Patronsuz Medya

Darbe spekülasyonları

İrfan Aktan (Duvar) 17 Şubat 2020

Not edelim ki, başka bir ihtimale gönderme yapan farklı bir spekülasyon daha yapılıyor. Bu spekülasyona göre hakikaten de AKP'nin varlığını bildiği halde şu anki haliyle önüne geçemediği, yahut henüz tespit edemediği, fakat bahsini ederek görünür kılmak istediği darbe yanlısı bir grup olabilir. Akla pek yatkın görünmese de, bunu da olasılıklara dâhil ederek yazılı düşünelim:

AKP'nin her alanda tükendiği, ilk seçimlerde iktidardan düşmesinin 18 yılın en güçlü ihtimali olduğu görülüyor. Böylesi bir konjonktürde askeri darbeye girişmek, demokratik muhalefeti henüz iktidara gelmeden tasfiye etmenin veya AKP'nin zaten seçimle kaybedeceği iktidarı darbeyle muhalefetten çalmanın ötesinde bir anlam, hedef taşır mı?

Dolayısıyla eğer ortada gerçekten bir askeri darbe hazırlığı varsa, bu tehdidin esas muhatabı önümüzdeki ilk seçimde iktidarı devralma ihtimali kuvvetlenmiş olan muhalefet değil midir?

Kahkaha Kimden Yana

Coşkun Liktor (Bianet) 15 Şubat 2020

Gülmek devrimci bir eylemdir sözü kulağa ne de hoş gelir oysa. Başka bir şey yapmadan sırf gülerek, eğlenerek düzene meydan okuma fikri pek çekicidir.

Gülmek devrimci bir eylem olamaz mı peki? Elbette olur.

Gelgelelim asıl hikmet gülme eyleminin kendisinde değil de kimin, hangi durumda güldüğündedir.

Hukukla iltisak ve irtibatı koparınca…

Yıldıray Oğur (Serbestiyet) 15 Şubat 2020

Partilerin, liderlerin ortak bir muhasebe yapmak yerine, birbirini FETÖ'nün siyasî ayağı olmakla suçlamayı tercih ettiği bu enfekte ortamın kendi karaborsasını yaratmayacağını düşünmek zaten safdillik olurdu.

O yüzden parası, tanıdığı olan FETÖ'cüler yırtıyor eleştirisi de doğru olsa da bu sorunun çaresi değil. Çare tavizsiz herkesi tutuklamak, herkese cezaları basmak, asla kimseyi tahliye etmemek de değil.

Çare, bu soruşturmalardaki irtibat-iltisak kriterini, mensubiyet avcılığını bırakıp, somut suçlamalara bakmak ve evrensel hukuki standartlara dönmek.

Yavrusuna bunu yapan…

Yıldıray Oğur (Serbestiyet) 15 Şubat 2020

1878'den bu yana Türkiye'nin sürekli değişen politikaları yüzünden Kıbrıslı Türkler, bugün kumarhane turizmine mahkûm bir adada, maaşları Türkiye'den ödenerek arafta yaşıyor.

Bunu kendileri seçmedi.

Tarihi realite böyleyken Kıbrıslıların seçilmiş cumhurbaşkanına had bildirmek, sürekli 1974'ü hatırlatarak teşekkür beklemek pek haddimize olmasa gerek.

Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!

Murat Sevinç (Diken) 15 Şubat 2020

Az gelişmiş demokrasinin, konuştukları konu hakkında bir şey bilme gereği hissetmeyen çok bilmiş pervasızlar; bir devletin başkanına, kendi ülkesini sevip sahip çıkması gerektiğini anlatıyor, üç gündür. En küstah tavırlarla. Şaka desen şaka değil, ciddiye alsan neresini alacaksın.

Bize de, başta milli eğitim tornamız olmak üzere, doğumdan ölüme dek muhatap olduğumuz tüm yerli ve milli kurumlarımızı bir kez daha yürekten kutlamak, takdir etmek düşüyor. Kolay iş değil hakikaten, böyle bir mahsulün üreticisi olmak!

Aramıza sınır çizen açlık

Filiz Gazi (Duvar) 13 Şubat 2020

Grup Yorum'un konser vereceği yerler mühürlendi. İnternet konserleri yasaklandı. Mahalle mahalle, meydan meydan yasaklara karşı konserlerini vermeye devam ettiler. Küçük Armutlu'da bir evin çatısında dahi konser verildi. Fotoğraf dün gibi aklımda.

Yurdagül hanım tanıklığını anlatıyor: 2019 sonlarına doğru Nurtepe, Çayan Mahallesi'nde halkın gittiği bir çay bahçesi vardı. Orada Grup Yorum'la ilgili bir etkinlik düzenlenecekti. Çay bahçesini darmaduman ettiler.

Umut nereden bulunacak?

Ümit Kıvanç (P24) 11 Şubat 2020

Eskileri sandıklarıyla göz önünden kaldırmanın hiç sakıncası olmaz; bu kimseyi yolundan saptırmaz. Terk edilmemesi gerekenler, değişik zamanlarda çıkarılmış değişik kimlikler değil, eşitlik ve adalet, dayanışma ve özgürlük değerleridir. Bunların ne olduğunu bile hatırlamayacak, anlatılsa dahi kavrayamayacak bir insanlık istemiyorsak gidişatı kavramalıyız.

Türkiyeli olarak Berlin'de ev tutmak mümkün mü?

Can Dündar (T24 - Zeit) 6 Şubat 2020

Nihayet ev sahibinden görüşme daveti almak, iş ya da evlilik teklifi almak kadar heyecan verici… Onu ne etkiler acaba? CV'niz mi, kıyafetiniz mi, banka hesabınız mı? Ev aradığımız 4 ay boyunca, çok farklı kıstasları olan ev sahipleriyle tanıştık. Meselâ bir tanesinin hassasiyeti çöplerdi. Yabancıların çöp ayrımına dikkat etmediğinden yakınınca gözüne girebilmek için, Merak etmeyin dedim; Ben bu konuda çok hassasımdır. Çünkü Almanya, Türkiye'ye en çok plastik atık ihraç eden ülkelerin başında geliyor. Yani burada hassasiyetle ayırdığımız çöpler, direk bizim memlekete gidiyor. Araya başka çöpler karışsın istemem.

5 Şubat 2020: 'Eski boru'dan 'yeni felâket'e

Hakkı Özdal (Duvar) 6 Şubat 2020

Erdoğan'ın konuşması sürerken, Van Bahçesaray'da bir gün önce çığ altında kalanları kurtarma faaliyetine katılan ekiplerin üzerine de çığ düştüğü haberi duyuluyor. Sonra, aradan bir hayli zaman geçtikten sonra bile bu çığın kaç kişiyi yuttuğu konusunda net bilgi alınamazken, Bahçesaray'ın AKP'li belediye başkanı Meki Arvas NTV canlı yayınına bağlanıyor. Arvas çığ altında kaç kişi olabileceği sorusuna tatmin edici bir yanıt veremiyor, ama bir ara ağzından 50'den fazla kişi olabilir sözleri çıkıyor. Bölgede kaç kişinin kurtarma çalışmalarına katıldığını bilmiyor. Arama kurtarma faaliyetinde yaşanan plansızlık, kaos, belediye başkanının olaylardan bîhaber tereddüdünden seziliyor. Sunucu, her nasılsa Ne tür önlemler aldınız diye soruyor. Başkan, Jandarma iki taraftan da giriş çıkışları kapattı diyebiliyor sadece.

Öncesiz ve sonrasız yaşamak

Kemal Can (Duvar) 5 Şubat 2020

Meselelerin öncesiz ve sonrasız hale getirilmesi, sadece bugünü konuşarak yapılmıyor. İdeolojik dayanakları itibarıyla sık sık geçmişe referanslar verenler, hafızayı bugünün malzemesine dönüştürmeyi de başarıyorlar. Bazen 200 yıl geriye giden örnekler, tarihsel bir sürekliliği işaret etmekten çok bugünün karşıtlıklarını ifade etmek için kullanılıyor. Bu yüzden sahiden doğru olup olmadıkları, sahiden öyle yaşanıp yaşanmadıkları veya hangi bağlama oturdukları önemsiz hale geliyor. 25 yaşında biri Kılıçdaroğlu döneminde hastane kuyruğuna girdiğini, 70 yaşında biri de CHP tek parti dönemini berrak biçimde hatırladığını iddia edebiliyor. Elinde benzin bidonuyla insan yakmaya gidenler, hasretle beklenen dede oluveriyor. Gerçeğe, akla, mantığa ve vicdana aykırı bilgileri, doğru olması mümkün olmayan biçimde kullanma lüksü, sokaktaki adamdan devletin en üst yöneticilerine kadar genişliyor.

Suç işleme özgürlüğünün ekonomisi

Pelin Cengiz (Artı Gerçek) 3 Şubat 2020

Becker'ın tespitinden hareketle şunu rahatlıkla söylemek mümkün. Akıllı ama aynı zamanda ahlâkî açıdan zayıf bir insan, suç sonrası elde edeceği kazancın o suçun olası cezasından daha çok olması halinde o suçu işler.

Hele de suçun işlenmesinin ardından olayın hiç ortaya çıkmaması, ortaya çıksa bile yeterince soruşturulmaması, hatta yargının ve dolayısıyla mahkemelerin baskı altında olması, muhtemel cezanın şiddetini azaltacağı ya da sıfırlayacağı için suçu neredeyse işlememek mümkün değildir!

Marmara sifon deliği gibi bütün ülkeyi çeker götürür

Cenk Yaltırak → Filiz Gazi (Duvar) 3 Şubat 2020

Bize geri dönersek, herkes İstanbul'a gelmek istiyor. Hâlbuki Anadolu, çocuk yetiştirmek için çok daha elverişli. Çocuğunuz servise binmiyor, yolda yürüyor. Hayatla teması var. Çocuğunuzun arkadaşını sokakta görme imkânınız var. Bulunduğun küçük şehirde yürüyüş yapma şansın var. Şehirlerde ise spor salonunda koşalım diye para veriyoruz. Sen temiz hava alıyorsun. Tavukların, kedin, köpeğin, istersen keçin var. Biz temiz hava alabilmek için arabaya binip ormana gitmeye çalışıyoruz. Bunlar için para harcıyoruz. İstanbul'da karşınızdaki apartmanın kirli cephesine bakarak mı ömür geçecek? Depremi beklerken kirli havadan, kötü beslenmeden, yetersiz sağlık hizmetinden yitip gideceğiz.

Kızılay'la gelen AKP Kızılay'la gider

Berrin Sönmez (Duvar) 2 Şubat 2020

Dünyanın parasını ödeyip F 35'leri alamamışken yine dünyanın parasını ödeyip kullanamayacağımız S 400'leri almışken devlet bütçesi, 41 cenazeli bir depremin yaralarını sarmakta aciz, öyle mi? Ekonomik kriz ve yükselen işsizlikle bunalmış halkın elindeki üç kuruşa göz dikiliyor, sineğin yağını çıkarmak istercesine. Hem de devasa şirketlerin vergi borçları affedilir veya yeniden yapılandırma adıyla devede kulak mesabesine düşürülürken. Bunca aç gözlülük kimsenin yanına kâr kalmadı şimdiye kadar, şimdi de kalmaz.

Sessizlik vatanseverlik midir?

Yıldıray Oğur (Serbestiyet) 31 Ocak 2020

1999'da deprem vergisi çıkarılırken, bu vergiden elde edilecek paranın sadece deprem mağdurları ve binaların güçlendirilmesi için harcanacağına dair verilen onca söze rağmen, neden bu paralar ülkenin en acil, en ölümcül ve kaçınılmaz olarak bizi bekleyen meselesi için harcanmıyor, neden bu paralarla bütün Türkiye'de depreme karşı dayanaksız binalar güçlendirilmiyor, bir seferberlik halinde kentsel dönüşüm hamleleri yapılmıyor?

Ve neden 2020 yılında bile insanların altında kalarak öldüğü binalarla dolu bir ülkede hâlâ bu binalara resmiyet kazandıran imar afları çıkmaya devam ediyor?

Bu soruların güncel ve gündem olabildiği yegâne zamanlar da yeni bir depremin hemen sonrası. Çünkü bir hafta sonra deprem yine gündemden düşecek ve kimse her an bizi bekleyen bu tehlike üzerine konuşmayacak.

Yürüyen merdivenin sosyolojisi

Besim F. Dellaloğlu (Duvar) 30 Ocak 2020

Medeniyet, ne şarap ne pizza ne de lâhmacun. Medeniyet ilkeler, kurallar, kamusallık, yurttaşlık vb demek. Medeniyet ancak ve ancak antropolojik kültürün medenî bir biçimde geride bırakıldığı aşamada mümkün olabiliyor. Medeniyet, adı üzerinde şehirli bir kamusal hayatla gündeme gelebiliyor. Medeniyet yürüyen bir merdivende sabit kalmak istediğinizde sağa çekilmeyi içselleştirebilmeyi gerektiriyor. İlkeyi, kuralı Batı'da öyle olduğu için değil, sadece ilke adına savunabilmeyi içeriyor. Ancak böylesi mümkün olduğunda medeniyete dâhil olabiliyoruz. Ona dâhil olduğumuz andan itibaren ona katkıda bulunmaya, onu dönüştürmeye, onu kendi antropolojik kültürümüzle zenginleştirmeye başlayabiliyoruz.

Koronavirüsü ve bilimkurgu

Metin Yeğin (Duvar) 30 Ocak 2020

Şimdi böyle bir paranoya zamanının septik bir mensubu olarak, şu 'Koronavirüsü'nden kuşku duymamak mümkün mü? Yeni bir virüs çıkıyor. Birden, hızla yayılıyor ve hemen ardından bir hafta içinde aşısı bulunuyor, haberlere göre. Abi siz daha kelliğe çare bulamadınız, insanların kafasını çizip çizip kendi saçını köklemekten başka. Gel de kuşku duyma. İnsanın aklına hemen gelmiyor mu aşısını çıkaran, önce virüsünü çıkartanlarla aynı olamaz mı, diye. Böyle düşünmez mi Agatha, Sherlock, Cingöz Recai ve ben?

Sol, insan doğası hakkında yanıldı mı?

Said Benmouffok (Medyascope - Mediapart) 29 Ocak 2020

Bu dizginsiz rekabet oyununda pek az kazananın ve çok sayıda kaybedenin olmasıdır mesele. Servetler aynı ellerde toplanmakta ve babadan oğula aktarılmaktadır. Bu yüzden sosyalizm, insanın iyiliğine değil, güncel sistemde kaybedenlerin zekâsına oynar.

Bunu bir umutla özetleyebiliriz: Ahalinin büyük çoğunluğunun, çıkarının doğayı ve insaniyeti tahrip eden rekabet rejimini aşmakta olduğunun bilincine varması ve herkesin yararına olan işbirliği rejimine girmesi. Bazılarının aç gözlülüğüne karşı, herkesin gerçek ve iyi anlaşılır çıkarının koyulması. Kolektif körleşme kapitalizmine karşı, zekânın sosyalizmi — gerçek ayrım budur işte. Heba edilen bütün o hayatlar, o enerjiler, o yetenekler, o sonuçsuz çabalar, modern ekonomik durgunlukta mahvedilen o yaşamlar. Kısır zenginliklerin, yararsız değerlerin, sanal servetlerin yaratılmasında. Böyle bir sistemi haklı gösteren anlamlı hiç bir şey yoktur. İnsanların felâkete götüren aptallığı dışında hiç bir şey.

Eşitsizlik haksızlık dünyasında yeni ideal

Ümit Kıvanç (P24) 27 Ocak 2020

Değiştirmekten bahsedince sözün hemen kimin, kimlerin değiştireceğine gelmesi gerekiyor. Özellikle ekonomisi gelişmiş, görece huzurlu hayata kavuşmuş, dünyanın başka yerlerine sırt çevirme lüksüne sahip ülkelerde, hali vakti yerinde üst orta sınıfların Batı hayat standartlarında yaşayabildiği, orta sınıfların iPhone değilse de daha ucuz akıllı telefonlar edinebildiği, alt orta sınıfların otomobil alma düşü kurabildiği yerlerde kapitalizm kendine göre bir insan ırkı yaratmayı neredeyse başarmak üzere. Kendi dışında herhangi bir şeyle pratik ilgisi sıfıra yakın, kendini her şeyiyle ortaya koyduğunda karşılaştığı boşluğu, asla bunun çaresi olamayacak şeylerle gidermeye çalışan, sürekli bunalım halinde, bunalımı esriklik sanan, neyin içinde olduğunu kavrayamadığı için çıkış yolu da aramayan, fakat nedense mutlu olduklarını başkalarının gözüne sokmak için çırpınan insanlar. Toplum olarak yaşandığı, kaderlerinin başka insanlarınkine bağlı, hattâ bağımlı olduğu gerçeklerinden bîhaber, siyasî mücadele ve değişim kavramlarının sızamadığı sanal dünyalar içerisinde, en isyankâr halleriyle bile son derece uysal bireyler.

Yeni bir cumhuriyet ve tarihi buluşma

Taner Akçam (Duvar) 26 Ocak 2020

Bugün, siyasetin eskimiş kalın kabuğu altında, farklı siyasî akım ve kimliklerde bireylerin yoğun bir arayış içinde olduğunu gözlemek mümkündür. Birçok birey, bağlı olduğu siyasî ve kültürel çevrenin gerçekliğini anlayarak ve kavrayarak ve ama onun yarattığı kalın kimlik duvarlarını aşarak yeni denizlere doğru açılmaktadırlar.

Kalın kabuk altında, oluşmuş mevcut kimliklerin ötesinde derin bir yeni arayış çabası var.

Ve Türkiye, eğer bu farklı siyasî ve kültürel kimliklerden gelen ve ama o gemileri terk etmiş bireylerin büyük buluşmasını sağlayabilirse, kendisini yarınına taşıyabilecektir. Çünkü bu coğrafyayı yarına taşıyacak bilgi birikimi orada yatmaktadır.

Sahte peygamber mümkün mü?

Mücahit Bilici (Duvar) 18 Ocak 2020

Halbuki hukuk giyilen bir şeydir. Eskir, yırtılır, yamanır ve nihayet değiştirilir. Bir elbiseyi giymek yerine o elbiseye (ecdad yadigârı diye) tapmaya başlar ve asırlarca muhafaza edersen ya bugünün soğuk dünyasında çıplak kalırsın ya da tefekkür ehline maskara, aleme de mahçup olursun.

Putperestlik nedir? Anlaşılması gerekeni sevmektir. İşaret eden parmağı öpmektir.

İslam tarihini şöyle de düşünmek mümkün: Peygamber figürü, Hakk'ı gösteren bir parmaktı. İşaret ettiği şeyi görmek zordu. Onlar da parmağa baktılar. Sonra o parmağa taptılar. Sonra birileri o parmağın yerine kendi parmağını koydu.

Geri dönüşüm: Tüketiciyi avutmak için yaratılmış bir aldatmaca mı?

Joshua Manson (Duvar - Jacobin Mag) 17 Ocak 2020

Şirketlerin, bizzat tek kullanımlık malzemelerin üretimini kısıtlamak ve kâr oranını azaltması yerine, Amerikalı tüketiciler artık endüstrinin ürettiği ucuz atık ürünleri idare etmek için birbirlerini ayıplıyordu. Bu, Amerika'nın büyüyen atık probleminin şirketlerin ölçüsüzlüğünden değil, tüketicilerin yaptığı sorumsuzca seçimler ve bireysel yaşam tarzlarından kaynaklanıyor gibi göstererek yeni bir çerçeveye oturtan sinsice bir hokkabazlıktı.

Erdoğan'ın uçak filosu Almanya ve Fransa gibi ülkelerden daha büyük!

Semra Topçu (Blog) 13 Ocak 2020

2011 yılında devletin ANA, ATA, GAP VE DAP uçakları için bir futbol sahası büyüklüğünde hangar yapılmıştı. Esenboğa Havalimanı'ndaki hangar ilk Airbus'a da ev sahipliği yaptı. Ancak uçaklar artınca yeni bir alana ihtiyaç duyuldu. İşte o sırada İstanbul Havalimanı devreye sokuldu, Atatürk Havalimanı kapatılırken, Erdoğan'ın filosuna tahsis edildi. Şu sıralarda Atatürk Havalimanı yıkılıp Millet Bahçesi yapımına başlandı ama yerleşkede bulunan Devlet Konuk Evi tamamen yenilendi ve başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer devlet yetkilileri olmak üzere Türkiye'ye gelen yabancı devlet başkanları tarafından kullanılıyor. Yani Atatürk Havalimanı AKP'li Cumhurbaşkanının lüks uçak filosu için özel bir havalimanı oldu.

Ay sonunu getiremeyenler dünyanın sonunu getirmekte olanlara karşı

Fikret Başkaya → Berkant Kırımlıoğlu (Özgür Üniversite) 10 Ocak 2020

Aslında itirazlar sisteme yönelik. Zira, artık kapitalist sistem yeteri kadar 'yeni değer', 'fazla değer', 'artı-değer' üretemez durumda… Ancak yaşayan doğayı, canlıyı yağmalayarak, bütçeyi ve müşterekleri talan ederek yol alabiliyor ama bu yolun sonu yok… Bu sistemin artık 'yeteri kadar' büyüyememesi demektir… Ne demek istediğimi görmek için Türkiye'de geride kalan 10-15 yılda yapılanları hatırlamak yeter… Sermaye geleneksel, bildik üretim alanlarında artık değerlenemiyor. Ancak bütçeyi, hazineyi, müşterekleri ve doğayı yağmalayarak yol alıyor… Verilen garantiler, kapitalistleri maaşa bağlamak gibi bir şey… Böyle bir şey olur mu? Yoksullardan vergi alıp, sermaye sınıfına aktarıyorlar… Tam bir mafya düzeni…

Avustralya'nın kâr odaklı mahşeri: Aylardır süren yangınların perde arkasında ne var?

Jerome Small (Red Flag + A3) 9 Ocak 2020

Toplulukların desteksiz bırakıldığını görüyoruz. Medyada yer bulan az sayıda Aborjin topluluklarından biri, topluluğun yangın söndürmede kullanabileceği tek donanımın bir hizmet aracı üzerindeki küçük bir depo olduğu, Gippsland'deki Lake Tyers'lardır. Bu arada, Başbakan Scott Morrison'ın yeni uçağının maliyeti 250 milyon dolar olarak açıklandı.

Ülke yanar ve Sydney boğulurken başbakanlık resmi konutu Kirribilli House'da parti üstüne parti verildiğini görüyoruz. Ahmak, kömür aşığı başbakanımız umutsuzca elini sıkacak birini ararken ulusal kriket takımında teselli buluyor.

Bir başka deyişle, o tiksindirici, kömür bağımlısı görkemiyle Avusturalya kapitalizmini görüyoruz.

'Yerli', 'milli', elektrikli 'temiz arabaya' dair söylem ve gerçek!

Fikret Başkaya (Yeni Yaşam) 8 Ocak 2020

Elektrikli 'temiz arabaya' gelince, aslında bu dünyada 'temiz araba' diye bir şey mümkün değildir… Aynı temiz savaş diye bir şeyin de olamayacağı gibi… Elbette atmosferin ısınmasının nedeni olan karbon gazı emisyonunda, otomobilin (arabanın) bir bütün olarak otomotiv endüstrisinin önemli bir payı var ve azaltılması gerekiyor. İyi de, bu iş nasıl yapılacak? Elektrikle çalışan arabaya 'temiz araba' deniyor. Arabanın deposunu benzin/mazot/likit gazla doldurmak yerine, bataryaya elektrik yükleniyor. Bu durumda atmosfere daha az zarar verilmiş oluyor. Fakat, farke edilmesi gereken bir şey var… Zira, arabanın neden olduğu karbon emisyonu sadece araba çalışırken, yürürken ortaya çıkmıyor. Bir arabanın neden olduğu karbon gazı emisyonunun %56'ı arabanın üretilme aşamasında ortaya çıkıyor, %4'ü de araba hurdaya çıkıp, sökülünce. Sadece %40'ı, araba çalışırken ortaya çıkıyor…

Yoksulluk ve canavarın kalbi

Bahadır Özgür (Duvar) 8 Ocak 2020

Bugün bir işi, evi olduğu, çocuklarını okutabildiği, kendisi eğitim gördüğü, tatil yapabildiği için barajın üstünde görünenler; yarının yoksulluğuna doğru hızla ilerliyorlar aslında. Gelecekte 'biraz daha fazla' pay alma umudunu taşıdıkları toplumsal birikim, çoktan paylaşılıyor çünkü. İlk çitleme harekatıyla topraktan kopanlara bir imkân olarak sunulan kent, yeni çitleme harekatıyla bir imkânsızlıklar mekanına dönüşüyor. Dolayısıyla yoksulluk sadece Dickensvari bir tezahürde karşımıza çıkmıyor artık. Henüz okurken iş bulamama kaygısının, çalışırken atılma korkusunun, kredi taksitlerini ödeyememe paniğinin içinde de büyüyor.

O otobüslerden hiç inmediler ama müebbet aldılar

Ayşe Yıldırım (Artı Gerçek) 4 Ocak 2020

Evet bu çocuklar komutanlarının emirlerine uyup o otobüslere bindikleri için ömürlerinin geri kalanını cezaevinde geçirmeye mahkûm ediliyorlar.

Neymiş efendim bu çocukların bazılarının ankesör-sabit hat kontörlü hattan örgütle iletişime geçtiği, bir kısmının daha önce örgüt evinde kaldığı veya toplantılarına eşlik ettiği tespit edilmiş.

O savcıya sormak lâzım, bugün kaç AKP'linin, kaç AKP yandaşı gazetecinin kendisi ya da çocukları o okullarda okumadı, o evlerde kalmadı ya da o toplantılara katılmadı. Eğer bu suçtan bu çocuklara müebbet veriliyorsa diğerleri için de harekete geçmeyi düşünüyor musunuz?

Elbette işin bir başka boyutu da işin içinde darbe girişimi ve FETÖ geçtiği için bu çocukların uğradığı haksızlığa kapanan gözler, kulaklar ve ağızlar ne yazık ki…

Haksızlığa uğrayanın kimliğine bakarak demokratçılık oynayanlar ne kadar da çokmuş meğer.

Duvara doğru koşu hevesi

Kemal Can (Duvar) 4 Ocak 2020

Son yıllarda Türkiye'de çok net örneklerini yaşadığımız gibi, dış politika ve iç politikanın birbirine çok fazla karışması meselesi, bütün dünyaya yayılan dönem ruhuyla ilgili. Küreselleşme ve (palavra veya yalan) bilgi dünyasının kontrol edilemeyen komplikasyonları, bu karışıklığı besliyor. Fakat bu kokteyl, bir yandan da yeni moda iktidar formlarının bilinçli tercihi aslında. Popülist siyasî söylem, çok ihtiyaç duyduğu düşmanlar üretmek veya düşmanlıkları elverişli biçimde sürdürmek için dış dinamikleri daha rahat kullanıyorlar. Aynı şekilde, yalandan güç ve başarı gösterileri imal etmek için de dış politika çok daha fazla imkân sunuyor. Sonuçları kolayca algılanabilecek somut sorunlara müdahale konusunda zorlananlar hemen dışarıya kaçıyor, içeride hikâye tükenince dışarıdan yeni malzeme taşınıyor. Trump'ın İran'da, Türkiye'nin Libya'da belâ arıyor olması bu yüzden.

Erdoğan'ın bir aya sığan meydan okumaları ve ricatları

Alper Görmüş (Serbestiyet) 3 Ocak 2020

Siyasi liderlerin milliyetçi atmosferleri sevmelerinin nedenlerinden biri de, böyle atmosferlerin onlara siyasî bir bedel ödemeksizin, meydan okuma üslubuyla konuşma (âmiyânesiyle söylersek sallama) fırsatı sağlamasıdır. Çünkü normal koşullarda liderlerinin lâflarının önünü arkasını hesap ederek konuşmasını bekleyen insanlar milliyetçilik atmosferinde bu ölçüyü unuturlar. Artık ihtiyaç duydukları şey ölçülü sözler değil, şaha kalkmış duygularını daha da şahlandıracak sözlerdir. Ertesi gün ya da ertesi hafta lider geri basıp söylediklerinin tam tersini söyleyebilir, fakat ne gam, onlar zaten duyulmaz bile: Duymak istemeyenin sağırlığından daha güçlü bir sağırlık türü var mıdır?

Greta Thunberg bir dahi değil – o bir havari

Slavoj Žižek (Yersiz Şeyler) 1 Ocak 2020

Sıklıkla duyarız; ekolojik felâket ile doğru yüzleşme için insanmerkezciliği bırakmamız ve kendimizi (insanlığı) büyük Varlık zincirindeki tâbi bir öge olarak kavramamız gerektiği söylenir: Biz gezegendeki türlerden yalnızca bir tanesiyiz, ama kaynaklarını acımasızca sömürdüğümüz için biz (insanlık) Dünya anamızı tehlikeye atıyoruz, Dünya da bizi küresel ısınma ve diğer ekolojik tehditlerle cezalandırıyor. Böyle bir görüşe ancak gülünür: Başı dertte olan biziz, Dünya değil. Dünya kayıtsızdır, türlerinden birinin yok olmasından çok daha kötü felâketler geçirmiştir. Tehlikede olan BİZİM çevremizdir, BİZİM yaşam alanımızdır, içinde yaşayabildiğimiz tek ortamdır. Dünyanın hayal edilen bakış açısına göre küresel ekosistem için bizim (insanlığın) yok olması çok daha iyidir, o yüzden ekolojik krizde tehlikeye giren bizim ve toplumumuzun hayatta kalmasıdır. Bu gibi insanmerkezcilik karşıtı görüşlerin gizli insanmerkezciliği burada yatar: Dünyayı çıkarlarımızın önüne koymaya dair bütün gevezeliğe rağmen esas istediğimiz kendi hayatta kalmamız ve iyiliğimizdir (bunu sağlayacak bir çevredir).

Nazi Almanya'sından Osmanlı Türkiye'sine, soykırımlar hep meraklı bakışların uzağında başlamıştır

Robert Fisk (Dünyadan Çeviri) 1 Ocak 2020

Ermeni soykırımının Aralık 1914'teki başlangıcı, İstanbul'daki resmî makamlara hiç de şaşırtıcı gelmemiş olabilir, özellikle de Talât Paşa'ya. Erzurum kararı orijinal olarak büyük oranda Ermeni soykırımının mimarı olarak kabul edilen Teşkilatı Mahsusa şefi Bahaettin Şakir tarafından alındı. Ama onun da kendisi, iktidardaki İttihat Terakki Partisi'nin merkez komite üyesiydi ve Erzurum'a İstanbul'dan gelmişti. Belki de Talât soykırıma başkentten ve barındırdığı tüm o yabancı elçilerden, özellikle de, sonraki katliamları tüm dünyaya duyuracak olan Amerikalılardan uzakta başlamayı – ya da projeyi önce burada denemeyi – daha münasip bulmuştu.

Eichmann Davası'nda Hannah Arendt

Eylem Hatice Bayar (Duvar) 31 Aralık 2019

Arendt buna kötülüğün sıradanlığı adını vermiştir. Ona göre bu ve benzeri suçlar birey olmaktan kaçınan, düşünme yeteneğini yitirmiş insanlarca gerçekleştirilir. Bu insanlar, kişinin kendisiyle gerçekleştirdiği içsel diyalog olarak tanımlayabileceğimiz düşünme yetisini kaybetmiş ya da bu yetiye hiç sahip olmayan kişilerdir. Kendi kendilerine hüküm verme yeteneklerini yitirdiklerinden emirlerle hareket ederler. Arendt bu görüşlerinin yanı sıra, Yahudi liderlerinin savaş sırasındaki tutumlarını eleştirerek, farklı davranılması halinde bazı şeylerin değiştirilebileceğini söylemesinden ötürü de eleştirilmiş, kendi halkı tarafından neredeyse dışlanmıştır. Ona göre Nazi ve Yahudi Konseylerinin işbirliği sadece zalimlerde değil, kurbanlarda da ahlâkî çökkünlüğün işaretidir.

Yaşamak icin bir neden

Can Dündar (Die Zeit) 30 Aralık 2019

Yeni yıla birileri, Ege'nin dalgalarına direnmeye çalışan bir lastik botta, kucağındaki bebeğini kıyıya salimen ulaştırma duasıyla girecek. Bazıları, yoğun bakımdaki hastasına acil şifalar dileyerek, kimisi sabah çöpte yılbaşı yemeklerinin artıklarından bir ziyafet çekeceğini düşleyerek… Dünya daha iyi bir yer olsun diye düşünen, yazan, konuşan binlerce mahkûm da, yeryüzünün birbirinden çok uzak köşelerinde, tecrit hücrelerinde özgürlük hayalleri kurarak…

AKP-MHP-VP Anonim Şirketi

Veli Saçılık (Yeni Yaşam) 30 Aralık 2019

Sahada görev icra eden MHP'liler, yolsuzlukları gündeme getiren gazetecileri dövüp, dün vatan hainliği olarak ilân ettikleri her şeyin tam tersini savunmakla meşguller. Vatan Partisi denilen güruh ise prestijli olan sol söylemi eğip bükerek sarayın hizmetine sokma hokkabazlığında usta. İşçi grevlerine, ekoloji mücadelesine, kadın haklarına, insan haklarına kadar sol düşüncenin olmazsa olmazı bütün mücadeleleri emperyalizmin oyunu diyerek fiili saldırıya geçiyorlar. AKP nerede köşeye sıkışsa VP ve TGB imdada yetişiyor. Süleyman Soylu'nun hedef gösterdiği kim varsa ona saldırma konusunda kendini memur gören TGB ve Ülkü Ocakları toplamda Saray Savunma Birliği (SS-B) biçimde konuşlanmış durumdalar. A. Ş. Gibi yönetilen devletin paramiliter savunma birlikleri olmanın elbette yağlı bir mükâfatı var. ODTÜ'de ağaçları savunanların, şiddete karşı danslı protesto yapan kadınların üzerine polis destekli saldıran TGB'nin Kahverengi Gömlekliler olarak re-organize edilmesi yeni bir hazırlığın işareti. Büyük çözülme yaşayan rejiminin panik içinde olduğu derin adam Mehmet Ağar'ın çözülmeye izin vermemek gerekir açıklamasından da anlaşılıyor. Çözülmenin önüne geçmek için hiç bir yasal ve vicdanî bir sınır tanımayacaklarını biliyoruz ama ne yaparlarsa yapsınlar yenilmeye mahkûmlar.

Denizatına binmiş dörtnala giden bilimciler

Mustafa Alp Dağıstanlı (Diken) 30 Aralık 2019

Dünya çapındaki bilimcilerimize danışmadıkları yetmiyormuş gibi, yalanlarla onları karalamaya çalışıyorlar bir de. Yazının başında anlattığım gibi komik, saçma, bilim kisvesi altındaki bilimsizlik örnekleri, akademisyenler arasındaki WhatsApp gruplarında dolanıp duruyor, kâh gülerek, kâh 'vah vah' ederek. Bu önemli meselede itirazların burada kalmasıyla yetinemeyiz, kabul edemeyiz. Eklere ulaşılamıyorsa da ÇED raporunun kendisini bilimsel verilerle tek tek çürütmek gerekir. Bu, öncelikle doğaya karşı sorumluluk, insana/topluma karşı sorumluluk, bilime karşı sorumluluk, denizatına karşı bir sorumluluk. Kaçamayız.

Akdeniz'de tek başına

İlhan Uzgel (Duvar) 30 Aralık 2019

Sonuçta Türkiye aynı anda bölge ülkelerini, küresel enerji şirketlerini ve ABD ve Rusya gibi küresel güçleri, AB ve tek tek AB üyelerini bu bölgede karşısına aldı. Oysa dikkat edilirse, hiç bir bölge içi ve bölge dışı aktör bu geniş ve çok fazla konunun iç içe geçtiği coğrafyada tek başına siyaset yürütmüyor. Türkiye'nin bu şekilde acemice yürütmeye çalıştığı müttefiksiz siyaset sınırına dayanmış durumda. İşte bu kendi yanlış politikalarıyla yarattığı tıkanmayı kırmak için bula bula Libya'da son derece eğreti durumdaki Trablus hükümetiyle anlaşma yapmayı bulabildi. Bu anlaşmayı da sanki dünya dengelerini değiştirmiş gibi bir havada sundu ve geçmiş sorumluluğunu unutturmak için muhalefeti ve özellikle asker göndermeyi eleştirenleri, Türkiye'nin önünü kesmeye çalışmakla suçlamaya başladı. Bu AKP'yi aşan bir konu ve bu dışlanmışlığın bazı boyutlarında geri dönüş çok zor olacak.

Kanal İstanbul mu, II. Enver mi?

Berrin Sönmez (Duvar) 29 Aralık 2019

Türkiye'ye önce doksanlarda, sonra iki bin onlarda ve şimdi iki bin yirmiye gelirken bu aklı verenlerin kimler olduğunu kestirmek güç. Ancak Erdoğan'ın şahsında kolayca ikna edilerek dimyata pirince gönderilecek ikinci bir Enver buldukları söylenebilir. Yıllardır kimileri çokça öykünmesi nedeniyle Abdülhamit'e, kimileri yeşil Kemalist icraatları nedeniyle Atatürk'e benzetirken aklıma hep Enver Paşa gelirdi. Tarihi şahsiyetlerden en çok ona benziyor. Din saikiyle politika üretme görünümünü önemseyişinden tutun kolayca iknada edilebilir, kandırılabilir oluşuna kadar benziyor. Popülist olduğu kadar gerçekçi değil siyaseti, tıpkı Enver gibi duygusal. Geçmiş hülyalara saplanıp kalmış bir tarih algısına sahip. Duygusal, refleksif iç ve dış politikasıyla İkinci Enver olmaya aday bir politikacı, Türkiye'nin tek adamı.

Tepemizde pervane dönmeye devam ediyor…

Metin Yeğin (Duvar) 29 Aralık 2019

Devletleri sevmiyorduk zaten, hiç birini. Neden sınırlarına ve kaprislerine uyalım ki? Eğer devletler iyi bir şey olsalardı, kendilerini ortadan kaldırırlardı. Önce başkanları, vergi dairelerini, Kanal Kurumu'nu, Devlet İstatistik Teşkilatı'nı meselâ, neyse işte sayamıyorum o kadar çok ki, bulaşık şey, iğrenç ve tankların içine çam dikerdik, iğne yapraklı, seviyor rutubetli toprağı çünkü, demiri de işe yarardı ilk defa. Bize vize vermedikleri için de demiyorum. Bakın her yerin devleti var ve dünya ne halde.

Kanal İstanbul İslam'a uygun mu?

Mücahit Bilici (Duvar) 29 Aralık 2019

İhtiyaç duyulduğunda İslama uygun olmayacak şey yoktur. Peki bu kadar her şeyin uygun olabildiği bir şeye kim, niye inansın? Zaten dinden bahsedenlerin önemli bir kısmının dine menfaatten bağımsız olarak inandıkları düşüncesi bir hüsn-ü kuruntudan ibaret. İnananlar bile ihtiyaçtan. Yani burada dinin kendisi bile inanma denkleminde, evet, bir ihtiyaç olarak yerini alıyor. Peygamberden şefaat de inşaat da istenebilir. Dinin üstüne gezmek için park da yapabilirsin, altından geçmek için kanal da açabilirsin. Yeter ki istediğin herhangi bir haramiliğin üstüne helâl etiketi yapıştıracak zabıtayın olsun.

Kanal yapılsın ama Sakarya-İzmit arasına yapılsın

Cenk Yaltırak → Aynur Tekin (Duvar) 25 Aralık 2019

Kanal İstanbul'un yapılmak istendiği kıyı, Türkiye'de en yüksek dalga ve akıntı enerjisine sahip olan plajlardan biri. Çok hızlı bir akıntı sistemi var. Akıntı hızı batıdan doğuya saniyede yarım metre, 60 saniyede 30 metre. Yani bu ne demek suya asılı herhangi bir partikül veya cisim, bir dakikada 30 metre sürükleniyor. Bu hızla siz deniz tabanının değiştiğini, kumların göç ettiğini ve kıyının devamlı aşındırıldığını görebiliyorsunuz. Kıyının dümdüz olma sebebi de zaten bu yüksek akıntı. Siz bu akıntının olduğu bir kıyı şelf sisteminde bir kanal yapıyorsunuz. Üstelik bu kanalın iki ucunda bulunan iki denizin arasında yaklaşık 40 cm fark var. Bu durumda istediğiniz kadar deniz tabanını şekillendirmeye çalışın örneğin girişlere bunu engelleyen dalga kıranlar yapın, su bunları dinlemez. Suyun içinde taşıdığı ince taneli kum, kanalın içine yüksek enerjiyle taşınır.

İktidarın 'düşman' sıralaması: Demirtaş, HDP, PKK

Alper Görmüş (Serbestiyet) 25 Aralık 2019

Ortalıkta Bu nasıl olur, Bu düşman hukukudur itirazları yükselmişti ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan her zamanki açık sözlülüğüyle bunun hukukla ilgisi olmadığını açıklayıverdi:

Bunları bırakamayız. Eğer biz bırakırsak ebedî alemde şehitlerimiz bize bunun hesabını sorar.

Erdoğan'ın, şehitlerin soracağı hesabı hiç dikkate almaksızın, sırf dolaysız siyasî yarar için 23 Haziran seçimlerinden önce Abdullah Öcalan'ı devreye sokuşunu hatırlayalım… Sırf bu bile Demirtaş'ın şehitler hesap sorar endişesiyle serbest bırakılmadığı iddiasını çöpe göndermeye yeter. Eh, bu argüman elenince de geriye bir tek şey kalıyor: İktidar, çok ağır bir yıpranmaya mal olsa da Demirtaş'ı ne yapıp ne edip cezaevinde tutmak istiyor…

İnat siyaseti

Kemal Can (Duvar) 25 Aralık 2019

Topçu Kışlası, Üçüncü Havalimanı, köprü, kanal, her nevi beton dökme işi. Suriye'ye veya Libya'ya asker göndermek, S-400 almak ya da değerli yalnızlık. Vesayet kaldırma iddiasının yanına kayyım düzeni eklemek, rasyonel faydası biten kutuplaştırmayı sürdürmek, her türden ideolojik kışkırtma. Açık siyasî kayıplara rağmen damat ısrarı, çökmüş inşaat ekonomisini yeniden yüzdürme çabası veya şatafatlı israf ile toplumsal buhrana körlük. Bütün bu inat performanslarının rasyonel faydalar için yapıldığını söylemek hayli zor. Bazılarının çok belirgin pragmatik faydaları, paylaşım tercihlerinden gelen mecburiyetlerle ilişkisi ortada. Ancak bunların bir inat gösterisi haline gelmesinin siyasî gerekçeleri çok daha önde. Erdoğan için hâlâ geçerli olan siyasî rasyonalite, çıkar ve gerekliliklerden daha çok kaba biçimde göze sokulan inatla besleniyor.

Popülist otoriter liderler ve rejimleri

Ümit Kıvanç (P24) 24 Aralık 2019

Rusya'da Putin, Macaristan'da Orbân, Polonya'da Kaczynski'nin sivil toplum kuruluşlarını yabancıların ajanı olmakla suçlamaları, devreden çıkarmaya, faaliyetlerini imkânsızlaştırmaya çabalamaları bu yüzden, diyor Müller.

Türkiye'de bunun karşılığı, FETÖ'cülük ve PKK yandaşlığı. 15 Temmuz darbe girişimi, en alâkasız muhalifleri bile FETÖ'cü diye işinden etmeye, hattâ içeri atmaya yetecek ortamı yaratmada kullanılıyor. Lider-kitle özdeşliği ve yüzde yüzmüş gibi sunulan esas millet yaklaşımlarını berhava eden en büyük tehdit ise, PKK ile herhangi bir ilişkisi bulunmayan Türklerin, Kürtlere yapılan zulme karşı çıkmaları, Kürt hakları için mücadele etmeleri. Bu yüzden, genel bir Kürtlere yaklaşmayın! tehdidi yaratabilmek için, terörle, silâhla uzaktan yakından ilişkisi bulunmayan insanları hapse atıyorlar. Popülist-otoriter birlik-beraberlik (aynılık) dünyasını imkânsızlaştıran bir muhalefete hayat hakkı bırakmamaya çalışıyorlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Şükrü Erbaş → Hüsrev Hatemi → Mustafa Çiftçi → Mesut Bostan (Nihayet) 24 Aralık 2019

Erbaş 80 kuşağı içerisinde bile iyi bir şair olarak öne çıkan bir isim değil. Bu kuşağın bol miktardaki müteşairlerinden biri. Yazdıklarında İkinci Yeni ve 60 kuşağının imgelemini klişeleştiren yan hâkim. Bu da meselâ İsmet Özel alıntısıyla başlayıp yine onun şiirlerini hatırlatan ama hatırlatırken de ucuz bir his bırakan bir metin. Belki daha doğrudan etki Cemal Süreya'nın Onlar İçin Minibüs Şarkısı şiirinden geliyor. Süreya'nın popülist intikam şiirine karşı ortalama Türk aydınının tepkisini yansıtıyor. İsmet Özel mısrasının ironisini anlayamamış kendinden karikatürize bir metin Erbaş'ınki. Günümüzde giderek gözü dönmüş bir hâl alan halk nefreti bunda kendinden bir şeyler bulabilir.

Halkı suçlamakla anlamaya çalışmak arasında popülizm tartışmaları

Alper Görmüş (Serbestiyet) 24 Aralık 2019

Acaba, diyorum, 20. Yüzyıl demokrasilerinde siyasetin temel öznesinin halkın ulaşamayacağı bir siyaset dili geliştirmiş olan siyasî elitler olması ve sıradan insanların zaman içinde bu öznelere karşı bir tepki geliştirmesi, popülist liderlere yönelmede bir etken olabilir mi? Çünkü popülist liderler sıradan insanların diliyle konuşuyorlar, anlaşılabilir ve basit hedefler koyuyorlar. Sıradan insanlar, bu sayede kendilerini böyle bir siyasetin parçası olarak düşünebiliyorlar; aydınların ve onların desteklediği siyasî iktidarların yarattığı ortamın tersine, kendilerini artık anlaşılabilir, kavranabilir bir siyasî ortamın içinde buluyorlar.

Bir örnek olay ve Mehmet Ağar

Özlem Akarsu Çelik (Duvar) 24 Aralık 2019

Siyasi iktidarın, 90'lı yıllar başta olmak üzere ülkenin karanlık geçmişiyle hesaplaşacağı iddiası, birçok sözü gibi ortada kaldı. Geldiğimiz noktada, kim kimin sözcüsü ya da kim kiminle aynı dili konuşmaya nasıl ikna edildi sorularının yanıtlarını arıyoruz hep birlikte. Belki bu günün vicdanlı tanıkları, uzak olmayan bir gelecekte bu yanıtları kamuoyu ile paylaşır. Biraz cesaret, biraz vicdan… Belki bu ikisi birilerinde hâlâ vardır.

AKP tarihinin karanlık noktaları

Mehmet Y. Yılmaz (T24) 23 Aralık 2019

Binali Bey'in çocukları maşallah o kadar başarılı oldular ki sahip oldukları gemiler yedi denizde cirit atıyor.

Ben de sorup duruyorum ama yanıt vermiyorlar: Bu iş idaresi sırrını hepimizle paylaşabilir misiniz, diye!

Geliri sınırlı memur ailesinin çocukları ilk gemiyi nasıl alabildiler? Sonra nasıl bir iş idaresi yöntemi kullanarak gemilerin sayısını iki elimizin parmaklarının iki katına kadar çıkarabildiler?

Bu muazzam başarının Binali Bey'in siyasette yükselmesiyle başlaması konusunda kötü niyetli değilim.

Olabilir, bazı çocuklar, babaları bakan filân olunca ani bir zihin açıklığına kavuşabiliyorlar.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

69