Patronsuz Medya

Uygun adım, Marş Marş!

Erdem Abaka - 19 Nisan 2009


Bunca tozun dumanın arasında çok ilginç ve çok olumlu bir gelişme oldu. Görebildiğim kadarıyla sadece Taraf gazetesi baş sayfada verdi bu haberi:

"Okullarda merasim geçişlerini düzenleyen 44 yıllık yönetmelik yürürlükten kaldırıldı."

O da ne demeyin, 1965 yılından sonra öğrenci olmuş her Türk askerinin-pardon-gencinin bildiği bir şeydir:

"Merasim Geçişi Hazır Ol! Yerinde Say! Marş!"

Meraklısı arayıp bulabilir, ama içinden bir kaç bölüm aktaralım mı?

Madde 7 - Öğrenciler esas bakımından 11'er kişilik mangalara ayrılırlar. Sağ baştaki öğrenci manga komutanı görevini görür...

Madde 8 - Dört manga bir takım meydana getirir. Bunun başında öğretmen ya da öğrencilerden bir takım başı (Takım Komutanı) bulunur. Takım başı 1. Manga'nın sağ başında yürür. Öğretmen birliğinin 6 adım önünde yürür.

Madde 13 -... Teftişe gelen zat yeteri kadar yaklaşınca " Merasim duruşu... Hazır ol! Sağa (ya da) sola bak!" komutu verir...

Madde 14 - Öğrenciler, teftiş eden zatı kendi önlerine gelinceye kadar başları ile takip ederler ve esas vaziyetlerini muhafaza ederler.

Çoğunluğu ilk ve ortaokul düzeyinde olan öğrencilerin törenlerde nasıl yürüyeceğini belirleyen ve Türkiye Cumhuriyeti'nin "Milli Savunma Bakanlığı" tarafından değil "Milli Eğitim Bakanlığı" tarafından belirlenen bu yönetmelik hangi dönemin eseri sizce?

Savaş rüzgârlarının estiği, Mussolini, Hitler, Franco, Stalin gibi Savaş Lordları'nın hüküm sürdüğü bir dönemin mi?

Bilemediniz.

Bu akıllara ziyan yönetmelik, İsmet İnönü'nün bağımsızlarla kurduğu (25 Aralık 1963 - 20 Şubat 1965) hükümetinde Bursa Milletvekili İbrahim Hulusi Öktem'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminin eseri.

Haberi okuyunca gene anılara daldım ister istemez. Milli gün ve bayramlarda hepimizi toplarlardı. Tören yapılacak! Günün manâ ve ehemmiyetine göre tören alanı okul bahçesi ya da stadyum olurdu. Kaçabilen ya da kaytarabilen için bulunmaz fırsat!

Ben anlamakta zorlanırdım. Ama bir yandan da hoşuma giderdi. Asker gibi tören yürüyüşleri yapardık, genellikle beden eğitimi öğretmenleri komutan gibi davranırdı. Marşlar çalınır, tüylerimiz diken diken olurdu. Bıraksalar Yunanistan'dan girer belki Viyana'dan çıkardık.

Nereye yahu? Çocuktuk biz!

Bu metotlarla "Cumhuriyetimize kast etmeye kalkışabilecek iç ya da dış düşmanlara" karşı uyanık ve hazır olacak birer asker olduğumuz gerçeğini benliğimize ince bir oya gibi işliyorlardı.

Sonraları bunların birbiriyle kavgalı hale getirilmiş insanların üzerinde tahakküm kurmak için binbir numara çeviren madrabazların işleri olduğunu düşünmeye başladım. Bıraksalar belki de gül gibi geçinip gidecek halklara topluca lobotomi uygulayan ve iktidarı elde tutabilmek ya da diğerinin elinden alabilmek için pis bir savaşı şevkle yürüten sistemin neferleri oluyorduk ve bazılarımız bunu gönüllü yapıyordu.

Kurdukları ya da kurmak istedikleri kastlar sistemini seçeneksiz olarak sunan ve kendi sınırları içinde güdebileceği kadar insanı robotlaştırmaya çalışan, uygulama yöntemleri ve ideolojileri farklı ama aslında "birbirinin aynısı" olan iki karanlık gücün arasında serseme dönüyorduk.

Uzunca zamandır, bir yandan "fikri hür vicdanı hür" nesillerden ne anlamamız gerektiğini, bir yandan sloganlar ve dogmalarla bizi emir erine çevirmeye çalışan tarafların muktedirlerini, kanaat önderlerini, fikir babalarını, hoca efendilerini düşünüp duruyorum.

Kendilerince en doğru kabul ettikleri yaşam şartlarının ve kastlarının tehlikeye girdiğini düşündükleri her anda, ellerinde bayraklar, çelenkler, göğüslerinde rozetlerle, akın akın mezarlık ziyaretine koşturan işinde gücünde, meslek sahibi insanları, cübbelerini savuran koca koca adamları ya da kerameti kendinden menkul ölümlülerin dizinin dibinde oturmak için yarışan garibanları gördükçe, onlara kızmak mı lâzım acımak mı bilemiyorum.

Omuzları çökmüş, yüzlerinde bitkin ifadeleri, ellerinde çantaları, koskoca profesörler ne kadar kalacaklarını bilemedikleri zorunlu misafirliklerine giderken, kendime durmadan şu soruyu soruyorum:

"Neden, susturmadınız o sesleri, neden aksini yapabilecekken elinizdeki gücü robot yetiştirmek için kullandınız?"

Bakın şimdi size veriyor o emirleri birileri:

Uygun adım, marş marş!

 Düşünenlerin düşünceleri

Kendilerini düzenin bekçiliğine, cübbelerini ve akademik kariyerlerini de bu mesleğin üniformasına çevirmiş olan rektörler ve profesörler, eğitim kurumlarının aslî görevinin ne olduğunu zaten çok iyi anlatıyor. Eğitim'in esas anlamının ne olduğunu da.

Eh, bu fevkalade tahsilli insanların onca yıllık ilim irfan süreci içinde "rüzgâr eken fırtına biçer" atasözünü de öğrenmiş olduklarını tahmin etmek pek zor değil.

Selim Atak - 24 Nisan 2009 (15:48)

Sevincimiz kursağımızda kaldı. Daha bu askeri yönetmeliğin kaldırılmasına sevinmeye fırsat bulamadan, Milli Savunma -pardon- Milli eğitim Bakanlığı "Milli Eğitim Bakanlığı'na Bağlı Okulların Geçit Töreni Yönergesini" hazırladı.

Rejimin düşmanı olarak görünen AKP'nin de sisteme nasıl eklemlenip mevcut düzeni muhafazaya devam ettiğini görmek açısından güzel bir örnek.

Bazılarımız "Çankaya'da türban olur mu?" gibi abes sorularla oyalanırken, sistem kendini yenileyip duruyor.

Sabah gazetesinden Stelyo Berberakis'in Yunanistan'daki durumu anlatan yazısı da tam bir ibret vesikası. Komşumuzun da aynı hezeyan hali içinde olmasına bakıp üzülelim mi, yoksa "oh be sadece biz değilmişiz bu durumda olan" diye avutalım mı kendimizi?

Neyse siz yine de enseyi karartmayın, böyle böyle bulacağız bir gün doğruyu.

Rahat! Hazroool! Dikkaaaat!

Konuyla ilgili haberlerin ayrıntılarını arz ederim!

Öğrencilerin sivilleşme süreci 5 gün sürdü (Radikal) »
Milli bayramlarda öğrenci geçitlerine hayır! (Sabah) »

Erdem Abaka - 24 Nisan 2009 (21:28)

Erdem Bey, koskoca profesörlerin ayağındaki koskoca postallar gözünüzden kaçmış anlaşılan. Bu saygıdeğer (!) beyler, hepimizi uygun adım yürütmeye uğraştıkları için içerideler.

Elif Vural - 6 Mayıs 2009 (20:58)


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 1868


 

Erdem Abaka

Editör'ün Önerisi

Kaynana şekerleri ve Bruce Lee

Ali Türkan

Tıpkı o filmlerdeki gibi, ölenlerin "kötü" adamlar olduğuna inandırıldığımız zaman, bizim için sorun kalmıyor. Bu da altıncı kaynana şekerinden daha zor bir denklem haline geldi benim için. Üstelik bir şeyler de fena değişti.  Devam


Bütün büyükanneler birbirine benzer

Meltem Tolunay

Sofraya oturup yemek yemeğe başlıyor. Anneleri yatak odasına gidip yatıyor. Çocuklar sessizce yemeklerini yiyorlar. Bir süre sonra babaları "gidin babannenizi sofraya çağırın" diyor.  Devam


Abdullah Öcalan için Hilton'da rezervasyon

Durmuş Düşünür

Hapiste tutulan ve sistemli bir tacize maruz bırakılan bir Öcalan mı daha faydalı bu ülke için, yoksa aramıza kabul edilmiş ve düzene entegre olmuş bir Abdullah Öcalan mı?  Devam


Son Yorumlar

Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot

Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot

Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron


Web Gezgini

Cengiz Çandar (Radikal)


Son Yazılar

Hayat hediyesi; hayatın kendisi

Alper Uzun

O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda.  Devam


Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Ahmet Faruk Yağcı

Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak.  Devam


Pilot

Kâmuran Kızlak

Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok.  Devam


Bankacı

Deniz Türkoğlu

Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak.  Devam


Banka

Deniz Türkoğlu

Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir.  Devam


Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Erdem Abaka

Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der.  Devam


Okul yolunda genç olmak

Hasan Demirpaz

Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz.  Devam


Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  144 - 2 - 70 - 77


Web Derkenar
9 Eylül 2010 Perşembe
Yazı Boyutu
©