Patronsuz Medya

Sucul hayata en fazla zarar veren pestisitler

Bülent Şık (Bianet)

Gerek tarımsal ve gerekse endüstriyel faaliyetler neticesinde açığa çıkan kirletici maddelerin sulara bulaşmasını engelleyecek önlemlerin hızla alınması gerekiyor. İklim krizi nedeniyle ülkemizdeki su varlıklarında azalma olacağı ve su kıtlığının en önemli toplumsal meselelerimizden biri olacağı açık.

Su kıtlığını, sadece su varlıklarının miktarındaki azalma olarak düşünmek yanlış. Bir su varlığının kimyasal kirlilik dolayısıyla içilemez-kullanılamaz hale gelmesi de onu kıt varlık yapar. Dolayısıyla suları kirletme, sucul hayata zarar verme potansiyeli olan kimyasal maddelerin kullanımına son vermek bir gerekliliktir.

* * *

'İslamcı aydının krizi' yazısını neden yazmadım!

Besim F. Dellaloğlu (Duvar)

İslamcılığın sağcılaşması aynı zamanda uhrevî değerleri dünyevî olanla çok kolay değiş tokuş edebilmenin de tarihidir. Bunun bir adı da sekülerleşmedir. Ancak sekülerleşmenin bile kendi içinde katmanları, seviyeleri vardır. Aynı kuşak içinde takvadan günah işleme özgürlüğüne geçişin sakil gözükmemesi mümkün değildir.

* * *

Batan gemiden çıkan gerçekler

Gökçer Tahincioğlu (T24)

Bu insanlar, nasıl olup da terör nedeniyle sinek uçurulmayan sınırı geçerken yakalanmadı ve bir gölü tekneyle geçmek isterken yaşamını kaybetti?

Yanıtı basit. Bazı malvarlıkları araştırılırsa daha da basit.

Zaten bilinen üç beş sınır noktasından aslında her ay yüzlerce kişi kaçakçılar tarafından geçiriliyor.

* * *

Yetkililerden umudumuzu kestik

Haytap (Duvar)

Lütfen etrafınızdaki can dostlarınızı çok iyi koruyun. Yarın bir gün sokaktaki dostunuzun başına bir iş geldiğinde siz o garibanlar için saçınızı başınızı yolup gözyaşı dökerken; katiller yaptıkları katliamın karşılığı, kapalı alanda sigara içmiş gibi muamele görüp, kesilen para cezasını 4 taksitle ödeyerek kurtulacaklar. Son çağrımız da hepinize: Bizler, mevcut kanunları değiştirmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da canla başla çalışmaya devam edeceğiz. Sizler de bu süreçte lütfen akıl sağlığınızı koruyun. Çünkü mevcut kanunlar ve yaşanılanlar onu da korumanıza müsaade etmez.

* * *

Yeni dünya görüşüm

Şahin Alpay (P24)

Fatma hayatta olsaydı, bana hayli kızacak ama sonunda aklın başına geldi deyip memnun olacaktı. Bir yakın dostum ise bana çok öfkeleniyor, kafayı yemek üzere olduğumdan şüpheleniyor. Hâlâ beni aslında her şeyin iyiye gittiğine inandırmaya çabalıyor. (Ortaçağ'la bugünkü dünya aynı mıymış, meselâ… İyi de bugün insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikeler o günden çok daha büyük değil mi?) Ben de diyorum ki, yahu sen ifade özgürlüğüne inanmıyor musun? Herkes düşündüğünü söylerse belki birlikte, ortak çabamızla gerçeğe ulaşabiliriz demiyor muyduk? Ben yanılıyor olabileceğimi kabul ediyorum, sen niye etmiyorsun?

* * *

Kılıç, bedevilik ve vahşet

Mücahit Bilici (Duvar)

Din, vicdan mahkemesinde bir şüpheli olmalı ve her insanda tek tek beraat edebilmeli. Evrensel bir hayr olarak anlaşıldığında bugüne ulaşabilen ve ancak öyle ulaşması gereken dine bugün kılıç sokmak, geçmişin vahşetini bugüne taşımak demektir. Eğer hakikat, adalet, kemalat ve fazilete bugün din adını vereceksek, bugünün dinine, mazinin fetih, kılıç gibi en fazla mazi için mazur sayılabilecek günahlarını getirip bulaştırmamak gerekir.

* * *

Beraber yatağa girdiğinizde bile 'hayır', 'hayır' demektir

Funda Başaran (Duvar)

Taciz ve tecavüz suçlusu olduğu dellillerle kanıtlanmış kocalarını, babalarını, akrabalarını desteklemek, mağdura kendisini kötü hissettirmek için her duruşmaya soğukkanlılıkla katılan, mağdura lâf atan kadınlarla, arkadaşlarının arkasına dağ gibi dizilip caydırıcı etki uyandırmaya çalışan kalabalıklarla karşılaştık. Failin tarafında olduğunu açıkça göstermekten çekinmeyen, kadın düşmanlığına varan ifadeler sarf eden hakimler de gördük. Fakat her zaman orada olan başkaları da vardı. Bıkıp usanmadan dava takibi yapan, tanıdık tanımadık mağdurların yanında yer alan, polis, jandarma şiddetine, failin saldırganlığına, medyanın cinsiyetçi anlayışına kafa tutan bu cesur kadınlara çevirdik bakışımızı. Bugün İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçilmesin diye mücadele edenler de onlar. 'Hayır'ın belki anlamına gelmediğini, cinsel özgürlüğünse erkeklere bahşedilmiş bir ayrıcalık olmadığını herkes anlayana kadar onlarla birlikte mücadele edeceğiz.

* * *

Pestisitler ekosistem çöküşünü hızlandırıyor

Bülent Şık (Bianet)

2019 yılı sonuna doğru yayınlanan bir başka kapsamlı çalışmada ise ormanlar ve meralar gibi korunaklı yaşam alanlarında bile böcek türlerinin sayısında azalmalar olduğu belirtildi. Azalmanın en önemli nedeni aşırı kimyasal (pestisit) kullanımına dayalı yoğun tarım faaliyetleri. Özellikle de tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu bölgelere yakın olan ormanlık alanlar ile otlak ve meralar risk altında.

* * *

The Çimento: Birinci sezon!

Önder Algedik (Duvar)

Peki çimento görünmez bir şey mi? Meselâ buğday görünmez sayılabilir. Yeriz, içeriz ve geriye bir şey kalmaz. Ama çimento öyle mi? Yenmez, içilmez ve dökülür. 18 yıllık AK Parti iktidarı boyunca, 2002-2019 arası tüketilen çimento miktarını düşünün. Tam 916 milyon ton! Hasankeyf'i su altında bırakan Ilısu Barajında dökülenin 1832 katı!

* * *

İşsizler, parazitler, mühendisler

Zeki Coşkun (Duvar)

Drucker'ın 1970'lerin ortalarından itibaren adım attığımızı ilân ettiği, o hesaba göre kırk yılı çoktan devirdiğimiz önümüzdeki yüzyılın toplum karşıtı dünyası, çalışan karşıtlığını da bünyesinde taşır. Mavi yaka, beyaz yaka ayırt etmez. Sonuçta bakarsınız ki dünya çapında işsizlik çığ gibi büyümüş esnek zamanlarda. Ücretler düşmüş. Yakasının mavisine beyazına bakmaksızın çalışanlar yoksullaşmış… Pandemi öncesinde ve sonrasında.

Toplum diye bir şey yoksa, makbul-sevilen vatandaş zenginlerse, geriye kalan güruh, parazittir neo-liberallere göre. Bu kırk yıllık dönemde yoksullardan nefret modası hayli öne çıkmıştır. Yoksulluktan değil, yoksullardan. Parazitlerden.

* * *

Ayasofya zaferi kime karşı kazanıldı?

Metin Yeğin (Duvar)

Yani çok uzun zamandır kullanılmayan bir kilisenin, daha az zamandır kullanılmayan bir camiye dönüşmesi, Mescid-i Aksa gibi kutsal bir mekanın kullandırılmaması, başka bir hale dönüştürülmesi simgesel anlamından çok uzak. Daha çok Taliban'ın Buda heykellerini bir daha geri dönülemeyecek bir biçimde imha etmesine benziyor. Çünkü aynı o Buda heykelleri gibi, çok uzun zamandır kurucularının inançları için kullanılmıyor. Bundan tek farkı, top atışları yerine sigortasız taşeron işçiler tarafından badana edilerek yok edilecek olmaları.

* * *

Hasankeyf-Nahda, savaşın yeni yüzü

Metin Yeğin (Duvar)

Bütün dünyadaki suyun, sadece yüzde üçü kullanılabilir. Brezilya bu kullanılan suyun, yüzde on üçlük kısmına sahiptir. Böyle olunca, bütün dünyada su, politik anlamda çok büyük bir önem kazanıyor. Petrol benzeri bir durum ortaya çıkıyor çünkü dünya kuraklaşıyor, gittikçe çölleşiyor. Bu yüzden dünyada su için 'sosyal bir anlaşma' doğrultusunda direnilmesi gerekir. Peki, neden 'sosyal bir anlaşma'? Ancak bu anlaşma üzerinden, ABD ve kapitalist sisteme karşı durulabilir. Peki, nasıl su? Kesinlikle natürel, kesinlikle ticareti yapılmayan. Yaşam için kullanılan ve hiç bir zaman pazarda satılamaz olan su.

* * *

Virütik karaktersizleşme: Çomar, Kezban, Karen

Zeki Coşkun (Duvar)

Sosyal mesafe: Sınıfsal mesafe derken, ben de bunu anlatmaya çalışıyorum işte. Salgın, DSÖ başkanının da ifade ettiği gibi ortak hareketi, dayanışmayı, paylaşımı gerektiriyor. Elbette ilk koşul virüsten, olası bulaşıcılıktan ve dolayısıyla dış dünyayla fiziksel temastan olabildiğince kaçınmaktır. Ne var ki bunu sosyal mesafe olarak adlandırırsanız, tam da Karenlere, Karenliğe çağrı yapmış olursunuz. Sosyal olan her şeyi kendine düşman, zararlı virüs olarak gören davranış biçimini, karakteri doğallaştırırsınız.

* * *

Hayaletlerin sosyolojisi

Besim F. Dellaloğlu (Duvar)

Toplum kavramı, hatta daha provokif olmak gerekirse düzen (kosmos) kavramı ancak ve ancak geçmişe dair genel hükümlerin en azından belli ölçülerde ortaklaşmasıyla mümkündür. Hükmü verilmiş olanların çoğunlukta olması önemlidir. Örneğin hapishanelerinde hükümlü kadar tutuklu olan bir ülkede huzur olmaz. Geçmişe dair genel hükümlerin çok az, tartışmaların ise çok bol olduğu toplulukları ise hayaletler basar. Geçmişe dair hiç bir tartışmanın bitmediği, hemen her sabah yeniden hortladığı ve geçmişin, halin siyasî çıkarlarına alet edildiği bir ortamda aslında hayaletler yaşayanlara hükmediyordur. Oysa Aziz Augustinus'a göre zaman şimdinin iktidarıdır. Şimdinin geçmişe ve geleceğe doğru genişlemesidir geniş zaman. İnsanlık kavramı ölü gömmekten gelir. Yani insan ölüsünü gömen yaratıktır. Ölü gömmek ise asla sadece fiziksel bir edim değildir. Ölülerini sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda zihinsel olarak da gömemeyen topluluklar medenî olamazlar.

* * *

Muhalefete 'en azından denedim' diyebilme çağrısı

Azmi Karaveli (Duvar)

İşte somut çağrım: Tek liderin konuştuğu, parti içi demokrasisizliğin en somut örneği olan salı toplantılarına son verin, insanların arasına karışın, kelimenin tam anlamıyla milletin vekili olun, sorunlarına ortak olun ve bunu gösterin. Siyaseti dar alanda kısa paslaşmalardan çıkartıp geniş alanlara yayın. Muhafazakar kesime yaranacağım, Orta Anadolu'dan oy alacağım diye Necip Fazılları, Alpaslan Türkeşleri anmak, mevlütler düzenlemek yerine ekonomik krizle boğuşan esnafın, işsizlikle debelenen gençlerin sorunlarını, gelir dağılımı piramidini nasıl tersine çevireceğinizi anlatacağınız sol siyasetler üretin…

* * *

Güdümlü düşünce

M. Kaan Öztürk (Birgün)

Güdümlü düşünce hepimizin düşebileceği bir tuzak. Sadece şu cahillerin yaptığı bir şey sanacak olursak, o tuzağa çoktan düşmüşüz demektir. Sosyal medyada karşı tarafı küçülten yalan bir haberi sırf hoşumuza gittiği için sorgulamadan paylaşıyorsak, yanlışımız gösterildiğinde kendimizi savunmak için öfkeyle bahaneler uyduruyorsak, beğendiğimiz kişilere sorgusuzca inanıp onlara karşı çıkanları art niyetlilikle suçluyorsak düşüncelerimizi gözden geçirmemiz yerinde olur. Ben buna neden inanıyorum, karşı tarafın argümanı nedir? diye sormalıyız. Bu sorgulama sonucunda karşı tarafın sağlam argümanları ve güvenilir delilleri olmadığını görürsek, kendi fikrimize daha çok güvenme hakkımız olur. Karşı tarafın fikirlerini, kendimize uyguladığımız terazide tartmamız şartıyla elbette.

* * *

'Eşekarıları'

Hakkı Özdal (Duvar)

Yaklaşık 2 bin 500 yıl öncesinin hukuk facialarını çağrıştıracak denli 'makaraları koyuvermiş' bugünkü görüntü, tarihsel bir 'an'ın resmini vermektedir. Bu resim, Türkiye'de sorunun, kimin ne kadar oy alacağının ötesinde, toplumun yeni inşa edilen rejimi benimsemediği gerçeğinin ve rejim sahiplerinin bu gerçeği tersine çevirme yönünde bir 'çözüm' seçeneği kalmadığının resmidir. En büyük şansı ise merkez muhalefetinin Erdoğan'ın gitmesi için özel çaba harcamaya gerek yok yanılgısıyla bu olağanüstü baskıları 'geçici' ve son noktada 'etkisiz' görmede ısrar etmesi olacaktır. Bal yapmayan Eşekarıları, onlarla mücadele edilmezse, 'sokarak öldürebilir' zira.

* * *

İktidarın akıl almaz uygulamalarının arkasında ne var?

Levent Gültekin (Diken)

Biz biliyoruz ki otoriter yönetimlerde lider gerçeklikten kopuyor.

Yani yanlış ile doğruyu, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etme yetisi ciddi anlamda zayıflıyor.

Aklın yerini korku, mantığın yerini endişe, ortak aklın yerini etrafa güvensizlik alıyor ve nihayetinde kendi doğrularını tek doğru kabul etmeye başlıyorlar.

Sahici, gerçek, doğru söz ve politika üretme kabiliyetlerini de yitirdikleri için giderek daha da otoriterleşiyorlar ve bu aynı zamanda yaptıkları hataların daha da çoğalmasına kaynaklık ediyor.

* * *

Yolu devletten geçen herkes…

Yıldıray Oğur (Serbestiyet)

İki yıl önce oybirliğiyle başkan seçtikleri Feyzioğlu'yla bugün karşı karşıya gelen baroların ve muhaliflerin kaçırdıkları nokta tam da burası. Onlar hâlâ tartışmanın Kemalist resmi ideolojiyle, İslami iktidar arasında olduğunu zannediyor, hâlâ bu iktidara karşı Anıtkabir'den mesaj verebileceklerini düşünüyorlar.

Halbuki Türkiye'deki en büyük ideoloji devlettir. İktidarın yanında durmak milli bir spordur. Kemalist, solcu, İslamcı, milliyetçi olup her kriz anında devletin yanında saf tutmak mümkündür. Bugün her ideolojinin devletperestleri bir araya geliyor.

* * *

Avukatların yalnızlığı, CHP'nin çekingenliği

Aydın Selcen (Duvar)

Hep bir açıklama gereksinimi, hep bir gerekçelendirme, bahane bulma hali hazır CHP'de. Olmadı, haklıyız ama anlatamadık özürü de. Hep akşam yemeği ağır geldi, hazmedemedim, uyku da bölündü, mevzu neydi çağrışımlı ekşi, ağlamaklı çehreler çağrışımı. Laf ebelikleri, sözcük oyunları, belden aşağı köhne şakalar. Daimi bir ne hakla, otuzbeşe bakla havası.

* * *

Bay Z ırkçı mıydı?

İrfan Aktan (Duvar)

Irkçılığın yayılması da tıpkı bir virüs gibi oluyor. Tedbirli davranmadığınız, işi oluruna bıraktığınız sürece yayılır, tedbir alıp korunduğunuz sürece frenlenir, mücadele ettiğiniz sürece başkalarını da korumuş olursunuz. Eğer ırkçılık yayılıyorsa, ortada mutlaka bir tedbir eksikliği vardır.

Çünkü ortak duyguya itiraz etmemek, o duyguya doğurganlık olanağı sağlar.

* * *

İktidarın yaptığı, isyanı beslemekten ibaret

Ertuğrul Kürkçü → İrfan Aktan (Duvar)

Terörizmle polis ilgilenir, halk isyanıyla herkesin ilgilenmesi gerekir. Çözüm süreci bu tespit üzerinden başlatılmadı mı? Akil insan heyetleri bunun için kurulmadı mı? Çözüm sürecinde İmralı Heyetindeki arkadaşlarımız devletin ve Öcalan'ın mesajlarını Kandil'e götürdüler, her döndüklerinde MİT Başkanı ve Cumhurbaşkanı PKK'lilerin yanıtlarını öğrenmek için heyetle görüştüler. Bugün bize mesafe diyenlerin o dönemki mesafesi neydi? Biz mesafemizi devlete göre mi tayin edeceğiz? Biz devletin ulağı mıyız? Bizim sabit bir tutumumuz var: Biz çatışmanın son terörist öldürüldüğünde değil; halkın talepleri gerçekleştiğinde sonlanabileceğini görüyoruz.

* * *

Yaşamak ve ölmek ve düşmanlarımız ve hakimlerin vicdanı

Orhan Gazi Ertekin (Duvar)

Evet doğrudur. İbrahim Gökçek'in ölümüne üzüldüm. Hâlâ üzülüyorum. Aklımda ve ruhumda bir sızı olarak kalacak İbrahim Gökçek'in ölümü. Onun ölümü hepimizin hayatta kalmakla yenildiğimiz anlardan birisidir çünkü. Bir düşmanın ölümü değildir. Kaldı ki düşmanım bile olsa onu dost haline getirmezsem hiç bir zafer beni mutlu etmeyecektir. Yenilenlerin cesetlerine bakarak rahatlamak istemem. Kendi korkularımı başkalarının cesetleriyle teskin etmeye çalışmak istemem. Düşmanın yüzüne tükürerek varlığımın tadını çıkaramam. Tam tersine onun yasını da tutmayı geride kalanlara verilmiş bir vazife olarak görüyorum.

* * *

'Terör örgütü mü, değil mi?' sorusu

Ümit Kıvanç (Duvar)

Kürt sorununun varlığını kabul eden, bu sorunun asla silâhla çözülmeyeceğini düşünen, PKK'nin politikalarını, eylem anlayışını yanlış, hattâ Kürt halkı için zararlı bulan, ona karşı olan, ama bu örgütün Kürt realitesi içindeki yerini hesaba katmadan çözüm arayışlarına girilemeyeceğini var sayanlar, hâlihazırda terör örgütü destekçisi diye damgalanıyor. Çünkü o soruya cevap verirken lâfa bir dakika, sırf terör örgütü deyip geçemeyizle filân başlayınca hüküm hemen veriliyor. Böylece çözümü de ancak siyasî olabilecek siyasî sorun buhar oluyor, yerini terörü destekledin-desteklemedin sığlığına terk ediyor. Türkiye'de en kolay iş, bir dakika, meselenin şu tarafı da var diyenin lâfını ağzına tıkamaktır. Damgalama yoluyla.

* * *

Topluma Güvenmek

Tanıl Bora (Birikim)

Mithat Sancar'ın her şeye, her şeye, her şeye rağmen topluma güvenme ısrarı, bir yandan bunları düşündürttü. Bir yandan, Çözüm Süreci'nin muhasebesini yaparken, toplumun dahli (toplumu katma) konusunu ihmal etmeme gereğini hatırlattı.[4]

Bir de, (yine!) bir Süleyman Demirel sözünü hatırlattı: Biz milletten usanmış insanlar değiliz. (…)

Biz yine de uğraşmaya devam ederiz, diyor basitçe. Siyasetin, illâ çare bulmak üzere uğraşmak olduğunu hatırlatıyor.

* * *

Mavi Vatan'dan bize de düşer mi usta?

Metin Yeğin (Duvar)

Askeri üslerimiz, Orta, Yakın Asya'yı ve yavru vatan Somali'yi boydan boya kaplamış, insanlı ve insansız uçakların insafında güvenliğimiz dört başı mamur ve ekonomik çıkarlarımıza halel getirmemiş, muassır faşistler kadar görkemli, şöyle kıta sahanlığının kulaklarından tutup çekerek, Akdeniz'in karnını delip meselâ doğal gaz çıkarma hakkını kapmış olalım. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi avuçlarını yalamış ve Barbaros Hayrettin Paşa'nın kemikleri şad olmuş olsun. Bu Mavi Vatan'dan bize ne düşer?

* * *

Mavi Vatan ve Türkiye'nin yeni güvenlik doktrini

İlhan Uzgel (Duvar)

Aslında genel olarak Türkiye'nin bütün savunma stratejisi, geçmişten tanıdık, 1990'larda tekrar gündeme gelen, dört tarafı düşmanla çevrili, yalnız ve tehdit altında bir ülke önermesi üzerine oturuyor. Bu kendi içinde çelişkiler taşıyan bir söylem aynı zamanda. Hem çok güçlüyüz, Yunanistan'ı havada karada yeneriz ama tehdit altındayız. ABD çöküşte ama Ortadoğu'da sınırları yeniden çizecek. ABD Ortadoğu'da başarısız oldu, çekiliyor ama Kürt devleti kuracak ve Suriye'den denize çıkaracak. Dış politikada sürekli dostluk düşmanlık yoktur ama bütün Batılı ülkeler Türkiye'ye hep düşmandır gibi. O yüzden, savunma, tehdit altında olma söylemi ile yayılmacılık arasındaki çizgi çok incedir. Genellikle ikisi bir arada bulunur.

* * *

Polissiz bir gelecek

Metin Yeğin (Duvar)

Açıklanana göre, 180 milyon dolarlık bütçeye sahip bir polis kuvvetleri var. Şiddet durmuş mu? Hayır. Cinayetler artık işlenmiyor mu? Hayır aynı şekilde devam ediyor. Ayrıca şiddet tekelinin yasal mermisiyle, legal ve illegal olanları var ki üstüne üstlük. O zaman sevgili distopya gülümsemelerine, birkaç soru;

Hiçbir şey engellemiyorsa neden yıllık 180 milyon dolar harcanıyor?

Bu bütçe en azından bir toplumsal dayanışma ağı için harcansa, zaten bu kadar suçun işlenmeyeceği kesin değil mi?

* * *

Bile bile zehir

Oya Ayman (Duvar)

Toplum ve çevre sağlığına yönelik tehditleri bilinen, gıda güvenliği ve dış ticaret itibarını zedeleyen bir zehirin kullanımının yasaklanması için yıllarca beklenmesinin nedeni ne olabilir? Çiftçinin, tarım işçilerinin, halkın, yaban hayatının, toprağın, suyun sağlığının hiçe sayılması karşısında, şirketlerin ayakta kalmasının ya da stokların eritilmesinin bir önemi olabilir mi? Ya da istediğiniz kadar verim elde edin, pestisitlerin neden olduğu sağlık ve çevresel maliyetler karşısında bu verimin bir anlamı var mıdır?

* * *

Sağcı aydının krizi

Besim F. Dellaloğlu (Duvar)

Sağcı aydının en önemli sorunu evrensel bir müfredatı genellikle defansif bir refleksle karşılamasıdır. Bu ethos, onun iç dünyasının dönüşmesine yeterince izin vermez. O, bu tür bir müfredatla mesleki, teknik, malûmat düzeyinde ilişki kurar. Hamuruna sokmaz. Bence sağcı aydının en zayıf noktası burasıdır. Almanların Bildung dediği ve bence hâlâ en kaliteli yurttaş hamuru olan formül açısından sağcı aydında genel hümanist bir müfredat açığı belirgindir. Tıpkı solcu aydında antropolojik kültür yani gelenek ayağının zayıf olması gibi. Solcu aydının siyasal iktidarsızlığı ile sağcı aydının kültürel iktidarsızlığının şifresi buradadır. Sağcı aydın çok iyi bir meslek sahibi olabilir ama dünyaya hâlâ herkesin Türkiye'yi yok etmeye çalıştığı üzerine kurulmuş bir idrak seviyesinden bakabilir. Dünya mefhumunun, genel bir insanlık anlayışının eksikliğidir bunun temel nedeni. Bu da gider eninde sonunda Bildung hamurunuzun kalitesine dayanır.

* * *

Küresel ısınma ve çekirge istilâsı

İsmail Kılınç (Sendika)

Çekirge sürüsü 2400 kilometrekareye yayılır ki bu da 200-300 milyar çekirge demektir, yani Moskova kenti ya da Lüksemburg ülkesi kadar bir alana yayılır. 40-80 milyonluk gruplar halinde yer değiştirirler. Günde 150 kilometre yol alırlar. Her 24 saatte ağırlığının (2 gram) iki katı kadar tüketir. Çekirgelerin boyları 2 ilâ 10 santimetre arasında değişir. Büyüklere çöl çekirgesi adı verilir ki istilâyı yaratanlar da bunlardır. Yaşamları 1 ilâ 6 ay arasında değişir. Her kuşakta sayıları 20 kat artar.

* * *

Sapla saman fazla karışmadı mı?

Kemal Can (Duvar)

Birinin özeleştirisinin veya özrünün samimiyeti, onun kafasından geçenler üzerine yapılacak spekülasyonlarla belirlenemez. Nedameti, özür diledik ya diye karşısındakilerin kafasına atabileceği bir silâha çevirmek terbiyesizliği gibi kabalıktan söz etmiyorum. Pişmanlık duyduğu şeyin, yarattığı sonuç veya başkalarına verdiği zarar olmayıp, kendini soktuğu durum olduğunu fazla açık etmeyi de kastetmiyorum. Çünkü bunlar niyet okuma değil, niyetin paçadan akması. Fakat sahici bir özeleştirinin sağlıklı samimiyet ölçüsü, bir öncelik meselesi: Yanlışı idrak ederek geldiği yeni pozisyonunun kolay kabulünü mü dert ediyor? O yanlışı yapmış olma ve onun sorumluluğuyla yaşama cesaretiyle mi davranıyor? Bu fark, çoğu zaman niyet okumaya gerek bırakmayacak kadar açık saçıktır. Bu fark, kendi siciline bakmadan sürekli günah çıkartma belgesi isteyenleri de artık varmayın üstüne diyenleri de boşa düşürebilir.

* * *

'Türkiye'de hukuku sorarsanız, söyleyeceğim bir şey yok'

Filiz Gazi (Duvar)

Neredeyse bir çocuk olarak girip, yaşlanmış bir insan olarak halen cezaevinde olmak kolay bir şey değil. Bunun gibi çok sayıda siyasal tutuklu hükümlü var. Dünyada standart bir uygulama var. Her yıl ihtiyaça göre değişen düzenleme yapmak durumunda kalmıyorlar ama Türkiye'de hemen hemen her yıl yeniden, ihtiyaça göre cezaevleri dolduğunda boşaltmak için düzenlemeler yapılıyor. Değişmeyen şey siyasal tutuklu hükümlüler her zaman kapsam dışı tutuluyor. İnfaz düzenlemesinin en önemli kuralı aynı süre ceza alan kişilere eşit şekilde uygulanmasıdır. Türkiye'de 1991 yılında beri yapılan tüm hiç bir infaz düzenlemesinde bu eşitlik uygulanmadı.

* * *

Solcu aydının krizi

Besim F. Dellaloğlu (Duvar)

Türkiyeli solcu aydın tersi yönündeki bütün söylemine rağmen öncelikle idealisttir, materyalist değil. Marksizm, tarihsel ve diyalektik materyalizm sadece malûmat düzeyinde iyi şeylerdir onun için. Verili toplumun somut, materyalist bir analizi bu bakışla maalesef imkânsızlaşır. Yeterince bilmediği, anlamadığı, neden böyle olduğunu tam olarak açıklayamadığı bir topluma sürekli nasıl olması gerektiğini söyleyen, toplum öyle olmayınca da topluma kızan bir figüre dönüşür solcu aydın. Toplumdan kopuk aydın tipolojisinin ardında yatan zihniyet dünyası budur. Aslında solcu aydın toplumdan kopuk değildir. Sürekli olarak onu kurtarmayı hayal etmektedir. Ama bunu bir türlü başaramamaktadır.

* * *

'Yakarsa dünyayı garipler yakar'

Azmi Karaveli (Duvar)

Düzenin asli unsuru polislerdir elbette. Polis erkinin kökeni de uygarlık kavramında yatar. Dirlik, düzen, medeniyetin esasıdır. Polis de bir anlamda uygarlık celladıdır. Cellat der Foucault, Yalnızca yasayı uygulayan kişi olmakla kalmamakta, aynı zamanda gücü sergileyen kişi de olmaktadır. Suçun, şiddetine egemen olmak için ona karşı uygulanan bir şiddetin ajanıdır. Yahudi katliamı suçlusu Eichmann'ın kendini İyi birey, iyi devlet memuru ve iyi vatandaş olarak tarif etmesi bu yüzdendir. Polisler, cellâtlar, ya da Nazi subaylarıemir kuludur. Arendt'in ifadesiyle Bürokratik, sığ ve basmakalıp bir cümle kurmaktan öteye geçemeyen aciz bir insanlardır… Kötülüğü sıradanlaştıran, onu meşrulaştıran tiplerdir.

* * *

27 Mayısın kara kutusu: ABD ve idamlar

Yakup Kepenek (Birgün)

Yassıada'da 15 idam kararı çıktı. Cumhurbaşkanı Bayar, idam edilmekten yaş haddi nedeniyle, iyi ki de kurtuldu. Kalan 14 kişi içinden yalnızca o yılın Temmuz ortalarında resmi bir ziyaret için Moskova'ya gidecek olan üçlünün seçilmesi nasıl oldu? Asıl karanlık nokta bu!

Gizlilik kime yarıyor? Hiç kuşkusuz kendi ulusal çıkarı öyle gerektirdiği için ABD'ye.

* * *

Normale dönerken iyi düşünün

Çağrı Mert Bakırcı (Birgün)

Başından beri söylediğim gibi, şu anda hepimiz bir denek konumundayız. Ama bu komplocu bir deney değil. Virüs, hepimizi test ediyor. Ekonomimizi, siyasetimizi, felsefemizi, bilimimizi, her şeyimizi… Bilim, böyle bir salgını 2005'ten beri öngörüyordu; ancak hiç bir zaman bunun kolay olacağını iddia etmedi. Sadece biz hazırlıksızdık ve bu nedenle sınavdan çakıyoruz. Bilim dersine yeterince çalışmadığımız için, cezamız ise basit bir sınıf tekrarı değil. Küresel ölçekte bir ekonomik yıkım, milyonlara koşan ölümler, nefes almak için yalvaran hastalar, yük altında ezilen sağlık personeli…

Bu sınavı kopya çekerek, sınavı görmezden gelerek, üstünlük taslayarak yenmemiz mümkün değil. Bilim ile, akıl ile, alın teri ile, fedakârlık ile ve hatta belki klişe olacak ama, kan ve göz yaşı ile yeneceğiz.

* * *

Hey dostum, kimi kandırıyorsun sen, ha?

Ümit Kıvanç (Duvar)

Rakel, şu lâfa karışsa, tek tek her birimizden üstün, büyük bir kuvvetin yol gösterici olduğunu söylerdi muhtemelen. Onun dünya ile baş edebilme kuvveti ve bu kuvvetin kaynaklarının sağlamlığı hakkında en ufak fikri olan, ancak hayranlık sınırında saygı duyabilir. Kimdir acaba Konya'dan o e-postayı gönderen, hiç uzanamayacağı, dokunamayacağı bir hayatla, ancak onu yok etmeyi hayal ederek temas kurabilen? Öyle hayatlar sahiplerinin aramızda bulunuşuyla kaimmiş gibi…

* * *

Beyaz Toros'a lâf etmek kolay, peki ya siyah Transporter?

Ömer Faruk Gergerlioğlu → İrfan Aktan (Duvar)

Bakın, yıllardır insan hakları ihlâlleriyle uğraşıyorum ama insan kaçırmak gibi en korkunç ihlâli bile insanlar olağan görüyor. Felaketler sadece felâketin mağdurlarının umurunda. Düşünün bunca işkence, insan kaçırma, yargısız infaz, her yere yayılmış ihlâller var ama buna rağmen iktidar partisi hâlâ yüzde 40'lara yakın oy alabiliyor! Bu başlı başına araştırılması gereken bir konu. Ben mağdurları da eleştiriyorum. Yarın-öbür gün devlet kendilerini affederse eski statükoya dönme ihtimalleri uzak değil. Fakat buna rağmen bu süreç büyük bir yüzleşme fırsatı barındırıyor. Zulme uğrayanlar, maruz kaldıkları muamelenin uygulayıcısı oldukları dönemle yüzleşebilirler. Kirlerinden arınabilirler. Aksi halde bugünün mazlumu yine yarının zalimi olabilir.

* * *

Siyasetin 'söylenecek sözü' bitmiş 'yeni söz' lâzım

Taner Akçam (Duvar)

Yeni Söz, siyasetin kendisini kandırmaktan, kendisine ve insanına yalan söylemekten vazgeçmesi çağrısı yapmaktır.

Sizi bilmem ama ben solcusunun, emperyalizme ve onların yerli işbirlikçilerine karşı anti-emperyalist mücadele edebiyatından bıktım. Bu zihniyet komşularla güven tesis edemez.

İslamcısının, ümmet kardeşliği, Hıristiyan Batıya karşı dünya Müslümanlarının başkaldırısı, din-iman, deyip siyaset yapmasından bıktım.

Milliyetçisinin, her taşın altında hain aramasından bıktım.

Bu kafalar hem içimizde hem de komşularımızda sadece düşman yaratır.

* * *

Başkasının faşisti

Gökçer Tahincioğlu (T24)

Bu memlekette savcılıkların listelerinde en sık görülen soruşturma başlıklarının başında polise mukavemet gelir. Polis, ölçüsüz şiddet uyguladığı her olaydan sonra mukavemet başlığına koşar. Bakanlık ya da Emniyet Genel Müdürlüğü hemen destekler; provokasyon.

İnsanları saçlarından sürükleyerek gözaltına alan polis, robocop kıyafetlerinin içerisindeyken pet şişe ile yaralandığına dair rapor alır. Küfür eden, tokat atan polis ya da bekçi, küçük bir karşılık gördüğünde ya da yaptığına isyan edildiğinde mukavemet edildiğini söyler. Tekmeyle çocuk öldüren polis, ayağının yaralandığına dair rapor alır. Ve savcılıklar bu raporları mutlaka ciddiye alır.

* * *

"Okur yazar" arkadaşlar, lütfen biraz susun!

Tuğçe Tatari (T24)

Sonuçta benim şahsî bir ricam olacak, okur yazar arkadaşlardan; sosyal medyalarınızı biraz sadece okumak için, bakmak için kullanın.

Yazmayın lütfen!

Haber paylaşın, bilgi paylaşın, yardıma ihtiyaç paylaşın ama lütfen yorumlarınızı kendinize saklayın.

Hırslarınızı, egonuzu lütfen evinizde yaşatın.

Bir süreliğine inin sahnelerinizden.

Biraz sessizliğe bırakın kendinizi.

Söz sizi unutmayacağız.

Söz kaldığınız yerden parlamaya devam edeceksiniz.

Ama şimdi lütfen biraz dinlenin.

Siz dinlenin ki biz de aklıselim düşünebilme yetimizi kaybetmeyelim.

* * *

Bir kayyım atanıyor

Ahmet Murat Aytaç (Duvar)

Son aşamada, ilginç ve çelişkili bir şekilde CHP'nin sadece kendini kayyım sürecinin içine katarak onun dışında kalabildiğini görüyoruz. Bu öyle bir konum ki orada bulunan taraf, AKP'lilerin tanımladığı ve çizdiği sınırların dışına çıkmayarak bir yandan egemen iktidar blokuyla özdeşleşirken, diğer yandan muhalif konumun tanımlayıcı özelliklerini ve kendi siyasetine katacağı saygınlığın getirilerini de elden bırakmamış oluyor. CHP'nin siyasî hedefinde Kürt vatandaşların hainlikten ötürü su veya gaz parası ödemediğine, toplu taşıma kartı almadığına, belediye yönetimlerinin bu duruma çanak tuttuğuna, hatta elindeki iş makineleriyle insanlar savaşsın diye hendek kazdığına inanan vasat seçmenlerden oluşmuş bir topluluk var. Ama o, bu topluluğu dönüştürmeden kazanmayı, nasıllarsa o şekilde kabul ederek onların teveccühüne mazhar olmayı hedefliyor. Ana muhalefetin yaşadığı bu yalpalamalar kayyım yoluyla uygulanan siyasete darbe demenin neden yetersiz olduğunun bir başka kanıtını oluşturuyor. Kayyım, sadece seçilmiş belediye başkanının yerine bir atanmışı geçirmiyor. Bu yolla yapılabilir siyasetin ve makbul muhalefetin sınırlarını da belirliyor. Aslında bir bütün olarak siyasal hayatın sürüklendiği derin bozulmayı temsil ediyor.

* * *

Gürültüyü geri almak

Kemal Can (Duvar)

Tarihin bittiği söylenirken yeninin de tükendiği, sözün bittiği iddia edilmişti. Fakat bu, bir donma, sorunların sonunu, yani bir sükûneti getirmedi. Diğer sesleri kapatmaya, melodilerini bozmaya, orkestralarını dağıtmaya, bu seslerin dinlenmesini engellemeye odaklanmış çaba, ancak bir süre idare etti ama sonunda sessizlik yetmez oldu. Popülizmin otoriter yeni sürümünün en karakteristik özelliklerinden biri, fazlasıyla gürültücü olması. Seçeneksizlik dışında bir şey söyleyemeyen iktisadi modelin yaşadığı tıkanmaya verilen kuvvetli karşılık, gürültülü seslerle tamamlandı. Dönemin neredeyse yaygaracı sayılabilecek lider profili bu yüzden çok baskın. Yeni, gelmekte olan, yaklaşan bir ses duyulmaz, bozguncular sessizken; eskinin, kalmaya –tutunmaya- çalışanın gürültüsü artıyor. Havada dolaşan hayaletin sesi yerine, yere hakim olan kâbusun uğultusu duyuluyor. Bu savunma yöntemi, kendisine seçeneksizlik atfeden bütün tükenmişlerin sığınağı haline geliyor.

* * *

Cesur Yeni Medya'nın, Klişeci Eski Muhalifleri

Derin Koçer (Gergedan)

Muhaliflerin gediklisi olduğu kanalların muhalefete kazandırdığı hiç bir şey yok. Zaten birbirini takip eden hesapların, aynı isimlerin konuşmalarını paylaşıp durması da bir işe yaramıyor; hatta zaten kızgın olmaya meyilli milyonları, daha da öfkeli ve iletişim kurulamaz hâle getiriyor. Yankı odalarından çıkmanın yolu, o odalardaki alkışla yaşamayı bırakmak. 90'larda siyaset ve siyasetçiler için çizilen dar çemberin dışına çıkmak zorundalar. Saatlerce rap müzik dinleyen, aile evlerinden çıkamamış, üniversite diplomasının hayatta hiç bir işe yaramayacağını kabullenmek zorunda kalan öfkeli çocuklar; o çemberin içinde değil. Modern hayat tarzından keyif alan ama ailesi dindar gençlerin de o yankı odalarında yeri yok. Ama ikna edilmeyi bekleyenler, onlar.

* * *

 

114
Derkenar'da     Google'da   ARA