Ali Sedat Çetinkoz - 7 Aralık 2009
Belki televizyonlar ve gazeteler için bulunmaz nimettir ama her gün bir yandan fışkıran şiddet haberleri ve tekrar tekrar, saniye saniye görüntüleri, insana sakin düşünebilme imkânı bırakmıyor.
Kaç kez izlememeye ahd ettimse de "yüz kerre bozdum tövbemi" İki arada bir deredeyim yani...
Ekrandan yayılan o kötü enerji; insanı gelip, kendisini en emin hissettiği evinde derdest ediyor. Domuz gribinden daha ölümcül bir şey bu, sokağa çıkmaya bile gerek yok!
Artık öyle yeknesak hale geldi ki, haberlerde taş atan, molotof atan, hayvan bacağı kesen, en yakınını kurşuna dizenler yoksa kale almıyor, sıkıcı buluyoruz. Salı günlerindeki Erdoğan, Bahçeli, Baykal arasındaki ölümüne giydirmeler bile ancak cenaze yellenmesi mesabesinde etki yaratabiliyor:
"Kanlı terör örgütünün kuruluş yıldönümünü molotofla kutladılar, havai fişekten daha ucuzmuş: Karakolda yangın var!"
"Kalabalık içindeki, bireysel açılımına göbekten başlamış sarışın kız, üzerindeki kıyafete hiç uymayan şekilsiz bir kaya parçasını konvoydaki açılım sarhoşu olmuşlara atıyor!"
"Kaçan boğanın sahibi, boğadan daha vahşi çıktı. İki arka tendonunu kesti, boynundan defalarca bıçakladı: Bu ne sevgi âh, bu ne ızdırab? "
"Kızın kafasını canlıyken baba oğul birlikte kesmişler! Üçüncünün Ruh-ul Kudüs olup olmadığı araştırılıyor!"
"Yüzünü karartıp peynir-ekmek ister gibi istedi, vermeyince de 28 yerinden bıçaklayıp denize attı!"
"Denizaltıyı ziyarete gelen 300 çocuğu bombayla öldürerek yeni bir arî ırk yaratma modeline geçeceklermiş!"
"Hıristiyan din adamlarını öldürüp, Yahudi Judas'ın üstüne atma planı deşifre edildi."
Kimiz biz? "Çiğ süt emmiş", "Alacası içinde", "Birbirinin kurdu" denilen o insanoğlu mu? Arenada aslanların mahkûmları parçalayışını zevkle seyredenlerin soyu mu? Sabah evden işe diye çıkıp, Alamut yollarında kaybolan "haşhaşiler" mi? Zort deliği var mı bu zurnanın? Neyi görürsek artık yeter diyeceğiz? Yeryüzü daha kaç su yıkanacak insan kanıyla? Daha ne kadar saklayacağız sahte gözyaşlarımızı kâğıt mendillere?
İnsanlık tarihi aslında savaşlar üzerine yazılmıştır; katliamlar, soykırımlar, işkenceler... Bir şekil, delikanlılığın kitabı sayılır o! Bilirsiniz, Osmanlı 1718 Pasarofça Antlaşmasından sonra, 12 yıl savaşa antrakt verince, bu zaman dilimine "Sefahat ve eğlencenin adresi, Lâle Devri" denilmiştir; neredeyse iğrenerek! Şükür ki Patrona Halil durumdan vazife çıkarıp, "Lâle Devrini Bitirme Planı"nı yürürlüğe koymuştur.
Her Türk asker doğar! Bilir misiniz, askerlik mesleğinin özü nedir? Sinemalara üflenen "Nefes" filmi, kan dökücülüğü anlamsız gösterdiği için babası asker olan bir yazarımız tarafından sıkıcı bulunmuş. Köşesinde, karşı siperdekilerin nasıl imha edileceğiyle ilgili askerî taktikler vermeye çalışıyordu.
1915 Ermeni Tehciri, İstiklâl Mahkemeleri, 1938 Dersim, 6-7 Eylül 1955 Beyoğlu, 1 Mayıs 1977 Taksim, 1978 Kahramanmaraş, 1980 Çorum, vs... Devletin derininden gelen bu planlı cinayetleri bir kenara koyarsak; halkın gayretiyle kotarılmış cinnet, vahşet olaylarımız da var bizim. Asıl korkulacak olan da budur. Yalnız bilelim ki, bunlar sadece bizde olmuyor, tüm dünya aşinadır "ekşın"a.
27 Mayıs Darbesiyle halkın seçtiği başbakan kelepçelendi. Aylar sonra onu Yassıada'da derilip çatılan sahte bir mahkemeye çıkardılar. Asılmasına zaten önceden karar verildiği halde, yargılıyormuş gibi yapıp alay ediyor, aşağılıyorlardı. Bu işin devlet tarafıydı, peki "Halk"a ne olmuştu?
Bu trajik celseler her gün düzenli olarak radyodan canlı yayınlandı. Başbakan yaka paça götürülürken "kan" isteyenler; bu yayınları kahvelerde "oh olsun" diye el çırparak dinliyor, yollarda teneke çalıyorlardı. Şimdi onlar kendilerince "demokrat" olmuşlar, ötekilere "kuyruk" diyorlardı...
70'li yıllar, baştan sona bu memleket gençlerinin "bağımsızlık" adına birbirini boğazladığı yıllardı. Hiç tanımadıkları birilerini gece duvara yazı yazarken, okuldan çıkarken bombaladılar, kurşunladılar.
1993'ün Temmuz sıcağında Sivas Madımak'ta bir kalabalık, içinde hâlâ insanlar olan ve cayır cayır yanan bir binayı muhasara altına almış, kimseyi dışarı çıkarttırmıyordu. Bir linç paranoyası ve hınçla hâlâ içerdekileri yuhalıyorlardı. Olay âdeta bir hıdrellez ateşi coşkusuna dönmüştü. Ne kadar provoke edilirse edilsin, insanlar bu kadar vahşileşebilir miydi?
Deve mi, kuş mu belli değil; altı maddelik basit bir ideoloji için, insanları kitleler halinde öldürmek, bir şehri toptan imhaya kalkışmak, tarihimizde görülmüştür. Kutsal metinlerde ve efsanelerde Tanrı'nın bu tür uygulamalarından bahsedilir: Nuh Tufanı, Kızıldeniz, Sodom-Gomorra... Yoksa bazıları kendine tanrılık mı izafe etmektedir? İnsan yeryüzündeki halifedir ama asla tanrı değildir. "Tanrı öldü" ve terekesi paylaşıldıysa bilemem.
Yani hiç yabancısı değiliz biz bu şeytanca ritüellerin. Şimdi önümüzde iki yol var: Ya bu toplu cinnet şöleninde en önden yerimizi ayırtacağız veya önümüze her çıkana veya 100 kişiye bu mesajı atacağız. Eğitim de şart değil, bu vahşetin eğitmekle yok edilemediği görüldü.
Vicdan ve insafın küllerinden yeniden doğması için dua ediniz!
Güzel yazı. Anka kuşu gibiyim EMİNİM BEBEM O ZAMAN benden bi söz:
Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de… Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de… Bazıları seyrederken hayatı en önden, Kendime bir sahne buldum oynadım, Öyle bir rol vermişler ki, Okudum okudum anlamadım… Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki "söz ver kendine" Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin, Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin… Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım. Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım…
Günay Kahveci - 28 Mayıs 2011 (22:57)
Ali Sedat Çetinkoz yazıları
Necdet Şen
Bendeniz çizgi romancı eskisine sanatçı falan denebilir mi bilemiyorum, ama ola ki o sıfatla anılan zibidilerden biriysem, size karşı taşıdığım sorumluluğun, hayatımın bana yüklediği ödevin farkındayım ve karşılığında hiç bir ödül beklemiyorum.
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu
Vaclav Havel Güçsüzlerin Gücü'nde (1978) bir zerzevat dükkânı işleticisinin soğan ve havuçlar arasında üzerinde "Dünya İşçileri Birleşin" sloganı yazılı bir pankart sergilemesini tahlil eder. Havel işleticinin mesajının "Ben zerzevatçı XY, burada yaşıyorum ve ne yapmam gerektiğini biliyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 172 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart