Ümran Davran ~ 20 Nisan 2008
Sinekli Bakkal, Hayat Kavgası, Hancı, Mazi Kalbimde Yaradır ve daha onlarca film.
1961 yılında yönetmen Nejat Gürçen'in kızı olarak dünyaya gelen Funda'yı, çocuk oyuncu olarak rol aldığı onlarca filmden hatırlayan pek çıkmaz sanırım.
Yedi yıldır tanımama rağmen ben bile yeni öğrendim.
Kurduğu dünyasında "dün" yok çünkü. "Yarın" da yok. Sadece "bugün" var. Bugün hasta olan kedileri, köpekleri nasıl tedavi ettireceği, nasıl karınlarını doyuracağı tek kaygısı.
El bebek gül bebek büyümüş Funda. Evlenmiş çoluğa çocuğa karışmış sonra. Pırlanta gibi üniversite mezunu iki çocuğu var: Aslı ve Mert.
Hayvanları hep sevmiş, ama uzaktan. Yakından sevmesi ise kızı Aslı'nın eve getirdiği kedi sayesinde olmuş. O güne kadar dikkatini çekmeyen hasta, yaralı kediler sokaklarda gözüne ilişir olmuş. Ağzı sıkı sıkı bağlanmış poşete doldurulup çöpe atılmış, yeni doğmuş kedi yavrularının seslerini duyar olmuş ve duyarsız kalamamış. "Tedavi ederim bırakırım sokağa, iki üç aylık olsunlar, sokakta yaşayacak hale gelsinler salarım" düşüncesiyle kapmış eve getirmiş hepsini. Ancak vakti zamanı gelince ya kendi kıyıp bırakamamış ya da kediler onu bırakmamış.
Funda'yı ilk gördüğümde Küçükyalı'da bir bahçe katında oturuyordu ve kedi sayısı kırklı rakamlardaydı. Üye olduğum bir sitede feryadını duymuş ve koşmuştum. Hastalanan bir kedisine FIV tanısı konmuş ve bulaşıcı olduğundan evdeki tüm kediler de risk altındaydı. Funda'nın insanüstü çabası ve duyarlı pek çok insanın da yardımlarıyla kediler kurtuldu.
Uzun süre görüşemedik Funda'yla ama telefonla gelişmeleri hep izledim. Kedileri çok sevdiği ve özverisi duyuldukça gözleri görmeyen, felçli, çok sayıda kedi sessizce bırakılıp gidildi kapısına. Kedi sayısı yüzü geçmişti artık.
Gürpınar'da bahçe içinde dört katlı müstakil bir eve taşındığını duydum sonra ve ikinci görüşmemiz de orda oldu.
Kapının önünde sokak köpekleri karşıladı bizi. Günde iki kez onları da besliyormuş Funda. Bahçe duvarının üstüne yaklaşık üç metre yüksekliğinde tel çektirmiş kediler kaçmasın diye. Kaçınca komşu villadaki köpekler parçalıyormuş çünkü. O kadar önlem almasına rağmen birkaç kedi ne yazık ki parçalanmış köpekler tarafından.
İçeri girdik. Her yerde kediler. Her biri başka güzel.
Fotograflarını çekerken, öyle bir an geldi ki boğazımda bir şeylerin düğümlendiğini hissettim.
Arka patileri felçli bir kedi su kabından su içmeye gelmişti. Bir anda su içmekte olan diğerleri kenara çekilip sıralarını ona verdiler. Sabırla beklediler onun içip gitmesini.
Funda kayboldu ortadan ve kucağında bir bacağı olmayan ön patisinde serum vermek için takılmış bir aparat olan bir kediyle geri geldi:
"Bak, bu son gelen. Isınmak için arabanın kaputunun altına girmiş. Motor çalıştırılınca da vücudunun bir kısmı parçalanmış. Tesadüfen veterinerde gördüm. Uyutacaklardı. İzin vermedim ve aldım. Bir bacağını kaybetti ama yaraları hızla kapanıyor. Çok mutlu burada" dedi, sevgiyle öperek kediyi.
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu.
Onlarca filmden yüzlerce kediye.
Yüz altmış yedi kedi. Hepsinin ismi var ve onlarca kara kediden, onlarca tekirden hiç birinin adını birbirine karıştırmıyor Funda. Hepsi birer birer kucağından geçti ve özelliklerini anlattı tek tek.
"Bu insan gibi iki patisiyle boynuna sarılır."
"Şu var ya, kucağıma alır almaz saçlarımı yalamaya başlar."
Soluklandığı bir anda artık gitmem gerektiğini söyledim.
Birlikte çıktık dışarı. Biz yola düştüğümüzde, o da yemek saati gelmiş köpekleri toplamak için caddeye doğru yürüdü gitti.

FOTOGRAFLAR
Merhaba usta,
Senden bir ses, bir yaşam sinyali gelmesi ne güzel oldu. Yarın (24 Nisan) bir günlüğüne İstanbul' da olacağım iş için geliyorum ve yanımda bir arkadaşım olacak, bu nedenle görüşme talep etmeye fırsatım olmayacak. Sadece birkaç saatlik boşlukta biraz Topkapı ve Ayasofya dolaşmak istiyorum, bir ayı aşkın süredir tek kare fotoğraf çekemedim çünkü bir kaza ile sol elimin parmakları parçalandı. Neyse ki ameliyatla hepsi yerine geldi, yaralarım da iyileşti bile. Sadece sol işaret parmağım biraz yamuk kaldı ama hamdolsun hâlâ tek parça. Neyse, uzun lafın kısası, zoom halkasını çevirecek ve makinanın ağırlığını taşıyacak olan parmağım uf olunca makinayı elime alamadım, şu anda bataryası şarj oluyor, yarın İstanbul' da inşallah acısını çıkaracağım. Selam ve dua ile. İnşallah Ebu Hureyre'ye komşu olursun.
Arda Balkan ~ 23 Nisan 2008 (19:31)
Sevgili Arda çok üzüldüm, büyük geçmiş olsun. Atlatmış olman teselli oldu biraz. Ben de sevindim senden "ses" aldığıma. Çok teşekkürler. Oğlunu öp benim için.
Sevgiyle.
Ümran Davran ~ 23 Nisan 2008 (20:05)
Bölüm: Yazarlar
Ümran Davran

Ali Türkan
Hava da bi güzel, saatlerce oturmuşum, hava kararmış. Baktım, bizim Hannes de inmiş. Tam seslenecektim, biriyle konuştuğunu gördüm. Biz de camiden gelmedik buralara. Hayatı, büyük şehirde ne ayaklar döndüğünü az çok biliriz. Pek gözüm tutmadı konuştuğu herifi. Hadi bugünlük de bu kadar olsun. Uykusuzluktan geberiyorum, yatıp uyuyayım azıcık. Devamı da az sonraaaaaaaaaaa! Bizden ayrılmayın. Yazar
devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
'Yaratılış'ın ani mi, yoksa evrimle mi olduğu konusu insan oğlu-kızı olarak meçhulümüz. Elimizde teoloji ve teoriler var. Teoriye inanan o zatın dogmatikliği ile teolojiye inananın dogmatikliği arasında bir fark yok.
Necdettin Efendi
Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.