Patronsuz Medya

Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık: Poşet Açlığı

Erdem Abaka - 24 Mart 2009


Poşetsiz bir hayat düşünemiyorum! Ya siz?

* * *

İnsan hayatı işte, doğal olarak inişli çıkışlı. Hayatı hep refah hep neşe, ya da daimi bir ızdırap ve dert içinde geçenleri ayrı tutarsak aşağı yukarı hepimizin hayatı böyle.

Ben de bu çoğunluğa dâhil olanlardanım sanırım. Ya da en azından, dertler kısmı ağır bassa da, iyiye ve güzele olan ümidimizden, inişli çıkışlı bir hayatım olduğuna inandırıyorum kendimi. Ancak ne hikmetse iniş kısmı hep çıkış kısmından fazla.

Ne yapalım? "Madem ki bu kerre mağlubuz netsek neylesek zaid."

Şu anda içinde bulunduğum şartlar gereği yaptığım işte çok sayıda ve çok çeşitli insanla karşılaşıyorum. Bu bana olağanüstü bir gözlemleme ve değerlendirme fırsatı veriyor ki, sosyologları kıskandırır. Pek yakında doktoraya başlamak işten değil.

Şaka bir yana, elde edilen neticeler bilimsel olmasa da, bu harika bir fırsat.

Geniş bir açık hava laboratuarı olan ülkemin her biri ayrı bir araştırma konusu olabilecek özgün insanlarının 'poşet' tutkusu bende uzun zamandır merak ve hayret uyandırmakta. Alın size Sosyoloji öğrencileri için harika bir tez, bilemedin ödev konusu.

Seksenli yılların başında günlük hayatımızın her safhasında kullanmaya başladık naylon torbayı. Nam-ı diğer "poşet"i. Poşet kelimesi dilimize Fransızca'dan geçmiş, niceleri gibi. Küçük el çantası demek. Poşet kullanımının dehşet verici bir hastalık boyutuna ulaşması, muhtemelen süpermarketlerin mantar gibi çoğalmasıyla paralellik gösteriyor.

Markete girersin, bir kutu meşrubat, bir çiklet alırsın, hoop gelsin bir poşet. Önceleri kasanın yanında balya şeklinde dururdu. Bu aralar kasiyerler tezgâhın altından tek tek çıkartıyorlar. (Malûm, bazılarımız evdeki çöp poşeti ihtiyacını bedavaya getirmek için poşetlere saldırınca, böyle bir uygulamaya geçildi sanırım.)

Ama hemen açılmaz namussuz, beceri ve teknik bilgi ister. Önce ağız kısmını başparmağınla işaret parmağının arasına alacaksın. Sonra, para sayar gibi parmaklarını sürteceksin birbirine ki, muhtemelen üretimden kaynaklanan özellikleri nedeniyle ağzı sımsıkı birbirine kenetlenmiş poşeti açabilesin. Bir yandan da arkanda bekleyenlerin oflayıp puflamalarına, bazen düpedüz "cık cık" tacizlerine göğüs gereceksin. Van minüt kardeşim, van minüt!

Çok sıkışırsan eğer,"ay bir türlü beceremedim şunları açmayı" diyebilirsin. Öyle ya, şu an bir poşet açılıyor efendim. Mekik fırlatmaktan daha zor. Uzayan saniyeler dakika gibi hissedilmeye, arkada bekleyen tacizci grup gemi azıya alıp homurdanmaya başlayınca son silahı devreye sokmaktan başka çare kalmaz. Az evvel sözünü ettiğimiz iki parmağı ağzına götürür ve zarif bir dil darbesiyle ıslatırsın. Hadi şimdi de açılmasın!

Çıkmadan evvel, nihai olarak kıvrak bir hareketle ikinci poşeti alırsın. Avucunun içinde bile kaybolacak bir şey için gelsin poşet.

Niye? İşte ben burada tıkanıyorum. Niye?

Evde çöp poşeti olarak kullanmak için mi? Kaç yıllık bir çöp poşeti ihtiyacıdır ki bu, bitmek bilmez. Her alışverişte fazladan alınan poşet stoku kaç kuşağı gömer?

Beleş olduğu için mi? Paramız olsa da, para vermeden erişebileceğimiz bir mal gördüğümüzde zaptedemediğimiz beleşçilik dürtüsü yüzünden mi? Yüzyılların getirdiği tüketim açlığının verdiği içgüdüsel tepki mi? Yoksa hepsi birden mi?

Rica ediyorum, bu soruların cevabını bilim dünyası araştırıp bulsun bir zahmet. İnsanlara nasıl daha çok para harcatacaklarını araştırıp duruyorlar, bir de bunu araştırsınlar.

Poşet tutkusuyla doğrudan ilgisi olmamakla beraber, genel müşteri davranışlarından biri de erişilebilir bir yerde poşet olup olmadığına bakmadan, hafif sinirli, kısmen cazgır bir ses tonuyla; "Bi poşet alabilir miyim?" diye sormaktır.

Fakat benim favorim, ekmek dolabının yanında asılı poşet öbeğini ve "Önce Poşet Alınız" yazısını atlayıp her seferinde ama her seferinde elindeki ekmeklerle karşınıza dikilip; "Annee! Bittii." bakışlarıyla karşınıza dikilenlerdir. Başlayan hoş bakışmanın süresi, kasada duranın hınzırlığı, müşterinin cüssesi ve muhtemel fiziksel temasın göze alınabilirliğiyle ilgilidir.

Bir de tüm bunların dışında ve ötesinde, askerliğini kısa dönem olarak yapanların "Poşet" kavramıyla bir tanışıklığı olmaktadır ki, o apayrı bir yazı konusu.

* * *

Sonuç itibariyle, "poşet" günlük hayatımızın içinde yer alan, genel müşteri davranışlarıyla ilişkili ve çoklukla sinir bozucu bir kavram. Ama siz elinizi korkak alıştırmayın. Alın. İhtiyacınız olsun olmasın, daha fazla alın. Depo yapın, biriktirin, buruşturup sokağa atın. Çöp yığınlarının görsel malzemesi, tüketim sanatının renkliliği artsın.

 

 Yorumlar

Bunun çözümü file kardeşim. Yok hayır "file not found"daki file değil, ağ şeklinde olan ve içine alışverişte alınanların koyulduğu çantamsı file. Çarşıda pazarda rastlasam alacağım birkaç tane, hem kendim kullanacağım, hem de eşe dosta hediye edeceğim. Ama bulamıyorum.

Durmuş Düşünür - 25 Mart 2009 (12:29)

Durmuş Düşünür Beyfendi, millete, memlekete hizmet kabilinden size file örmeyi öğretebilirim. Büyük ressam Netekim Paşa'nın mecbur ettiği medrese tahsilim sırasında öğrenmiştim. File, Balık ağı ve hamak aynı teknikle örüldüğü için Hamak bile örebilirsiniz.

Kabiliyetli bir zanaatkâr çıkarsanız, ödül olarak 20 metrelik bir balık ağı bile hediye edebilirim. Bu ağı neredeyse 15 yıl önce sırf kafayı dağıtmak ve dinlenmek istediğim zamanlarda ördüm; fakat boşladığım için midir yoksa tembellik midir bilmem halen kurşun ve şamandıralarını takamadım.

"Balık ağını ver, fileyi boş geç" mealinde bir ses işitir gibi oldum bu esnada (kulağıma başka bir ses geldi herhalde).

Kamuran Kızlak - 26 Mart 2009 (11:54)

Sayın Kızlak Beyefendi, eğer biliyorsanız, kanaviçe, oya, tığ işi, haraşo, banyo lifi, sehpa örtüsü, piko, dantel, mama önlüğü ve çorap yamama falan da öğretebilir miydiniz? Bizim hanımın pek elinden gelmiyor bu işler. Bari ben yapayım.

Mukabil olarak ben de size battal poşetin alt kısmını keserek nasıl askılı bluz (ya da atlet) yapılacağını öğretebilirim. Ter atarak zayıflamak için bire bir.

Durmuş Düşünür - 26 Mart 2009 (12:46)

Mevzubahis Paşa'ya üniversitede gözünü açan bizler de elişi derslerimizde file örmeyi öğrenmiştik netekim. Başka darbenin gölgesinde idik. Yerli malı yudun malı idi.

Bu aralar Sirkeci ve Tahtakale'ye yaptığım mutad ziyaretlerde (her insan evlâdına samimiyetle tavsiye ederim bu gezileri) bazı dükkânlarda file satıldığını görüyorum. Fiyatlar da namütenahi ucuz. İsteyenler kaleye mum diksin.

Necdettin Üstad bir şeye dikkatimi çekti ve biraz üzüldüm. Onun yazdığı yorumu okurken içinde geçen "file"leri "fayl" olarak okuduğumu farkettim. Bu ne yahu dedim kendi kendime. Böyle de dil erozyonu olmaz ki.

Ahmet Faruk Yağcı - 26 Mart 2009 (15:22)

Battal poşetten atlet her bünyeye iyi gelmeyebiliyor. Daha önce denemiş, bir hafta isilikten kurtulamamıştım. Sırtında Migros yazısının boyası da cabası. Yani sitemizden sağlıksız öneriler yapmayınız Sayın Durmuş Düşünür.

Özgür Sarıkaya - 26 Mart 2009 (20:49)

Ahmet Faruk Bey Tahtakale'de bulduğuna göre Bil Geyts'e haber versek mi acaba, boşuna "file not found" diye yazıklanmasın.

Gerçi bize ne? O Arkansas'ta bulsa bize haber verecek miydi sanki?

Tomas Adamsende - 26 Mart 2009 (23:04)

Kabahat sizde Özgür Bey kardeşim, insan hiç Migros poşeti geyinir mi? Vakko'nun ya da Beymen'in lüks baskılı kâğıt poşetlerini geyinmeliydiniz. Hem insanın vucütünde böyle lüks markalarla dolaşması perestişini artırır.

Üstelik kâğıt atletle dolaşmanın en iyi yanı, yıkama derdinin olmayışıdır. Hakeza, yırtarak çıkardığında bayağı seksi çığrışımlar yapıyor.

Hanımlar arzu ederlerse poşetin alt kısmını keserek büstiyer yapabilirler. Askıları da ipten olduğu için gayet moderen durur. Biraz tutkal yardımıyla mayo bile yapılabilir. Tabii ki suya girmemek şartıyla.

Durmuş Düşünür - 26 Mart 2009 (23:33)

Market poşetlerini çöp poşeti olarak kullanmanın, ille de "çöp poşetlerine para vermeyip bedavaya poşet edinmek"le çoğu zaman ilgisi olmayabilir. Çünkü market poşetleri bile çöp için olan poşet ihtiyacını aşabiliyor, sadece gereksiz poşetlerin çöpe atılması ile sonuçlanıyor; ayrıca çöp poşeti alınmışsa, market poşetlerini "araklama"nın rasyonel bir açıklaması kalmıyor. Çöp poşeti olarak kullanılan "bedavaya getirilmiş"* market poşetlerini bir yana bırakırsak, bazı marketlerin poşetleri o kadar dayanıksız ki, 5 litrelik yağı veya 1-2 kiloyu geçen malzemeyi hacmen alsalar da, yolda pörtleyip insanı zor durumda bırakabiliyor; insan evlâdı da sokak ortasında yırtık poşetten fırlayan alışverişini teşhir etme meraklısı değilse ve tecrübesi kendisine yol göstermişse, hacimde hafif kiloda ağır şeyleri çift poşetle harcamayı tercih edebiliyor.

* Poşetler birtakım marketlerce para ile satıldığından, bedavaya getirildiği iddiası da haksız bir itham olmaya aday sayılabilir.

Candan Dinç - 22 Temmuz 2009 (04:08)

Ağır malzemeyi poşetlere sığdırmanın bir diğer yolu da, 2 poşeti içiçe geçirmek. Buna rağmen market poşetlerinin bazıları saptan bazıları da dipten su koyverebiliyor.

Ve bir de, çöp poşeti olarak kullanılanların belki markete ufak bir maliyeti var ama diğer yandan ekonomiye (daha az plastik israfı olarak) katkısı var. Gene de fazla poşet kalıyorsa, bunları da biriktirip en yakın bakkala ya da markete götürüp verebilirsiniz. Ben şahsen öyle yapıyorum. En azından soğan-patates koymak için kullanırlar.

Ve son bir not: Bazı semtlerde pilot uygulama olarak geri dönüştürülebilir çöpleri ayrıca toplanıyor. Bu bile olumlu bir gelişme sayılmaz mı?

Mustafa Tosun - 22 Temmuz 2009 (06:44)

Tam da sizin bu yorumları yazdığınız sıralarda sanıyorum ben iki üç müşteriyle münakaşa ediyordum. Dört ekmek, dört şişe bira kaç tane poşet gerektirir? Sizin makul bir cevabınız olabilir. Ama vatandaşlar biri yedek olmak üzere tam sekiz poşet aldılar. Sebep, "balık tutulacak ekmekler kurumasın, tutulan balıklar da o poşetlere konsun." Pes!

Elim ayağım titriyor yahu adamlara bir şey anlatabilmek için. Bir de "parası neyse veririz" kısmı yok mu, bazen şiddetin de gerekli olabileceğine dair güçlü bir etki yaratıyor ya, "la havle" deyip derin nefes ve sayı sayma yöntemini uyguluyorum. Meseleye kendi içinde çözüm bulmaya çalışmak birazcık şuna benziyor. "Efendim iktidara gelen herkes çalar, çırpar. Bari az çalsınlar." Yani poşet kullanımını kabul edip, kanıksadıktan sonra görmediğimiz çöp dağlarında neler olup bittiği de pek umurumuzda olmuyor.

Bir arkadaşım, otomobilde eline geçen tüm çöpü yola fırlatırdı. Neden yaptığını sorduğumda, "onu da temizleyecek adamlar var hem istihdama katkıda bulunuyorum!" derdi. Yok, ben bu "şiddet" konusunu tekrar değerlendireceğim!

Erdem Abaka - 22 Temmuz 2009 (09:42)

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 3998

Erdem Abaka yazıları

  Erdem Abaka'nın web sitesi: Kerdeme

Editörün Önerisi

Sesi güzeldi

Ali Türkan

O da gözlerini kocaman açmış, bana bakıyordu. Nedenini ben de bilmiyorum ama gözlerimi kaçırıp, - Kızın nasıl? Diye sordum. Birden kayboldu. Nereye gitmişti bu oğlan?


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Osmanlı'da Özel Mülkiyet

Hikmet Kıvılcımlı

İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.


Çocukken yağmurun kokusu da başka

Melih Özel

Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.


Susmayı Özlemek

Gökhan Akçiçek

Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.


Etiketler





Şu an 285 cici çocuk Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
268 - 953 - 1174  
©