Ümran Davran ~ 29 Haziran 2007
Saate baktım; 02.17 idi.
"Belki balkon esiyordur" diye çıktım ama çıkmamla içeri geri dönmem bir oldu; içerden daha sıcaktı. İçerisi aydınlıktı ama gözümün önünde bir karaltı vardı. Bir süre sonra da kayboldu ama aklım takılmıştı. Balkon kapısının hemen yanındaki kanepeye oturdum ve bulmaya çalıştım karaltının ne olabileceğini.
Buldum.
Bir an için baktığım sokaktan gözümü ayırdığımda daha önce olmayan bir görüntüyü de koparıp almıştım bir kaç saniyeliğine de olsa. Yeniden çıktım balkona ve gördüm: Akşamdan koyduğum su kaplarından biri devrilmiş ve park etmiş bir arabanın dibine kadar yuvarlanmıştı. Ben bakınca bir kıpırdanma oldu ve aracın altına kaçan simsiyah bir kuyruk görebildim ancak.
Surahiyi doldurdum ve aşağı indim. Bahçeyi geçip, gıcırdamasın diye bahçe kapısını da itinayla açtıktan sonra devrilmiş su kabını buldum. Güzelce yıkadıktan sonra suyla doldurup uzaktan görebileceğim bir yere bıraktım. Bahçe kapısını yine dikkatle kapattıktan sonra bahçeye inen basamaklardan en üsttekine oturup beklemeye başladım.
Önce üç dört aylık, geceden daha karanlık bir yavru çıktı park etmiş araçların birinin altından, sonra da üç renkli bir dişi. Aynı anda içmeye başladılar suyu. Oturduğum basamağın hemen sağındaki ortancaların altında bir kıpırdanma oldu. O yana baktım ve kafası tekir gövdesi bembeyaz bir kedinin uykulu gözleriyle bana baktığını gördüm. Gözüme bakmayı sürdürerek esnedi ve sanki gaipten haber almış gibi bahçe duvarını atlayıp su kabının başında yerini aldı. O içmeye başladığında siyah yavru suya kanmış ve yalanmaya başlamıştı.
"Susadın mı?"
Başımı sallayabildim sadece, ağzım iyice kurumuştu.
"Caddeye çıkınca bir çeşme olacaktı orda, az sabır" dedi babaannem elimi daha sıkı kavrayarak. Yürümesi de hızlanmıştı. Onun yürümesi benim koşmama denk geliyordu. Çeşmeye vardık. Zincirle bağlı ufak maşrapayı önce iyice yıkadı musluğu açıp sonra su doldurup bana içirdi.
"Kandın mı?"
"Evet" dedim. O, maşrapayı musluktan yine doldurdu ve musluğun altındaki büyük yalağın iki tarafında bulunan ve musluğun olduğu mermere monte edilmiş iki adet kurnadan soldakine boşalttı. Bu işlemi bir kaç kez tekrar ederek iki kurnayı da doldurdu. Merak ettim:
"Neden oralara su koydun babaane?"
Güldü.
"Bu kaplar kedi ve köpekler için" dedi. Bak burda da yazıyor. Okudu, anlamadım. Anlattı sonra:
"Burda, su içtikten sonra kedi ve köpekler için yapılmış su kaplarını doldurmayı da unutmayınız" yazıyor, "Medeniyet bu işte" dedi. Yol boyunca da Osmanlı zamanında Bursa'da kurulan Leylek Hastanesinden, Üsküdar'daki Kedi Hastanesine kadar atalarımızın sokak hayvanları için yaptıklarını anlattı durdu.
Su kabının başındaki kedi sayısı altıya çıkmıştı.
Uygarlıkla medeniyet arasındaki farkı düşündüm uzun uzun kocaman bir parantez açıp. Kedilerin sesleri parantezi kapattırdı bana. Elimdeki surahiyle su kabını yeniden doldurduğumda dalaşmayı da kestiler.
Onlarca yıldır bize dayatılan "uygarlık" ın minimal anlamda tarifi buydu işte!
"Ben uygarlaşmak istemiyorum!" diye sayıklayıp durmuşum bütün gece zorla dalabildiğim uykumda.
Ümran Hanım, sanırım "medeniyet" ve "uygarlık" derken dünün ve bugünün algıları arasındaki çelişkiyi kastettiniz. Malum, sözlük anlamı olarak her ikisi de eşdeğer aslında. Ama bu sözcüklerden ikincisi, daha çok bugünün maddeye tapınan insanının gelişmeden ve çağdaşlıktan anladığı şeyleri çağrıştırıyor.
Cemil Duyar ~ 1 Temmuz 2007 (18:56)
Çok doğru Cemil bey, kastettiğim tastamam yazdıklarınızdı. "Uygarlık" önüne "çağdaş" kelimesi getirilerek kullanılıyor genellikle. "Çağdaş uygarlık" ın adresini sorduğumuzda da tüm parmaklar batıyı işaret ediyor. Batının "çağdaş uygarlık" diye sunduğu ise "globalleşme, küreselleşme" adları adı altında kapitalizmi aklamaya çalışmasından başka bir şey değil. Minik bir örnek: Medeniyet hastayı tedavi eder, uygarlık ise önce hastalık yaratır, sonra ilaç üretir, en son olarak da hastayı tedavi eder. Tedavi ederken de o hastalık için ürettiği ilacın yan etkilerinin ortaya çıkartacağı potansiyel hastalıklar için yeni ilaçlar üretmeye başlar.
"Evimizin duvarları yeni yapılmıştı. Bahçe kapısı yoktu taşındığımızda. Bahçedeki çeşmenin altında bir kova durur ve her akşamdan sonra bir grup köpek su içmeye gelirlerdi. Balkondan bakardık onlara ve içimizden hiç kovalamak geçmezdi. Sonra bahçe kapılarını yaptırdık. O gece kapımıza gelenler geri döndüler. Babam bir garip olmuştu. Aşağıya indi kovayı doldurup kapının dışına koydu. Artık rahat uyuyabilirim dedi. Şimdi o çeşmenin olduğu yerde mermer bir çeşme yapılıyor. Duvarın dibine de mermer bir suluk. Bir de çeşmenin tepesine kuşlar için banyoluk... "
'Kapımıza gelenler dönmesinler ' tadındaki yazınız, insanlaşmaya getirdiğiniz safiyane yaklaşımız ve dahi okundukça düşündüren üslubunuzla aydınlatıcı olmaktasınız. Yazınız çok hoş. Sevgili dost, selam ve tebriklerimle.
Fatih ~ 4 Temmuz 2007 (15:36)
Batılılaşma ile birlikte herşeyin doğrusunun ordan geldiği varsayımı ile hareket edildiği için, kavramlar farklı değerlendiriliyor, yüklenen anlamlar farklılaşıyor. Sadece giyim, yaşam tarzı, yaşadığı mekanlara bakarak medeni ya da çağdaş olup olmadığına karar veriliyor. İşin yanlış tarafı bu bence. Hiç okula gitmemiş babannem, yolun kenarına özellikle meyve ağacı dikmiş ve yoldan geçenlerin meyveleri yemeleri konusunda engel çıkartılmamasını tavsiye etmiş. Evin önüne gelen hayvanlara mutlaka yiyecek verirdi. Ümmiydi ama arif bir kadındı.
İsmail Yildiz ~ 11 Eylül 2007 (12:31)
Güçlünün güçsüze ya da varlıklının yoksula yardımı kadar hiç bir şey mutlu etmiyor insanı... Hayvanları çok seviyorum. Hayvanları sevmeyenlere ise çok kızıyorum.
Maya Parmaksız ~ 22 Eylül 2007 (3:14)
Ne kadar güzel anlatmışsınız kedileri. Hele siz "üç renkli bir dişi" deyince, bana da atalarımdan kalan bu bilgiye ortak olanlar olduğunu bilmek inanın çok hoşuma gitti. İnsanlara güvenin ve saygının törpülenip aşınması, hayvanlara karşı da bizi gittikçe körleştiriyor. Ben de kedilere şöyle yapıyorum böyle yapıyorum demeyeceğim. Ben gerçek bir kedi seven gördüm, bir merhaba diyeyim dedim sadece. Merhaba!
Ali Sedat Çetinkoz ~ 22 Ekim 2007 (20:13)
Bölüm: Yazarlar
Ümran Davran

Ali Türkan
Alkol lobisinin bastırması sonucu, alkolden çok daha az zararlı uyuşturucuların yasaklanmasını, uyuşturucu ticaretini ve bu ticaretin yılda beş yüz milyar amerikan doları cirosu olduğunu, bunun yaklaşık elli milyarının Türkiye üzerinden aktığını ve bu miktarın yüzde 5 - 7 gibi bir kısmının cennet vatanımızda kaldığını, kara parayı, vatan için kurşun sıkan "kahramanları" anlatmak, azıcık sosyal içerikli takılabilmek için başlamıştım ama galiba gerçekten karta kaçıyorum. Her konuda bi anı var anasını satayım! Yazar
devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.