Patronsuz Medya

25 Temmuz 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv - 8 Mayıs 2008


Yıllar önce bir fabrikada kamyon kantarında çalışan işçilerle tanışmıştım. Lâf dönüp dolaşıp çalışma saatlerine gelmişti. Fabrikada yapılan üretimi durdurmak mümkün değildi. Bu yüzden kantarcıların bayram, yılbaşı, hafta sonu demeden 7 gün 24 saat, 365 gün çalışmaları gerekiyordu.

Yönetimin politikası gereği kantar işçileri 2 vardiya çalışıyordu. Bu, her vardiyada işçilerin 12 saati iş başında geçirmesi anlamına geliyordu. Benim konuştuğum işçilerden birinin fabrikadan eve ulaşması tam 1 buçuk saat alıyordu.

Günde 12 saat çalışma, 1 buçuk saat gidiş, 1 buçuk saat dönüş, geriye kalır her gün için 9 saatlik kendinize ait vakit. Uzmanlar sağlıklı bir yaşam için günde 8 saat uyku öneriyor; kalır günde 1 saat. Bütün bir ay boyunca, bütün bir yıl boyunca belki bütün bir ömür boyunca günde sadece 1 saat.

O bir saatlik zamanda ise en azından giyinmeniz, soyunmanız, yıkanmanız, dişinizi fırçalamanız, çocuklarınız ve karınızla ilgilenmeniz, kahvaltı etmeniz, akşam yemeği yemeniz, tuvalete gitmeniz, tırnaklarınızı kesmeniz, akrabalarınızı ziyaret etmeniz, alışveriş yapmanız, inancınız varsa dini görevlerinizi yerine getirmeniz gerekiyor.

"Zor olmuyor mu?" diye sorduğumda "fazla mesai ücretimizi alıyoruz" demişlerdi.

Zaruri ihtiyaçlarını giderdikten sonra, kendileri için sadece dakikalar kalan bu adamcağızlara "hayatın anlamı, kişisel gelişim, iç dünyamızın keşfi" gibi konularda ne düşündüklerini sorsak, son enerjilerini bizi beşinci kat penceresinden atmak için harcamaktan çekinmezler sanırım.

Ama bizim gibi hiç olmazsa "nasıl yaşamalı?" diye soracak kadar vakti olanlar için bu konuları duyunca öcü görmüş gibi tuvalete saklanmak yakışık almıyor.

Gün boyunca aklını olmadık küçük hesaplarla doldurup, akşam kötü beslenme ve alkolle televizyon karşısına yığılanlar, bu konular için zamanı olmadığına dair mangalda kül bırakmayacaktır tabii.

Kaldı ki, onların "futbol, karı kız, televizyon dizileri, elden giden vatan, tehlikelerin farkında olmak" gibi tüm zamanlarını işgal eden daha sofistike oyuncakları var. Ayrıca "dönme, ikinci cumhuriyetçi veya dinci" olmadıklarına göre, bu gibi düşüncelerle beyin hücrelerini rahatsız etmelerini gerektiren bir durum yok.

Bu gibi konulara değil kafa yormak, dokunmak bile istemeyen Amerikalılar ise tüm bunların aklımızı gıdıklayan "zihin oyunları" olduğunu ve enerjimizi "servetimizi arttırmak" gibi daha verimli işlerde kullanmamız gerektiğini söylüyormuş. Eee, insanın ilgisi olmadan bilgisi olması sırf bize özgü değil demek ki.

Oysa hayatı anlama çabalarına çok uzak görünen bu gibi insanlar bile, biraz dinleme zahmeti gösterseler söylediklerinize hak vereceklerdir. Kim hayatın stresinden, korkularından, kavgalarından azade, kendi ile barışı yakalamış sevgi dolu bir yaşamı tercih etmez ki?

Hayır dört bira içince olan şey "dağılmış ve uyuşmuş" bir zihinden başka bir şey değildir. Bizim bahsettiğimiz ise "zinde, dikkatli ve huzurlu" bir zihin.

Tabii bu işlere "bir kafayı yoran pişman, bir de yormayan". Açık denizlere yelken açmak güzel. Ama fırtınalar, azgın dalgalarla nasıl baş edilecek?

Bazı düşünürler modern dünyanın insan beynini aşırı uyardığını ve bu çeşitliğin insan zihnini yorduğunu, dengesini bozduğunu ve insanların bu yüzden milliyetçilik gibi, eski gelenekler gibi, hatta Harley Davidson motorcuları gibi kuralları sabit ve değişmez olan akımlara çapa atıp hayata tutunmaya çalıştığını iddia ediyor.

Acaba "kendimizi arama" yolunda yapacağımız yolculuk bizi daha çok başlarda yorup, güvenli, bildik bir limana sığınmamıza ve sadece çapa ipi kadar bir alanda dönüp duruyorken deryayı keşfetmekte olduğumuzu sanmamıza yol açabilir mi?

Peki ya izlenecek yol hakkında bir fikrimiz var mı? İç dünyamızdaki gerilimleri, çatışmaları, öfke ve nefreti nasıl yok edeceğiz? Kendimizle barıştığımız, kendimizi ve tüm canlıları sevdiğimiz, dünyanın zorluklarının bizi yıpratamadığı memlekete giden otobüsler hangi perondan kalkıyor?

Acaba aydınlanmanın anahtarı uzakdoğu felsefelerinde mi gizli, yoksa eski Arap veya Yunan filozoflarının izini mi takip etmeli? Ya da hiyeroglif okumayı söküp antik Mısır'da mı aramalı kalbimizi kapatan kapının anahtarını?

Sırt çantasını alıp köşe bucak Hindistan'ı mı gezmeli? En ulu guruların elini eteğini mi öpmeli? En yüksek dağların zirvesine mi çıkmalı, en derin okyanusların dibine mi ulaşmalı.

Yoksa daha yenilikçi telkin, spiritüalizm, şifacılık, tekrar doğuşçuluk, öte alem bilgisi, ruhçuluk gibi akımlar ateşimiz olabilir mi aydınlanma yolumuzda?

Yoksa Derkenar okuyarak, Derkenar'a yazarak zaten yapabileceğimizin en iyisini yapmakta mıyız?

İnsan beyni her zaman farklı olanı ararmış. Örneğin mavi balonlarla dolu bir odada bir süre bulunan birinden, mavi ve beyaz renkli iki balondan birini seçmesini istediğinizde, her zaman beyaz balonu seçermiş.

Acaba alternatif düşünce akımlarının birinden diğerine atlayıp durmak "yeni olanı aramaya formatlanmış" beynimizin bize bir oyunu mu? Yoksa bu sadakat duygumuzun zayıflığına, "maymun iştahlı" hatta "dönek" olduğumuza mı işarettir?

Yoksa materyalistlerin dediği gibi bizler sadece milyarlarca atomun büyük bir tesadüf sonucu bir araya gelmesinden oluşmuş ve sınırlı bir ömrü olan canlılardan mı ibaretiz?

Yoksa materyalistlerin bu düşüncesi de, hayata bir anlam verme adına sarıldığımız, yukarıda adı geçen düşünce akımları ve inançların türevinden daha öte bir şey değil mi?

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?

Matrak bir arkadaşım fena halde kilo almıştı. Daha pehrizin ilk günlerinde bize "ne yersem zayıflarım?" diye soruyordu. Sorusunun şaka mı ciddi mi olduğunu anlayamamış, ona bir yandan pehriz yapıp diğer yandan "ne yemeli?" ile başlayan sorular sormaya devam etmesinin saçmalığını açıklamaya çalışmıştık.

Yoksa kilo alan arkadaşım gibi, "erdemli olmak veya sevgiyi bulmak için ne yapmalı?" gibi sorulara cevap ararken daha sorunun kendisinde bir kavram hatası yapıyor, yolun başında açmaza mı düşüyoruz?

 

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Kızım seni Satanist'e vereyim mi?

Ali Türkan

Satanizmin cinsellikle, çeşitli ayinleriyle falan ilgili boyutu hakkında da bir şeyler yazarlar belki. Bunun için de kitaplar okumalı, sokağa çıkıp o gençlerle falan görüşmeli, kıçlarını o koltuktan kaldırmalılar yani. Gazetecilik de kapıda "marka kesenlerden" daha fazla emek ister sanırım.Hani bi sokağa çıksalar, tuzu kuru ailelerin bunalımlı çocuklarının nları yoluna konduktan sonra, sıra on iki yaşında "eti senin kemiği benim" diye tesviyeciye çırak verilenlerin nlarına da gelir belki. Yazar

 Necdet Şen Star'da

Son Yorumlar

Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Bir daha adaya dönmem

Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.

Ergüder Yoldaş (Aksiyon)

En Son Yazılar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

Hasta olmak zor zanaat

Seyit Balkuv

Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır?   Yazar

Otobüs Savaşları

Ahmet Deniz Ölmez

Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline.   Yazar

Sahte Demokratlar

Necdet Şen

Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°