Patronsuz Medya

25 Temmuz 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 
 desen: baron von opsomer

Polyanna cennete mi gidecek cehenneme mi?

Ziynet Türe - 13 Ocak 2004


Çıkarlarınızla, onurlu davranmak arasında seçim yapmak durumunda kaldınız mı hiç? İçinizdeki iki kutup kıran kırana savaştı mı? Rahat bir hayatla doğru bir hayat arasında gidip gidip geldiniz mi?

Bu dehlizin içinde biraz çocuk biraz yetişkindim bir vakitler, seçimlerimin sonucu oluşacak yeni Ben'in sorumluluğunu keskin bir hançer gibi hissettim üzerimde. İnsanın bir tek kendisine yalan söyleyemeyeceğini farkettim, rahatımın içinde rahat olamayacaktım. Onurluca bulduğum kararı uyguladım ve rahatımı elimin tersiyle ittim.

Savaş bitti sanmıştım, karar alındı. Oysa asıl savaşım burada başladı. Yeterince büyümüş olsam o kadar da can yakmayacak bu savaş belki de yanarak büyümek içindi.

Elimin tersiyle ittiklerim 'somut' şeylerdi, 'soyutluğuna değer verdiklerim' tarafından sürekli yanlış yaptığım haykırıldı yüzüme. "Yanlışşşş! yanlışşşş! yanlışşş!" Oldukça zor verilen bir kararın ardından sadece sevdiklerine kenetlenmek isterken 'başarısız' olarak nitelendirilmek, içimdeki şımarık çocuğu cezalandırmaya çalışırken aslında o şımarık çocuğun haklı olduğunu duymak...

Sahi, 'başarı' neydi? Hani ekonomide çok bahsedilen, pastadan alabileceğin en büyük dilimi almak mı? Peki ama neden? O pastayı bu kadar cazip kılan ne? Her derde deva mıdır bu pasta?

* * *

Hacı-hoca bir babanın dördüncü kız çocuğu olarak büyüdüm, yasaklarla. İlkokul çağlarımdan itibaren yaz tatillerimi kur'an kurslarında geçirdim, baskıya karşı duyduğum tepkiden midir bilmem bir türlü öğrenemedim kur'an okumayı (hâlâ bütün sureleri ezbere bilirim, okumasam da).

O zamanlardan kafam karışıktı hayat hakkında, bazen hocalara ya da babama din hakkında sorular sorardım, beni azarlarlardı bu sorular karşısında "nereden geliyor bu sorular aklına, şeytandan bu sorular şeytandan" diye. Ben de, suçluluk duya duya, kafamdaki bu soruları susturmaya çalışırdım. Ta ki ortaokul yıllarında bir dine yarı inanmak yoktur ya tam inanacaksın ya da hiç inanmayacaksın diye düşünene kadar.

En çok bir kadın olarak bana çizilmiş olan role isyan edesim gelmişti. Tüm evreni yarattığı söylenen, hepimize can vermiş kudrette olan, nasıl olur da böyle bir sınıf ayrımında bulunur, taraf olurdu ki? Bu dönemde dine eleştirel bakan birçok kitap okudum ve onların tezlerinin karşısında babamın kitaplarını. Bir o taraftan bir bu taraftan okuyorum, sorular, ayetler, hadisler ve sonra bunların babamın kitaplarından bulunması. Bütün bu karşıtlıkların ortasında kafa sağlığım tehdit altına girmek üzereydi ki bıraktım okumayı ve sormayı.

Birkaç ay sonra televizyonda tesadüfen Polyanna'yı izledim. Bir ramazan ayıydı, oruçluydum. Polyanna herkesi sevgi etrafında toplamaya çalışıyordu ve hıristiyandı. Babam ve hocalarla çok tartıştığım bir konu aklıma geliverdi birden. Müslüman olmayan herkes cehennemde mutlaka yanacaktı, o zaman Polyanna da cehennemde yanacaktı ve kalbi kan pompalamaktan başka işe yaramayan ama müslüman olduğunu söyleyen birçok kişi cennetlik olacaktı.

Bu soruyu babama sorduğumda yine şeytandan gelen bu soru yüzünden azarlandım "ama onlar bu dinle nasıl tanışacaklar ki?" sorumun cevabı "araştırmaları gerektiği" idi "ama sen hiç araştırdın mı ki diğer dinleri?" sorumun cevabınıysa okkalı küfürlerle aldığımı anımsadım.

Ama bu haksızlık dedim kendi kendime. Önümde bir lokum kutusu vardı, yıllardır ramazan ayı boyunca eksiksiz her gün tuttuğum orucu orada bozuverdim o lokumla. Madem iyi niyete puan verilmiyor, insanları birleştirmek için ortaya çıkan, iyilik, doğruluk, güzellik için varolduğunu söyleyen din bizi sıra sıra ayırıveriyor, ben de cehennemde çıtır çıtır yanmaya hazırım diye düşündüm (babam ve hocalarımın düşüncesi ile şeytana teslim oldum).

Bir süre yine düşünmemeye, daha fazla soru sormamaya çalıştım. Hayatı belli bir sistemin üzerinde anlatmışlar onca zaman sana, sen kendi yargılarını yaratıyorsun aklın ve vicdanınla. Doğru ve eğrileri ayırt etmeye çalışıyorsun eski kalıplarını kırarak ve her kavram renk değiştiriyor beynindeki resimde. Hayatımın bu dönemini uzun süre kaybedilmiş bir zaman olduğunu düşündüm, hiç böyle değişimlere enerji harcamamış ama aynı sonuçta olduğum arkadaşlarıma bakınca (şimdi farklı düşünsem de). Dünyanın her yerinde geçerli olan, dinlerin hepsinde ortak olan değerlere; aklı, kalbi çalışan herkesin bulabileceği doğrulara inandım.

Bize doğru olarak öğretilenlerin hangi temellere dayandığını düşünmeye başladım. Düşünmeye üşenenler, belirli olayların sonuçlarını temel alıp, bütün hayatın doğruları olarak kabul etmiş olabilirler mi?

Tüm dinlere yukarıdan bakınca anlatılan temel düşünce egolarımızın ötesine geçmek erdemli bireyler olmak değil mi? Erdemli olmak hayatı yaşamamak, sadece seyretmek demek değil, yaşadıklarımızı doğru yorumlamak ve yönlendirmek demek. Kendi çıkarlarımızın dışında da olsa doğrudan yana olabilmek.

* * *

13 yaşlarımda yaşadığım bu düşünsel hayatsal yolculuğu hatırlamadan almıştım bu kararı. Sevdiklerim ardımda olmasa da "Hak bildiğin yolda tek başına gidecektin" değil mi? Sonunu bilmediğin, kendini yapayalnız bulduğun içindeki savaşın acımasızlaştığı, canının delicesine yandığı yolda. O an, acıdan kaçmaya çalıştıkça içine yuvarlanmak kaçınılmaz, derinleşmemeye çalıştıkça acının dibinde bulmak kendini.

Fakat bir yanlışlık yok mu bu işte? Doğruyu tercih ettiysem neden canım bu kadar yanıyor? Yoksa doğrularımın doğruluğundan emin mi değilim? Doğrularımın desteklenmemesinden mi bu acı, yalnız mı hissediyorum kendimi, yoksa istemediğimi söylediğim pastadan payımı alamamış olmak mı canımı acıtan? Sürekli içime giren soru işaretlerinin çengelleri mi beynime demir atan, ciğerlerimi kanatan?

Bir sabah hayata yeniden uyandığımda tüm tırtıklarımı bir kenara bırakarak bakıverdim pencereden dışarı. Bütün sorularımın ardından ani bir kabulleniş. Ve anladım ki hayatı bu kadar olumsuz algılamamın tek sebebi yaşadıklarımın içimi çalkalayıp çalkalayıp, oradaki defoları yüzeye çıkarması idi. Tüm çalkalanmaların ardından hiç bilmediğim pislikler yüzeye çıkmıştı ve oysa onların bana ait olduğunu daha önce hiç fark etmemiştim. Olumsuzluklar yüzeydeki pislikleri tanımlayana, hayata dair seçimlerimizi yapana, pisliklerin aslında kendine ait olduğunu fark edene kadar.

Görebildiklerin sadece sende de varolanlar. Sende varolanları nasıl kullanıp kullanmayacağınsa senin özgür iraden. Tamamen özgür olmanın peşinde koşuyoruz ama gerçekten özgür olabildiğimiz alana hiç dokunmuyoruz. Ne ilginç.

 

Yorumlar

Ziynet Hanım, bu yazıyı okuduktan sonra internette adınızı aradım. Karşıma birçok kitabı olan usta bir yazar çıkacak sanıyordum. Ama bu sitedeki de dahil birkaç internet yazısı dışında bir şey bulamadım.

Bence bu büyük bir eksiklik. Tabii ki edebiyat adına. Galiba bir ara gazetecilik mesleğine de bulaşmışsınız. Şimdi neredesiniz, ne yapıyorsunuz, bilemiyorum ama mutlaka YAZMALISINIZ. Bize karşı böyle bir borcunuz var. Bu kadar güzel yazan birinin iki-üç yazıyla yetinmesi olacak iş değil.

Kişisel fikrim, yazılarınızın Derkenar'a çok yakıştığı yolunda. Lütfen yazın. Ama Derkenar kıymetinizi bilmez de yayınlamazsa gene vazgeçmeyin, kitap olarak yayınlatın. Ben alırım o kitabı.

Merve Uzun - 11 Kasım 2007 (16:19)

 

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

 Çizgi: Miguelanxo Prado

Nohut oda bakla sofa

Ali Türkan

Başkalarının yediklerine de hiç yan bakmayacağım, "biraz da biz geberelim" diye. Al sana mutluluğun resmi. Bir de ölmeden önce görebilseydim o günü. Bir de şu hasret olmasaydı. Katmerli mutlu olacaktım. Dur şu sobaya bakiim ben. Bugün azmettim, ya havaya uçuracağım gebeşi, ya da bu evi ısıtacağım. (Hamlet'in dediği gibi: Bu maçı alıcaz, başka yolu yok!) Hayatta bazen, nam olsun diye, sobayla da uğraşılır. Alacağım falan da yok ondan. Daha epey de borcum var ama zor öderim gibi geliyor bana. Biraz da onun uykuları kaçsın anasını satayım. Yazar

 Necdet Şen Star'da

Son Yorumlar

Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Bir daha adaya dönmem

Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.

Ergüder Yoldaş (Aksiyon)

En Son Yazılar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

Hasta olmak zor zanaat

Seyit Balkuv

Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır?   Yazar

Otobüs Savaşları

Ahmet Deniz Ölmez

Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline.   Yazar

Sahte Demokratlar

Necdet Şen

Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°