Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 
 desen: baron von opsomer

Polyanna cennete mi gidecek cehenneme mi?

Ziynet Türe - 13 Ocak 2004


Çıkarlarınızla, onurlu davranmak arasında seçim yapmak durumunda kaldınız mı hiç? İçinizdeki iki kutup kıran kırana savaştı mı? Rahat bir hayatla doğru bir hayat arasında gidip gidip geldiniz mi?

Bu dehlizin içinde biraz çocuk biraz yetişkindim bir vakitler, seçimlerimin sonucu oluşacak yeni Ben'in sorumluluğunu keskin bir hançer gibi hissettim üzerimde. İnsanın bir tek kendisine yalan söyleyemeyeceğini farkettim, rahatımın içinde rahat olamayacaktım. Onurluca bulduğum kararı uyguladım ve rahatımı elimin tersiyle ittim.

Savaş bitti sanmıştım, karar alındı. Oysa asıl savaşım burada başladı. Yeterince büyümüş olsam o kadar da can yakmayacak bu savaş belki de yanarak büyümek içindi.

Elimin tersiyle ittiklerim 'somut' şeylerdi, 'soyutluğuna değer verdiklerim' tarafından sürekli yanlış yaptığım haykırıldı yüzüme. "Yanlışşşş! yanlışşşş! yanlışşş!" Oldukça zor verilen bir kararın ardından sadece sevdiklerine kenetlenmek isterken 'başarısız' olarak nitelendirilmek, içimdeki şımarık çocuğu cezalandırmaya çalışırken aslında o şımarık çocuğun haklı olduğunu duymak...

Sahi, 'başarı' neydi? Hani ekonomide çok bahsedilen, pastadan alabileceğin en büyük dilimi almak mı? Peki ama neden? O pastayı bu kadar cazip kılan ne? Her derde deva mıdır bu pasta?

* * *

Hacı-hoca bir babanın dördüncü kız çocuğu olarak büyüdüm, yasaklarla. İlkokul çağlarımdan itibaren yaz tatillerimi kur'an kurslarında geçirdim, baskıya karşı duyduğum tepkiden midir bilmem bir türlü öğrenemedim kur'an okumayı (hâlâ bütün sureleri ezbere bilirim, okumasam da).

O zamanlardan kafam karışıktı hayat hakkında, bazen hocalara ya da babama din hakkında sorular sorardım, beni azarlarlardı bu sorular karşısında "nereden geliyor bu sorular aklına, şeytandan bu sorular şeytandan" diye. Ben de, suçluluk duya duya, kafamdaki bu soruları susturmaya çalışırdım. Ta ki ortaokul yıllarında bir dine yarı inanmak yoktur ya tam inanacaksın ya da hiç inanmayacaksın diye düşünene kadar.

En çok bir kadın olarak bana çizilmiş olan role isyan edesim gelmişti. Tüm evreni yarattığı söylenen, hepimize can vermiş kudrette olan, nasıl olur da böyle bir sınıf ayrımında bulunur, taraf olurdu ki? Bu dönemde dine eleştirel bakan birçok kitap okudum ve onların tezlerinin karşısında babamın kitaplarını. Bir o taraftan bir bu taraftan okuyorum, sorular, ayetler, hadisler ve sonra bunların babamın kitaplarından bulunması. Bütün bu karşıtlıkların ortasında kafa sağlığım tehdit altına girmek üzereydi ki bıraktım okumayı ve sormayı.

Birkaç ay sonra televizyonda tesadüfen Polyanna'yı izledim. Bir ramazan ayıydı, oruçluydum. Polyanna herkesi sevgi etrafında toplamaya çalışıyordu ve hıristiyandı. Babam ve hocalarla çok tartıştığım bir konu aklıma geliverdi birden. Müslüman olmayan herkes cehennemde mutlaka yanacaktı, o zaman Polyanna da cehennemde yanacaktı ve kalbi kan pompalamaktan başka işe yaramayan ama müslüman olduğunu söyleyen birçok kişi cennetlik olacaktı.

Bu soruyu babama sorduğumda yine şeytandan gelen bu soru yüzünden azarlandım "ama onlar bu dinle nasıl tanışacaklar ki?" sorumun cevabı "araştırmaları gerektiği" idi "ama sen hiç araştırdın mı ki diğer dinleri?" sorumun cevabınıysa okkalı küfürlerle aldığımı anımsadım.

Ama bu haksızlık dedim kendi kendime. Önümde bir lokum kutusu vardı, yıllardır ramazan ayı boyunca eksiksiz her gün tuttuğum orucu orada bozuverdim o lokumla. Madem iyi niyete puan verilmiyor, insanları birleştirmek için ortaya çıkan, iyilik, doğruluk, güzellik için varolduğunu söyleyen din bizi sıra sıra ayırıveriyor, ben de cehennemde çıtır çıtır yanmaya hazırım diye düşündüm (babam ve hocalarımın düşüncesi ile şeytana teslim oldum).

Bir süre yine düşünmemeye, daha fazla soru sormamaya çalıştım. Hayatı belli bir sistemin üzerinde anlatmışlar onca zaman sana, sen kendi yargılarını yaratıyorsun aklın ve vicdanınla. Doğru ve eğrileri ayırt etmeye çalışıyorsun eski kalıplarını kırarak ve her kavram renk değiştiriyor beynindeki resimde. Hayatımın bu dönemini uzun süre kaybedilmiş bir zaman olduğunu düşündüm, hiç böyle değişimlere enerji harcamamış ama aynı sonuçta olduğum arkadaşlarıma bakınca (şimdi farklı düşünsem de). Dünyanın her yerinde geçerli olan, dinlerin hepsinde ortak olan değerlere; aklı, kalbi çalışan herkesin bulabileceği doğrulara inandım.

Bize doğru olarak öğretilenlerin hangi temellere dayandığını düşünmeye başladım. Düşünmeye üşenenler, belirli olayların sonuçlarını temel alıp, bütün hayatın doğruları olarak kabul etmiş olabilirler mi?

Tüm dinlere yukarıdan bakınca anlatılan temel düşünce egolarımızın ötesine geçmek erdemli bireyler olmak değil mi? Erdemli olmak hayatı yaşamamak, sadece seyretmek demek değil, yaşadıklarımızı doğru yorumlamak ve yönlendirmek demek. Kendi çıkarlarımızın dışında da olsa doğrudan yana olabilmek.

* * *

13 yaşlarımda yaşadığım bu düşünsel hayatsal yolculuğu hatırlamadan almıştım bu kararı. Sevdiklerim ardımda olmasa da "Hak bildiğin yolda tek başına gidecektin" değil mi? Sonunu bilmediğin, kendini yapayalnız bulduğun içindeki savaşın acımasızlaştığı, canının delicesine yandığı yolda. O an, acıdan kaçmaya çalıştıkça içine yuvarlanmak kaçınılmaz, derinleşmemeye çalıştıkça acının dibinde bulmak kendini.

Fakat bir yanlışlık yok mu bu işte? Doğruyu tercih ettiysem neden canım bu kadar yanıyor? Yoksa doğrularımın doğruluğundan emin mi değilim? Doğrularımın desteklenmemesinden mi bu acı, yalnız mı hissediyorum kendimi, yoksa istemediğimi söylediğim pastadan payımı alamamış olmak mı canımı acıtan? Sürekli içime giren soru işaretlerinin çengelleri mi beynime demir atan, ciğerlerimi kanatan?

Bir sabah hayata yeniden uyandığımda tüm tırtıklarımı bir kenara bırakarak bakıverdim pencereden dışarı. Bütün sorularımın ardından ani bir kabulleniş. Ve anladım ki hayatı bu kadar olumsuz algılamamın tek sebebi yaşadıklarımın içimi çalkalayıp çalkalayıp, oradaki defoları yüzeye çıkarması idi. Tüm çalkalanmaların ardından hiç bilmediğim pislikler yüzeye çıkmıştı ve oysa onların bana ait olduğunu daha önce hiç fark etmemiştim. Olumsuzluklar yüzeydeki pislikleri tanımlayana, hayata dair seçimlerimizi yapana, pisliklerin aslında kendine ait olduğunu fark edene kadar.

Görebildiklerin sadece sende de varolanlar. Sende varolanları nasıl kullanıp kullanmayacağınsa senin özgür iraden. Tamamen özgür olmanın peşinde koşuyoruz ama gerçekten özgür olabildiğimiz alana hiç dokunmuyoruz. Ne ilginç.

 

Yorumlar

Ziynet Hanım, bu yazıyı okuduktan sonra internette adınızı aradım. Karşıma birçok kitabı olan usta bir yazar çıkacak sanıyordum. Ama bu sitedeki de dahil birkaç internet yazısı dışında bir şey bulamadım.

Bence bu büyük bir eksiklik. Tabii ki edebiyat adına. Galiba bir ara gazetecilik mesleğine de bulaşmışsınız. Şimdi neredesiniz, ne yapıyorsunuz, bilemiyorum ama mutlaka YAZMALISINIZ. Bize karşı böyle bir borcunuz var. Bu kadar güzel yazan birinin iki-üç yazıyla yetinmesi olacak iş değil.

Kişisel fikrim, yazılarınızın Derkenar'a çok yakıştığı yolunda. Lütfen yazın. Ama Derkenar kıymetinizi bilmez de yayınlamazsa gene vazgeçmeyin, kitap olarak yayınlatın. Ben alırım o kitabı.

Merve Uzun - 11 Kasım 2007 (16:19)

 

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Öfkenin demlenmişi

Ali Türkan

Hayal kırıklığına uğrayanlar. Hani o nefis Küba şarkısındaki gibi, "yirmi kere hayal kırıklığına uğradıysan, yirmi birincinin hakkından da gelebilirsin" diyenler. Tüh! Zincirleme gitmişim ve tek sigaram kalmış. Bu mevzuyu, başka zaman yazarım artık. Şu sonuncusu da, yazı bittikten sonra içilen cigara olsun bari. Nasıldım hayatım? Berlin Damımıza damımıza kar yağdı Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.

Ata Soyer (Evrensel)

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°