkanı'nın 16 Nisan akşamı yegâne somut vaadinin, en kısa zamanda ölüm cezasını uygulamaya sokmak olması, yakın geleceğimizin daha da büyük bir yarılmaya ve çatışmalara gebe olacağını gösteriyor. Seçim sonuçlarına olan genel güvenin yitirildiği, seçim meşruiyetinin kalmadığı bir ortamda bu işin sonunun nereye varacağını kestirmek artık mümkün değildir. Unutmayalım, atı alana Üsküdar'ın ötesine gitmesine izin vermemeye kararlı bir yüzde elli de bu ülkede artık mevcuttur.

'İstanbul Türkiye'nin özüdür' ve kaybedilmiştir

Hakkı Özdal (Duvar) 17 Nisan 2017

1994'te, medya tarafından görmezden gelindiği koşullarda İstanbul'u kazanarak başlayan bir siyasî yükselişin; 2017'de, bu kez tamamen ele geçirdiği medyada kendinden başka kimseyi göstermeyerek ve dahası, geçmişte kendisine yapılmamış bir şekilde, siyasî rakibi neredeyse yasaklayan, kriminalize eden, terörizm, hainlik vs ile eşleyen bir kampanyanın sonunda İstanbul'un kaybedilmesi noktasına gelmesi anlamlıdır.

Efsaneler, gözyaşları, hariciye…

Aydın Selcen (Duvar) 16 Nisan 2017

Camus, Dostoyevski'nin Tüm dünyanın ilmi bir çocuğun gözyaşlarına değmez temasını başkaldırı felsefesinin temeli yapmıştı. Bir kişinin bile ölmesi yeterince büyük bir felâket. Ortadoğu'daysa bir çocuk hayatının değerinin maalesef bir kuzu, bir tavuk kadar değeri yok. Görülebilir gelecekte bu durumun değişeceğine dair emare de yok. Orta sıklet ülkenin de dış siyaseti pek başkaldırı kaldırmıyor. Salt ABD karşıtlığı üzerine bina edilecek dış siyasetle de Ortadoğu'da pek yol alınmıyor.

Erdoğan'ın reytingi

Hakkı Özdal (Duvar) 12 Nisan 2017

Peşinen şunu söylemeliyim: Reytingler çok kötü! Cumhurbaşkanı'nın, (zaten onlar da canlı yayınlanmakta olan) mitinglerde Akşam şu kanaldayım, izleyin diyerek duyurusunu yaptığı, ilgili kanalların günler öncesinden başlayan kampanyalarla tanıttığı bu 'özel yayın'lar seyredilmiyor ve reyting sıralamasında giderek daha aşağı sıralara düşüyor.

Yemen için de ağlar mısın İvanka!

Fehim Taştekin (Duvar) 12 Nisan 2017

Amerikan-İngiliz destekli bu savaşta Yemenlilerin ödediği bedel çok ağır. BM'nin Haziran 2016'daki verilerine göre Yemen'de 14. 1 milyon insan yani nüfusun yarısı açlık tehlikesi altında. 460 bin çocuk ağır beslenme sorunu yaşıyor. Durum son bir yılda daha da ağırlaştı. BM Mülteci Ajansı'nın birkaç gün önce açıkladığı veri, açlık tehlikesi altında olanların sayısının 17 milyona çıktığını gösteriyor.

İnsanları açlığa mahkûm eden kasıtlı bir bombardıman stratejisinden bahsediliyor. Suudilerin hedef listesi fikir veriyor: Gıda üretim tesisleri, tarımsal ve hayvansal çiftlikler, gıda depoları, pazar yerleri, su tesisleri, gıda kamyonları.

Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu

Aydın Selcen (Duvar) 9 Nisan 2017

Her gördüğünüz sakallı babanız olmayabilir. ABD'de yeniden cumhuriyetçiler iktidarda. Mevcut yönetimde aşırılıkçı sağcı Bannon gibi isimler var. Ama bunlar GWB döneminde iktidardakiler değil. Bu dönemde hiç bir neo-con karar alıcı konumunda yok. Çünkü neo-con, aşırı sağcı demek değil. Veya İran'daki Kum Şiiliğin havzalarından biri. Herkes kara cübbeli, sarıklı olabilir, ama aralarında öyle reformist, derin bilgeler var ki Batı'nın önde gelen üniversitelerinden birine taşıyın, teoloji veya felsefe profesörü olabilir. Öyle de oluyor zaten. Yani renkler kadar tonları ayırdedebilmek diplomasi için vazgeçilmezdir.

Yalanın tarihi: Sarıkamış'tan Çanakkale'ye

Hasan Kaya (Duvar) 27 Mart 2017

Birinci Dünya Savaşı'nın genelinde baktığımızda bir kahramanlıktan çok, Alman emperyalizminin elinde oyuncak olan Osmanlı Paşalarının hazin sonlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bunu gurur meselesi yapan tarihçilerimiz mesleklerini bir kenara bırakarak, edebi söylemlere sarılmış kahramanlık destanları yazmayı yeğlemişlerdir.

Suyu musluk değil, ticaret tüketiyor

(Evrensel) 22 Mart 2017

Çoğu insan tarafından suya bir bedel konulması kabul görüyor. Gaye Yılmaz, bedeli olmazsa insanlar suyu fütursuzca harcar şeklindeki tartışmanın doğru olmadığın söyledi ve ekledi: Emek gücü tarafından üretilen ürünler ile doğanın sunduklarının bir bedel karşılığında satılması tasarrufu değil tam da tersi savurganlığı arttırır. Bunun en çarpıcı örneği bugün dünyadaki balık tüketiminin üçte birine eşit miktardaki balığın sadece paketleme standartlarına uygun büyüklükte olmadığı için 'çöp' olarak atılıyor olmasıdır.

AKP, AB'den alabileceğini aldı

İlhan Uzgel → İrfan Aktan (Duvar) 18 Mart 2017

BOP aslında açık bir belgedir, gizli bir şey yoktur ortada. AKP'dir aslında BOP. İslamcıların ılımlı hale getirilerek küresel kapitalizme dahil edilmesi projesidir. Toprakla ilgisi yoktur. BOP Amerika tarafından, üstelik Irak işgalinden hemen sonra, 2004'te ortaya atıldığında bu doğrudan Ortadoğu'yu bölme planı olarak görüldü. Oysa hiç ilgisi yok. BOP'un en önemli noktası, kadının konumunun güçlendirilmesidir meselâ. Mikrokredilerle bir orta sınıf yaratılmasıdır. Yani İslamcıların normal siyasete dahil edilmesi projesidir. Yer altında kalıp silâhlanmayın, gelin yasal sınırlar içinde siyaset yapın projesidir.

Gürültü hasılatı

Fehim Taştekin (Duvar) 15 Mart 2017

Milliyetçi-muhafazakâr çevreler portakal hançerleyerek Avrupa'ya haddini bildirmenin gururunu yaşayabilirler. Fakat bu sarhoşluk, Türkiye'nin artık bir 'sorun' olarak görüldüğü gerçeğini değiştirmez. Sadece Avrupa'daki aktörler değil ABD de 16 Nisan referandumunu etkilememek için sözlerini ertesi güne saklıyor.

Venedik Komisyonu'nun referandumda oylanacak anayasa taslağının Türkiye'yi otoriter bir sisteme götüreceği uyarısında bulunması; Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Denetim Komisyonu'nun siyasî ve hukuksal planda Türkiye'yi denetime alması ve Avrupa Komisyonu'nun ilerleme sağlanamayan reform alanlarında öngörülen yardımları askıya alması zor bir döneme girildiğine işaret ediyor.

Güç ile gürültü arasındaki farkı görmemiz uzun sürmeyebilir.

Burjuva devlet bir vampire dönüşürken

Fikret Başkaya (Özgür Üniversite) 12 Mart 2017

Türkiye'de siyaset, oldum olası bütçenin ve hazinenin yağmalanması için yapılan bir şeydir ama AKP ölçüyü iyiden iyiye kaçırdı. AKP döneminde imar faaliyeti tam bir yıkıma ve yok etmeye dönüştü. Oysa imar, Arapça ümrân'dan türeme bir kelime: 1. Ma'murluk, bayındırlık, bayındırlaşma; 2. Medeniyet, ilerleme, refah ve saadet, mutluluk anlamlarını içeriyor. Bir bütün olarak insanların ve toplumun durumunun iyileşmesi, bir üst aşamaya yükselmesi, uygarlaşması demeye geliyor. AKP'nin yaptığıysa tam bir yıkım ve yok etme operasyonu… Ne var ne yoksa, betonlaştırıyorlar asfaltlaştırıyorlar. Yol, köprü, tünel, konut yapılmamış, yağmalanmamış bir karış yer bırakmamaya yeminliler. Ne yazık ki, insanlar bu güne kadar bu saldırı karşısında etkin bir karşı duruş ortaya koymayı başaramadı.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

195