6 Eylül 2008 Cumartesi
Seyit Balkuv - 21 Nisan 2008
Özgeçmiş hazırlama, iş ilânları takibi, tuzaklarla dolu işe alınma görüşmeleri, maaş pazarlıkları ve nihayet tüm barajlar aşıldı; işe alındınız, artık konforlu ofis koltuğunuzda yaylanıyorsunuz.
Fakat sakın ola ki fazla gevşemeyin. Zira esas macera yeni başlıyor. Terfi etmek, daha yüksek yönetim kademelerine terfi etmek için ne yapmanız gerektiği hakkında bir fikriniz var mı? Öyle ya, bulunduğunuz pozisyonda sonsuza kadar kalamazsınız; ya ilerleyeceksiniz, ya da maazallah kapı önüne konma riskiyle yaşayacaksınız.
İşte size yazılı, sesli, resimli hiçbir neşriyatta bulamayacağınız, yönetim basamaklarını hoplaya zıplaya, üçer beşer atlamanızı sağlayacak, aramakla bulunmaz, paha biçilemez terfi etme sırları. Bunlar kolunuza altın bileziktir; yabana atmayın, iyi okuyun ve gizli tutun. İşyerindeki rakiplerinize (pardon, arkadaşlarınıza) asla söylemeyin. Bir de "hıdırellezde bahçedeki gülün dibine gömün" diyorlar ama ben pek inanmıyorum.
Fiziksel özellikleriniz yönetici olup olamayacağınız konusunda maalesef belirleyicidir. "Maalesef" diyorum, çünkü bazı fiziksel özelliklerinizi değiştirmeniz mümkün olmayabilir ve bu sizin için ilerleme yolunda engel teşkil edebilir.
Yönetici adaylarında aranan üç fiziksel özellik vardır ve bu özelliklerin en az ikisine sahip değilseniz maça 5-0 yenik başladınız demektir.
Birinci özellik uzun boy, ikinci özellikse şişmanlık ve iriliktir.
Boyunuz ne kadar uzunsa ve ne kadar iriyseniz o kadar iyi olur. Uzun boy insanlara yukarıdan bakmanızı sağlar. Şişmanlık ve irilik ise ezici birisi olduğunuz izlenimini uyandırır. Bunların her ikisi de sizi terfi ettirecek müdürünüz gözünde son derece olumlu özelliklerdir.
Uzun boylu ve iriyseniz insanları gerçekten ezmeniz, onlara gerçekten üstten bakmanız gerekmez. Hatta nazik davrandığınızda onlara saygı duyuyor gibi yaptığınızda altınızdakiler "hem dev gibi adam, hem de ne kadar düşünceli" diye övgüde bulunurlar. Alt seviye çalışanları zayıf, kısa boylu birinin mütevazı olmasından hemen hemen hiç etkilenmezler hatta bunu zayıflık addederler.
Üçüncü ve en önemli fiziksel özellik ise ses tonunuz ve konuşma şeklinizdir. Ses tonunuzun karşı vadideki keçileri toplamaya yetecek kadar gür olması harika bir şeydir. Bu konuşmaya başladığınız zaman diğer insanların sesini yetiremediği için susmasına sebep olur ve böylece her konuşmaya başladığınızda diğerleri tarafından dinlenmekte olduğunuz izlenimini yaratır.
Ayrıca çok konuşmayı, olur olmaz konularda uzun söylevler vermeyi çok sevmelisiniz. Asla konuşma yapacak kadar bilgili olmadığınızı düşünmeyin ve asla yapacağınız konuşma ile ilgili hazırlık ve planlama yapmayın.
Bir konunun ucundan başlayın, konuştukça aklınıza başka şeyler gelecektir. Bir süre sonra, sizi dinleyen insanların hülyalı genç kız hâleti ruhiyesiyle itaat ve sadakatla karışık yarı uykulu bir hale girdiğini, en zırva esprilerinize bile güldüğünü göreceksiniz.
Zaten yaptığınız konuşmanın içeriğinin pek önemi yoktur. İnsanlar sizi dinlemekten ziyade boyunuz, posunuz, duruşunuz, elbiseniz, ayakkabınız, saatiniz, konuşma şekliniz, ses tonunuzla ilgilenecektir. Hem unutmayın ki, çok konuştuğunuzda eninde sonunda makul mantıklı bir şeyler söylersiniz ve dinleyenleri etkilersiniz.
Yöneticilerin karşı cinse olan yaklaşımları bir deveninkinden farklı olmamalıdır. Yani bir dişi ile karşılaştığınızın ikinci saniyesinden itibaren onunla nasıl çiftleşeceğinize dair fanteziler kurmalısınız ve bu fantezileri mümkün olduğu kadar çok insana yaymalısınız.
Gerçekte hayatınızda bir kadın olmayabilir ama bunun hiç önemi yoktur. Siz karşı cins hakkında atıp tuttukça sürünüzdeki diğer horozların bitleri kanlanacak, etrafınızda gevrek gevrek gülerek dolaşacak ve adeta kümesin lideri olduğunuzu teyit edeceklerdir.
Karşı cinse karşı yaptığınız dâhiyane yakıştırmanız yöneticinizi de çok hoşnut edecektir. Diğer insanlardan farklı olarak, yöneticinizle konuşurken esas damızlığın siz değil, yöneticiniz olduğu izlemini yaratacak şekilde bir tutumda bulunmalısınız.
Örneğin sürekli, seçtiğiniz bir kurbanın kaidesiyle ilgili akıllara durgunluk veren espriler yaptığınızda, yöneticiniz eninde sonunda gevşeyecek bir muazzam yakıştırma da kendisi patlatacaktır.
Bu durumda hemen histerik hareketlerle gülme krizine girin ve bunun son on yılda duyduğunuz en eğlenceli şey olduğunu söyleyin. Böylece yöneticiniz esas zamparanın kendisi olduğunu sanacak ve sizi çöplüğünde gezmesine müsaade ettiği bir müttefiki olarak görecektir.
Yöneticiliğin olmazsa olmaz kurallarından biri de ifadelerinizde her zaman bir müphemlik yani belirsizlik olmasıdır. En basit, en açık seçik konularda dahi, kesin hükümlere dayanmayan, muammalı, bulanık ifadelerde bulunmanız gerekmektedir.
Örneğin, tuvalette açık kalmış bir musluktan dolayı küçük bir göl oluşmuşsa, "tuvalette aşırı nemlenme olduğunu ve gereken önlemlerin alınmaması halinde nemlenmenin boyutunun artabileceğini ve tuvalet dışı mekânlara dahi intikal etme durumun mevzubahis olduğunu" yazılı olarak bildirin. Asla "musluk açık kalmış, kapatın" demeyin (musluğu sizin kapatmanız zaten söz konusu olamaz). Bu gibi küçük alıştırmalar müphem kişiliğinizin güçlenmesi yolunda sizi eğitecektir.
Ekibinizde çalışanlara bir görev verdiğinizde, konuştuğunuz kişi sizin 45 dakikalık konuşmanızın ardından hâlâ ne yapması gerektiğini anlamamış olmalıdır. Hatta gerçekçi olmak için, siz bile tam olarak ne demek istediğinizin farkında olmamalısınız.
Görev verdiğiniz kişiyi tamamen felce uğratmak için konuşurken kendinizle çelişmelisiniz. Örneğin bakım sorumlusu elemanınıza, imalâtta yoğun kullanılan ve artık bakıma ihtiyacı olan bir makinadan bahsedin. Önce bu makinanın son derece hayatî olduğundan ve sağlıklı çalışması için şirketin hiç bir fedakârlıktan kaçınmayacağını anlatın ve makinanın gerektiği gibi çalışmasının ancak düzenli bakım ile sağlanabileceğinden dem vurun. Daha sonra, makinalara yapılan bakımlardan dolayı yaşanan duruşlardan şirketin ne kadar zarar ettiğinden bahsedin ve şirketin bu yükü kaldıramayacak durumda olduğunu söyleyin.
Konuşmanız bir mevlüt uzunluğunda süreceğinden ve sizi dinleyen kişi bir ikincisine katlanamayacağından, "anlaşılmayan bir şey yok değil mi, sana güveniyorum" deyip konuşmanızı birtirdiğinizde, konuştuğunuz kişi sizi onaylıyacak, fakat siz gittikten sonra ne yapması gerektiği hakkında hiç bir fikri olmayacaktır.
Müphemliğin faydası, başarıya ulaşılması durumunda sizi yüceltmesidir. Çünkü bu sizin doğru, kararlı ve net politikanız sayesinde olmuştur. Başarıya ulaşılamaması durumunda ise sizi hem sorumluluktan kurtaracak, hem de dilediğiniz kadar zart zurt etme hakkı verecektir. Çünkü siz konunun önemini defalarca vurgulamış olduğunuz halde sizin sözünüzün dışına çıkılmış ve korktuğunuz başınıza gelmiştir.
Şirkette yeterince uzun zamandır çalışıyorsanız, hem bölümünüzde yönetici adayı eksikliği olduğundan yakının, hem de bu adayın işi öğrenmesinin ne kadar zor olduğundan, uygun yönetici adayının bulunmasının ne derece imkânsız olduğundan dem vurun.
Biri sizden etkilenip eleman alma operasyonunu başlatacak olursa, önce mümkünse bu işlemi sessizce durdurmaya çalışın. Buna rağmen birini işe almak durumunda kalırsanız parlak adayları mümkünse hemen eleyin. İşi yapamayacak seviyede zavallı adayları işe alın ve onların mümkün olduğu kadar uzun süre şirkette çalışmasını sağlayın.
Yetersiz elemanın yıllar sonra hâlâ olmayacak hatalar yapıyor olması uygun yönetici adayını bulmanın imkânsızlığı konusunda sizi haklı çıkaracaktır. Eğer kazara parlak birini işe aldıysanız uzun ve yavaş bir yıpratma politikasıyla işi bırakmasını sağlayın.
Örneğin ona sıkıcı, tekdüze işler verin, küçük hatalarını yüzüne vurun, her fırsatta sevilmediğini takdir edilmediğini ona hissettirin. Ama çok abartmayın, çünkü parlak adayın işe girdikten kısa bir süre sonra istifa etmesi durumunda foyanız ortaya çıkabilir. Uzun süre sonra, örneğin bir iki yıl sonra gelen istifa, yine uygun yönetici adayını bulmanın imkânsızlığı konusunda sizi haklı çıkarır.
Unutmayın ki, hiç bir yönetici, ekibinde kendinden daha parlak kişiler bulunmasını istemez. Dolayısıyla siz de bir ara yönetici olduğunuza göre parlak kişileri yok etmenizde etik bir sakınca yoktur.
Ayrıca, aynı sebepten, muhtemelen sizi işe alan yöneticiniz de sizin ışıltılı yeteneklerinizden değil görece donukluğunuzdan, kabızlığınızdan etkilenmiş olmalıdır. Bu yüzden, bu mükemmel ahengi bozmayın. Ne kendinizi "dahî çocuk" gibi görün, ne de bu gibi tiplerin şirkete sızmasına izin verin.
Yöneticinizin duyacağı şekilde, sık sık ekibinizdeki kişilere "şirkette kimsenin vazgeçilmez olmadığını, şirketin büyük olduğunu ve en önemli zannettikleri kişilerin ayrılması durumunda bile şirketin hiç etkilenmiyeceğini, umursamayacağını" hatırlatın (Kendini bilmezin biri "siz de dahil mi?" diye sorarsa duymazdan gelin ve konuşmanıza devam edin).
Bu şekilde konuşmanız ekibinizdeki personelin işini kaybetme korkusunu gıdıklayacak, onlarda küçük ruhsal çöküntüler yaratacaktır. Böylece hem yönetim alanında size rakip olmaktan çıkacaklardır, hem de üst düzey yönetici olma yolunda yöneticilerinizin gözünde bir puan daha alacaksınızdır.
Yapmakla yükümlü olduğunuz bütün işleri başkalarına yükleyin. Bunun sayısız faydası vardır: Bir kere bütün gün ense yapmanızı sağlar (tabii bu durumu etrafa duyurmanız gerekmiyor. Öyle "çok iyi elemanlarım var bana iş bırakmıyorlar" gibi budalalıklar yapmayın).
Bir diğer faydası, hem yapılan hatalardan asla suçlanmayacak olmanız, hem de hata yapılması durumunda höt zöt etme hakkına sahip olmanızdır. Yapılan hatalara tepki göstermeniz, hatta arada sırada dengesizliğe varacak hallere girmeniz, sizi hem korkulan birisi haline getirecektir, hem de sizin hiç hata yapmadığınız izlenimi yaratacaktır.
Hata yaptığı için hem fırça yiyen ve kendini suçlayan dürüst elemanınız ancak mükemmele ulaşmış insanların hata yapmayacağını ve ona buna hötleme hakkına sahip olduğunu düşünecektir.
İşleri temsilcilere havale etmenizin yukardaki artı puanlara ilâveten yönetim basamaklarında ilerlemenizi sağlayacak bir diğer faydası daha vardır. Unutmayın ki herhangi bir konuda uzmanlaşmış, kilit adam olmuşsanız terfi edebilmeniz imkânsız gibi bir şeydir.
Çünkü terfi ettiğinizde, yaptığınız işi aynı kalitede yapacak başka birini bulmak kolay olmayacaktır. Koltuğunuzu bıraktığınız zaman hiç bir iş aksamıyorsa -ki zaten bir şey yapmadığınız için aksamıyacaktır- terfi konusundaki en güçlü adaylardan biri olursunuz. "Hiç bir şey yapamayanı müdür yaparlar" lâfını yabana atmayın.
Bu arada terfi edebilmek için uzmanlaşmak, işini en iyi şekilde yapmak, gece yarılarına kadar çalışmak gerektiğine inananları bu tatlı düşlerinden sakın ola ki uyandırmayın, onları arada bir pışpışlayın. Üst yönetime karşı onların başarısının aslında sizin yönetim yeteneğinizden kaynaklandığı, siz olmasanız bütün ekibin domino taşları gibi çözülüp dağılacağı kanaatini oluşturun.
Patlayacak diye korkmayın, mümkün olduğu kadar şişmiş bir bütçeye sahip olun ve dönem sonunda bütçenizi elden geldiği kadar aşın. Unutmayın ki şirketteki değeriniz yaptığınız işlerden ziyade bütçenize, yani kaç paralık adam olduğunuza göre değerlendirilecektir.
Şişmiş bütçenize karşı bir tepki gelirse kayıtsız kalın. Mümkünse konuyu değiştirin. Örneğin, diğer kişilerin bütçesine tepki gösterin.
Dönem sonunda bütçenizi aşmanız, sonraki dönemde bütçenizi ve tabii şirketteki değerinizi arttırma yolunda yakıtınız olacaktır. Şirketi güçlendirmek için bütçesini küçültmeye çalışan amatörlerden olmayın. Böyle biriyle karşılaşırsanız, mümkünse yöneticinizin duyacağı şekilde, ona uzun uzun şirketin içinde bulunduğu parasal darboğazı ve herkesin elinden geleni yapması gerektiğini 45 dakikadan kısa olmamak kaydıyla anlatın.
Yağlama yıkama işi her ne kadar basitmiş gibi görünse de, aslında sadece on ikinci dereceden ustaların hakkıyla yapabileceği kadar karmaşiktır. Çünkü kendinizi kontrol edemezseniz kolaylıkla aşırıya kaçabilir ve şirkette yöneticinizin poposuna olan ilginizle ilgili yakıştırmalara maruz kalabilirsiniz.
Ayrıca aynı sebepten, yöneticinizi yağlarken "çok iyi birisiniz, şirketi çok iyi yönetiyorsunuz" gibi yuvarlak ve mesnetsiz lâflar kullanmak yerine yöneticinizin kendi adına başarılı olduğunu düşündüğü özgül bir konu seçmelisiniz.
Örneğin, yöneticiniz genellikle bütün gün boş boş oturduğundan, nadiren de olsa, iş yoğunluğundan bunalmış bir alt seviye elemanının gözünden kaçırdığı, aslında pek de önemli olmayan bir konuyu farketmiş olabilir. Bu konu alt seviye elemanları tarafından farkedilmiş olsa, kimse tarafından önemsenmeyecektir. Fakat yöneticiniz bu olayı hakketmediği kadar abartma eğilimindeyse yağlama yıkama zamanı yaklaşıyor demektir.
Öncelikle siz de konuyla ilgili tepkinizi ses ve mimiklerinizle olabildiğince ortaya koyun. Zaman zaman sesinizi yükseltip çok sinirlenmiş izlenimi yaratın. Ortalık biraz sakinleşince yöneticinize üst seviyede olmasına rağmen böylesine alt seviye bir detayı gözden kaçırmadığı için hayranlığınızı gösterin ve defalarca tebrik edin.
Yöneticinizi hediyeler alarak da yağlayabilirsiniz. Ancak hediye almak için doğum günü, yılbaşı, sevgililer günü gibi özel zamanları seçmeyin. Bu, yöneticinizin ve diğer çalışanlarınızın gözünde sizin homoseksüel olduğunuz izlenimini yaratabilir.
Onun yerine, örneğin bir seyahate çıktığınızda ve örneğin yöneticiniz şaraba meraklıysa, ona bir şişe şarap alın. Bu şarabı size ikram ettiklerini ama şarap konusunda uzman olmadığınız için tam karar veremediğinizi ve aklınıza yöneticinizin geldiğini söyleyin. Onun şarap konusunda uzman olduğunu bildiğinizden, şarabı tadıp yorum yapmasını rica edin. Ve onun yorumuna göre şarabı sevin veya nefret edin.
Bu gibi davranışlar yeneticinizin gözünde ikiniz arasında bir arkadaşlık ve hatta bir sevgi bağı oluştuğu izlenimi yaratır. Unutmayın ki yöneticinizin hayatı da tıpkı sizinki gibi sıradan, tatsız ve mekaniktir. Sizden gelecek bu sıcak yaklaşımın sahte olduğunu anlayamayacak ve hoşnut olacaktır.
Ekibinizde elden geldiği kadar korkulan, nefret edilen biri olmaya çalışın. Ekibinizdekiler diğer bölümdeki arkadaşlarına sizin hakkınızda ne kadar çok şikâyette bulunuyorlarsa o kadar iyidir.
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir.
"Kaka" yönetici olmanızın faydaları saymakla bitmez. Bir kere ekibinizdeki herkes sizden illâllah dediği için, ekibiniz için ortak dert konusu haline gelirsiniz. Yani sizin ne domuz biri olduğunuz düşüncesi ekibinizdeki herkesin zihninde kayda değer bir yer işgal etmeye başlar.
Böylece ekibiniz aynı dertlere sahip bir grup haline gelir ve bu ekip elemanlarını birbirine yaklaştırır. Artık ekibiniz akşamları topluca meyhanelere gidecek, sizin hakkınızda atıp tutacak ama neticede birbirlerine kenetlenecek ve daha iyi iş çıkaracaktır. Ve tabii size meyvelerini toplamak düşecektir.
Zart zurt etmenin diğer bir faydası, ekip elemanları ile sizin aranızda oluşabilecek olan ve hiç de lâzım olmayan bir yakınlaşmayı ortadan kaldırmasıdır. Unutmayın ki, odanıza girme cesareti gösteren elemanınızın illâ ki bir derdi vardır ve bununla başınızı ağrıtma niyetindedir.
Sizden çekindiği, korktuğu hatta mümkünse nefret ettiği için odanıza girmekten imtina edecek elemanınız, saçma sapan dertleriyle kafanızı şişiremeyecektir. Hem unutmayın ki, hayır kurumunda çalışmıyorsunuz, siz de bu makamlara kimsenin yardımı olmadan, tırnaklarınızla kazıyarak geldiniz.
Ekibinizdeki elemanlarla aranızdaki kalkanı güçlendirmenin bir diğer yolu ise sizinle iletişime geçmeye çalışan personelinizi yaptığına pişman etmektir. Örneğin "imalâttaki bilgisayarların eskidiğini ve çok ağır çalıştığını" söyleyen elemanınıza şirketteki tüm bilgisayarların modellerini, teknik özelliklerini, renklerini, ağırlıklarını, seri numaralarını, satın alınma tarihleri, kullanıcıların SSK numaralarını ve kalan amortisman değerlerini 24 saat içinde getirmesini isteyin. Böylece elemanlarınız bu gibi parlak fikirlerini kendine saklayacak, size sadece bitmiş, başarıya ulaşmış işlerle ilgili müjdeli haberleri getirecektir.
Bu şekilde davranıyor olmanıza rağmen özellikle üst yönetim önünde ekibinizle konuşurken açık kapı politikasını destekleyin. Elemanlarınıza ne zaman isterlerse odanıza gelebileceği gece gündüz cep telefonundan arayabileceğini söyleyin. Endişelenmeyin, yeterince terbiye ettiyseniz, elemanlarınız dengesizliğinizi bildiğinden, dediklerinizi dikkate almayacak, sizi rahatsız etmeyecektir. Üst yönetimin takdiri ise üstünüzde olacaktır.
Şirket içinde istenmeyen biri olmanın ve bu yüzden elemanlarınızın sizle iletişime girmeye çekinmesinin diğer faydası ise bir problem olduğunda problemi yaratan kişileri kolaylıkla fırçalayabilecek durumda olmanızdır. Çünkü konu size iletilememiş olduğu için siz olayın dışındasınızdır ve bu yüzden sorunun kısmen de olsa sizden kaynaklanıyor olması imkânsızdır. Böylece hem soruna sebep olan kişileri rahatlıkla yerden yere vurabilirsiniz hem de sorunun oluşma sürecinde size haber verilmediği için tüm ekibinizi taciz edebilirsiniz.
Özel sebeplerden dolayı işyerinde gerektiğinden daha fazla kalıyorsanız, örneğin çocuğunuzu okula bırakmak için evden erken çıkmak durumunda iseniz, veya eşinizi işten almanız için ofiste oyalanmanız gerekiyorsa, bu durumu kişisel tercihinizmiş gibi gösterin ve bu durumdan sürekli şikâyet edin. Bu şekilde çalışarak işlerinizin ancak yetiştiğini veya ancak bu şekilde kafanız rahat bir şekilde eve gidebildiğinizi söyleyin.
Kayınvalidenizin rahatsızlığından dolayı tatil programınız iptal oluyorsa, herkese tatile çıkmayacağınızı çünkü iş sorumluluklarınızın önde geldiğini söyleyin. Telefonunuzu unuttuğunuz için akşam vakti şirkete geldiyseniz, ertesi gün şirkette herkes "aklınıza bazı işerin takıldığını ve gece karanlık demeden şirkete koştuğunuzu" duymalıdır.
Her şeyden önce efsaneler yöneticiler için çok eğlendiricidir. Yöneticileri efsanelerinizle gıdıklamanız onlarla sizin aranızda bir hoşluk duygusu yaratır. Yöneticiniz günlük sıkıntıları bırakıp sizinle birlikte efsane balonunu şişirecektir ve bu harika bir şeydir.
Efsane yaratmanın bir diğer faydası şirket içinde korkulan bir eleman olmanızı sağlamasıdır. Size yaklaşan elemanlar bir gün açık verip tüm şirkette maskara olmaktan korkacak, sizline konuşurken sesleri titreyecek, en küçük bir eleştirinizde bile savunma konumuna geçeceklerdir.
Efsane yaratmak oldukça kolaydır. Bunun en başlıca sebebi insanlarda efsanelere inanma eğilimi olmasıdır. Efsane masal gibidir, yöneticiniz bir çocuk kayıtsızlığıyla kendini masalınızın kollarına bırakacaktır. Efsanenizi anlatırken yöneticinizin yüzüne bakarak bu durumu gözlemleyebilirsiniz. Öte yandan yöneticiniz masalınıza tam olarak inanmayacağı için fevrî bir davranışta bulunmayacaktır.
Efsanelerinizi günlük önemsiz olayları abartarak yaratabilirsiniz. Örneğin üç sene önce, şirkette çay dağıtan teyze, bir toplantıdan arta kalan kurabiyeleri ziyan olmasın diye evine götürmüşse, şirketteki tüm hizmetlilerin, tüm ev ihtiyaçlarını şirketten sağladığı efsanesini yayabilirsiniz. Ya da şirketinize mal getiren bir kamyon şöförü yanlışlıkla bitişikteki fabrikaya girmişse, kamyon şöförleri ile komşu fabrika depocularının işbirliği yaptığını ve siz olmasanız bütün fabrikayı söküp götüreceğini söyleyebilirsiniz.
Tüm bu yukardaki maddeleri hakkıyla yerine getirirken davranışlarınızla iç dünyanız arasında mükemmel bir uyum olmalıdır. Aksi takdirde sürekli iç çatışma içinde olursunuz. Bu hem veriminizi etkiler hem de sizi huzursuz eder. İç dünyanızı davranışlarınızla uyumlu hale getirmek için şunlara dikkat etmelisiniz:
* Kişisel gelişim kitapları okumayın. Eğer çok moda olan bir kitap varsa okuduğunuzu söylemiş olmak için şöyle bir bakın, fakat asla derinlemesine incelemeyin.
* Doğayla yakınlaşmayın. Doğaya karşı olan ilginiz saksınızdaki solgun bitkiyi sulamaktan hatta mümkünse sulatmaktan ileri gitmesin. Daha iyisi, plastik bitki kullanmaktır.
* Mümkünse hiç gün ışığına çıkmayın ve elden geldiği kadar kapalı ortamlarda bulunun. İlle doğayla yakınlaşmak istiyorsanız paranız olunca hayvanî ciplerden birini alırsınız. Tabii o kadar para verdiğiniz cipinizi asla dağda taşta, çamurlu yerlerde kullanmayın.
* Boş zamanlarınızda on yaşınızdaki oğlunuzdan farklı şeyler yapmayın. Meselâ bilgisayar oyunları oynayın, popüler müzikleri dinleyin, vizyondaki flimleri seyredin, arkadaşlarınıza "junk mail" denen ıvır, zıvır video klipleri falan yollayın.
* Bol bol televizyon seyredin. Haber kanalı olarak oğlunu doğrayan baba, filâncanın seluliti gibi televole kökenli kanalları seyredin. Bol dizi seyredin ama her ortamda seyrettiğinizi söyleyip durmayın.
* Asla spor yapmayın, sağlıksız ve düzensiz beslenmeniz çabuk irileşmenize yardımcı olacaktır.
Şimdilik bu kadar. Eğer tüm bu öğütlerime rağmen çalıştığınız işyerinde müdür olamazsanız, gelin, kurs ücretinizin bir kısmını iade edelim.
Seyit Balkuv

Ali Türkan
Bi bakayım, şeyderim.Neticeten.Yalçın Küçük'ün kitaplarından birinde bi şey okumuştum. O da Marks'dan araklamış, "killing by bilmemne" diye bir şey sokmuş siyasi terminolojiye. Yalçın Küçük de "sessizlik suikasti" olarak çevirmiş. Hangi ciltte olduğunu bir türlü bulamadığım için, babaya güvenmek zorundayım.Bazı adamları sessizlikle öldürüyorlar. Konspirasyon bu abiciğim. Ne mal olduklarını ortaya çıkaracak her yazı, her adam gözardı ediliyor. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.