Patronsuz Medya

Çökertme'den çıktın da garibim

  Engin Ardıç - Sabah, 18 Ağustos 1991


Eline sağlık Necdet.

Hem de yüreğine sağlık, çünkü o çizdiğini o yayın organında yayınlamak, her şeyden önce yürek işi.

Necdet Şen kardeşimizin Hızlı Gazeteci çizgi-roman bandında geçen gün yer alan birkaç kare.

Şöyle demiş Necdet, konuşma balonunda:

Sosyalist yazar ve sanatçının tatilde harcayacak parası yoktur. Onlar deniz kıyısındaki birtakım demokrat belediyelerin yaz aylarında yaptıkları festivallere konuşmacı olarak davet edilir, çoluğu çocuğu sülâlesiyle yer içer, kodes, sürgün mavraları yapar, gene içer.

Görüntüde kalın bıyıklı, tombul, uzun saçları ağarmış iki hımbıl. Birisi aah Kubilay, vaah köy enstitüler, ooy 27 Mayıs diye ağlaşıyor. Öteki şöyle söylüyor: Yahu dedim başçavuşa, pırangalar bileğimi kesiyur .

İkinci karede Necdet'in konuşma balonu:

Birkaç gün sonra oradaki taşra aydınını bütün kış avutacak rakı masası anılarıyla baş başa bırakarak, başka deniz kıyısı beldelerindeki başka festivallere doğru yelken açar. Ama asla tatil yapmaz.

Ve çizgide, rakı masasında hep bir ağızdan söylenen türküler: Şu kanlııı zaalııımııın ettiiiğiii işleeer, dırınım, dırınım. Hay sen çok yaşa emi Necdet.

Ben böyle yazdım diye umarım çalıştığın gazetenin yöneticilerinden de fırça yemezsin, vay Ardıç'a koz mu veriyorsun? Atarlarsa haber ver, ona da değiniriz.

* * *

Ellerinden hayatın çoktandır kayıp gitmekte olduğunu hüzünle fark eden ihtiyar çocuklardır bunlar Necdet. Ömürlerini boşa geçirdiklerini, akıntıya kürek çektiklerini ancak görmüşlerdir. Geri dönemezler, biz yanılmışız diyemezler.

Kafaları öyle pek fazla da çalışmadığından, sıkı sıkıya sarılırlar üç beş rakı muhabbeti kırıntısına. Gidecekleri başka liman yoktur Kavafis'in deyimiyle.

Ama, 1950 yılından beri bir daha asla elde edemeyecekleri siyasî iktidara siftinirken, sizin yayın organını körü körüne okuyup inanan birkaç bin köylü sayesinde, sımsıkı tuttukları yazınsal iktidarı da kimselere bırakmamakta direnirler.

Sürekli birbirlerini yerler ama çıkarları söz konusu olduğunda da domuz topu gibi birleşiverirler. Müşterileri aydınlar değil, yarı-aydınlardır.

Namuslu, iyi niyetli, saf, kavruk, cahil köylü çocukları. Her zaman sömürülecek köylü çocukları. Yok, iktidar tarafından değil, bu tür hokkabazlar tarafından.

Müşteri de velinimet olduğundan, yaz sıcakları bastırınca kalkıp oralara, kıyı beldelerinin belediye şenliklerine koşarlar. Karpuzu olmayan kasabada karpuz şenliği, kirazı olmayan kasabada kiraz şenliği, ebegümeci şenliği. Karşı adadan, Yunanistan'da kimsenin adam yerine koymadığı üç-beş komünist Yunanlı çağırıp dostluk şenliği.

Demokrat belediye demişsin, ayıp olmasın diye; sosyaldemokrat belediyeler bunlar. Daha doğrusu, kendilerini sosyaldemokrat sanan İttihatçı belediyeler. Kıyılarda rakı masaları kurulur, mapusane türküleri okunur: candarmaaa biiiz sosyalistiiiz, dostuz yalnız biiz sanaaa… ayışığı kelepçeyeee… mapus yoldaaaaş, penceredeeeen, cendermeeeyeee bakiyüüür…

Devrisi gün, toplasan iki yüz kişinin okuduğu boktan kitaplar, iki kasaba yarı-aydınına imzalanır. Şehire dönünce de yazısını döşenirler:

Yazar okuruyla buluştu!

Çağrılı gittiğim Angutlu kasabası devrim şenliğinde, ekin ağırlıklı ve görkemli günler yaşadım. Belediye başkanı Abüzittin adamımdır. Lâf aramızda, sayın İnönü de buralarda pek seviliyor.

Görüp görecekleri en büyük gönençtir bu: Şehirlerde yaptıkları imza günlerinde, üç günde bir vara yoğa düzenlenmekten artık fena halde cılkı çıkmış imza günlerinde, kendilerini rahatsız eden, kafalarına uymayan aykırı yazarları kara listelere alıp adlarını anmayan kitap kulüplerinin düzenlediği imza günlerinde, genelevde müşteri bekleyen sermaye gibi, akşama kadar oturup dururlar, kimse gelmez kitaplarını imzalattırmaya.

Kazara iki-üç şabalak kız öğrenci de düşerse ökseye, asılmayı hiç ihmal etmezler, ağarmış kıllarına bakmadan hımbıllar. Sonra oradan çıkıp Yakup'un meyhanesine kafa çekmeye giderler.

Kıro garson onlara bir vesileyle hakaret edince de gizlice hoşlanırlar bundan, ayak takımına karşı sebebi kendilerinden menkul bir eziklik içindedirler.

Çünkü had safhada serebral-mazoşist tirler. Dertleri zevk edinmişlerdir, eziyet çekmeyi severler.

Ve de gene hikmeti kendilerinden menkul devrimci.

Çökertme'den çıktım da Halil'im, aman başım selâmet diye başlayan, arkadaşım İbraam Çavuş Allah'ıma emanet şeklinde giden Bodrum'un eşkıya türküsünün orası gelince, dumanlı kafaların yıvıklaştırdığı hep bir yamuk ağızdan söylerken, arkadaşım İbraam Çavuş yoldaşlara emanet yaparlar dizeyi.

Bunu devrimcilik sanır şaşkınlar.

Sonra otururlar, sosyalistlerin analarından emdikleri sütü burunlarından getirmiş İsmet Paşa'nın ardından ağlarlar. Oğluna umut bağlayarak!

Lokantada garson yumurtalı domatesli yeşil biberli menemen yemeği getirince ah Kubilay vah Kubilay diye dövündükleri de rivayet edilir bazılarının(!) senin de çizmiş olduğun gibi Necdet kardeşim.

Ola ki onlarla rakı içmek zorunda kalırsan, sakın sevgilini ya da nişanlını ya da eşini falan götürme.

Çünkü içki masasında iyice cıvıyınca birbirlerinin karılarına kızlarına sarkmak da, alışkanlıkları ve gelenekleri arasındadır.

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

152