okul forması

Serseri miyiz ki yazın ceketsiz gezelim?

Vahap Demir - 12 Eylül 2008


Musolini'nin kara gömleklileri gibi gidip geldik yıllarca okula.

Kimse bize izah etmemişti gerekçesini ama mutlaka öyle olmalıydı işte. Öğrenci dediğin belli olmalıydı toplum içinde. Şöyle sokakta yürürken filân bakanlar özenmeliydiler üzerindeki tertipliliğe.

Bu özenme işi harbiden tutuyordu demek ki insanlar üniformalı öğrencileri gördükçe gaza gelerek gidip en yakın mağazadan hemen bir öğrenci üniforması alarak onlar da sağda solda bu özenilesi kıyafetleriyle geziyorlardı.

Onlara özenen başkaları da gidip üniforma alarak giyiyorlardı. Bu zincirleme tepki tüm ülkeyi kısa sürede adeta cennete çevirmişti.

Saçı sakalı ağarmış, eli bastonlu dedelerle kamburu çıkmış ninelerin bile okul üniforması içindeki tatlı görüntüsü ne de güzel oluyordu be...

Arada bir kılçıklık edip üniforma modasına uymayanlara da rastlanıyordu. Bazıları eski ve kötü olan şalvar, cübbe, takke ve tespih dörtlüsünü tercih ediyor ve mutlaka arkalarında dört kara giyimli kadın oluyordu. Hiç medenî değildiler.

Gerçi medenî şehirli demekti ama biz bu kelimeden ders kitabında sakallı ve dört karılı kötü adamın hemen karşısındaki parlak traşlı, takım elbiseli ve Avrupalı gibi giyinmiş tek karısı olan iyi adamı anlamalıydık. Bazıları ise okul üniforması giymeyi kendine yakıştıramadığından sıradan başka kıyafetler tercih eden, aslında esas yeri üniformalıların arası olan kandırılmış saftiriklerdi. Gerçi eğitim tüm problemlerin tek çözümüydü ve halk da zaten aydınlatılması gereken kafasız mahlûkattan oluştuğundan yeterli eğitim sayesinde onları da bir gün mutlaka yola getirecektik.

Okul üniforması modasının en güzel tarafı da zaten baştan beri sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle olan toplumun sınıfsızlığını, imtiyazsızlığını ve kaynaşmışlığını pekiştirip görünür hale getirmiş olmasıydı.

Zaten zenginle fakir arasındaki fark da sadece kılık kıyafetle kendini gösterdiğinden, tüketim alışkanlıklarıyla, yaşam kalitesiyle ya da ne biliym en basitinden kantin kuyruğuna biri sadece kalem silgi v.b. Almak için ayda yılda bir girebilirken, diğerinin her teneffüste envai çeşit çikolata, kola gibi şeyleri alabilmesiyle filân asla kendini hissettiren bir şey olmadığından, üniforma modası zenginle fakir arasındaki farkı ortadan kaldırmıştı. Fakirler çok mutluydular artık. Zenginlerin özenilebilecek nesi vardı ki hayatta, kıyafetlerinden başka?

Tek tip saç traşı ne kadar da mutluluk verici bir şeydi. Serseri miydik ki bizler saç uzatmaya filân heves edelim? Üç numara, hadi olmadı subay traşı neyimize yetmiyordu. Toplumda sadece serseriler saç uzatır, sadece serseriler spor ayakkabı giyer, sadece serseriler yaz sıcağında ceket giymezlerdi. Efendi adam yaz sıcağında da olsa, üstelik bünyesi ergenlere has yüksek enerjiden dolayı daha fazla ısınıyor da olsa, ceketini giyer, kravatını takar, üstelik düğmeleri de her zaman ilikli halde dolaşırdı ortalıkta.

Hoş bir miktar ter kokusu bazıları için rahatsızlık kaynağı olabilirdi ama meselâ tekeler de kokuyorlardı üretken dönemlerinde. Ne vardı bunda yani?

Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı.

Arada bir bazı arsız üniversite öğrencilerinden "artık büyüdük biz, karışmayın bizim kılık kıyafetimize" şeklinde çatlak sesler çıkıyorduysa da bunlar tamamen kandırılmış bir güruh olduklarından hazırlanmış ikna odalarında ikna edilmeleri çok da zor olmuyordu. Bazı utanmazlar ikna odası yöntemini nazi yöntemlerine benzetiyorduysa da dünyada bilim üretiminde lider konumda olan üniversitelerimizin öyle herkesin her kafasına eseni söyleyebildiği, bir sürü farklı görüşün olabildiği ama bilim üretiminde yerlerde sürünen ülkelerin üniversitelerine dönüşmelerine imkân veremezdik.

Hem bilim dediğin şey en güzel tek seslilik sayesinde mümkündü. Bilimde tek bir doğru vardı ve asla sorgulanamazdı. Farklı bir şey söyleyen olursa nedamet getirene kadar tecziye edilmeli, gerekirse ateşlere atılıp içindeki şeytanın çıkması için yakılmalı böylece ruhu arındırılmalıydı. Dünyanın döndüğünü de nerden çıkarıyorsunuz. Dünya sabit durduğu yerde duruyor...

Ehm... Neyse, bi an gaza geldim galiba. Kusuruma bakmayın...

İşte böyle kardeşlerim!

Ülkemiz yukarda anlattığım şekilde mutluluğa gark olmuş, ne güzel her şey yolunda gidiyorken yeniden bi okul üniforması tartışması başlayınca panikledim doğal olarak. Bakanlık demiş ki önlük kötü bir üniformadır, kaldırılması lazım.

Hemen kızarak havalara zıplamayınız. Ben de başta çocuklar adeta kendini bilmez insanlar gibi serbest kıyafetlerle okula gidecekler zannettim ama sonra öğrendim ki sadece üniformanın şekliymiş değişecek olan. Geri kalan her şey; eski tas eski hamam. Rahat olunuz.

 

 Yorumlarınız

Ama yok olsun... Bir ornek olmaliyiz.

Sac trasi tek tip olmaliydi ama sac trasindan bile belliydi zengin fakir. Onlugun kumasindan tutun da ayakkabiya kadar da belliydi ki. Ama olsun bir ornek gibi olalim.

Hatta isimlerimiz yerine numaralarimiz vardi. Numaralarimiz okunurdu ve "burdaaa" diye cevaplardik hemen. Bu da birey olabilmeyi okul siralarinda ve numaralarimizin ardinda kaybettigimize bir ornektir. Yazinizi paylastiginiz icin cok tesekkurler. Sevgi ve selamlarimla.

Alper Uzun ~ 14 Eylül 2008 (16:52)

Milli Eğitim Bakanlığında görevli bir bürokrat anlatmıştı:

Bakanlık İngiltere'ye bir heyet gönderir yakın zamanda. Maksat orada bu işlerin nasıl olup bittiğini gözlemleyerek Türkiye'de İngiltere modelini esas alan reformlar yapmak. Heyet gidip incelemelerini yapar. Okullardaki özgürlük ortamını görüp geri döner. Bakan karşısına alıp heyeti sorar ne var ne yok diye.

Cevap: "Sayın bakanım! İngiltere'de eğitim sistemi çökmüş. Ne kılıkları öğrenci kılığı ne de sınıflarda adam gibi oturmayı becerebiliyor öğrenciler."

Ne kadar doğru bu anlatılan bilmiyorum yaklaşımı iyi özetliyor.

Öğrencilik hayatımda en sık karşıma çıkan soru: "Serseri misin oğlum sen?" oldu.

Vahap Demir ~ 15 Eylül 2008 (13:42)

Maden söz İngiltere'den açılmış ben de İngiltere'de sürttüğüm zamanlarda öğrendiğim ve beni çok şaşırtan bir anımı anlatayım.

Orada yakın muhabbetim olan profesörlerden birisinin 8-10 yaşları civarında bir kızı vardı. Çocuğa "kaçıncı sınıfa gidiyorsun" diye sorduğumda, "ben okula gitmiyorum" diye cevap vermişti. Benim çok şaşırdığımı gören profesör arkadaş "burada zorunlu temel öğretim için okula gitme zorunluluğu yok. Evde anne-baba kendisi veya bir öğretmenin yardımıyla temel eğitim derslerini öğretebilir. Sınava girip diplomasını alır. Kızımın beynine format attırmayı ve okul koşullarında örselenmesini istemiyorum. Şayet okula giderse, İngiltere tarihine neden saygı göstermek zorundayım diye soramaz" demişti. Adam Solcu falan mıydı acaba ne?

Gencecik beyinlerin tamamına bir güzel format atamayan, "resmi idioloji" ve "milli değerler"e aykırı şeyler düşünmekten korkan insanlar yetiştiremeyen eğitim sistemine ne kadar lâf etsek azdır.

Kâmuran Kızlak ~ 15 Eylül 2008 (20:03)

 

 

Bir yorum da siz yazın


Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« (Onay Kodu)

 

 

Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir

 

 

Hani

Ali Türkan

Bu ülkenin adam gibi bütün adamlarını yok etmiş, kapatmış, sindirmiş, olmadı yurt dışına kaçmak zorunda bırakmıştır. Geriye de, kimya dersinde Fatih'in başarılarını anlatan lise öğretmenleri, reklamcı yazarlar, protest müzikçiler (bunu duydum ama ne olduğunu bilmiyorum), stand - up'çılar, gemisini kurtaran kaptanlar, arz ediyorum beyefendiler, his masters voice'ler, buraya puan ya da puanlar almaya geldik'çiler, sen benim kim olduğumu biliyon mu'cular, ben var ya ben'ciler, yalvarırım Memet Ali Bey'ciler, makro ekonomistler, mikro beyinliler falan kalmıştır. Devam »

Tıbbî Sorular

Necdet Şen

Kendilerini eleştiren yazara "hele bir elimize düş de gör gününü" diye mektuplar yazan bir sağlık çalışanı, eline halihazırda düşmüş bulunan hastalara acaba nasıl davranır? Hastalığın bilimsel tanımı nedir? İnsanlar gibi, kurumların ve camiaların da hastalandığı olur mu?   Devam »

Son Yorumlar

Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?

Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

'Aydınlar'ın beyaz atlı prensi

İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.

Nuray Mert (Radikal)

Son Yazılar

Gezme ceylan bu dağlarda, seni avlarlar

Seyit Balkuv

Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »

Gençliğe Övgü

İlker Tortop

Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »

 Google

 

© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.

72