Patronsuz Medya

İyi uykular Türkiye!

Ali Duran Topuz (Duvar) 21 Eylül 2019

Ankara'da sadece valiler mi var, savcılar da var. Bu sayede Türkiye Selâhattin Demirtaş tehlikesini atlattı. Duymadıysanız duyun, Selâhattin Demirtaş tahliye olacakmış. Bunu duyan savcı zaten daha önce yöneltilmiş suçlamayı yeniden yöneltti. Tutuklama istedi. Türkiye bir hukuk devleti. Öyle her isteyen hakkında tahliye kararı verildi diye cezaevini terk edemez. Daha yazacağı çok öykü var, çok roman var. Kabile devletinde, muz cumhuriyetinde hapiste öykü roman yazılmaz, yazdığına göre hukuk devletiyiz, kesin. Savcı ister de yargıç durur mu? Kararı tefhim bile etmeden verir gider. Ankara'da yargıçlar da var.

Neden bu kadar öfkeliyiz?

Gülgün Türkoğlu Pagy (Duvar) 16 Eylül 2019

Plastik aksammışızcasına sürprize, yeniliğe kapattığımız yaşamlarımızda öteki, yalnızca, ben imgemizi benzer bir korkaklıkla desteklediği sürece var olabiliyor. Yalnız kalma korkusu, bizi, bu rutinin tekrarına itiyor. Günümüzde belki de yaygın olduğu kadar şaşırtıcı olan şey kesip atma tavrıdır. Dostluk pek nadir. İlk sorunda, sözde dostluklar kesilip atılıyor. Plastik mikro partiküller kökleri ele geçirmiş belli. Dostluk kurmak cesaret ister. Ufak tefek problemlerde, ya önce kaba bir bildirim alıyor, sonra ortak alanınızdan hatta iletişim kanallarından bloklanıyorsunuz ya da ortak planlarınızdan atılıyorsunuz ve hiç bir şey olmamış gibi bir sahtelik içinde var olmanız bekleniyor. Ne çirkin! İnsan olma çabası mertlik gerektirir.

Memlekete gitmek

Funda Cantek (Duvar) 13 Eylül 2019

Bizde memleketçilik karakteristik bir özellik. Bir yere, kültüre ait olmak yerine göre avantaj yahut dezavantaj. Yeri geldiğinde etnik/dini kimliğinizi vurgulamak için memleketinizi, ilçesi ve köyüyle, hatta mahallesiyle beyan edersiniz. Ya da kendinizi korumak için ilinizi söyleyip geçersiniz. Bir yerli olmak bazen de bir fantezidir. Orasının size kattığı hiç bir şey yoktur, orayla hiç bir bağınız yoktur ama yüzyılımızda siyaset biçim değiştirdiğinden olsa gerek kimliklendirici bir işaret olarak kıymetlidir.

Her türlü kırılıyoruz…

Sevilay Çelenk (Duvar) 12 Eylül 2019

Ahmet Türk'ün yüzüne inen yumruktan sonraki fotografa gelince, hiç bir şekilde hatırlamak istemediğimiz ve maalesef asla unutamadığımız bir diğer fotograf… Kırgınlığın kaçınılmaz paradoksu.

Mümkün olsa Ahmet Türk gibi onurlu bir siyaset adamına yıllar yılı reva görülenleri bambaşka bir dille yazardım, 73 yaşında ona bunu yaşatan zavallı siyasetle eğlenebileceğim kadar eğlenirdim. Ama maalesef bu fotograflardan gidebileceğimiz hiç bir eğlence yok. Bazen politik bir direnç üretme adına bile olsa ortada gülümsetecek bir şey kalmamıştır.

12 Eylül ve 'yurttaşlığın' süregiden imhası

Murat Sevinç (Duvar) 12 Eylül 2019

Üzerine sayfalarca yazılabilecek bir metindir söz konusu olan. Rejimin nitelik ve niyetini açıkça ilân eder. Kötürüm yurttaş yaratmak, sağcılaştırmak, başlıca hedeftir. Büyük ölçüde başarılmıştır. Günümüz ortalama yurttaşı, 12 Eylülcülerin hayalindeki insan ve yurttaş tipidir.

Size Yalvarmaya Gelmedik

Greta Thunberg (Bianet) 11 Eylül 2019

Bu şu anlama geliyor, dünyayı kuralına göre oynayarak kurtaramayız. Çünkü kurallar değişmek zorunda. Bu yüzden geleceğimizi önemsemek için dünya liderlerine yalvarmaya gelmedik.

Bizi geçmişte görmezden geldiler ve tekrar bizi görmezden gelecekler.

Buraya onlar hoşlansın ya da hoşlanmasın değişimin geldiğini söylemek için geldik. İnsanlar meydan okumak için ayaklanacak. Ve liderlerimiz çocuk gibi davranmaya devam ettikçe, uzun zaman önce alınması gereken sorumluluğu biz alacağız.

Bıçak timi, JİTEM ve zamanaşımından düşen insanlık

Kemal Göktaş (Diken) 10 Eylül 2019

Yaklaşık 16 yıl koruculuk yapan gizli tanık Oğuz (Bedran Akdağ), 1997-1999 yılları arasında JİTEM kimliği ile görev yaptığını, o dönem Mardin İl Jandarma Komutanlığı içerisinde JİTEM'in binası olduğunu anlatıyordu. Gizli tanık, JİTEM'in Kızıltepe'deki lideri İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur'un asker, itirafçı ve koruculardan oluşturduğu 'bıçak timi'nin insanları evlerinden aldığını ve bir daha bu insanların çoğuna ulaşılamadığını, bildiği kadarıyla alınan insanları bizzat bu timin öldürdüğünü, öldürülenlerden bir kısmına halen ulaşılamadığını, birçok kişinin ise öldürüldükten sonra ya yol kenarlarına atıldığını ya da 'PKK mensubu olarak çatışmalarda öldürüldü' diye lânse edildiğini anlattı.

İklim krizi raporu: Kriz yoksulları vuracak, dünya hazır değil

(BBC) 10 Eylül 2019

Gereken hazırlıkların yapılmaması, rapora göre yoksulluğa, kuraklıklara ve artan göç dalgalarına yol açacak ve insanların yaşamına görmezden gelinemeyecek zararlar verecek.

Raporda dünyanın zenginlerinin zarar görmeyip fakirlerin bedel ödediği bir iklim apartheidından kaçınmak için büyük yatırımlar yapmak gerektiği ancak bu yatırımların, yapılmamaları halinde ortaya çıkacak zararın yanında çok küçük kaldığını da yazıyor.

Türkiye Arjantin olur mu?

Metin Yeğin (Duvar) 5 Eylül 2019

Bu tabii iyi günleri Arjantin ekonomisinin, ben onun ne hallerini bilirim. Bankalardan haftalık en fazla 50 dolar kadar para çekilebiliyordu. Uzun kuyruklar olurdu bankaların önünde. Kendi parasını çekebilmek için ve hatta dolar diye yatırdığı parayı 'peso' olarak, piyasa kurunun çok altında çekebilmek için kuyruğa girmek de pek keyifli değildi. Bankalar kendilerine çok yaraşır bir şekilde, Brechtvari bir yabancılaşma efekti gibiydiler. Yani 'Banka kurmak, banka soymanın yanında hiç bir şey' karakterlerini hiç bu kadar açık olarak göremezdiniz. Basit bir şekilde yatırdığınız paranın yarısını, dörtte birini ya da onda birini geri alabiliyordunuz. Kredi demiyorum paranız veya yanlışlıkla maaşlarınızı da yatırmışlarsa meselâ… İçinde bulundukları durum vitrinlere de yansımıştı. Ele avuca gelen bir kaldırım taşıyla camları kırılmıştı çoğunun, muhtemelen veresiye olarak yaptırılmış saclarla kaplıydı kapıları, pencereleri ve meselâ fotokopi edilmiş A4 sayfalarındaki kurşun izleri ile banka camlarını kurşunluyordu sanatçılar ve bir gün sonra, haftalık para çekme sıraları yeniden geldiğinde, bir gün önce kırdıkları camların önüne kuyruğa girip, kendi mevduatlarının kenarından, bir kıtır ekmek parası çekmeye çalışıyorlardı.

Tabağımıza Taşınan O Uzak Coğrafyalar

Bülent Şık (Bianet) 3 Eylül 2019

Giderek yaygınlaşan, kuralsızlaşan ve bir yağmaya dönüşen bu yıkım süreci bizden ne kadar uzak coğrafyalarda gerçekleşse de yol açtığı sorunlar masada, önümüzdeki tabağın içinde duruyor.

Kaz Dağları'nın ya da Artvin'in maden arama faaliyetleri ile daha da zenginleşecek bir avuç şirket tarafından yağmalanması ile tabağımızdaki yiyecekteki pestisitler, arsenik, kurşun ya da kadmiyum gibi kanserojen kalıntıların bolluğu arasında bire bir bağ var. Dolayısıyla o coğrafyalarda olan bitenden gözümüzü kaçıramayız.

Muhalif yurttaşın 'sistem' içinde sömürüsü…

Murat Sevinç (Duvar) 3 Eylül 2019

Gidin bir kitapçıya, tarih kitapları raflarına şöyle bir bakın. Çok satanlar içinde, yazdığı konuya dair hiç bir birikimi olmayan ama dönemin ruhunu kapmış adı sanı hiç bilinmeyenlerin, ipe sapa gelmez kitaplarını görüyorsunuz. Otuzuncu baskıda! Özellikle komplo teorileri ve tarihsel figürler, tabii Atatürk-Atatürkçülük hakkında. Bana kalırsa hemen hepsi, din tüccarları karşısında yaşamından haklı endişe duyan yurttaş kesimini tavlamayı amaçlıyor. Bazı saçmalıklar yüz binler satıyor, yazar ve yayınevleri servet elde ediyor. Peki cübbeli Ahmet gibi tüccarlara yönelik kızgınlık neden o halde? Sakallı olduğu için mi? Muhalifin muhalifi kandırıp sömürmesi helâl de, dinci istismarı mı haram olan? Atatürkçülüğü ve laikliği, zırva yayınlar için yüzlerce metrelik imza kuyruklarına girerek korumaya çalışmakta bir sorun yok, fakat yanmaz kefen alanlar çok cahil öyle mi? Eh Allah selâmet versin o zaman!

Kürt sorununa bir yorum: Dört çelişki

Immanuel Wallerstein (Duvar) 2 Eylül 2019

Türkiye ve Kürt Toplumunun siyasî hareketinin yol açacağı faydayı, bu dört temel çelişki bağlamına oturtup analiz etmeksizin bir değerlendirmeye varamayız. Şöyle ki; Türk devletinin sürmekte olan kendi egemenliğini sağlamlaştırma dürtüsü; Türkiye'deki çoğunluk bir gücün Jakoben seçeneği yeniden dayatma saplantısı; aynı şekilde muhalif bir çoğunluğun da daha fazla demokratikleşmeye kenetlenmesi; ve bütün bu siyasal hareket türlerinin izleyeceği yöntemler; şu anda ölmeye mahkûm olan kapitalist dünya-sisteminin yerine nasıl bir sistemin geçeceğini tayin edecek olan dünya çapında yürütülen mücadeleyi etkileyecektir.

Matematiği mi haritadan sileceğiz?

Ümit Kıvanç (Duvar) 28 Ağustos 2019

Değil, ama biz oralı olmuyoruz. Onyıllardır devletin bu topluma yaptığı en muazzam kötülük olan Türk Millî Eğitimi'nden vazgeçmiyoruz. Çocuklarımızı, bazı konulara asla ilgi duymayacak, resmî yalana gönülden katılacak şekilde eğitmek isterken, kaç yaşına gelirse gelsin dünyaya aklı ermeyen, kendisine, asla sahip olmadığı muhteşem süleymanlıklar atfeden, içindeki boşluğu kaçınılmaz olarak fark ettiği nadir zamanlarda, hınca dönüşen yoksunluk öfkesini başkalarına saldırarak boşaltmayı hak gören bir insan tipini vücuda getiriyoruz; özel olarak uğraşarak. En basiti, çocuklar okumasın istiyoruz. Kitap okumasınlar. Üniversite kuralım, ama özgür düşünce-ifade olmasın, istiyoruz. Ve bizi yönetenlerin aymazlığıyla acımasızlığı bir araya gelip herkesi özgür düşüncenin salt siyasî mesele olduğuna inandırıyor. Bizde üniversite yoktur, bu mânâda. Yukarıda aktardım, şu kadarı lise okumamış diye sonuç var. Oraya kadar ne okudular acaba? Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik mi? Türk dünyaya bedeldir mi? El kadar çocuğun yüreğine cehennem korkusunun nasıl salınacağını mı tecrübe ettiler? Boşversenize… Okumuyor çocuklarımız, çünkü okutmuyoruz.

Ağaç dikme seferberliği ekolojik felâket getirir

Çağatay Tavşanoğlu → Serkan Alan (Duvar) 26 Ağustos 2019

Yangın, doğada o kadar güçlü bir ekolojik faktördür ki, hareket edemedikleri için yangından kaçamayacak olan bitkilerin yangınlardan sonra hayatta kalmak için uyarlanmaları, evrimleşmesi gerekir. Akdeniz ekosistemleri gibi yerküre üzerinde uzun dönemdir sık yangına maruz kalan bölgelerde biz bu uyarlanmaları görmekteyiz. Tabii burada değindiğim zaman ölçeği, yüz binlerce-milyonlarca yıl, bitkilerin ve hayvanların uyarlanmalar geliştirebilmeleri için yeteri kadar uzun. Örneğin, Türkiye'nin Akdeniz ormanlarının en önemli ağaç bileşeni olan Kızılçam (Pinus brutia), kozalaklarının bir kısmını yıllarca kapalı tutmakta ve tohumlar canlılıklarını yitirmeden bu kozalaklar içinde beklemekte. Bu kapalı kozalaklar yangın sırasında bir yalıtım örtüsü görevi görerek tohumların yangını canlı olarak atlatmasını sağlamakta. Yangın sırasındaki yüksek sıcaklıklar ile kozalak pullarını bir arada tutan reçine eridiği için yangından birkaç hafta sonra kozalak pulları açılmakta ve böylece yangını canlı olarak atlatmış olan tohumlar yanmış toprağa ulaşmakta. Yangın alanı toprağı Kızılçam tohumları ve fideleri için bir cennettir, öncelikle gölge yapan orman örtüsü ortadan kalktığı için çimlenmelerini ve büyümelerine engelleyecek bir etmen kalmamıştır, ayrıca yangın toprağı organik madde ve mineralce zengin olduğundan büyümelerine katkı yapar. Akdeniz çamlarının kozalaklarını kapalı tutma özelliği, yangın sonrası hayatta kalma yönünde geliştirilmiş bir uyarlanmadır.

'Yaratılmışların en şerefsizi': İnsan

Tayfun Atay (T24) 25 Ağustos 2019

Bu vicdansızlıkların altını kazıdığınızda da orada eşref-i mahlûkât yazdığını görüyorsunuz!

Bu yüzden önce tüm bunları yapan yaratığın adını dosdoğru eşerr-i mahlûkât koymak gerekiyor. Onu, yaratılmışların en şereflisi değil en şerefsizi saymak gerekiyor!

Aynı doğrultuda, homosantrizmden sıyrılmak ve bir hayvanî tevazu içinde ekosantrizme (çevre-merkezcilik) yürümek gerekiyor; isterseniz Marx'ın, Doğa ile uyum içindeki üreticilerin özgür birliği idealini de akılda tutarak…

Terörle mücadele defterleri: Davutoğlu ne demek istedi?

Gökçer Tahincioğlu (T24) 25 Ağustos 2019

Davutoğlu, açıklamalarını sürdürürse ancak o dönem bazı adımları atmakta başkalarının aksine tereddüt etmediğini, sanılanın aksine süreci kendisi yönetirken başkalarının nasıl tereddüt ettiğini söyleyebilir. Belki açıklamasından anlaşılan bu değil, ama yeni süreç AKP tabanı açısından, bir dönemin nasıl geçirildiğini anlamak adına bu da siyasî olarak az şey değildir. Eskiler der ki; barika-i hakikat müsademe-i efkârdan çıkar…

Ölüm Düşüncesiyle Yüzleşince Ne Olur?

Gürkan Akçay (Bianet) 24 Ağustos 2019

Çocuk olarak, tamamen yardıma muhtacızdır. Ebeveynlerimizin sevgisini ve korumasını sürdürmek için, belli şekillerde davranma ve belirli değerleri korumamız gerektiğini çabucak öğreniriz. Ancak yaşımız ilerledikçe ve dünyada çok daha büyük tehlikelerin bulunduğunun farkına vardığımızda, ebeveynlerimizin bu koruyucu rollerinin yetersiz olduğunu anlarız.

İşte bu noktada, psikolojik güvenlik sağlama işlevini daha büyük şeylere aktarmaya başlarız. Bu bir tanrı olabilir, bir ülke olabilir ya da özgürlük ve demokrasi gibi kavramler olabilir.

Böylece, ölüm tehdit ettiğinde, bu şeylere her zaman olduğundan daha sıkı bağlanırız.

Özeleştiriyle başlamak ve ona da 'Gezi'yle başlamak?

Alper-görmüş (Serbestiyet) 24 Ağustos 2019

Bence, işe özeleştiriyle başlamanın doğru olacağını düşünen bir siyasî hareket için Gezi'den daha iyi bir neden bulmak zordur. Çünkü Gezi, iktidarın yönetemediğini yasaklama refleksinin ilk hamlesini oluşturuyor ve bu özelliğiyle bugünkü tek adam yönetiminin sembolik başlangıcına işaret ediyor.

Siyasi hayatının tamamını aynı partide geçirmiş bir siyasetçi için böyle bir şey yapmanın risklerinden bahisle, özeleştirinin, hele hele Gezi özeleştirisinin ancak siyasî bir fantezi olabileceği öne sürülebilir.

Ben aynı kanaatte değilim. Çünkü Gezi'yi cinaî bir faaliyet olarak göstermeye çalışan devasa propagandaya rağmen, bunun AK Parti tabanında tuttuğunu düşünmüyorum. Yönetim, ikisini aynı kategoride göstermeye çalışsa da AK Parti tabanında Gezi ile 15 Temmuz algısı arasında dağlar kadar fark var.

İzmir yangınına bakanlık müdahalesi incelenmeli

Banu Güven (Deutsche Welle) 24 Ağustos 2019

Öyle görünüyor ki, Bakan Pakdemirli'nin THK'ya Ekim 2018'de Kürşat Atılgan'ın yerine gelen ve kurumu 1, 4 milyar TL borç ile devralan Bertan Noğaylaroğlu ya da yönetim ile ilgili bir sorunu var. Ortada yangına müdahale gibi somut bir konu varken kalkıp THK ana muhalefetle beraber hareket ediyor demesinin yanında, Kediye ciğer teslim etmişler gibi ifadeler kullanması bana bunu düşündürdü.

Bakan uçakların maliyetinden bahsetmeye devam ediyor ama henüz yangının gerçek maliyetini açıklamış değil. Açıkladığında da bakanlığının duruma en iyi şekilde müdahale ettiğini savunacak. İnanan inanır, ama kamuoyunda bunca şüphe oluşmuşken yurttaşların bu meselenin incelenmesini ve hatta gerekirse soruşturulmasını talep etmek hakları olmalı.

Lümpen burjuvazinin suretinde bir dünya

Ertuğrul Kürkçü (Yeni Yaşam) 23 Ağustos 2019

Lümpen kavramı siyasete Karl Marx'la girmişti. Marx 1848 Avrupa devrimlerini değerlendirirken toplumun cürufu olarak nitelediği gayrimeşru âlem erbabını işçilerden ayırt etmek üzere bu kitleyi Almanca paçavra anlamına gelen lümpen sözcüğüyle kodlamıştı: Lümpenproletarya. Marx'ın burjuva toplum çürüdükçe aynı cürufun kaymak tabakasına sirayetine dair tespiti de en az ortaya attığı kavram kadar önemliydi: Mali aristokrasi, servet edinme tarzıyla olduğu kadar zevkleriyle de lümpenproletaryanın burjuva toplumun doruklarında yeniden doğuşudur.

Oğlum iki üniversite bitirmişti, şimdi bu torbada taşıyorum…

Feti Aydın (Sendika) 23 Ağustos 2019

Hâkime sordum: Çağdaş'ımın telefonu vardı, onu da almak istiyorum. Çünkü o bizim için çok değerliydi. İçinde can dostlarının, yoldaşlarının resimlerinden oluşan hatıraları vardı.

Ama o telefondan eser yoktu. Bana vermediler. Ne oldu bilemiyorum. Torbanın içerisinde olup olmadığını sorduğumda listede telefon olmadığını söylediler.

Torbayı teslim aldığımda hâkime ve oradaki çalışanlara yutkunarak şöyle seslendim: Eğer onları katiller katletmeseydi, onlar da belki bu kürsülerde oturup görev yapacaklardı. Suruç'a gidenlerin çoğu yüksek okul mezunuydu, mühendisti, öğretmendi, doktordu… Benim oğlum da iki üniversite bitirmişti ama şimdi bu torbada taşıyorum.

Üç beş ezber, bir de Kürtler…

Sevilay Çelenk (Duvar) 23 Ağustos 2019

Bu ezberi her yerde görebilirsiniz. CHP seçmeni emekli bir öğretmen 24 Haziran seçimleri sonrasında, Kürtler destekleyip oy vermese AKP kesinlikle kaybederdi gibi bir şeyler söylemişti bana. Memleket genelinin AKP turuncusuna boyandığı haritayı ve bu haritanın doğu ve güneydoğu kısmında HDP'nin kazandığı kocaman mor bölgeyi göstermiştim. Hangi Kürt oyları? diye sormuştum. Yüzünden bir anlık bir şaşkınlık geçse de bu şaşkınlık hızla sabun üzerinden kayar gibi gözden yitmişti. Aynı cümleyi 31 Mart'ta da, 23 Haziran'da da tereddütsüz tekrar etmiş olduğundan pek şüphem yok. Çünkü Kürtler diye bir ezberi var. Yüzde 60, 70 değil. Yüzde 100 AKP karşıtı olması ve HDP'ye oy vermesi beklenen homojen bir blok tahayyül ediyor. Kırk farklı siyasete bölünmüş Türklerden farklı olmak zorundaki bir kesim. Kendisi de dahil muazzam bir nüfusun HDP'yi yok sayıyor olmasının da bu bağlamda bir önemi olmuyor.

Ölüm Nedir? Neden Yaşlanıyoruz? Neden Ölüyoruz?

Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı) 22 Ağustos 2019

Uzun lâfın kısası, ölüm, hayatın bir gerçeğidir ve korkmayı gerektirecek hiç bir unsur içermez. İnsanoğlu, var oluşuyla ilgili olağanüstü emeller belirleme çabasında olduğu için, hayatı aşırı yüceltmiş, hayatın çöküşü olan ölüm de, bu sebeple katlanarak korkutucu bir hal almıştır.

İnsanın ölüm korkusu, biraz da hayatını, ölümü ve daha genel anlamıyla kendisini yüceltme arzusundan ileri gelmektedir. Ölmeyi kendimize yediremeyiz; çünkü varızdır ve bu varlık halini sonsuza kadar sürdürmeye lâyık olduğumuzu düşünmeye meyilliyizdir. Bu nedenle insanlar ölümü, sonsuz bir yokluk olarak algılamaktansa, yüce bir kavuşma olarak görmeyi tercih ederler; bu da evrimsel sebeplerle akıl sağlığının korunması için mantıklıdır.

Artık hepimiz prekaryayız!

Alphan Telek (Duvar) 22 Ağustos 2019

Hayatı belirsizlik, geleceksizlik, güvencesizlik ile dolu olanlar, sizler yeni bir sınıfsınız! Yalnızlıkla dolu olduğunuzu düşünüyorsunuz ama hayır yaşadığınız yaşam diğerleriyle o kadar ortak ki, o kadar benzer hislere ve benzer beklentilere sahipsiniz ki! Benzer yaşıyorsunuz! Bu sizi aynı sınıfın üyeleri yapmaya yeter mi? Benim cevabım evet. Katlanmak zorunda kaldığınız stres hissi ortak, buna neden olan belirsizlik ve güvencenizin olmayışı da. Bu ilişkiler ağı hemen sizden başlar ve semtinizi aşarak, ilinize oradan ülkenin tamamına ve sonra da tüm dünyaya yayılır. Bu yaşam tarzı küresel bir ortaklık sunuyor. Ancak bunu bölen kimlikler ve kimlik savaşları söz konusu. Bu yüzden sınıf politikalarına ve sosyal adalete önem vermek bu kimliksel sorunları biraz daha gölgeye almaya yardımcı olabilir.

Ormanlar Neden Yanmalı

Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı) 21 Ağustos 2019

ABD'de Smokey Bear isimli yangınla mücadele konusunda halkı bilinçlendirme projesi, yangınlarla ilgili o kadar negatif bir görünüm çizdi ki, günümüzde yapılan çalışmalar son 100 yıl boyunca ufacık yangınların bile ne pahasına olursa olsun baskılanması sonucunda, günümüzde önüne geçilemeyen büyüklükte yangınlar yaşanmaktadır. Çünkü ufak yangınlar, az miktarda yanıcı maddeyi yakarak temizler. Ancak bunları bile baskılarsak, ormanlarda durmaksızın kuru ağaç gövdeleri ve diğer yanıcı maddeler birikir ve asla kontrol edemeyeceğimiz büyüklükte yangınların önünü açar.

Zamanın hiç aydınlanmayan ruhu

Aydın Selcen (Duvar) 18 Ağustos 2019

Neymiş efendim Sun Tzu'ya atfedilen ve sık atıfta bulunulan o manidar söz: Irmağın kıyısında oturup yeterince beklemeyi bilirsen, düşmanlarının cesetlerinin önünden geçtiğini görürsün. Çoğunlukla Doğu'nun anlatımı olarak kullanılıyor bu. Pek dokunaklı. İnanmazsınız, Viyana ve Budapeşte'yi Doğu'nun Kapısı olarak gören oryantalistler var. Belki İstanbul'da başlar o Doğu, belki Fırat'ı geçince. Belki Doğu ile Batı'nın sularının birbirlerine karıştığı havza Kürdistan'dır. Belki asıl meselemiz budur, küreselden yerele gelirsek. Belki meselemiz, (misal) bir İlhan Berk'in, (yine öylesine misal) bir Tayyip Erdoğan'dan çok daha kalıcı ve dönüştürücü olduğu bilincine bir türlü varamamaktır.

Rahat olun, telâş etmeyin

Ümit Kıvanç (Duvar) 17 Ağustos 2019

1999 depreminde devletin esas dertlerinin neler olduğu, konunun genellikle bizimle alâkasının bulunmadığı, bizim korunmamız ve kurtarılmamızın bir millî ihtiyaç olmadığı birden herkes için apaçık anlaşılmıştı. Şu son beş-on senede, fetihler yapacağız, çocuklarımızı savaşlarda öldüreceğiz coşkusuyla bu yine unutturuldu. Bu yüzden depremde gafil avlanabiliriz.

Veya milyonla ruhsatlı-ruhsatsız silâhımız ve pompalı tüfeklerimizle çıkıp birbirimizi avlayabiliriz. Böylece beslenip barındırılacak insan da azalır, sorun küçülür. Bir mermi kaç para, biliyor musunuz siz!

Velhâsıl, telâş etmeyin, rahat olun, bekleyin. Çünkü eğer sahiden tedbir alalım derseniz, aşağı yukarı devrime benzer bir şey yapılması lâzım, o da bize ters…

"Milli" bir ekolojik mücadele mümkün mü?

Besim Erarslan (Duvar) 17 Ağustos 2019

Şunu iyice unutmamalıyız; çevre mücadelesi alerjik bir ilişki içinde olduğumuz tek adamlara ya da diktatörlere karşı politik mücadelede zaman zaman uğramak zorunda olduğumuz bir istasyon değildir. Bu mücadele kendimizden çok çocuklarımızın geleceğini ve çevremizdeki biyolojik canlılığı, türler arasındaki var oluşsal ilişkiyi tehdit ederek yaşamlarımız üstünde yüksek çıkarlar adına biyo iktidar talep eden küresel ve endüstriyel kapitalist sisteme karşıdır. Bu anlamda karşımıza aldığımız soykırımcı şirketlerin milli bir kimliğinin olmadığını sadece o anda ve o bölgede çevresel soykırımı gerçekleştirmekle görevli nöbetçi aktörler olduklarını bir kez daha hatırlamalıyız.

Obsesyon A.Ş.

Önder Algedik (Duvar) 16 Ağustos 2019

Bu kadar kozmetiğe eleştiri getirdikten sonra deterjan sektörüne bakmamak olmaz. Öncelikle temizliğin temelinin su ve sabun olduğunu belirtelim. Sabun organik ürünlerden, meselâ zeytinyağından yapılırken deterjanın en önemli ham maddesi petroldür. Yani arabamıza koyduğumuz ürün, ekmeği koyduğumuz poşet, tenimize dokunan ürünleri yıkarken kullandığımız toz, içtiğimiz bardağı yıkadığımız sıvı hep petrol endüstrisinin bir ürünüdür. Bu endüstri bir taraftan geleneksel temizlik yöntemlerine saldırır, diğer taraftan gerçek temizliğin yapılmamasını sağlayarak kendisine bağımlı kılar. Ve dahası basit bir organik kirliliği kimyasal kirliliğe dönüştürerek varlığını büyütür.

Bayramda aile zehirlenmesi

Funda Cantek (Duvar) 16 Ağustos 2019

Daha kapıdan girdiğiniz anda göz terazisinde tartılarak şişmanladığınız veya zayıfladığınız eleştirisiyle karşılaştınız. Aylardır tartıda aynı rakamı görüyor olduğunuza hiç birini ikna edemediniz. Aynı anda size çevirilen başlar, duruma göre neden hâlâ evlenmediğinize, evlendiyseniz neden hâlâ çocuk yapmadığınıza, yaptıysanız neden ikincisini yapmaktan geri durduğunuza, hâlâ neden bir baltaya sap veya bir ev sahibi olamadığınıza, oruç tutup namaz kılmadığınıza, neden şu veya bu partiye oy verdiğinize, ikna edici olamayacağı baştan belli yanıtlar vermenizi beklediler. Geçmişte mendil ve harçlık uzatan büyükler ile onların yetiştirdikleri, dedemin uyaroğlu dediği sonraki nizami kuşaklar, cinsiyetinize, mesleğinize, gelir seviyenize, medenî durumunuza göre farklı reçeteler yazıp, ayar ve akıl verdiler size. En yaşlıları ibretlik gençlik anılarını kim bilir kaç yüzüncü kez anlattılar ve yeni kuşakların yozluğundan, haz düşkünlüğünden dem vurdular. Bayramlık kıyafetleri, boy boy çocukları, güvenceli işleri, hanım hanımcık veya efendi eşleriyle bayram ziyaretine gelmiş, size akıl vermek söz konusu olduğunda aslan kesilirlerken, politik mevzularda, haksızlıklar karşısında dut yemiş bülbüle dönen, etliye sütlüye karışmamakla övünen, AVM'lere gidip ev ve otomobil için para biriktiren faziletli akrabalarınız karşınızda diziliyken inandığınız bütün değerleri, politik mevzinizi savunmak için bir performans sergilemenin anlamsızlığına bir kez daha ikna oldunuz. Aile ilişkilerinin duygusal boyutu, annenizin sık sık helâl etmemekle tehdit ettiği hakkı, babanızın gül hatırı bunu yapmanızı engelledi. Bu da sizin zayıf yanınız belki. Ziyaret ettiğiniz evin misafir odasına şıpın işi bir siper kazıp oraya sığınmak istediniz. Sınıf çatışması, kültürel hegemonya mücadelesi, beden politikaları, cinsiyet ilişkileri o küçük misafir odasındaki göbekli halıdan, orta sehpasından, gümüş şekerlikten, duvardaki aile büyüklerinin portrelerinden, ayağınızdaki eprimiş terlikten ve tabağınızdaki ev yapımı çokkatlı baklavadan kopup size doğru hücum etti. Bunlardan birine gözünüzü dikip zamanın geçmesini beklerken sadece ailenizin karşısında değil, statükoyu temsil eden her türlü kurumun karşısında oturduğunuzu idrak ettiniz. Bir sonraki bayrama kadar geçmiş olsun.

Cinayet mahallinde bayram

Sultan Eylem Keleş (Duvar) 16 Ağustos 2019

Köylünün tanıklığına başvurayım dedim, kapısını çaldığım farklı hikâyeler anlatıyor… Ermenilerin yaşadığına, hangi evin Ermeni evi olduğuna, Ermenilerin ne kadar çalışkan ve el işlerinde usta olduğuna dair çeşitli bilgiler aktarılırken, Ermenilerin 'nasıl ve ne zaman yok olduğu'na dair sorular genelde ya yanıtsız bırakılıyor ya geçiştiriliyordu. Yer yarılmış da yerin içine girmişlerdi sanki. 'Dağ nerede?' tekerlemesinin içine düşmüştüm. 'Askerler yaptı' ya da 'hükümet işidir' diyen de devamını getirmiyordu. Ananem Zalhe'nin anlattığına göre köyün aşağısında derin dere dedikleri yerde, erkekleri ağaçlara asarak idam etmişler. O ağaçlarda hâlâ idam iplerinin izi olduğunu rivayet ediyor. Ananem kız çocuklarının kendilerini korumak için dereye atladıklarını anlatırken duraksıyor, 'ah' çekiyor. Dili varmıyor anlatmaya.

Tavuk ve Antibiyotik

Sinan Akgünay (Medyascope) 15 Ağustos 2019

Uzun yıllar boyunca, antibiyotiğe karşı oluşan bu direncin yanlış ve fazla antibiyotik kullanımından kaynaklandığı düşünüldü. Ancak antibiyotik, ortaya çıktığı ilk yıllardan itibaren insanlarla beraber hayvanlarda da kullanılan bir madde oldu. ABD'de kullanılan toplam antibiyotiğin %80'i, dünya genelinde ise %50'si hayvanlar üzerinde kullanılıyor. İnsanlardan farklı olarak, hayvanlara verilen antibiyotik tedavi amaçlı kullanılmıyor. Bunun yerine antibiyotik daha hızlı kilo almaları ve kalabalık kümeslerde hastalık kapmamaları için hayvanlara veriliyor. Hayvanların beslenmelerine katılan bu antibiyotiklerin üçte ikisi insanların tedavi amaçlı kullandığı antibiyotiklerle aynı yapısal özellikleri taşımaktadır. Yani, bu antibiyotikler çiftliklerde kullanıldıkça, insanların kullandıkları ilâçların etkileri azalıyor.

Antibiyotiğe karşı oluşan bu direnç, bakterilerin kendilerini antibiyotiğin öldürücü etkilerine karşı korumalarını sağlayan bir genetik adaptasyon ve evrim stratejisinin sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Laiklik, liyakat ve cumhuriyet

Dinçer Demirkent (Duvar) 15 Ağustos 2019

AKP başkan yardımcılarının rektör, il başkanı avukatların hakim, menzilcilerin, Süleymancıların bilmem ne tarikatından kişilerin devlet kadrolarını oluşturduğu bir yerde hiç bir devlet görevlisinin anayasa ve hukuka bağlılığını bekleyemezsiniz. Çünkü hiç biri anayasa ve hukuk yoluyla göreve gelmemiştir. Dolayısıyla kararlarını verirken, kamuyu, ülkenin geleceğini değil, kendi ikballerini, kendilerini oraya getirenlerin, tarikatlarının, cemaatlerinin çıkarını düşünürler.

Dolayısıyla laiklik sadece eğitimin, siyasetin, toplumun dincileşmesiyle değil Kaz Dağları'nı satışa çıkarmaya, bir ülkenin geleceğini yok etmeye 'evet' diyen bürokratlarla da ilgili bir meseledir.

Kaz Dağları'nın ardındaki hırsızlık ittifakı

Bahadır Özgür (Duvar) 6 Ağustos 2019

Salonda heyecan dalgası, hep bir ağızdan bağırıyorlar: Medyayı boğalım! Kara, tebessüm ediyor: Boğalım da bu biraz imkân meselesi. Altın aranıyor, gidip üç beş ağaca zoom yapıyorlar. Sorunu çözene kadar fazla göze batmayın diyor, ormanlardan sorumlu bürokrat. O sırada dinleyiciler arasından bir serzeniş daha yükseliyor. Milten Madencilik Başkanı Cemil Ökten'in sesi bu: Gidip havadan çekiyorlar. Eskiden top atış sahasıydı, uçuşa yasaktı, rahattık. Belli ki askeri bölgeyi kazmış. Madencilerin derdini yüreğinde hisseden bürokrat, gönlünden geçenle görevi arasındaki çelişkiyi ayetlere sığınarak çözüyor hemen: Bize şu söyleniyor: 'Genel Müdürlük ormanları korumakla görevli değil midir?' Evet… Birinci görevimiz korumak. Ama biz aynı zamanda şuna inanırız. Cenab–ı Allah insanoğlunu yarattığı zaman onu merkeze koymuştur ve bütün diğer yaratıkları onun emrine vermiştir.

Seken kurşun, coğrafya, kader

Ali Duran Topuz (Duvar) 5 Ağustos 2019

Muhalefet şerhindeki devlete sadakat lâfının anlamı da bu: Devlet sayar, toplar, dağıtır, vurur, kırar, ateş eder, buna ses çıkarmak ihanet, ses çıkarmamak sadakattir. Ateş edilmesin diyen hain, ateş edilmesin demek ifade özgürlüğü diyen hain, ikisinin dayanak yaptığı hukuk da ihanet hukukudur. Öyle sessiz durmak da olmaz, vur vur inlesin diyen sadık tebadır, özde yurttaştır, asıl hukuk da ateş etmeyi (ve doğal sonucu olan ölümleri) kabul etmekten ibarettir.

İmza serüvenim

Selim Temo (Duvar) 4 Ağustos 2019

Vicdan vicdan deyip duruyorum ama ben de soğuk, bilimsel, analitik, kavramsal cümleler kurabilirim. Türkiye Cumhuriyeti devleti, 1921'deki Koçgiri'den beri aynı yöntemi uyguluyor: Kürtler, hakları için toplu bir kalkışmaya hazırlanırken bir provokasyon ile biriken gerilimi patlatıp çökertiyor. Sağ olsun Kürtler de bu zokayı tam 100 yıldır yutuyor. Koparılan kıyamete de kanmasın kimse, bu işten devlet kârlı çıktı. Uzun vadeli yatırımının karşılığını aldı!

Dedelerinin toplu mezarlarına baka baka büyüyen biriyim. Birkaç kitabı birden yazmaya çalıştığım 2015-2016'da ise bir şehrin hastanesine bakan bir pencerem vardı. Bazı kömür kesilmiş bedenler hastane morguna yığılırken bazı cansız bedenler steril ambülanslarla havaalanına gönderiliyordu. Ölüler bile eşit değildi. Kıyametti. BSOO bildirisi çıkageldi. Bu suçtur, dedi, bu suça ortak olmayacağız.

Barbarca lâflar edemezsin…

Filiz Gazi (Duvar) 29 Temmuz 2019

Evet, tüm bunların yanında düşünülmesi gereken başka konular var. İnsan seli şeklinde yer değiştirmelerin yakın gelecekte dünyayı nasıl değiştireceğini öngörmemiz mümkün değil. Ülkelerin adları bile değişebilir. Mültecilerin, sığınmacıların, yerinden edilenlerin tüm dünyaya yayıldığı, resmi sınırlar dışında küçük başka sınırların yaratıldığı, kozmopolit sözcüğünün anlatmaya yetmediği günümüz dünyasında, olası kurulabilecek bağlar için şeffaf perdelere ihtiyaç olduğu da aşikâr. Alışkanlıkların, tecrübelerin, kültürel kodların farklı olmasından korkulmadan fakat nezaket sınırları ihlâl edilmeden, özenle alınmış mesafelerle kurulacak bir ilişki biçiminden bahsediyorum.

Yıkımın mimarı

Selim Temo (Duvar) 25 Temmuz 2019

Bir tarihe ait değil o. Taşradan türeyip yüksek makamlara gelen ama zihinsel ve kültürel bagajı oraya hiç hazır olmayan gruptan. Zalim olunca da süren bir mağduriyet söylemiyle dünyanın tepesine çıktıklarında bile eğreti duran kitlenin üyesi. Rasyonalize ettikleri bilimsel-entelektüel çerçevenin gerçeklikle uzlaşmadığını akıl edemeyecek bir idraksizlik içinde yaşarken onlara gerçeği hatırlatan her canlılık belirtisini, benzerlerinin kalabalık olmasından aldıkları güçle yok eden bir barbarlığın ürünü. En kısa zamanda arkasından böyle teneke çalmayı umduğumuz bir boy büyüğü bile onu üfleyip öttürmüyor artık!

Kendini değerli bulmamak ve kibir…

Murat Sevinç (Duvar) 25 Temmuz 2019

Muhterem okur, ırkçılık, içinde yüksek dozda 'kibir' barındıran ve geçen yüzyılı kana bulamış bir baş belâsıdır. Irkçılar ülke ve insan sevmez. Tarih boyunca tek marifetleri, kendi memleketlerinin mahvına sebep olmalarıdır. İstisnası yok. O kibir bir gün Suriyeliye, beriki gün Kürt'e, sonunda mutlaka sizlere, 'seyredenlere' yönelecektir. Yöneliyor da zaten. Biz yurttaşız, insanız ve birimiz diğerinden daha üstün ya da ayrıcalıklı değiliz. Bir siyasal sorunun can yakıcı insanî boyutunun, yeni ırkçı girişimlere yol açmasına izin vermemek gerektiğini unutmayalım.

Kovulanın kibri

İrfan Aktan (Duvar) 22 Temmuz 2019

Ana akım medyadan çıkarılana kadar direnenler, sanki o direnişleri konforlu makamlarını, alternatif medya çalışanlarının on-yirmi katı yükseklikteki maaşlarını kaybetmemek değil de meslek adınaymış gibi yapmakta göz yaşartıcı bir performans sergiliyor doğrusu.

Ana akımdan gelirken kibirlerini de yanlarına almayı unutmamış olduklarından kim var imiş biz burada yoğ iken diye sorma gereği duymuyorlar.

Hatta aralarından kimi arkadaşlar var ki, her devrin ezileni, sansürleneni, hapsedileni, yoksulu, kıt kanaat geçineni olan alternatif, muhalif medyada çalışanlara profesyonel gazetecilik dersi de veriyor.

İbrahim Bey kime dedi acaba?

Ümit Kıvanç (Duvar) 22 Temmuz 2019

Bu çeteleyi sürdüremem. Sorumu tekrarlasam… O da pek mânâlı olmayacak. O lâfın bizzat İbrahim Bey ve hizmet ettiği veya hizmetindeki kimseler dışında muhatabı yok ki. Ha, bir de hep beraber zehirledikleri. Emek harcamadan, öğrenmeden, paylaşmadan kendilerini doğuştan seçilmiş sayan, yalnız tahakküm kurarak, zulmederek, üstünlük taslayarak tatmin duyabilen, memleketin geleceği için hayırlı hiç bir şey üretemeyecek, donanımı ve malzemesi birbirini tutmayan efsaneler ve ezberlenmiş babalanma metinlerinden ibaret, bunlara rağmen cehaletle küstahlık karışımından imal edilmiş silâhlarıyla herkese saldıran bir grup insan.

Çin küreselleşmeci olursa?

İlhan Uzgel (Duvar) 22 Temmuz 2019

Küreselleşme neoliberal bir form içinde girse de Asya ülkelerinde insanların gelir düzeyleri çok alt seviyelerde bulunduğu ve hayatı kolaylaştıran teknolojik imkânlardan yararlanmaya başladıkları için bu insanlar şu aşamada küreselleşmeye olumlu bakıyorlar. Bu ülkelerde de ekonomiler belli bir doygunluğa ulaşmaya ve gelir dağılımı sorunları daha yakıcı bir biçimde ortaya çıkmaya başladığında, kentlerde doğan kuşaklar, büyüme oranları azaldıkça, kapitalizmin yarattığı sorunlarla daha yoğun bir şekilde karşılaştıkça Batı'daki benzerleri gibi rahatsızlıklarını dışa vurmaya başlayacaklar.

Devlet anarşizmi ve DP'nin affedilmez günahları

Mehmet Altan (P24) 20 Temmuz 2019

Operasyon amacına ulaşır ve sabaha karşı sıkıyönetim ilân edilir. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar ertesi gün Valilikte bir basın toplantısı düzenlerler. Bu tasarlanmış vahşetten dolayı basını ve solcuları suçlarlar.

Solcular ve basın üzerine bir kasırga eser, toplu tutuklamalar başlar, gazeteler kapatılır.

* * *

Üç gün sonra İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Nurettin Aknoz bir basın toplantısı düzenler, basına getirdiği evlere şenlik yeni yasakları açıklar.

—6 Eylül olaylarını komünistlerden başkalarının yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır.

—NATO devletleriyle ilgili haberler yasaktır.

—Hükümeti tenkit etmek yasaktır.

—Hükümetin çalışmalarını etkileyecek biçimde yazılar yazmak yasaktır.

—Sıkıyönetimin çalışmalarıyla ilgili haberler yasaktır.

—Halkı heyecanlandıracak haberlerin yayınlanması yasaktır. Meclis'teki görüşmeler halkı heyecanlandıracak nitelikteyse yazılmayacaktır.

—Darlık, kıtlık, yokluk haberleri yapmak yasaktır.

—İkinci baskı yapmak yasaktır.

—Magazin sayfalarında halkı heyecanlandıracak resim ve yazılar yasaktır.

—Çıplak kadın resmi basmak da yasaktır.

Üçüncü yıldönümünde 15 Temmuz: Korkusuzluk destanından korku iklimine

Yasin Durak → Nagehan Tokdoğan (Duvar) 19 Temmuz 2019

15 Temmuz'un gerek oluş biçimi gerekse de sosyolojik sonuçları açısından özgül bir yönü var: Başta sahiden de AKP'yi güçlendirdi gibi oldu, ama bu durum çok kısa sürmedi mi? Bir kere daha önce de söylediğim gibi AKP tabanında 17-25 Aralıkla birlikte oluşan çatlak, 15 Temmuz'un ardından koca bir yarığa dönüştü. Taban adeta ortadan ikiye bölündü. Bu büyük bir kan kaybı demek. Sonuçlarını bugün, aradan üç yıl geçtikten sonra daha net gördüğümüz bir zayıflama, çözülme… İkincisi, 15 Temmuz AKP'nin yıllar içinde ilmek ilmek ördüğü ve sorumlusu olarak Kemalist rejimi işaret ettiği mağduriyet anlatısını darmaduman etti. Yıllar yılı kadim düşman olarak gösterilen tehdit nesnesi, dramatik bir biçimde değişti. Yine başlarda AKP 15 Temmuz zaferini bir tür kadir-i mutlaklık emaresi, güç gösterisi olarak araçsallaştırdı. Tabanda da kibre dayalı bir duygusal mobilizasyon sağladı. Fakat bence bu dinamik de kısa sürede sönümlendi. Yerini, elinde kalanı da kaybetme korkusuna ve bu korkunun güdümünde iyice tutarsızlaşan bir siyaset yapma tarzına bıraktı.

O esnada cezaevindeler…

Murat Sevinç (Diken) 14 Temmuz 2019

Cezaevindeler.

Yalnızca muhalif oldukları için, cezaevindeler. Herkesin bildiği, bilenlerin büyük çoğunluğunun bilmiyormuş gibi yaptığı gerekçelerle. Dört duvar arasında. Yıllardır. Kaç mevsim. Kaç yağmur ve kaç gün doğumu. Kaç gece ve gündüz. Kaç akşamüstü. Pencereden avluya bakıyorlar.

Çıkıntı Olmamak Adına Hizaya Girmenin Psikolojisi!

Tuğba Şenoğlu (Evrim Ağacı) 11 Temmuz 2019

Araştırmanın sonucuna göre, araştırmaya katılan katılımcıların %76'sı diğer kişilere uyarak yanlış yanıtı vermeyi tercih etmişlerdir. Toplamda 12 etap gerçekleştirilmiştir ve ortalama olarak katılımcıların üçte biri diğerlerine uyma davranışı göstermiştir. Bu araştırmada sondaki katılımcı diğer katılımcıları tanımamasına rağmen, farklı bir yanıtı veren tek kişi olmaktan çekinmiş ve yanlış bir yanıt vermiştir. Bu da, uyum baskısının gücünün ne kadar fazla olduğunu göstermektedir.

Ümmet kim? Parçalanan ne?

Berrin Sönmez (Duvar) 11 Temmuz 2019

Ama parti kurulsa da kurulmasa da AKP içinde etkili olsa da olmasa da ve Türkiye siyasetine yeni bir soluk getirme ihtimali yok mesabesinde olsa da yaşananlar, yaygın bir söylentiyi doğruluyor:

Geçmişte Müslüman ahalinin algısında kitap ehli cennete giderdi. Selçuklular çağında Müslümanlar cennete gider oldu, Müslüman bilincinde. Osmanlı döneminde ise algı daha daralıp, ehl-i sünnet Müslümanlara indirgenmişti. Laik Cumhuriyet dönemi ise bir adım daha ileri gidip Hanefi Sünni, Türk Müslümanlardan gayrısına cennette yer tanımadı! Ve AKP, yeryüzünde olduğu gibi cennet parselasyonuna da çağ atlatarak(?) ancak AKP'ye oy veren Hanefi Sünni Türk Müslümanların cennete gidebileceği algısını oluşturmayı seçti, Müslüman düşünce dünyasında.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

102