Patronsuz Medya

Sabetaycılar ve Küçük Hoca

Mehmet Ördekçi (Derki) 20 Mayıs 2019

Kitlesel histerilere giden yolun taşları böyle döşenmeye devam edilirse halk Sivas'ta alevilere ve aydınlara yaptığı gibi otellerde insan yakmaya her an hazır, bunu hissediyor ve korkuyorum. Provokasyon, irtica, siyasal islâm vb kavramlaştırmalar Sivas'taki barbarlığın ve önceki yıllardaki Trakya olayları, 6-7 Eylül, Maraş katliamı gibi onlarca benzerinin faillerinin kimliklerini bulandırmamalı. Sivas'taki o barbarlar meselâ, en azından benden ve bu yazıyı okuyanların çoğundan daha halktı: Oranın bakkalı, manavı, kahvecisi, kahvede oturanı ve Marx'ın bize yarı-tanrıymış gibi anlattığı şanlı Sivas proletaryasından tiplerdi bunlar. Derin Türkiyede bunlardan yüz binlerce, belki milyonlarca var. Danıştay saldırganı şimdi serbest bırakılıp parti kursa, üye olmaya hazır binlerce genç var. Ülke geneli daha bu düzeyde ve düzlemdeyken, eli kalem tutanlar yeni düşmanlar keşfetmekle ve düşmanlıklar icat etmekle uğraşıyorsa, ancak yeni katliamlarla ödüllendirilirler. Öte yandan, hayali bir halk uydurup onu yüceltmek gibi, kendi halkımızdan nefret etmek de bize bir şey kazandırmaz. Bu halk bir realite. Elimizdeki malzeme bu. Denize mi dökelim!

Tarımda dünya kapitalizminin denek noktasıyız

Abdullah Aysu → İrfan Aktan (Duvar) 19 Mayıs 2019

Bankalar kredi verirken mülkiyete ipotek koyar. Özel ve kamu bankaları artık kendi bünyelerinde emlâk ofisleri oluşturdular. Çiftçi borcunu ödeyemediğinde, iflâs ettiğinde, bankalar onun topraklarına el koyuyor ve ihaleyle satıyor. Satın alanlar da şirketler. Şimdiye kadar kapattıkları arazi miktarını bilmiyoruz ama bir holdingin bu yöntemle Trakya'da 200 bin hektarın üzerinde arazi aldığını biliyoruz. Böylesi bir miktara erişince, artık elini cebine atmadan yeni araziler satın alabiliyor şirketler.

Vefasız zenginler, nankör fakirler

Kemal Can (Duvar) 18 Mayıs 2019

Erdoğan'ın hem karnı doyup oy vermeyen alt sınıflara hem 17 yıldır semiren üst sınıflara aynı anda tavır koyması, güvendiği alanlarda gördüğü destek zafiyetinden çok, bu iki alandaki mızırdanmanın birbiriyle ilişkisi yüzünden. En üsttekiler, karnını doyurarak veya başka yollarla tatmin sağladığı kalabalıkları arkasında tutmakta zorlanan bir iktidardan; en alttakiler de elitleri posta koyarak hizaya sokma kabiliyetini kaybeden bir liderden memnun kalmazlar. Her iki kesime dönük olarak da, eksiğimiz nedir, sizin için ne yapabiliriz? demek işte bu yüzden zorlaşıyor. Memnuniyetin değil mecburiyetin daha güvenilir bir destek oluşturacağına inanan iktidar için bu nedenle, mecburiyetleri hatırlatmak, memnuniyeti artırmaktan daha kolay. Elbette, memnuniyet yaratmak konusunda elde çok malzeme, fazla imkân olmaması da önemli faktör.

Bu şarkı burada bitti

Kâmuran Kızlak (Birgün) 17 Mayıs 2019

RTE'nin liderliği söz konusu olduğunda, ben onun liderlik gücüne inananlardanım. Çünkü bu konuda önümüzde sağlam bir kanıt var: Parti örgütüne, bürokrasiye armağan ettiği ve sanki bir çorak arazideki sararıp solmuş cılız yabani ot gibi duran o yolunmuş bıyık komedisi… Sıfatlarına vurulmuş bir tasdik mührünü çağrıştırıyor, dudaklarının üstünde adeta bir bahar kelebeği gibi zarif duruyor. Yine de, bıyık gösterisi yapmak için kendilerine Ankara kedisi gibi çok zeki ve onlara göre daha komik görünen bir rakip seçmeseler kendileri için çok hayırlı olurdu.

Kimse kimseye sahip çıkmayacak, siz insan olmayı öğreneceksiniz

Hürrem Sönmez (Diken) 17 Mayıs 2019

Bu ülkede kadınların hayatta kalması, tecavüze uğramaması başka bir erkek tarafından korunmasıyla mümkün. Korunması, himaye edilmesi yetmez, mülkiyet ilişkisi olması da icap eder. Sahibi olmayan kadın her yere gider, sonra da başına olmadık işler gelir. Böyle; sınırlar önemlidir ve o sınırların baba, koca, abi tarafından tesisi, her daim kollanması icap eder.

Vatanın tamamı tampon bölge oldu

Neşe Özgen → Zelal Pelin Doğan → Berxwedan Yaruk (Duvar) 16 Mayıs 2019

Suruç Katliamı'yla vatanın tümü bir hudut boyu, bir tampon bölge olarak meşrulaştırıldı ve tıpkı sınırın tampon bölgesinde olduğu gibi vatanın tümündeki vatandaşlık statüsü farklılaşabildi; hepimiz devlet iktidarının günlük değişen suçlama/muteber vatandaşlığa karar verme oynaklığındaki politikalarıyla kanı helâl yabancılar haline, zillet ve terörist haline getirildik. Devlet tıpkı sınır boylarında yapabildiği gibi, Suruç Katliamını meşrulaştırarak vatanın tamamını bir tampon bölge haline nasıl getirebildi: Sınır boylarını tekinsiz kılan kuralların katılığı ya da şiddetle yüklü sabitliği değildir; aksine sınırlar devletin kendi karşıtlığını bir yandan yasallaştırırken aynı zamanda geçiciliği, yasa dışılığı ve tekinsizliği de meşrulaştırdığı en somut alanlardır. Devlet, suçun soruşturulmasından ziyade suçun yeniden üretimine dair pratikleri en iyi sınırda dener.

İnsan Anatomisinin Evrimi: Başarı, Ağrıyla Birlikte Geldi!

Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı) 15 Mayıs 2019

Eğer iki ayak üzerinde durabilen ve koşabilen bir tasarım istiyorsanız, ayak ve bilek tasarımı bir devekuşununkine benzer olmalıdır. Devekuşlarının bilekleri ve alt bacak kemikleri tek bir yapı oluşturacak şekilde birbirine kaynamıştır. Bu da adımlarını kat kat güçlendirir. Ayrıca ayaklarında sadece 2 tane parmak bulunur ve bu koşmak için fazlasıyla yeterlidir. Benim neden böyle bir ayağım yok? Bunun en basit nedeni, devekuşlarının 2 ayak üzerinde yürümesini sağlayan bu bacak yapısının temelleri, 230 milyon yıl önce yine 2 ayak üzerinde yürüyebilen dinozorlarda atılmış olmasıdır. Bizlerin iki ayak üzerinde yürüyen atalarımız ise sadece 5 milyon yıl önce evrimleşmiştir.

Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?

Bahadır Özgür (Duvar) 15 Mayıs 2019

Bugün de gittikçe ağırlaşan krizle yine bir değersizleşme dalgası yaşıyoruz. Dolar sadece TL'yi değersizleştirmiyor; işi, aşı, hayatı, geleceği de değersizleştiriyor. Erdoğan olgularla kitlelerin arasına ördüğü duvarı her geçen gün tuğla tuğla yükselterek, sınırı tam da buradan çekiyor. Ellerindeki maddî varlıkları hızla eriyen kitlelere 'milli ve manevi' değerlerden örülü bir zırh sunuyor. İyi biliyor ki, krizin değersizleştirici mekanizmaları işlemeye başladığı vakit, ezberlediği ekonomik politikalarla süreci yönetmesi hayli zor. Seleflerinden gördüğü bu çünkü… (2018)

Bir Cem Yılmaz filmi 😉

Abdurrahman Aydın (Duvar) 15 Mayıs 2019

Egemen devlet şiddeti, bütün çıplaklığıyla açığa çıkıp da bu türlü bir siyasal-teolojik zeminde anlamlandırıldığında, İslami söylemin en çok övündüğü meselelerden birinin de ters yüz olmuş halini görünür kılıyor: Bu düzeyde bir şiddet edimi içerisinde, gerçekten de Tanrı ile kul arasında hiç bir aracı kalmıyor; çünkü Tanrısal şiddet egemen-devlet tarafından gasp edilmiş olarak varlık buluyor. Kökenlere yapılan başvuru, yalnızca çıplak şiddeti meşrulaştırmakla kalmıyor, din-devlet geriliminde teolojik bir felâketle de sonuçlanıyor: En sinsisinden bir 'şirk' hali; çünkü bu durum içerisinde 'düşman' yalnızca dünyevî hukukun dışına atılmakla kalmıyor, aynı zamanda ilahi hukukun da dışına atılıyor. Her iki alanda da kendisine her şeyin yapılabilir olduğu bir figür haline getiriliyor 'düşman' figürü. Dolayısıyla yalnızca dünyevî alanda değil, ilahi alanda da 'hüküm' vermiş oluyor dünyevî iktidar.

Kim yönetecek değil, nasıl yönetileceğiz?

Bahadır Özgür (Duvar) 14 Mayıs 2019

Sonuna kadar gitmek zorunda çünkü, tek adam iktidarı nevrotiktir. Tıpkı siyasî erkin tek elde toplanması gibi siyasî bilinç de tekleşir. Hatırlamaz; güvensizlik içinde odaklanamaz. Kompartımanlara bölünmüş zihni sürekli düşman üretir, kindar, öfkeli, saldırgandır. Kısır döngünün içinde aynı tavrı yineler durur… Halk ise nihayetinde kolektif bir bilinçtir. Dağınık, çatışmalı, durgun olabilir ama asla nevrotik olamaz; yavaş öğrenir, eninde sonunda da hatırlar. İşte o vakit tekrarlamaz…

Genetiği değiştirilmiş organizmaların Venezuela'daki darbe girişimiyle ne alâkası olabilir?

Cenk Ağcabay (Sendika) 13 Mayıs 2019

Venezüella örneği tekelci sermayenin nüfuz alanının genişliğinin yanı sıra ülkede kıyasıya bir mücadelenin ülkenin hemen her yerinde devam ettiğine de işaret ediyor. Bu girişimin başarısızlığı ve Halkın Tohum Yasasına vesile olması; Venezuela'ya yönelik bugünkü büyük saldırının yenilgiye uğratılmasının da emekçilerden yana daha büyük gelişmelere yol açma potansiyeli bulunduğunun en iyi göstergesidir. Bunun temel koşulu ise, Venezuela işçi sınıfının emperyalist saldırıya karşı mücadele sürecinde müttefikleriyle ortak cephede yer alırken kendi özgül sınıf çıkarları doğrultusunda bağımsız politikasını ve örgütünü konumlandırması ve geliştirmesidir. Monsantoların, ExxonMobillerin gerçek ve kalıcı yenilgisi ancak bu koşulda mümkün olacaktır.

Hayvan Gettoları

Ali Murat İrat (Birgün) 12 Mayıs 2019

İnsanın insan üzerinde uyguladığı şiddet toplumun ve devletin ortaya çıkmasını ve devamını sağlarken, insanın diğer türler üzerinde uyguladığı şiddet kültürün oluşumuna katkı sunuyordu. Bugün diğer türler insan tahakkümünün altındadır. Hinrich Lohse'un Yahudi gettoları için söylediği sözlere bakıldığında modern kent yaşamında insan türünün dışındaki canlılar için bu sözlerin geçerliliğini görmemek körlük. Sokak hayvanı diye kategorize edilen, aslında sadece, düz, sıradan, yaşamaya çalışan ve fakat bizim onları yerinden ettiğimiz hayvanlar artık gettolar halinde yaşamaya mecbur edilmiş durumdalar. Ya getto ya ölüm onlar için olağan bir slogan halini almış. Hayatta kalmalarıyla ölüme terk edilmeleri arasındaki ince çizgi üzerinde yalnızca vicdanlar duruyor.

Her şeyin acaip güzel olmasının yolları

Önder Algedik (Duvar) 10 Mayıs 2019

Basit bir örnek verelim. 2018 bütçesinde devlet sigaradan 37, 8 milyar TL vergi almayı hedefledi. Yıl sonunda sigara içenlerden topladığı vergi 44, 4 milyar TL'ye çıkınca 2019'da 45, 7 milyar TL vergi hedefi koydu. Şimdi siz dertlendikçe sigara içerseniz kim kazanır? Hadi bırakmadınız, bari tütüne geçin ki Anadolu çiftçisi kazansın, esnafı kazasın, Erdoğan kaybetsin.

Alkolde de durum çok benzer. 2018 için bütçe hedefi yaklaşık 10, 5 milyar TL iken akşamcılar dertlendikçe içti, içtikçe Erdoğan keyiflendi ve bütçe geliri 12, 4 milyar TL'ye çıktı. Öyle olunca 2019 bütçesine 15, 3 milyar TL alkol vergisi hedefi kondu. Hadi içtiniz ve karaciğere zarar verdiniz, illa vergili mi içmek zorundasınız?

Bu dalga kıyıya taşır mı?

Kemal Can (Duvar) 9 Mayıs 2019

Gelişme benim düşündüğüm gibi olmadı, iktidarın iç gerilimi ve karşı karşıya olduğu durumla ilgili risk değerlendirmesi başka tür bir siyasî ihtiyacın öne çıktığını gösterdi. Köklü yapısal sorunlarını saklayamaz hale gelen ve ömrünü biraz daha uzatmak için kaçınamayacağı müdahalelerin arifesinde fazla oyalanan iktidarın -özellikle de Erdoğan'ın- seçim erteleme gibi belirsizlik baskısından kaçınmak yerine, bir daha belirsizliğe sığındığını veya mecbur kaldığını izledik. YSK'ya verdirilen bu karar, bu iktidar ve Erdoğan için işleyen kaçınılmaz süreci kesen, durduran veya geri çeviren bir durumu değil, aksine süreci hızlandıran, büyüten bir etkiyi yaratmaya aday. Ancak, iktidar açısından ciddi risklerin devamı -hatta büyümesi- anlamına gelen bu durum, muhalefet için kendiliğinden imkânlar ve fırsatlar açan bir şans gibi yorumlanamaz. Çünkü seçim iptal hamlesi, iktidarın yapabilirlik sınırları konusundaki çaresizliğini zorlayarak aşma niyetini gösteriyor.

Popülist liderler seçim yenilgisini ne zaman kabul eder?

Jan-werner Müller (New York Times) 9 Mayıs 2019

Peki hiç bir şey yapılamaz mı? İleriye doğru aşikâr yollardan biri, popülistleri, hile iddialarının abartılı görünmesini sağlayacak şekilde ezici farkla yenilgiye uğratmak. Bir diğer yol, -popülistlerin sonucu kabul edeceğinin garantisi olmasa da- uluslararası gözlemcilerin seçimleri daha da yakından izlemesi. Daha kuşkucu olan ama belki de bazen gereken yol ise popülistlere, bir seçimi kaybettiklerinde her şeylerini kaybetmeyecekleri bir çıkış yolu sunmak. Şu açık ki, başkanlık sarayı ile hapishaneden başka seçenek olmadığını hissettiklerinde, kleptokratlar için bir seçim yenilgisi var oluşsal bir tehlike anlamına gelebilir. Onların (ve en azından paralarının bir kısmı ile geniş siyasî ailelerinin) gitmesine izin vermek son derece rahatsız edici bir manzara. Fakat bazen bu, bir demokrasiyi yeniden tesis etmek veya korumak için ödenmeye değer bir bedeldir.

Açlık-tokluk, yoksulluk-varsıllık

İsmail Kılınç (Sendika) 7 Mayıs 2019

Açlığa sınır getirip tanımlıyoruz, yoksulluğun alt sınırına belirli bir gelir düzeyiyle açıklıyoruz da tokluğun sınırı yok mudur? Varsıllığın sınırı nedir? Aç kalmamak için alınması gereken kalori miktarını belirliyoruz da tokluğun kalori miktarı neden ortalıkta görünmüyor? Şişmanlık sadece kötü-yanlış beslenme mi yoksa sınır tanımayan gelirle her şeyi yemenin sonucu mudur? Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yemek midir?

Faşizme giden yolda son aşama

Güven Gürkan Öztan (Birgün) 7 Mayıs 2019

YSK'nın İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı, Türkiye Cumhuriyetinin temel direğine karşı gerçekleştirilen örgütlü saldırının ne boyutlara ulaştığını ifşa ediyor. Bu karar yalnızca İmamoğlu'na, CHP'ye ya da muhalefetin herhangi bir bileşenine yönelik değildir, Türkiye'nin tüm demokrasi birikimini ve beraber yaşama iradesini hedef alan bir karardır. Milyonlarca İstanbullunun seçme iradesi doğrudan gasp edilmiştir. Sözünü ettiğimiz gasp aynı zamanda iktidar istediği takdirde Kars'tan Edirne'ye, Hakkâri'den İzmir'e bütün vatandaşların asli vatandaşlık haklarının hiç bir meşru gerekçeye ihtiyaç duyulmadan askıya alınabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla sorun 16 milyonun değil 82 milyonun sorunudur. Cevabı da 82 milyon birlikte vermelidir.

İttifak ya da Vat Dı Fak

Burak Eldem (Demokrat Haber) 3 Mayıs 2019

Kılıçdaroğlu'na saldıranlar (ve onları yüreklendiren çevreler) CHP liderini PKK ile ittifak yapmakla suçluyorlardı. Birileri, İstanbul'daki sansasyonel seçim sonucunun HDP seçmeninin desteği sayesinde alındığını elbette çok iyi biliyor ve buna duyduğu hıncı gizlemiyordu. İşin garip yanı, Kılıçdaroğlu da kendisine saldıranlar için PKK'den farkları yok nitelemesini kullanıyordu hemen. Yani saldırganlar ile ortak nefret nesnesi üzerinde buluşmuştu.

Beka Sorununu Nerede Aramalı?

Bülent Şık (Bianet) 30 Nisan 2019

Plastik malzemelerin geri dönüşümünü sağlama çalışmaları çok başarısız. Dünya genelinde üretilen plastiğin en fazla yüzde üçü geri dönüşüme sokulabiliyor. Türkiye'de bu oran yüzde birden de az. Geri dönüşüme sokulamayan plastik çöpü katı atık depolama alanlarına konuyor. Bu alanlardaki çöpün zamanla ayrışması, yapısının dağılması ve içerdiği toksik kimyasalları doğaya bulaştırması kaçınılmazdır. Yakma da çözüm değil. Plastik çöplerinin yakılması dioksinler ve PAH'lar (poliaromatik hidrokarbonlar) gibi son derece tehlikeli ve kanserojen kimyasal maddeleri açığa çıkarıyor.

'Terörle mücadele'de önemli bir aşama: Cumhuriyetçiler cezaevinde

Kemal Göktaş (Diken) 27 Nisan 2019

Sabuncu, dünkü hüzünlü uğurlamaya ilişkin yazısında (Musa Kart'ın) torunu şimdi dedesini seyahate çıktı biliyor. Hakan Kara'nın evlâdı artık 'büyüdü'… O bir sene sonraki yaz tatili için (15 ay) söz alarak babasıyla vedalaşıyor. Emre İper'in evlâtları dün gece koynundan çıkmıyor. Türkiye sadece 'eski Cumhuriyet' çalışanlarına değil bu memlekette fikirleri yüzünden binlerce insana içeride ve dışarıda acı veren bir ülke artık diye yazıyor.

İtiraz etmesi bile güç, gülünç olmanın ötesinde traji-komik, uydurma delillerle cezaevine girdiler. 'Dışarda delikanlı bir bahar' varken, ailelerinden, sevdiklerinden, bahardan ve hayattan koparıldılar. Hiç birinin başı öne eğik değildi ve ortak dilekleri çıktıklarında daha güzel bir ülkeye kavuşmaktı…

İsmet İnönü'ye 1959 Uşak saldırısı

Baskın Oran (Artı Gerçek) 26 Nisan 2019

30 Nisan'ı 1 Mayıs'a bağlayan gece İ. İnönü'nün misafir kaldığı evin mahzeninde sabaha karşı yangın çıkıyor ve hemen söndürülüyor.

Tren istasyonuna doğru yola çıkılıyor. Aracın önü kesilmiştir. İ. İnönü kalabalığa doğru yürüyor, yolunu açmak isteyen CHP milletvekillerine Bırakın. Ben yolumu açmasını bilirim! diyor.

O sırada kafasına bir taş isabet ediyor. Trene kendini atıyor. Bindiği vagon da taşlanmakta, gazetecilere taşlar isabet etmektedir. Bu arada Uşak CHP ilçe başkanı Muzaffer Mert iki uyluğundan bıçaklanıyor. Uşak'ın tanınmış kabadayılarından Kayınım Ahmet adlı kişi yumruğunu İnönü'nün başına indirirken engel olunuyor.

'Proje' ellerinde patlayacak

Selahattin Demirtaş (Duvar) 24 Nisan 2019

Şimdi bu noktadan sonra demokrasi güçlerinin halka öncülük yapma rollerini çok iyi oynamaları gerekiyor. Çünkü faşist rejimler böylesi aşamalarda son çırpışlarını yaparken, saldırıyı ve baskıyı maksimuma çıkarırlar. Yok canım, o kadarını da yapmazlar artık dediğiniz ne varsa onları yapmaya başlarlar. HDP başta olmak üzere bütün muhalif güçlerin faşizme karşı direnişi büyütme ve hep en ön safta olma gibi tarihsel misyonlarını yerine getirirken tereddütsüz olmaları gerekir. Zaten bu konuda görkemli bir direniş mirasımız ve mücadele geleneğimiz var. AKP, 15 yıllık siyasî ömrünün en zayıf, en çaresiz günlerini yaşarken bunun görünür olmaması için azami çaba sarf ediyor. Demokrasi güçleri ise, aldıkları darbelere rağmen öldürmeyen darbe güçlendirir misali oldukça güçlüdür ve moral üstünlüğüne sahiptir. Bunun farkında olmak, arkamızdaki on milyonların kararlı ve dinamik gücünü bilerek, bunun hakkını vererek hareket etmek lâzım.

Kaldırılamayan cenazeler ülkesi

Abdurrahman Aydın (Duvar) 24 Nisan 2019

Cenaze adabını bu kadar hiçe saymak, üstelik de bir 'şehit' figürü söz konusuyken bu kadar hiçe saymak, zaten ancak 'şehitlik' olgusu ile mümkün. Egemen ile homo sacer'in ters yüz olmuş bir anlamlama düzeyinde çakışmasına benzer bir biçimde, bu sembolik yapılar içerisinde, kangren halini almış bir iç savaşta 'şehit' ile gerilla cenazesi de ters yüz olmuş bir anlamlama düzeyinde çakışıyor. Biri mutlak bir yüceltim yoluyla ölebilir olmaktan çıkarılırken öteki mutlak bir insan-dışılaştırma yoluyla ölebilir olmaktan çıkarılıyor. Her iki durumda da aynı egemen mekanizma çalışıyor: Ölenler ölemiyorlar. Ve tam olarak bu nedenle, durmaksızın ölüm söz konusu olduğu halde ölü yok. Yalnızca cenaze adabını ve erkânını yitirmiş bir ülkede değil, yüceltim ya da insan-dışılaştırma yoluyla 'cenazelerini' de kaybetmiş bir ülkede yaşıyoruz artık. Bir türlü kaldırılamayan cenazeler ülkesi…

Protestocu vatandaş değil, linççi güruh!

Murat Sevinç (Diken) 23 Nisan 2019

Diyeceğim; mesajı aldık almasına da, bu memleket de Dingo'nun ahırı değil. Linççi ahlâksızların, saldırganların babasının malı değil. Bu memleket, üzerinde yaşayan milyonlarca yurttaşın. Biri diğerinden daha değerli, daha öncelikli değil.

İşte o linççi utanmazların da bu mesajı alması, anlaması gerek. Maltepe'deki yüz binlerce insanı, ülke genelindeki milyonları görmesi gerek. O saldırganların, Türkiye'nin sahibi olmadıklarını ve faşizmin suç olduğunu, canları istediğinde insan taşlayamayacaklarını o kalın kafalarına sokmalarında büyük ve anlatılmaz yararlar var.

Linç, protesto ve toplumu imha eden devlet

Kemal Göktaş (Diken) 23 Nisan 2019

Devletin linci ayrı bir suç olarak düzenlememesi ise tam da onu meşrulaştıran ve bir alt hukuk normu haline getiren, bu haliyle de devletin kendisini inkâr eden tavrına işaret ediyor. Modern devlet, diğer birçok unsurun yanı sıra, cezalandırma tekelini elinde tutan devlet olarak tanımlanır. Linci suç olarak düzenlemeyen devlet ise kendisini inkâr ederek kendisinin dışındaki güce ve zora meşruiyet veren devlet haline geliyor. Bu aynı zamanda modern devletin, kendisi ile birlikte toplumu tahrip etmesinin de bir başka anlatısı oluyor.

Farkında mıyız, bu ülkede 7 bin kişi açlık grevinde!

Koray Düzgören (Artı Gerçek) 21 Nisan 2019

Açlık grevlerindeki insanlarımıza sesleniyoruz!

Sesiniz duyuldu. Bu sesi kamuoyuna daha yaygın duyurma, iktidarı göreve davet etme çabalarımız sürüyor. Dönülmez noktalara gelmeden, daha büyük kayıplar yaşanmadan eyleme son vermenizi, ölümü değil yaşam hakkını savunmanızı umutla bekliyoruz.

Ülke gündeminin demokrasinin büsbütün ortadan kaldırılması tehdidine kilitlendiği şu günlerde açlık grevlerinin hedefine ulaşabileceği bir ortamın mevcut olmadığı, her geçen günün telâfisi olanaksız kayıplara yol açacağı düşüncesindeyiz.

Psikopatinin anahtar belirtileri

(Gizli Psikopat) 20 Nisan 2019

Oğu Psikopat, erken bir yaşta ciddi davranış sorunları göstermeye başlar. Bunlar içinde, sürekli yalan söylemek, kandırmak, hırsızlık yapmak, yangın çıkarmak, okuldan kaçmak, sınıf düzenini bozmak, madde kullanımı, yıkıcılık, şiddet, kabadayılık, evden kaçma ve erken gelişmiş cinsellik olabilir.

Erken dönemde hayvanlara zalim davranmak da, genellikle, duygusal sorunların ya da davranış sorunlarının bir işaretidir. Yetişkin psikopatlar, çocukluklarında hayvanlara yaptıkları zulmü sıradan, olağan, hatta eğlenceli diye betimlerler.

Genç psikopatın, normal insanların sinirlendikleri zaman bile acı verme içgüdülerini kontrol altında tutan empatiyi duymamasının bir parçası da, kardeşleri de dahil olmak üzere diğer çocuklara karşı zalimce davranmasında görülür.

Bilmeniz gereken 6 plastik gerçeği

Deniz Aytekin (Yeşilist) 8 Haziran 2016

Plastik atıkların yalnızca doğayı ve hayvanları etkilediğini, sizin sağlığınıza zarar vermediğini düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Aslına bakarsanız beslenme alışkanlıklarınıza bağlı olarak ciddi miktarda plastik atık tüketiyor olabilirsiniz.

Balıklar hem bilerek hem de farkında olmadan plastik sindirirler ve bu plastikler su yüzeyinde kalma sürelerine bağlı olarak ağır metal, PCB ve diğer kirleticiler gibi zehirli maddeler içerirler. Balıkların sistemine giren bu maddeler besin zincirinde yukarıya doğru tırmanarak insan bedenine kadar ulaşırlar. Balık yiyorsanız siz de bu zehirli kimyasallara maruz kalıyor olabilirsiniz.

Ev nasıl bir nesnedir?

Hakkı Yırtıcı (Duvar) 19 Nisan 2019

Konut, ister barınmak için ister yatırım olarak alınsın, bir zaman sonra satılabileceği, daha iyisinin ya da ikincisinin, üçüncüsünün ve artık piyasa koşulları neyi gerektiriyorsa o kadarının alınıp satılabileceği bilinir. Bu bilgi, insanın ev ile olan ilişkisini tümden değiştirmiştir. Geleneksel dünyada üç nesil bir arada yaşar ve genellikle insan doğduğu evde ölürdü. Günümüzde böyle bir şeyi söylemek ya da bilmek imkânsızdır.

Alınan dış borcu seçim kampanyasına harcadılar

Murat Muratoğlu → Minez Bayülgen (Diken) 18 Nisan 2019

Kısa vadede yapılabilecek hiç bir şey yok. Sağlamakta çok geç kaldığın adaleti düzeltmen şart. Ancak adaleti sağladıktan sonra da yatırımcılar seni uzun bir süre izleyecek. Dediklerini gerçekten yapıyor musun, yoksa yapmıyor musun diye… Ne de olsa inandırıcılığını kaybetmiş durumdasın.

Bence alnımıza bir damga vurulması daha doğru olur!

Murat Sevinç (Diken) 18 Nisan 2019

Son seçimde oy verirken, sandık kurulundaki görevli Boğaziçi'nden öğrencim çıktı. Sağolsun hâl hatır sordu, karşılıklı teşekkürleştik. Eve yürürken, ''Ulan inşallah çocuğun başı derde girmez; KHK'li olmamakla birlikte bir KHK'lıya hâl hatır sorma yoluyla iltisaklı durumuna düşer mi acep'' diye düşündüm. Oysa alnımda bir işaret olsaydı ve oy hakkım bulunmasaydı, böyle bir endişe yaşamayacaktım. Değil mi ama? Bence öyle.

Ekolojik çatı ve ihtiyaçlar zemini

Yayo Herrero (1+1 Forum) 15 Nisan 2019

Kültürel hegemonya da en az ekonomik ve politik hegemonya kadar önemli. Çünkü bir sistem insanların düşünme biçimlerine hükmetmediği sürece hegemonik hale gelemez. Kapitalizmin en büyük zaferi, toplumun çoğunluğunun çerçevesini onun çizdiği iyi yaşam, zenginlik, ilerleme veya özgürlük gibi kavramları içselleştirmesi. Kültürel hegemonya bastırılmış, fakirleştirilmiş, sömürülmüş ve yağmalanmış toplumsal sınıfların onları ezen sistemin devamına bizzat katkıda bulunmasını sağlıyor.

Büyüme miti ve ölümcül sonuçları

Yayo Herrero (1+1 Forum) 15 Nisan 2019

Gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) göstergelerinde bu durumu daha net görüyoruz. GSYH ekonomik faaliyetlerle üretilen değeri ölçmeye yarayan bir gösterge. Bu gösterge temiz bir nehri zenginlik saymıyor. Ama eğer nehir kirliyse bir değeri var, çünkü temizlemek için para harcamak gerekiyor. Düz anlamıyla hasta olmama, yani sağlıklı bir bünyeye sahip olmak da hesaba dahil değil, çünkü ekonomik büyüme yaratmıyor. Ama hastalık büyüme yaratıyor, çünkü ilâç endüstrisi insanların hastalanıp ilâç satın almasına dayanıyor. Ekonomik değeri bu şekilde belirleyen mekanizma üretimi ihtiyaçlarla ilişkilendirmeyen, doğanın sınırlarından kopuk bir model. Ekonominin ne pahasına olursa olsun büyümesini makbul sayan, kalkınmacı modele hiç bir engel çıkartılmamasını salık veren büyüme miti sorunuyla karşı karşıyayız.

Acılı bir alıştırma

Yayo Herrero (1+1 Forum) 15 Nisan 2019

İnsanlık istese de istemese de daha az enerji tüketerek yaşayacak. Bu yüzden şu anda aslında sorun gibi gözükmeyen bazı konularda acil değişikliklere gitmek zorundayız. Örneğin ben Madrid'de yaşıyorum. Madrid'e tüm gıda, su, kısaca tüm ihtiyaçlar dışarıdan geliyor. Bugün gezendeki 7 milyar insanın yarısı Madrid gibi büyük yerleşim birimlerinde yaşıyor. Endüstriyel gıda üretim modelini düşünelim. Bugün İspanya'da masamıza gelen herhangi bir besin ortalama 5600 km. Yol kat ediyor. Yine İspanya için konuşacak olursak, kullandığımız enerji ve mineraller de dışarıdan geliyor. Şu an İspanya sınırlarına bir tel örgü çeksek, gıdanın ve enerjinin girişini, atıkların çıkışını durdursak, 15 gün bile dayanamayız. Bu maddî bağımlılık hali zengin diye tabir ettiğimiz tüm ülkeler için geçerli. Kendi topraklarındaki kaynakların kullanımının sınırlarını çoktan aşmış bu ülkeler dünyanın geri kalanından besleniyor, engin coğrafyaları büyük bir maden yatağı ya da devasa bir çöplükmüşçesine sömürerek büyük bir kutuplaşma yaratıyor.

Neolitik devrimin koşulları

Tolga Yıldız (Duvar) 15 Nisan 2019

Akrabalık sistemlerinin farklı gruplarda farklı biçimler almasıyla diller de çeşitleniyordu. Bugün dillerin evrensel biçimsel yapıları olmasına rağmen bir yabancı için çözülemez görülen yerelleşmiş anlam ve kullanım düzenlerinin olmasının altında yatan mekanizma bu olabilir. Araştırmalar, Avrupalı sömürgecilerin Avustralya'ya ilk vardıklarında tuttukları kayıtlara bakılırsa, dünyanın en küçük kıtasında o dönem yaşayan yerlilerin birbirinden tümüyle farklı 200 civarında dil ve 600 kadar lehçe kullandıklarını gösteriyor. Daha ilginci, bir Avustralya yerlisinin en az üçü anadili olmak üzere 56 dili akıcı şekilde konuşabilmesiydi.

Syrer raus!

İrfan Aktan (Duvar) 15 Nisan 2019

Irkçılığın belli gizlenme, örtünme kodları da var. Bu kodları kullandığınızda pekâlâ ırkçılık yapmamış gibi yapabiliyorsunuz. Almanya'daki ırkçılar bunu mizahla, bizdekiler de yoksulluk, hırsızlık, kendi helâl emeğini pazara getirip satan ihtiyar vatandaş vs, manipülatif kodlarla yapıyor.

Fakat her halükârda ırkçılar aynı dili, aynı argümanları, aynı yaftaları kullanıyor. Dahası, ırkçılık mağdurları da uygun koşullar oluştuğunda, kendilerini ezen, yoksullaştıran, ötekileştiren, sömüren iktidara ses etmeye korktuklarında, kendilerinden daha zayıf bir halkaya karşı aynı dili kullanmaya yöneliyor veya bizzat zenginler, kanaat önderleri veya iktidarlar tarafından bu dile yönlendiriliyor. Böylece esas sömürücü, yoksulluğun müsebbibi olan kalburüstü, hakiki manada asalak zenginler ve iktidarlar aradan sıyrılabiliyor oluyor. Haliyle yoksulların üst sınıflar ve iktidarlar tarafından da beslenen, olgunlaştırılan ırkçılığı hedefi şaşırtır, zenginlere ve iktidarlara rahatlık sağlar, onları açların gazabından korur.

Enerji üretenler ile tüketenler

Gülgün Türkoğlu (Duvar) 15 Nisan 2019

İçinde yaşadığımız toplumu, kendimizi ait hissettiğimiz grupları eleştirebilmemiz gerek. Önceleri kaba saba, arsız, densiz olan düşünmelerimize öğütmesi için, başkalarını değil de kendimizi-aidiyetlerimizi verdiğimizde; içinde, hilâfsız paramparça olduğumuz bu makina, giderek öğütecek bir şey bulamıyor, 'ben' ortadan kalkıyor. Yerini, müthiş bir birlik bilincine terk ediyor. Etmiyor mu? Hepimiz deneyimledik bunu ucundan da olsa. Kendimizi kollarına bıraktığımız bir müziği dinlerken, meditasyon yaparken, namaz kılarken, severken, dua ederken, orgazm olurken… Zaman ve mekân bağımızı koparan her şeyle bunu deneyimlemiyor muyuz? 'Öğütücü makina' ürkütücü gibi görünse de, tıpkı bedensel boşalmada olduğu gibi, zihinsel boşalmada da alınan bir zevk var. Acı hissi, direnen egodan gelir.

Ey Xûde, edî bese lo!

Abdurrahman Aydın (Duvar) 13 Nisan 2019

Gerçekten edî bese! Bütün bu suçluluk kültünün, bu türlü bir duygusal ekonominin dünyasında, artık nefes alacak gücü zar zor bulabiliyoruz. Son 4-5 yılda yaptıklarımızın, yapamadıklarımızın muhasebesi altında ezildiğimiz, bir daha, bir daha ezildiğimiz, yalnızca hayatta kaldığımız için bile suçluluk duyduğumuz bir dönemde, elbette açlık grevindekilerin ne iradesine, ne de kararlılığına bir şey söyleme hakkımız var. Ama… Insana yüklenmez yüklerin altında da boynumuz belimiz büküldü son birkaç yılda. Ne diyeyim? Kurbanınız olayım bizleri bir de açlığınızın, ölümlerinizin imtihanıyla sınamayın.

HDP 'Kristal Gece'yi yaşadı, oyunun düşmesi normal

Nazan Üstündağ → Burcu Karakaş (Diken) 13 Nisan 2019

Şunu söyleyebiliriz belki. Daha önceki araştırmalarımız bize Kürt muhafazakâr orta sınıf ile Türkiye'deki liberallerin ilginç bir biçimde benzer davrandığını gösteriyor. Niye böyle bu? Çünkü ikisi de aslında düzenden memnuniyetsiz ancak düzenin değişmesinin bedellerini de minimalize etmek isteyen yarı entegre kesimler. İlişkiler söylemsel düzeyde kalırsa evet belki ondan dolayı bu kesimdeki yüzde 3 oy kaçmış olabilir. Ancak zaten mesele bu ilişkiyi derinleştirmek, süreklileştirmek, örgütlemek meselesi. Hem Kürt muhafazakâr, orta sınıf, hem de diğerleriyle. Ve bu grupları başka heyecanlara, başka hesaplara, başka beklentilere, başka reflekselere açabilecek siyasî zemini inşa etmek.

AKP'nin artık legalite diye bir derdi yok

Hamit Bozarslan → İrfan Aktan (Duvar) 13 Nisan 2019

Kürt hareketinin çökmemesi ve iktidarın artık anlam üretememesi, kitlelerin şiddet diline topluca dahil olmaması olumlu gelişmeler; bununla birlikte devletteki kartelleşme ve paramiliterizasyon sürecine ilâve olarak ekonomik krizin ne tür sonuçlar doğuracağı henüz net değil. Bu olumsuz olguların ağır basması direnmemek, direniş platformlarının, mekânlarının oluşturulmaması anlamına gelmiyor. Burada da Nazi Almanya'sından bir fark var. Hitler iktidara geldikten sonra, 27 Şubat 1933'te Reichstag binasını kundaklattı ve ardından komünist avı başlattı. Toplama kampları Reichstag'ın yakılmasından sonra kuruldu ve artık Almanya'da bir muhalefetin oluşmasının imkânı kalmadı. Türkiye'de her şeye rağmen bir yığın anlam üretebilme ve direnme sahaları var. Çok kısa zamanda demokratik bir değişime yol açmasa bile bu sahaların geliştirilmesi, direniş potansiyelinin korunması gerekiyor.

Açlık grevleri hakkında bir yazı

Ali Duran Topuz (Duvar) 12 Nisan 2019

Yurttaş yoksa kamuoyu da yoktur artık. Kimsenin bu kadar temel meselelerde ses çıkarmadığı yerde kamuoyu yoktur. Kamuoyu olabilmesi için sadece bağımsız, özgür medya yetmez, hak ve ehliyet sahibi, konuşabilen yurttaş da gerekir. Hak olmayan, hukuk olmayan, özgür yurttaş olmayan, kurallara riayet olmayan, kamuoyu olmayan yerde toplum da yoktur. Toplum denilen şey iki gruplu bir kalabalık halindedir: Iktidardan yararlanabilenler ve iktidarı finanse etme dışında hiç bir işe yarama ihtimali olmayanlar. İktidar, İstanbul'u Ankara'ya kaybetmenin bedelini son nispi hukuki mevziyi de imha ederek ödetiyor. Güvendiği şey, bir toplumu değil ikiye bölünmüş bir kalabalığı, bir izdihamı yönetiyor oluşudur.

Leblebi tozu…

Murat Sevinç (Duvar) 11 Nisan 2019

Diyorum ya, öleceğiz ve öte dünyada 'Ne yaptın?' diye sorarlarsa, Vallahi Arınç, Gökçek, AKP, Soylu, Bahçeli… Öyle geçti işte diyeceğiz. Bu nasıl bir çile? İnsanlar hangi yolla mutlu olsun Allah aşkına? Devletin ve toplumun bir kesimi nezdinde, memleketteki tüm muhalif akademisyenlerin toplamı, Sedat Peker kadar prestij sahibi değil! Son yıllarda en çok işittiğimiz ifade 'bedelini ödeyecekler' değil mi? İyi kötü düşünebilen bir insana, şu koşullarda 'huzur' ve 'mutluluk' önerilebilir mi? Belki de, sırf 'benzer biri olmamak' dahi tek başına moral vesilesi sayılabilir artık, ne dersiniz? Düşünsenize, doğmuşsunuz, büyümüşsünüz, yaşamışsınız yaşamışsınız yaşamışsınız, sonunda vardığınız nokta Burhan Kuzu! Olup bitene iyi yanından bakmak için hiç bir fırsatı harcamamak gerek…

Sorun dini metinlerin ataerkil bakış açısıyla okunması

Kahina Bahloul → Beraat Gökkuş (Diken) 9 Nisan 2019

Neden özellikle bir cami, çünkü cami inancımızı, dini aidiyetimizi gösterdiğimiz kamusal bir alan. Ben son yüzyıllarda maalesef bir ideolojinin tek başına dini norma dönüştüğüne inanıyorum. Yani kökten dinci ve aşırıcı İslam anlayışı İslam'ın kendisine dönüştü. Bu tamamen yanlış bir şey. Aslında biz bu proje çerçevesinde İslam okumalarının çeşitliliğini ve İslam düşüncesinin zenginliğini göstermek arzusundayız. Gerçekten üzücü olan ise şu: Müslüman düşünce yapısı o kadar geri gitti ki örneğin bugün size felsefe 'Haram' diyecek insanlar var. Kelam'ın yani akılcı islâm teolojisinin size tamamen haram olduğunu söyleyecek insanlar var. Bütün bunlar kabul edilemez. Kuran'ı okunduğumuz zaman her yerde Aklınızı kullanın diyen ayetler görüyoruz. Ayetleri düşünün diyen ifadeler görüyoruz. Bu Kuran her seferinde zekâmıza, aklımıza bir çağrı yapıyor, aklımızı kullanmamızı söylüyor demek. Bugün görünen ise bunun tam tersi.

Milliyetçiliğin panzehiri politikayı geri çağırmadır

Kemal Can → Serpil İlgün (Evrensel) 8 Nisan 2019

Milliyetçilik sembollere ve mitlere ihtiyaç duyuyor. Batılı anlamdaki aksiyoner milliyetçilik, küçük hedef düşmanlardan ziyade, büyük güç etkisi üzerine kuruludur. Örneğin büyük Almanya! Dünyaya nizam verme hedefin vardır. Eğer bu tür aksiyon hattın yoksa savunmacı, küçük, biraz da imal edilmiş zafer sembollerine ihtiyacın olur. Örneğin bu ülkeyi büyük bir ekonomi yapabilmiş, bir bölge lideri filân yapabilmiş değilsen kendi imal ettiğin küçük zafer hikâyelerine ihtiyaç duyarsın. Bunu da en kullanışlı biçimde ölen genç, yoksul çocukların şehitliği üzerinden veya bir darbe direnişi hikâyesi üzerinden kuruyorsun. Bu gündelik olarak işliyor ama böyle yıllarca sürebilecek bir şey değil. Bunun çok kullanılıyor olması kamuoyu kimyasını bozan bir etki yaratıyor. İlkokul çocuklarına sınav sorusu olan, ders kitaplarına giren, öğretmenlerin öğrencilerinin eline idam ipi tutuşturduğu, liselilerin JÖH, PÖH filân yazdıkları resimler çektirdikleri bir şey tabii ki algıyı ve soru soran politik zemini zehirleyen, imha eden bir şey. Bunun aşırı kullanımı henüz ters tepmiyor ama bunun bir sınırı var, bir sonu var. Ama onun döneceği alan neresi henüz onu görmüş değiliz. Yani bu tırmanmanın üst noktasıyla, toplumsal reaksiyonsuzluğun dip noktasının neresi olduğu henüz görülmüş değil.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

111