Ümran Davran - 30 Kasım 2004
Haftanın altı günü çalışıyorsunuz sadece pazar günü evdesiniz. Bir sürü iş kollarını açmış kucaklanmak üzere mutfakta, banyoda, salonda evin her köşesinde sizi bekliyor. Cabbarbey patisini tuvaletinin kenarına vurup silkeliyor. Bunun anlamı; "kumum kirlenmiş, haberin olsun!"
Keyifle kahvaltınızı edip tam işleri kucaklayacak, halvet olacakken, o da ne; elektrikler "şak" diye kesiliveriyor. Musluğa saldırıyorsunuz "son umut" deyip, yarım bardak suyu ancak kurtarabiliyorsunuz; o da kesiliyor.
Elektrik ve su olmadan yapılacak işler hemencecik bitiveriyor. Böyle durumlarda yapılacak en akıllıca iş (bence tabii) dolapları yerleştirmek.
Kütüphanenin üst dolaplarından başlıyorum. Atılacaklar sol tarafa yığılmaya başlıyor. Kapağını açmayacağım dergiler, eve bile sokmayacağım gazeteler, kenarına köşesine bir şeyler karalandığı için temize çekilecekleri günün hatırına kaldırılmış ve saklanmış.(Nedense hep böyle olur. Bir önceki düzenlememde işe yarayan şeyler bir sonrakinde çöpün yolunu tutar ve yine anlamadığım şey; onca atılan öte beriye rağmen dolaplar hiç boşalmaz.)
Sonunda yerleşti her şey yerli yerine. Elimdeki eskiden gri olan sararmış dosyayı sehpaya koyup, çöp torbasını da balkona bıraktıktan sonra koltuğa attım kendimi. Dosyanın sağ alt ve üstündeki lastikleri çıkartıp kapağını açtım. En baştaki sayfayı çıkardım; sararmaya başlamıştı.
"Bomboş gözlerle adamı izliyordum. Bilgisayar kasasının arkasındaki soketi sökerken uyarmak için atıldım ama vazgeçip arkama yaslandım yeniden. Çünkü soketin bir tırnağının daha önce kırıldığını, lehimlenmeye çalışıldığını ama sağlam olmadığını, sağa sola bükerek çıkartırsa yeniden kırılabileceğini söylemenin saçma olacağı anında "dank" etti kafama. Adam sırasıyla tarayıcıyı, yazıcıyı, ekranı, kasayı klavye, maus vs. yi taşıdı dışarı.
Geri geldiğinde şarja bağlı cep telefonumu işaret ederek:
"Onu cebinize koyun" dedi.
"O benim şahsî malım, şirketin değil" dedim.
"Ortada olan her şey haczedilir. Ancak onun size ait olduğunu faturayla falan ispat ederseniz geri alabilirsiniz. Bu da epeyce zaman alır."
Aldırmadım. Aklım bilgisayarımdaydı. Bilgisayarın kendisinde de değildi aslında, içinde kayıtlı olan yüzlerce yazımdaydı. Tam iki buçuk yıl boyunca hiç aksatmadan, iki elim kanda olsa da yazdığım 'Atmaca' adlı -site kapanmadan önce yazılarımı bilgisayarıma indirmiştim- sitedeki yazılarım bilgisayarla birlikte gidiyordu. Birer baş yapıt değillerdi hatta belki iyi bile değillerdi ama benim güncel olaylar hakkındaki düşüncelerim, yorumlarım, araştırmalarımdı hepsi. Benimdi, benim emeğimdi kısaca.
Karmakarışıktım.
Bir an diğer yazılarım; şiirler, öyküler, radyo oyunları bu bilgisayarda kayıtlı değil diye sevindim. Ne iyi etmiştim onları evdeki bilgisayara kaydetmekle. Ama görüş alanımdaki cep telefonumun şarj cihazından sökülerek alınması canımı acıttı yeniden ve sevincim yarım kaldı.
Bomboş şirkette bomboş kalakalmıştım.
Anahtarı kilitte çevirdim, sadece bir defa döndü. Oysa iki kez kilitlediğime emindim. Kapıyı açtım, holün ışığını yakınca yolluğun sağa doğru kaymış olduğunu fark ettim. Gayri ihtiyarî ayağımla düzelttim ama anında da eski haline getirdim. Çünkü tam yolluğu yerine ittiğim anda görmüştüm parkenin üstündeki kalın çizgileri. Mutfak kapısının eşiğinden içeri doğru uzanıyordu. Korkarak mutfağın ışığını yaktım, buzdolabının olduğu yerde kocaman oyulmuş bir göz vardı.
Anladım.
Koşarak salona geçtim. Bilgisayarımın olduğu yerde yazıcıdan sökülmüş birkaç boş kağıt vardı sadece.
Kendimi kocaman altmış kiloluk bir 'sıfır' gibi hissettim o an.
17 Temmuz 1999/ Mecidiyeköy (aynı gün yaşadığım iki haciz olayından sonra sıfırdan başladığım gün).
Yazılarım aklıma düştü gene, içimde, derinlerde bi' yerler sızladı. İyi kötü yitirdiğim tüm eşyaların yenisini alıp yerlerine koymuştum ama epeyce aramama rağmen yazılarımın pek çoğunu bulamamıştım. Hiçbir beyaz eşyacıda, hiçbir mobilyacıda satılmıyordu çünkü.
Ümran Hanım, yaşadıklarınızı içtenlikle bizimle paylaştığınız için sağolun. Çoğu insan bu tarz ayrıntıları kendine saklar. Hep "şöyle yendim, böyle kazandım" diye anlatır. Ya da ağlaşır. Siz ikisini de yapmamışsınız. Bizimle paylaştığınız bu duyarlılığınız için sizi "yüreğinizden öpüyorum". Sevgiler.
Duygu Çetindiker - 20 Haziran 2007 (10:03)
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Yazarlar
Ümran Davran
Ali Türkan
Ve bir gün, kendi seçtiklerini yaşamış bir ben olarak öleceğim. En güzeli, biraz maçam sıksa, tüfengi alıp vuruşa vuruşa çekileceğim dağlara. Zirveye varınca da elimi kulağıma atıp "kiiiime kin ettin de giydin allarıaaakin iken ırak ettin yolları" mayasına dayanacağım. "Ceymis Simpincinsın.", Earl of Yalova (deermişiiiim). Devam »
Necdet Şen
Diğer yandan, biliyorsunuz, diploma çok mühim bir şeydir, onsuz herhangi biri olanlar için. Özellikle de yapay boyaların döküldüğü noktada joker olarak kullanmak, hınç çıkarmak açısından, çok mühimdir. Ama bazen insanlar seksenine merdiven dayadığı halde, hem de pek önemsediği, maarif vekâletinden verilmiş meslek diplomasına rağmen, aslında kadim bir imtihan yeri olan bu dünyada pişemeden gelip geçiverirler. Devam »
Erdem Abaka, dikkatiniz ve nazik uyarınız için çok teşekkür ederim. Yorumunuzu...
Necdettin Efendi - Totem ve Tabu
Konuyla doğrudan alâkalı olmamakla beraber, küçük ve önemsiz bir ayrıntıdan...
Erdem Abaka - Totem ve Tabu
Orhan Pamuk'la konuşan(!) adam bildiriyor: Evet sayın seyirciler meraktan kurdeşen...
Özgür Sarıkaya - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Sayın Solmaz Abilyondlu, siz de pek bir alıngansınız. Soruyu yanlış yerde sorup,...
Erdem Abaka - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Ya bişey yazmayayım dedim, ellerimi bağladım; buna bari karışma dedim; sen sus...
E.D - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Müslümanların katledilmesi olayları tabii oldu. Ama bunlar 1915'teki tehcirden sonra 1917'de oldu. 1915'te Ermenilerin mecali mi vardı ki?
1914'te 40 yaş altı bütün Ermeni erkekleri askere alındı.
Hrant Dink - Neşe Düzel (Radikal)
Mehmet Atılgan Aslan
Ne zaman yüreğimizdeki faşistin sesini susturup başkalarının da en az kendimizinki kadar konuşmaya ve düşünmeye hakkı olduğuna inanacağız, işte o zaman egemen burjuva -asker demokrasisinin değil, gerçek sosyal demokrasinin bize tanıdığı hakkı ellerimize almış olacağız... Devam »
Necdet Şen
Peki, öyle olsun Ali. Işıltının çok azıyla bile mıhladın ya şunca insanı bilgisayar karşısına, vallahi sana aşk olsun! Metreslere ve yeğenlere ardına kadar açık olan yayınevleri ve gazete dergi sayfaları sana hiç açılmadı ya, bu ülkenin yekpare yayıncısına da yuh olsun! Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Bizim bayramlarımız, daha çok hüzünle harmanlanmış bir sevinçtir; daha vicdani, daha merhametli. Zevk almayı alkol, eğlence ve verilen hediyeden çok; yüreğimizi paylaşmada ve hal hatır sormada bulmaya çalışırız. Devam »
Serdar Demirdirek
Devletin kolluk güçleri üzerinde bazı oyunlar oynanmaya çalışılıyor ve en başta devletin kendi personeli buna çanak tutuyor. Belki bilerek belki de bilmeden ateşe körükle gidiyorlar doğrusu. Sonuçta içlerindeki şiddet arzusunu bastırmak için polis olan birçoklarını da duymuyor değiliz. Devam »
© 2000-2009 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.