Patronsuz Medya

Türkiye bu tadı neden seviyor?

Yıldıray Oğur (Serbestiyet)

Ama Türkiye sağıyla soluyla içinde Batı karşıtlığı, emperyalizm geçen her konuşmaya bayılıyor.

Ayrıntılarla ilgilenmiyor.

Ama günün sonunda Avrupa'nın en geri, en ırkçı, en aşırı sağcılarının hamasi konuşmaları Türkiye'de beğeni rekoru kırıyor.

İslam'dan ve Müslümanlardan nefret eden bir İtalyan siyasetçi, hacı amcaların Whatsapp gruplarında dolaşabiliyor. Türkiye'de en milliyetçiden farksız bir dünya görüşüne sahip birinin, Afrikalı göçmen gemilerini denizin ortasında bırakmayı savunmak için attığı hamasi nutuk, insanlık, hümanizm, anti-emperyalizm övgüleri alabiliyor.

* * *

Boğaç Han usulü siyaset

Ayşe Çavdar (Duvar)

Son birkaç haftadır kaç metin gördüm muhalefet partilerine artık gelin yan yana, sabrımız kalmadı diyen saymadım. Şu ya da bu sorunla uğraşmak için örgütlenmiş, platformlara dönüşmüş hemen her yurttaş inisiyatifinin aklına gelen ilk ve tek çare bu. Dolayısıyla muhalefet partilerini böylesi bir mutabakatı şimdi ve hepimizin şahitliğinde kurgulamaktan alıkoyan şeyin tabandan duydukları korku olmadığını biliyoruz. Hayır, boğadan korkuyorlar.

Öte yandan, hemen hepimiz kendi aralarında pek çok konuyu müzakere ettiklerinin de farkındayız. Ama o müzakereler topluma, yani bizlere kapalı. Orada burada siyasî partilerin temsilcilerini sıkıştırdığımızda da, bizim partimiz diye başlayan propaganda cümleleri duyuyoruz. Dün bir arkadaşım o propaganda cümlelerinin kendisinde yarattığı hissiyatı şöyle özetledi: Derdimizi anlattığımızda bize propaganda yapmaya başlıyorlar. Kalbim kırılıyor. Bizi aptal sanıyorlar. Haklı, karnımız tok şükür, ihtiyacımız olan şey kendilerini güzelledikleri propaganda cümleleri değil.

* * *

Erkan Oğur meselesi, kırgınlıklar ve kızgınlıklar üzerine…

Murat Meriç (Duvar)

Baştan alayım: Erkan Oğur, bir şarkıda İbrahim Kalın'a eşlik etti. Kalın'ın sözünü ve müziğini yazdığı, bizzat seslendirdiği Hiç Oldum adlı şarkı bu. Kimilerine göre türkü. Poll Production tarafından yayımlandı ve sonrasında kızılca kıyamet koptu. Birileri, şarkının düzenlemesini Erkan Oğur'un yaptığını söyledi ama künyeye bakarsak, Oğur, bu şarkıda Kalın'a gitar, e-bow ve kopuz çalarak eşlik ediyor. Edebilir, hakkıdır. Olaya salt müzik olarak bakmıştır, şarkıyı sevmiştir, çalmak istemiştir… Müzik dışında bir şey aklına gelmemiştir. Düşündüğü son şeyin para kazanmak olduğundan ve hatta bunu hiç düşünmediğinden eminim. Böyle bir insan çünkü. Müziğin kaydedilemeyeceğini savunan, her çalışında farklı çalan, tam da bu yüzden bütün konserlerini izlemek istediğimiz bir müzisyen. Onun için asri çağların dervişi dersek yanlış olmaz. Yaptıklarıyla bir değil birkaç kuşağı etkileyen, dinleyicilerinin kalbinde taht kuran ve bugüne kadar onları hiç bir şekilde hayal kırıklığına uğratmayan bir insan. Dikkat: Bugüne kadar…

* * *

HDP'ye 'Asla oy vermem' diyenler sadece yüzde 29!

Sevilay Çelenk (Duvar)

Bu partilerin seçmeninin Hangi partiye asla oy vermezsin sorusu karşısında, yüksek oranda, bizzat kendi parti yönetimleri tarafından şeytanlaştırmaya çalışılan ve hedef gösterilip duran HDP'yi işaret etmelerinden daha doğal ne olabilir?

Kısacası mantığı bu olan bir ankette, İYİ Parti toplum nezdinde en sempatik bulunan veya en az direnç gösterilen partidir diyemeyiz. Anket sonucu, yalnızca bir cevap hakkı olan seçmenin bu partiyi şimdilik işaret etmediğini gösterir sadece. Bu İYİ Parti'nin en sempatik bulunan parti olduğu anlamına gelmeyeceği gibi merkez parti olmaya başladığı anlamına da gelmez. İllaki bir anlama gelecekse bu basitçe İYİ Parti'nin Türkiye'nin en temel toplumsal meselelerinden biri olan Kürt meselesi konusunda benimsediği politikanın iktidar partilerinden farklı olmadığı anlamına gelir.

* * *

Kanal İstanbul ve Çin

Kâmuran Kızlak (Birgün)

Bu aynı zamanda bir intikam alma projesi. Sürekli gündemde tutulmasının bir diğer nedeni de bu. İstanbul halkı tarafından reddedilmenin (hem de iki kez) kuyruk acısıyla bir türlü baş edemeyenlerin şimdi İstanbul'a göz göre göre kötülük yaparak halktan intikam alma projesi (oysa şimdi bütün ülke halkı reddediyor, sadece İstanbul değil). Çürümüş-kokuşmuş iktidara direnen, reddeden ülkenin yüz akı insanlarına düşmanlık etme ve nefretini boşaltma aracı olarak kullanılıyor. Proje sahibi o kadar nefret yüklü ki, doğaya, kente ve ülkeye verilecek geri döndürülemez zarar, yapılacak büyük kötülük umurunda bile değil. Nefreti o kadar güçlü ki kendini tahrip ediyor. Bir insanın ömründe nefretten başka bir duygu tatmamış olması çok zavallı, çok acınası bir durum. Bir hiç olarak yaşanmış anlamsız bir hayat…

* * *

Dijital karbon ayak izinin farkında olanlardan mısınız?

Mahmut Tezcan (Duvar)

İstek ve ihtiyaç ayrımını biraz daha fazla yapabilmek kesinlikle her anlamda fark yaratır. Hayatın tıpkı diğer alanlarındaki tüketimin doğaya büyük bir zarar maliyeti yazdığını bildiğimiz gibi internet vesilesiyle kullanabildiğimiz bütün cihazları ve kullanım alışkanlıklarımızı gözden geçirmenin kimseye zararı olmaz. Örneğin, telefonunuzdaki uygulamaları siyah arka planla kullanmak veya mümkün olduğunca güç tasarruf moduyla kullanmak, gerekmedikçe pilin hızlı tükenmesine sebep olan GPS gibi özellikleri kapalı tutmak dahi küçük görünen ama enerji tüketimi itibariyle gerçekten de fark yaratabilecek bir adım olabilir. Her şey küçük adımlarla başlar.

* * *

Zamanımızın Kahramanı

Ümit Kıvanç (P24)

Seni sevmiyorlardı, parayı bastırıyordun, kalçalarını elleyebiliyordun. Üzerlerinde egemenlik kuramıyordun, senin gibi yüzlerce dallama görmüş geçirmişlerdi. Sana sadık değillerdi, olmazlardı, şampanyayı söylüyordun, seninle fotograf çektiriyorlardı.

Sadece, belki senden korkabilirlerdi, çünkü sahiden korkabilecekleri insanlarla fotograflar çektirebiliyordun.

İsmiyle mahallenin yeniyetme Ülkücülerinde Altaylardan gelen yiğit beklentisi yaratan, her fotografında başka ceketli, dar pantolonlu zamanımız kahramanı, bugün nasıl iflâs simgesi olduğunu bilmiyorsa, para ezdiği yerlerdeki tuhaf kılıklı kadınlarla milyonluk arabalarını yıkattığı yoksulları gururuna tatlı besin yaparken de bir kültürel harabeden dışarı uzanmış zehirli bitki filizi olduğundan bîhaber dolaşıyordu.

Daha âlâ yerli-millî kültür yok. Bu kadar işte.

* * *

Ayrılan yollar: 10 üzerinden 6.7

Ayşe Çavdar (Duvar)

Gene Diyanet İşleri Başkanı, biliyorsunuz korona olup şifa bulduktan hemen sonra koştura koştura Diyarbakır'a gitti ve Gençlerimizi batıl anlayışlara kaptırmayalım. Çocuklarımızı İslam'ın dışındaki ideolojilere, inançsızlığı pompalayan, ateizmi, deizmi, zerdüştlüğü pompalayan birtakım örgütlere, yapılara kaptırmayalım. Kaptırırsak bu bizim için çok büyük bir vebal olur buyurdu. İslam'ın dışındaki ideolojiler dedi ya Hu! İlkokulda öğrendiğimiz kümeleri hatırlarsınız, karşılaştırılamayan şeyler aynı kümede duramazlar. Demek artık İslam'ı cümlede saydığı diğer şeylerle aynı kümede görüyor. Biz görsek, Allah muhafaza, suç işlemiş, milletin hassasiyetlerini incitmiş oluruz. Dil sürçmesi midir acaba? Ama biliyorsunuz, dil sürçmeleri yanlışlıkla olmaz. Dille dimağ arasındaki tutarsızlıkta şekillenirler. Dimağ dile isyan eder ve cebren hakikati/niyeti söyletir. İslam'ı din mertebesinden alıp, ideoloji derekesine indiriverdi Diyanet İşleri Başkanı. Testere sesini duyuyor musunuz siz de? Nasıl da kösnül bir telâşla gidip geliyor çürük dalın üzerinde.

* * *

Toplumsal cinayet çağı

Chris Hedges (Sheerpost + Açık Radyo)

Bu toplumsal cinayeti mümkün kılan kötülük kollektiftir. Bunun uygulayıcıları iş idaresi yüksek okullarından, hukuk fakültelerinden, iş yönetimi programlarından ve elit üniversitelerinden yetişen renksiz bürokratlar ve teknokratlardır. Bu sistem yöneticileri, sömürüye ve ölüme işlerlik kazandıran yaygın, karmaşık sistemlerin gerekli kıldığı işleri adım adım gerçekleştirirler. Bizimkişisel verilerimizi dijital tekeller için, güvenlik ve gözetim devleti için toplarlar, depolarlar ve manipüle ederler. Exxon Mobil'in, BP'nin ve Goldman Sachs'ın çarklarını yağlarlar. Satın alınmış ve parası ödenmiş siyasî sınıfın geçirdiği kanunların metinlerini yazarlar. Afganistan'daki, Irak'taki, Suriye'deki ve Pakistan'daki yoksulları dehşete düşüren insansız hava araçlarının pilotu onlardır. Sonu gelmeyen savaşlar onların işine yarar. Şirket reklamcıları, halkla ilişkiler uzmanları ve medyayı yalanlara boğan televizyon üstadları onlardır. Bankaları onlar yönetir. Hapishaneleri onlar denetler. Doldurulacak formları onlar yayınlar. Belgeleri onlar düzenler. Kimilerinden yemek kuponlarını tıbbî bakım hizmetlerini esirgerken, kimilerinin işsizlik fonlarından yararlanmasını engelleyen onlardır. Evden çıkartmaları gerçekleştirenler onlardır. Kanunları ve yönetmelikleri yürürlüğe geçiren onlardır. Onlar soru sormazlar. Entelektüel bir boşlukta, boğucu bir dakikliğin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşar onlar.

* * *

Mars'ı sömürgeleştirmek neye hizmet eder?

Christopher Schaberg (Slate + Duvar)

Bu var sayımlara eşlik eden şey, gizli kaynak rezervlerine, hatta belki de 'şahsi' ilân edilip sahip olunacak ve başkalarından sakınılabilecek mülklerle ilgili fantezilerdir. Mars'ı yaşama elverişli olarak hayal ettiğimizde, araştırmaların bilinç altında, içten içe bu tür fanteziler kaynamaktadır. Issız ufuklar ve kayalık araziler, ustaca geliştirilmiş dijital görüntüler halinde kesilmiş ve hazırlanmış olsa da, asıl noktayı aşırı biçimde belirginleştirir: Mars yalnızca ele geçirilmek için oradadır ve sayısız olasılıkla doludur. Öte yandan, eğer Mars, dünyevî doğanın insanlardan ayrı biçimde kabul edilmiş bir benzeriyse, aynı zamanda kendimizi yansıttığımız ve daha şimdiden yerle bir ettiğimiz bir şeydir.

* * *

Kahve ve kamu

Besim F. Dellaloğlu (Duvar)

Son yıllarda Türkiye'de çok kullanılan bir kavram var: Kültür Savaşları. Kavram ilk kez Almancada Bismarck döneminde ortaya çıkmıştı. Ancak Türkçede ancak 21. Yüzyılın başında yaygınlaşması yeterince manidar değil mi? Mevcut kültürel kutuplaşma aynı zamanda Türkiye'nin son dönemde her şeye rağmen ciddi bir kamusallaşma yaşadığının işareti olarak okunamaz mı? Bu gerilim kültürel genetiğinde ciddi bir kamusallaşma tecrübesi biriktirmemiş kişilerin, kendisinden oldukça farklı olanlarla bir anda karşı karşıya kalmasında da kaynaklanıyor olamaz mı? İnsanlar belki de kendilerini yüzme öğrenmeden havuza itilmiş gibi hissediyorlardır! Çünkü kamusal bilinç ancak ve ancak ciddi bir kamusal tecrübeyle gelişebilir.

* * *

Helâl muhalefet

İrfan Aktan (Duvar)

Merkezden başlayıp yerele, büyükşehirden başlayıp ilçeye, kasabaya, köye, mezraya kadar uzanan ve partililik kalkanıyla meşruiyet zemini bulan bu çıkar grubu mensuplarına, merkez-taşra zenginlerine AKP'nin neden göz yumduğu, neden bunları sorgulamadığı sorusunu soranlar iktidarı olup bitenden bîhaber gösteriyor.

Halbuki iktidar partisini yerelde ayakta tutan, halka ulaştıran temel ağlardan biri de bu saadet zincirinin tek tek halkaları. Elde edilen rantın büyük kısmı tepede pay edilirken en alttakilere de sadaka mahiyetinde fitre-zekatlar verildiğini ve parti ağının bu şekilde sürdürülebilir kılındığını muhalefet tespit edip göstermeyecekse kim yapacak? İki kelime ettiğinde kapısı koçbaşıyla yıkılan veya sokak ortasında saldırıya uğrayıp kalem dışında bir şey tutmayan parmakları kırılan gazeteciler mi? Yoksa hakikatin ilânı için sokak röportajlarına yansıyan açların iniltileri mi gerekiyor illa?

* * *

Bitmeyen Tanzimat sendromu muhalefeti de yönetiyor

Polat S. Alpman → İrfan Aktan (Duvar)

Ezilenler, baskı altındaki gruplar, görmezden gelinenler, ölse bile umursanmayacak olanlar hiç bir iktidarın insafına ve güç odağına terk edilemez. Soyut ahlâka değil, somut hukuka dayalı bir sistem kurmak durumundayız. Bugün iktidara yaslanarak ortalığı kasıp kavuran, istediğine istediği şiddeti uygulayabileceğine inanan erkekliği gemleyecek olan da budur. Toplumu soyut bir ahlaka veya vicdana çağırarak kadınları, mültecileri, Kürtleri, ezilenleri, LGBTIQ+'ları koruyamazsınız. 'Kirasını ödeyemeyen birisinin kirasını ödemek iyidir' diye düşünürüz ama gidip kirasını ödemeyiz. Bu sorumluluk bizden toplanan emek, zaman ve para ile bizi yöneten devlete aittir. Devlet o kişinin eşit ve onurlu bir kişi olarak barınma güvencesinden sorumludur, yurttaş olmasa dâhi. Aynı şey kişi güvenliği için de geçerli. Dolayısıyla tek çıkış, şu an kapatılmaya çalışılan kapıda. O kapıyı açık tutmak gerekiyor.

Nedir o kapı?

Hukuk devleti, sosyal devlet. Hak ve özgürlüklerin vicdana, toplum ahlâkına değil kanuna, hukuka bağlandığı demokratik bir sistem.

* * *

Toplumsuz millet

Nilgün Toker → İrfan Aktan (Bir + Bir)

İstibdat rejiminin toplumun geneline egemen olmasını engelleyen toplumsal direnişler ve inatlar var. Sadece Kürtler, kadınlar, LGBTİ+'lar değil, modern yurttaşlığı talep eden cumhuriyetçi kesimler de bu inadın bir parçası. Ortaklık idesini bir şekilde savunan, yurttaş olmaya ya da eşitlik tesis etmeye çalışanlar az değil. Eşitlik ve özgürlük talepleri aynı zeminlerden, aynı ideolojinin içinden savunulmuyor olabilir. Ama savununun, direncin eşitlik ve özgürlük kavramları çerçevesinde yürütülmesidir önemli olan. İstibdat rejimi bu direnç yüzünden yerleşemediğinin ve yerleşemeyeceğinin farkında olduğu için şiddetini her geçen gün daha da artırıyor. Bu şiddeti sonuna kadar kullanacağı da görülüyor. Sonuna kadar derken, kendi sonunu getirene kadar. O son ne kadar yakın, ne kadar uzak, bilemiyoruz. Öte yandan, sadece iktidarı değiştirerek mevcut toplumsallığı onaramayız. Aynı zamanda, şu an yaşadıklarımız dahil, tüm bu kırk yılla tek tek hesaplaşmak, bu hesaplaşmanın üzerine bina edileceği yeni bir anayasa oluşturmak gerekecek. Yoksa AKP gider, yerine bir benzeri gelir.

* * *

İktidarın cür'etinin kaynağı ve Meclis'i göreve çağırma görevi

Önder Algedik (Duvar)

Şu an muhalefet, iktidar gitmesin diye sadece görüntüde muhalefet yapıyor. CHP gibi görece büyük bir ana muhalefet partisinin başkanının bu sene hiç bir kanun teklifi çalışmasına katılmaması bir yana, bir kere bile RED oyu vermemesi da bir yana, çarşamba günü Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun yanında Meclis'te olmaması nasıl açıklanır? O gün kalabalık bir CHP'li vekil heyetinin Urfa'da olmasına ne demeli? Ya gündemde hiç böyle bir konu yokmuş gibi davranan, eski sözcüsünün hezeyanlarına teslim olan İYİP için ne diyeceğiz?

Böylesi bir süreç iktidarın cür'etinin kaynağı değil mi?

* * *

Sözün gücü var mı?

Göksel Aymaz (Duvar)

Çok fazla konuşuyoruz.

Tiwit'lerimizle, Twitch'lerimizle, Clubhouse'larımızla, Youtube kanallarımızla… Sürekli konuşuyoruz.

Aralıksız konuşuyoruz.

Tespit ediyor, analiz yapıyor, yorum getiriyoruz.

Her günün yeni konusuyla bütün bunları yeni baştan bir daha, bir daha yapıyoruz. Bitmiyor. Sonu gelmiyor.

Fazlasıyla lâkırdıcı bir çağ bu.

* * *

Koşun, koşun! Batırılan partinin oyları bunlar!

Oya Baydar (T24)

Nasıl mı yapacağız? Yolunu yordamını bulabiliriz. Meselâ HDP yerine yeni bir parti mi kurulacak: Benim gibi 80'liklerden on sekiz yaşlarındaki gençlere, Müslüman muhafazakârından özgürlükçü laik'ine, CHP'lisinden, diğer muhalefet partilerinden vicdanlı AKP yandaşlarına kadar, demokrasiye inanan, hak-hukuk-adalet diyen herkes kurulacak yeni partiye -sembolik de olsa- katılmak için harekete geçebiliriz. Bu partiye katılıyoruz, çünkü ülkemizi seviyoruz, çünkü demokratik bir Türkiye istiyoruz, çünkü Kürt siyasî hareketini yok etmeye çalışarak yaptığınız bölücülüğün suç ortağı olmak istemiyoruz, diyebiliriz.

* * *

Bir kabak tohumu macerası

Metin Yeğin (Duvar)

Bununla da bitmiyor ki kapitalist tekerleme, endüstriyel sistem. O traktörün, meselâ motor pistonu, hani aşağı yukarı inen, sanayi devrimi simgesi cüce şey. İşte onu yapan dünyanın bir tarafındaki düşük ücretli işçiler, onun çeliğine su verenler, daha da öncesi toprağın dibine, hayatlarını yatırıp, demiri madenciler, piston yapan makineler, makinelerin makineleri, bankaları, mesai saatleri, her birinin sonu bir diğerinden iyi olmasın patronları ve burada saya saya bitiremeyeceğim, bu gülünç ve aşağılık şeyler, bir kabak tohumunun kabak olma halinin içinde ne işi var?

Düşününce size de çok saçma gelmiyor mu, bu pişmemiş kabağın başına gelen metalaşma hali?

* * *

Toplumdaki güvensizlik duygusu otoriterliği besliyor

Ferhat Kentel → İslam Özkan (Duvar)

Evet, Anadolu irfanı, Anadolu sağduyusu, hoşgörüsü demekten, kavimler kapısından bahsetmekten hoşlanıyoruz ama madalyonun öbür yüzü çok dolu… Bütün bu trajik geçmiş, bu topraklarda yaşayan insanları çok üst derecede güvensiz yapmış; tam da bu yüzden meselâ bütün dünyada yapılan karşılaştırmalı güven araştırmalarında Türkiye insanların başkasına en az güven duyduğu ülkeler sıralamasında en üstlerde yer alıyor. Türk Kürde, dindar sekülere güvenmiyor, komşu komşuya güvenmiyor. Belli ki bu toplumsallığın içindeki ruh hali tepedeki otoriterliği de besliyor en azından ortadan kaldıramıyor, kaldırmakta çok zorlanıyor. Ama şunu da söylemeden geçmeyelim; bütün bu harabata rağmen, madalyonun tekrar öteki yüzüne bakıp, insanların yaşama arzusunun sadece başkalarını yok sayan bir mantığı değil, bir arada yaşama mantığını da sürekli beslediğini görmemiz ve bu mantığın sesini daha çok duymamız ve yükseltmemiz gerekiyor.

* * *

Andımız olduğuna emin misiniz?

Yıldıray Oğur (Serbestiyet)

Kendini Türk olarak tanımlamayıp, çocuklarına her sabah bu andın okutulmasından rahatsız olanlara, çocuğunun herhangi bir şeye varlığını armağan etmesini istemeyenlere, çocuğunun her sabah herhangi bir şey için ant içmesinden rahatsız olanlara ne diyor bu andı savunanlar?

Burası Türkiye, ya andı oku, ya terk et mi?

Haklı olarak okullarda din dersinin zorunlu olmasına karşı çıkanlar, istemedikleri bir andı çocuklarının okumasını istemeyen ailelere bu çelişkiyi nasıl açıklayacaklar?

* * *

Gene karmakarışık

Sezin Öney (Duvar)

HDP'nin kapatılmasının somut bir gerçeklik kazandığını bana asıl düşündüren ise, öncelikli biçimde para konuşması oldu. HDP'nin tüm maddî varlığının sıfırlanması öngörülüyor: Hazine yardımının geri alınmasından, kurumsal olarak partinin üzerine ne varsa el konulmasına, maddî bu kadar teferruatın vurgulanması, hedefin kapatma olduğuna işaret ediyor.

Her zaman söylediğim gibi, Türkiye'de asıl politika, paranın olduğu yerlerde dönüyor: İrili ufaklı ihale masaları, tapu daireleri gibi yerlerde. Bizim siyasi gündem diye konuştuğumuz birçok konu ise, para odaklı olmadığından, aslında Ankara'da veya Türkiye'nin kendisindeki gerçek politik gündemde bir izdüşümü yok. HDP'nin kapatma iddianamesinde de, para konuşuluyorsa, karar alınmıştır zaten.

* * *

Uzadı geceler sabah olmuyor: Neden olmuyor?

Ayşe Çavdar (Duvar)

Hal böyle olduğu için muhalefetteki siyasî partiler ne tek tek ne de bir araya gelme performanslarıyla inandırıcı olabiliyorlar. Neden biliyor musunuz? Hikâyede yalnız onlar var, biz yokuz. Ne tek tek ne de yan yana gelerek söyledikleri, yaptıkları hiç bir şeyde biz yokuz. Giremiyoruz bir türlü hikâyeye. Gaspedilen haklarımız ve hayatlarımız yok, işsizliğimiz, açlığımız, ortada bırakılmışlığımız, canından vazgeçilmişliğimiz, sesi kısılmışlığımız, sözü kesilmişliğimiz, her gün şu ya da bu nedenle cezalara çarptırılmışlığımız yok. Yine de bizden kahramanın kendileri olduğu bu hikâye karşısında duygulanmamızı istiyorlar. Siyasetin yerine propagandayı koyuyorlar; fotografları, sloganları, el işaretlerini, jestleri, mimikleri, bağırış çağırışları, lâf sokuşları, ima edişleri. Fakat duygularımız yorgun. Bitmek bilmez müşterek travmalarla uğraşıyoruz. Yaslarımızı tutamıyor, öfkelerimizi dile getiremiyor, evlerimizde huzurla uyuyamıyoruz. Herkes tedirgin ve sebebi halin kötülüğü değil, kimsenin çözüm önerileri konusunda çalışmaması, çalışır görünenlerin rahatlarına düşkünlükleri. İnisiyatif alsınlar diye seçip bilmem nerelere gönderdiğimiz insanların çoğu zaman hiç olmayacak saçmalıklarla bizi oyalamaları.

* * *

Peki siz bu meseleyi nasıl çözeceksiniz?

Yıldıray Oğur (Serbestiyet)

Peki neden 1991'den beri Meclis'te bulunan, seçimlere giren, meşru alanda siyaset yapan ve bu çizgide kurulmuş partiler içinde, askeri olarak zayıflayan PKK karşısında en güçlü siyasî temsile sahip olan HDP, sanki daha önce böyle bir parti hiç olmamış gibi bugün bu kadar şeytanlaştırılıyor, neden kapatılması acil bir mesele haline geldi?

Neden terörün zirveye çıktığı günlerde değil, neden hendekler zamanında değil, Kobani olaylarının olduğu günlerde değil, HDP'lilerin daha sorunlu açıklamalar ve davranışlar içinde olduğu zamanlarda değil de bugün?

Bu sorunun cevabının HDP'nin siyaseten elde ettiği güç dışında bir cevabı var mı?

* * *

Tehlikeli bir adam!

Ümit Kıvanç (Duvar)

Kendisine yönelik önyargılı, hastalıklı yaklaşımlarda elbette kabahati yok, ancak Levent Gültekin'in de ihmali var: Propagandasını yaptığı siyasî-toplumsal hedefe dair söylediklerinin çoğu, asgarî demokrasi, hukuk vs isteyen herkesin kolayca katılacağı sözlerdi, ama bugünden bakıldığında pek anlamlı görünmeseler de büyük bedellere mal olmuş tartışmaları, bunlardan doğmuş ayrışmaları, hangi mesele hangi terimlerle dile getirildiğinde hangi kırmızı çizgilerin nereden çekilmekte olduğunu bilmeyen biri, haliyle, en doğru sözü de söylese bazen boşa düşüyor. Ayrıca tavrı, bir tür hafifseme ve kolaycılık olarak algılanabiliyor. Gültekin böyle bir yanlışa sık düştü. Belki şu soruyu kendine gerektiği kadar sormadı: Bana bu kadar açık, basit görünen şeyler hakkında bu insanların bu direnci, lâf anlamazlığı niye?

* * *

Ben büyüyünce Perihan Pulat olacağım

Acun Karadağ (Bianet)

Perihan annemizdi: Emekli maaşı oldukça yüksekti. İstese her ay dünyanın bir ülkesini gezecek gelire sahipti. Lüks yaşama para harcamazdı. Dışarıda yemek yemez, çok acıkırsa bir simit alırdı. İştahı olmadığından değil. Zira davet ettiğim bazı günler memnuniyetle gelir, bizde kalır, birlikte hazırladığımız sofrada dolu dolu iştahla yerdi yemeğini. O, dışarıda yemeğe harcanan parayı israf olarak görüyordu. Para ancak ihtiyacı olanlara harcanabilirdi. Öğrencilere, direnişçilere, grevdeki işçilere, yoksul ailelere ve işçilere… Kapalı zarf içinde verdiği öğrenci bursları, yoksul harçlıkları benim verdiğim bilinmesin uyarısı ile teslim edilirdi. Bu dünyada şaşılacak bir nahifliğe sahipti Perihan anne. Ah annemiz!

* * *

Dedemizin tebessümü, ninemizin örekesi

Ümit Kıvanç (P24)

İnsanlık, Orwell'in distopyasından geçerek Huxley'inkine yaklaşacak gibi görünüyor, işler egemenlerin istediği gibi giderse. Yani katıksız zor ve ezilmiş bireylerden, kendini mutlu sanan robot bireyler âlemine. Ancak egemenler de dönüşecek. Özellikle geçiş döneminde, hâlâ inisiyatifleri ve iradeleri var olan insan topluluklarını yönlendirmeye, ikna etmeye, rıza üretmeye yarayacak araçlar, veri-bilgi belirleyici olacak. Muhtemelen, şimdiye kadar dünyanın dört yanında iktidarlar devirebilmiş, düzenler değiştirebilmiş petrolcüsü, silâhçısı, her türlü geleneksel egemen ya Mark Zuckerberg'i yola getirecek, hizmetine koşmayı becerecek ya da onun önünde diz çökecek. Orada yeni bir güç var. Sivil bilgi-veri alanının patronlarıyla, devletler içerisinde bu verileri toplayıp işleyip muazzam bir gizil güç oluşturan istihbaratçıların koalisyonu neden yeni egemen zümre olmasın? Devletin silâhlı güçleri neden kendilerine petrol şirketi CEO'sundan çok daha yakın görebilecekleri bu kesimin emrine uymayı tercih etmesin?

* * *

Levent Gültekin yalnızdır

Aydın Selcen (Duvar)

Her devrin adamları, şamandıra gibi yarın da su üstünde kalacakken, Levent Gültekin öbür gün de yalnız kalacaktır. Onun için Levent Gültekin yalnız değildir diye boşuna oturduğumuz yerden esip savurmayalım. Tek gezenler, hep yalnızdır. Benimse burada yaptığım iş ruhumu yelpazelemekten, tavana sıkmaktan ibarettir. Levent Gültekin İstanbul'un göbeğinde, herkesin hepimizin gözü önünde yirmibeş kişiden dayak yer, ben bunu yazmaktan ekmek yerim. Zira en kolayı, en güvenlisi budur.

* * *

Zehirli kokteyl: Tek adam ve piyasa

Bahadır Özgür (Duvar)

10 milyon işsiz, çalışırken yoksullaşan milyonlarca kişi, eğitim dahil herhangi bir kamusal faaliyette görünmeyen milyonlarca genç, her an işini kaybetmekle yüz yüze 8 milyona ulaşan kırılgan istihdam, 17. 2 milyon yoksuldan oluşan; her 10 kişiden 7'sinin borçlu olduğu yığının önüne nasıl bir reçete konulacak?

Dünya piyasalarında kaynayan doları çekebilmenin yolunun, AKP'nin gitmesinden değil, yüksek getiri vermekten geçtiği ve bunun da zaten toplumun altında kaldığı iktisadi yaklaşım olduğu bilinmiyor mu?

* * *

Toprağa hasret kalmamak için…

Gaia Vince (BBC)

Verimli toprağın oluşması 10-12 bin yıl alıyor. Önce kayaların yağmur ve rüzgârla aşınması, sonra bunların böcekler ve mikroorganizmalar yoluyla parçalanması, sonra bunların çürüyüp bitkiler de dahil yeni organizmaları beslemesi gerekiyor. İşte bu organik maddelerin yüzlerce yıl birikmesi sonucu toprak oluşuyor. Ancak her santimetresinin oluşması yüzlerce yıl alan toprak birkaç saat içinde yok olabiliyor.

* * *

Halk grev yaptı, vatandaş iktidara gelemiyor

Dağhan Irak (Blog)

Orta sınıf, işçi sınıfından tiksine dursun, kendi çocuklarının işçi sınıfıyla orta sınıf arasına, yani prekaryaya saplandığının farkında değil. Orta sınıfın çocuklarına sınıf yükseltme hayalleri günleri çoktan geride kaldı, yeni bir işçi sınıfı doğdu. Şu anki tartışma, üniversiteden çıkıp üç kuruşa freelance çalışan gencin hayatına dokunmuyor. Orta sınıf, emeğe sırtını döndükçe kendi çocuklarını da boğuyor. Orta sınıfın ezilmesine destek çıktığı hakların yokluğu, yarın kendi çocuklarını fakirliğe mahkûm edecek. Dünyanın freelance çalışanlara sendika ve grev hakkı konuştuğu bir dönemde, biz grev hakkının askıya alınmasını tartışıyoruz.

Orta sınıfın insanca yaşayamamasının nedeni, işçi sınıfı değil, hâlâ bilmeden hizmet ettiği egemenlerdir. Hesap sorulması gereken de onlardır. Onlardan sorulacak hesabı başkasından sormak, günümüz koşullarında işbirlikçiliğe girer.

* * *

Yalanlar, yalanlar ve siyasî yalanlar

Önder Algedik (Duvar)

Ama bu yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde olmuyor ki. Meselâ her hafta bir Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Meclisi kavgası görüntüsü servis ediliyor, değil mi? Peki TBMM'dekine benzer bir manzaranın, o ateşli kavgaların yaşandığı mecliste de süreğen hale geldiğini söylesem ne dersiniz? Şubat 2021'de ABB Meclisi'nin AKP, MHP, CHP ve İYİP'li üyelerinin 212 kararı oyladığını/onayladığını, bu kararlardan 198'inin oybirliği ile çıktığını söylesem ne düşünürsünüz? Peki bu 212 karardan 88'inin içinde imar sözcüğünün geçtiğini de eklesem? Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde durum yalnızca birazcık farklı. Başkanlık CHP'de, belediye meclisinin çoğunluğu ise AKP ve MHP'de. Fakat her nasılsa, orada da imar işlerine dair kararlar oybirliği ile geçiyor.

* * *

Çanta, kuşku ve hurma

Metin Yağin (Duvar)

Bilsem, belki söylerdim, neden oraya gittiğimi…

Dolaşmak gittikçe zorlaşıyordu. Evliya Çelebi şimdi yaşasaydı mutlaka gözaltına alınırdı sürekli ya da vize alamazdı kesin.

Sonra onlar aylak bir yazar olduğuma karar vermiş, rahatlamışlardı.

Üniversite filân bitirmenin en iyi tarafı bu, sana 'aylak' demeleri yoksa 'serseri' oluyorsun. Ivan Illich diyordu; okullar çok bölücü…

* * *

Bir süper bulaştırıcı olarak AKP

Banu Güven (Deutsche Welle)

Hükümet 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarını salgın önlemleri çerçevesinde yasakladı. Ne var ki bu kurallar Cumhurbaşkanı ve AKP'liler için geçerli değildi. Erdoğan sel felâketinden sonra 31 Ağustos'ta Giresun'da binlerce kişinin sosyal mesafe kuralı falan olmadan katıldığı bir miting yaptı.

Konuşmasının sonunda kalabalığı çay dağıtarak hareketlendiren Erdoğan, Biliyorsunuz, Rizeliyim ya. Dedim ki, hiç olmazsa hemşerilerimin yanına giderken şöyle Rize'nin keyif çaylarından onlara ikram edeyim diyerek otobüsün tepesinden kalabalığa çay attı. Sonuç, izdihamdı.

* * *

Trump tarihin en büyük canisi

Noam Chomsky (Harvard + Açık Radyo)

Biz zekânın ölümcül bir mutasyon olduğunu gösterme çabası içindeyiz hep birlikte. Dünya üzerindeki hayatı yok edecek eylemlerin ortalık yerinde bulunuyoruz. Bunu hali hazırda, altıncı kitlesel yok oluş ile aynı ölçekte yapmaktayız. Her nasılsa, tüm bu benzersiz – belki de evren tarihinde biricik– olan nitelikler, dilin var olmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden, eğer sadece insanları değil, aynı zamanda evrenin doğasını da anlamak istiyorsanız, bu konuda çalışmanın büyüleyici bir şey olduğunu düşünüyorum.

* * *

 

115
Derkenar'da     Google'da   ARA