Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Derkenar ne için var?

Seyit Balkuv ~ 14 Mart 2008


Seyit'in ilk mektubu:

Merhaba Necdet,

Bizim ufaklık hastalandı, evden çıkamıyoruz, sana sarayım, biraz havadan sudan yazayım, bir merhaba demiş olayım dedim.

Derkenar'a her gün en az bir kez giriyorum, biraz takılıyorum. Artık eskisine göre daha az güncellense de özgünlüğünden bir şey kaybetmedi. Eminim diğer ziyaretçileri de etkiliyor, düşündürüyor, onlarda yeni ufuklar açıyordur.

Bir de neyi merak ediyorum biliyor musun? Sen uzun bir süre gazetecilik camiasının içinde bulundun, kendince şöhret oldun. Bu dönem içinde, hatta halen, bazı meslektaşlarının sana kıl olduğunu biliyoruz. Ama mutlaka seni takdir eden seven arkadaşların da olmuştur. Ve mutlaka onların bir kısmı şu an halen bir yerlerde bir şeyler karalıyordur. Veya seni önceden çok fazla tanımasa da sonradan Derkenar' da tanıyan okuyan, en azından, insan hakları, hayvan hakları, demokrasi, çok seslilik falan gibi konularda sana yakın düşünen, bir kısmını televizyonda da gördüğümüz köşe yazarları, yazarlar vardır.

Onların bazılarının yazıları Derkenar'da link olarak veriliyor. Merak ettiğim, onlar niye bir gün olsun Derkenar'dan bahsetmezler? Gerçekten farkında mı değiller? Gün geliyor ne basit konuları bile haber yapıyorlar. Kâr amacı gütmemesine rağmen bunca emek harcanıyor olması en azından bir marjinallik olarak neden küçücük bir haber olamıyor gazetelerinde? Ya da oluyor da ben mi kaçırıyorum?

Neyse, gelelim benim maruzatıma. Hatırlarsın, bir süre önce bir blog açmıştım. Kendi çapımda bir şeyler karalıyorum. Bazen beğeniyorum yazdıklarımı. Bazen beğenmiyorum; bakıyorum çok didaktik, çok bilmiş olmuş, boyumu aşan lâflar etmişim veya üslup eksikliği var falan. O zaman aklıma Mevlâna'nın o harika sözü geliyor:

"Dünyada insanları bilgece tartışmalardan daha çok hiç bir şey ayıramaz. Ve dünya da hiç bir şey raks ve müzik kadar insanların birliğini sağlayamaz."

Zaten çok sık güncelleyemiyorum, güncellesem de tıklayan eden yok zaten. Ama olsun, hiç gamlanmıyorum, blogculuk hoşuma gidiyor. Ahmet Büke bir aralar, "yapamam edemem demeyin dökün içinizi, karalayın bir şeyler rahatlayın" gibi bir şeyler demişti. Haklıymış gerçekten de. Belki bir gün gazım kaçar bırakırım ama yakın zamanda vazgeçeceğimi zannetmiyorum. Daha önceleri bir iki cılız denemelerim dışında böyle meraklarım yoktu. Sağolsun, Derkenar olmasaydı yapacağım da yoktu muhtemelen.

Öyle bir şeyler karalayınca bazen aklıma geliyor, yahu diyorum acaba kuş uçmaz kervan geçmez kendi blogumda yayınlamak yerine Derkenar'a mı göndersem? Fakat bir karara varamıyorum; gönderip göndermemek arasında gidip geliyorum. İçimdeki "gönderme" diyen ses şöyle diyor:

* Neden gönderiyorsun? Necdet Şen'in karizmasıyla haz avına mı çıkıyorsun?

* Adamın bir alay işi vardır. Neden ıvır zıvır yazılarınla adamın kafasını şişiriyorsun?

* Yazılacak her şey fazlasıyla yazılıyor zaten. Senin çapın belli, kendi blogunda takıl. Yazını 2 yerine 22 kişi okusa başın göğe mi erecek?

* Adam bir taraftan yazını beğenmeyecek, bir taraftan kabalık olmaması için hayır diyemeyecek, zor durumda kalacak.

"Gönder" diyen ses ise şöyle diyor:

* Her gün girdiğin, faydasını gördüğün bir çalışmaya sen de bir taş olsun koymayacak mısın?

* Derkenar kâr amacı gütmüyor ve katılım bekliyor.

* Herkes senin gibi düşünürse site nasıl zenginleşecek nasıl çeşitlenecek?

* Çok kişi okusun, fena mı yav?

Elimden geldiği kadar samimi yazmaya çalıştım. Senin ordan durum nasıl görünüyor? Sen de samimiyetle söylersen çok sevinirim.

İyilikler kolaylıklar olsun.

Seyit, 10 Mart 2008

* * *

Necdet'in yanıtı:

Merhaba Seyit,

Yazını çok beğendim. Çok zor bir konuyu gayet başarılı bir biçimde özetlemişsin. İstediğin an şu sayfadan Derkenar'a ekleyebilirsin. Zaten Derkenar yazarısın, yazıların da gayet güzel. Ben şahsen yazılarını yayınlamaktan zevk ve gurur duyarım.

Yalnız, yazıların hem blogda hem de Derkenar'da olursa, Google ve diğer arama motorları, Derkenar'daki içeriği "arak" olarak damgalar ve arama sonuçlarında arka sıralara atarlar. Hem orada hem burada olmamaları gerekiyor yani.

Mektubunun 2. Paragrafında sorduğun soru ("Neden görmezlikten geliyorlar?" sorusu) maalesef zurnanın tam da zırt dediği yer.

Hatırlıyor musun, bu sitenin ilk zamanlarında sen bana "siteyi ücretli yapmam" konusunda telkinde bulunmuştun. Ben de "bedavasını bile okumaya yanaşmayan insanlar paralı olanını neden okusun?" diye yanıtlamıştım.

Buna rağmen, bu aralar, mevsimden midir bilmem, biraz sıkkınım. Durup durup "zaten yapılanı takdir eden pek kimse yok, tek kuruş kazandırmayan, bir de üstüne üstlük zamanımı ve kısıtlı bütçemi çarçur eden bu işi neden yapıyorum?" diye sorgulayıp duruyorum kendimi. Sevgilimin buna cevabı "sen bu siteye aşıksın da ondan" oluyor. O böyle bir kumayla yaşamaya alıştı artık, ama ben feci şekilde "şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler" duygusu içindeyim.

Gerçi nedenini sen zaten tahmin etmişsin, ama ben gene de bir gözlemimi aktarayım...

Dedim ama, "şunu da ekleyeyim bunu da" derken, bi baktım, "gözlemler" destan uzunluğunda olmuş. Senin yazılarının arasına bu kadar uzun bir parantez açmak ayıp kaçar korkusuyla o bölümü kendi imzamla ayrı bir yazı olarak yayına koydum. Bakiyesini okumak isteyenler, şuradan buyurabilir:

Suya Yazılan Yazı

Necdet, 10 Mart 2008

* * *

Seyit'in 2. Mektubu:

Merhabalar,

İyi bir şeyler yazacağını bekliyordum ama, bu kadarını değil. Övgülerin için teşekkürler, eksik olma. Yazıyı önce benim blogdan uçurdum, sonra otuz defa okuyup verdiğin linke girdim. Yine hatalar olduğuna kalıbımı basarım. Şu imlâ ile aram düzelemedi gitti.

Derkenar'la ilişkin tam aşk olmuş gerçekten. Hani kızı seversin, seni süründürür, kapris yapar, ömrünü tüketir, hatta aldatır da bir türlü bırakamazsın; aşıksındır çünkü. Öyle bir şey çağrıştırdı bende. Yaşadığın sıkıntıları, hayal kırıklıklarını, yalnızlık duygusunu kendimce anlıyorum. Ama bir tavsiye vermek haddime düşmez tabii. Tıpkı başkasının aşkına tavsiye verilemeyeceği gibi:)

Bir tek şey söyleyeyim, roman olsun, çizgi roman olsun veya ikisinin karışımı olsun, ben gerçekten bir kitabın çıkar diye bekliyordum. Ama bakıyorum, Derkenar da harika oldu. Kesinlikle katılıyorum: Ne kadar övünsen azdır. Babam iki şey hakkında seçim yapma durumunda olanlara, "hiç şüphen olmasın yanlış tercih yapacaksın" derdi. Yani aklın her zaman diğer tarafta kalacaktır anlamında.

Ben hesapta bilgisayarcıyım ama bu tür scriptlerin ederi hakkında hiç fikrim yok. Türkiye'de para etmeyecektir yüzde doksan. Dış dünyayı bilemiyorum. Ben pek riski seven biri değilim, bu yüzden insan en iyi bildiği işi yapmalı, bilmediği maceraya girmemeli, çünkü o macerayı yapan (veya yaptığını iddia eden) bir alay insan var zaten diye düşünürüm. Yani demek istediğim, sitenin alt yapısı da kusursuz ama (kitaplar ve site olarak) içerik daha kıymetli bence. Para da bir parametre, onu baş tacı yapmak doğru değil ama yok saymak da pek mümkün olmuyor.

Neyse, geç oldu zırvalıyorum.

Rüya tabirinden falan anlamam, merakım da yoktur ve belki biraz tuhaf kaçacak ama bence çok güzel bir rüya görmüşsün. Bu aralar Krishnamurti'yi okuyorum. "Yaşam ve Ölüm Üzerine" diye bir kitabı var. Hep aklımda, Derkenar için bir özet çıkarayım diyorum elim değmiyor.

"Ölüm süreklilik halinin sona erişidir" diyor. "İnsanlar ölümü anlamak için her gün ölüm deneyimi yaşamalı, yapmaya alışık oldukları şeyleri bırakıvermelidir. Ama öyle çatışmayla, aklı bıraktığı şeyde kalarak değil, o isteğin kendi kendine yok oluşunu izleyerek; tıpkı ölüm gibi" diyor. "Ölüm anlaşılmadan yaşam anlaşılmaz, hatta sevgi bile anlaşılmaz. Fakat, insanlar tam tersine bir alay ölüm ötesi senaryolarla yaşamı sürekli hale getirmeye uğraşıyor, ölümün o muhteşem kapasitesini ıskalıyor" diyor. Ve her zaman ısrarla hatırlatıyor: "Sözlerimin ışıltısına kapılmayın, dediklerimi entellektüel seviyede anlamaya çalışmayın, olguyu idrak etmeye bakın."

Doksan küsür yaşında ölürken şöyle demiş: "Çok üzgünüm ama maalesef beni kimse tam olarak anlayamadı."

Ama yine de Allah gecinden versin diyelim tabii:)

"Bu mektubu da sitede yayınlamak isterim, iznin olursa" demişsin ya, mektubu yayınlamakla ilgili iznin lâfı bile olmaz; kırpabilir, düzeltebilir (kusura bakma) istediğin kadarını yayınlayabilirsin. Bir daha da sormazsın umarım, üst merci gibi izin veriyor olmak utandırıyor biraz:)

Bir defa daha sağol, eksik olma.

Seyit, 10 Mart 2008

* * *

Seyit'in 3. Mektubu:

Dün geç vakit atlamışım, bir şey daha söylemeden edemeyeceğim. Şu eşin, dostun yazılan şeylere ilgi duymama vakasıyla ben de karşılaştım (şimdi Pınar geldi, hop hop 'eşin' kısmını çıkar diyor). Sadece bana oluyor zannetmiştim, öyle değilmiş demek.

Bazı arkadaşlarım var, onların zaten okumasını beklemiyorum, kiminin yaşı genç, aklı bir karış havada, kimi zaten telefon elektrik faturasından başka bir şey okumuyor. Ama bazı arkadaşlarım var ki, bilgililer, kültürlüler beni de seviyorlar biliyorum, ben de onları seviyorum. Bir arada hoş sohbet ediyoruz, eğleniyoruz. Ama yazılanlara tamamen kayıtsızlar. Okumuyorum, bakmıyorum bile demiyorlar, tümüyle yok sayıyorlar. Sen çok emek harcıyorsun bu yüzden tepkili olmanı anlıyorum. Ben o kadar sitem etmiyorum, daha çok sebebini merak ediyorum. Bir gün sorup, öğrenince sana yazacağım.

"Bir medya kurumunda yazsam sözlerim kıymete biner yorumlanır, sitede yazınca pek kimse oralı olmuyor" diyorsun. Doğru bir saptama gerçekten ve şöyle bir basamak yukarıdan bakınca çok ilginç bir durum değil mi? Yani iyi olduğunun değerli olduğunun tek tescili bu gibi organizasyonlar içinde yer alıyor olman. Kapıdan çıktığın anda "görünmez adam" olmak çok tuhaf bir vaka gerçekten.

Geçen gün televizyon karşısında salak salak zaplarken Beyaz'ın programına takıldım. Bilirsin bir alay konuk, 30 saniyeden uzun sürmeyen konular, birbirinin sözünü kesmeler, itiş, kakış falan. Bu kez günümüz karikatüristlerini davet etmişler. Çoğunun kim olduğunu bilmiyorum, eskilerden bir kaç tanıdık sima var. Herkeste "bakın ben ne hazır cevap, ne espriliyim" diye bir ıkınma, birbirini boğma hali.

Bir ara Beyaz "karikatüristlerden çok şöhret çıkmıyor, bir Cem Yılmaz çıktı, acaba sebebi ne olabilir" falan diye sordu. Katılanların kapasiteleri zaten belli. Bir komedyenin ne kadar başarılı olursa olsun bu derece zengin olmasının ne kadar normal olduğu hakkında bir yorum beklemiyoruz veya insanların bir saat gülebilmek için neden küçük bir servet ödemekten çekinmediğinin analizini de beklemiyoruz. Fakat ne dediler biliyor musun?

"Bu onun kendi tercihidir, bizim tercihimiz bu yönde oldu. Belki gün olur biz de tercihimizi o yönde kullanır onun gibi oluruz" dediler. Hepsi de onayladı. Biri olsun kalkıp "masa başında karikatür çizmek başka şeydir, insanları tiyatroda güldürmek başka şeydir. Onun böyle bir yeteneği varmış, oysa bizim yok" diyemedi.

Ne zavallı bir durum, içimden onlara acımak geldi. İşte o adamların popüler olması medyaya bir şekilde kapağı atmış olmalarıymış demek. Bu durumda istediğin kadar zırvala kimse senin zavallılığını görmüyor. Kırmızı kart gördüğün anda, Nazım Hikmet olsan yok sayılacaksın demek ki, çok ilginç bir durum çok.

Tekrar teşekkürler, Yenge'ye selamlar.

Seyit, 12 Mart 2008

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Y o r u m l a r

Yaradan bile bir insanin gönlünün kapsayabilecegi ölcüde büyük olmayi göze almis bu kalabalik güruhu yaratmaya hazirlanir iken.

Bütün bu zahmet, cile ve bu güruha katlanma nedeni bu olsa gerek bizim algilayabildigimiz ölcüde, ibadet de takdir ile ic ice bir kavram zaten. Yaratmanin ve üretmenin her bicimi kendi basina bir güzelligi ve gönenci tasir icinde. Yaratmanin cilesi, yorgunlugu da takdir ile birazcik dindirilebilir sanirim.

Yilllarca kendi kültüründen uzakta, cok sevdigi dilini istedigi gibi kullanamadan, basili bicimlerine de ulasamadan yasamis biri olarak, Derkenar'i buldugumda uctum sevincten. Her gün defalarca ziyaret ederek tadini cikartmaya ve gurbeti onunla paylasmaya basladim. Bunu tarife imkân yok inanin. Size yetmeyebilir ama, hala balinizi bulanlar mevcut, bundan sonra biraksaniz bile bu güne kadar yaptiklariniz icin size minnettar olanlar da.

Berlin den sevgilerimle.

Nursun Korkmaz ~ 17 Mart 2008 (21:34)

"Yorum yazacağım" diyenleri şu taraftan alalım...

Keyifli bir gün

Ali Türkan

Bunun olabilmesi için de o yeti ve yetki, genel bir anlayışla elimizden alınmaya çalışılıyor, normlar dayatılıyor. Eyvallah, faşist denyoların "dokunulmaz" yaptığı yazarlar hakkında iki çift lâf etmeyi bir kenara bırakalım ama lâf salatasında derinlik varmış gibi davranmaktan da vazgeçelim artık. Bu yüzden, o lâf salatasına küçük bir örnek vermek istedim yukarıda yazdıklarımla. Yazarken çok eğlendim. Umarım siz de eğlenirsiniz okurken. Yazar

Son Yorumlar

Sıla, Psikolojikman için dedi ki: Ne tesadüf! Az önce yine bu sitede bir yazı okumuştum ve orada da benzer bir saptama vardı... (Devam)

espapapapapam, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Kurulmuş saçmalıklara aranan çaresiz, edilgen çözüm önerileriyle doludur bu ülke. Uzun dağ... (Devam)

ayşegül şero, Be mübarek, bu kadar da kötü olunmaz ki! için dedi ki: Yüreğinin sustuğunu bu siteden öğrendiğimden beri, her arada girip yazılarını okuyorum. İkidir bir... (Devam)

Sinem Orakçı, Dülger Balığının Ölümü için dedi ki: Bir hikâyeyi orda geçen kahramanın tadını falanını filânını düşünerek çözemezsiniz. Orda ne... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Türk solunu bitiren, cuntacılıkla akrabalığıydı

Herkes kendi grupçukları içinde bazı sorgulamaları yaptı. Ama sonuçta sol hareketin felsefi olarak toptan ne kadar sorgulandığı çok tartışma götürür. Bence bugün bunu yapmak lâzım. Bir de yeni bir askerî vesayet tartışmasının yapıldığı dönemde. Vesayet rejimi konuları gündeme geliyor. O günleri yeni baştan sorgulamak faydalı olur.

Oral Çalışlar - Mehmet Baki (Aksiyon)

En Son Yazılar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

Yönetici adayları için altın öğütler

Seyit Balkuv

Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar

Sol'un Cem Karaca ile imtihanı

Necdet Şen

Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği

Babamıza da mı güvenmeyelim?

Seyit Balkuv

Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar

Maymunu tokatlayan maymun ve onu ayıplayan insan

Necdet Şen

Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği

Başkan adayım Çevik Bir

Kâmuran Kızlak

Asıl patırtı da ondan sonra koptu zaten. Ne satılmışlığım, ne bilmem kimin adamı olmam ne de yedi sülalem kaldı dil uzatılmadık. Bunları yazanlar sıradan adamlar da değildi üstelik. Partide eğitim, örgütlenme gibi işlerde ciddi görevi olan adamlardı. Sonra da 2-3 gün içinde forum sayfasını kapattılar. Niye kapattılar, hiç anlayamadım. Yazar

Eşek tepmenin bile raconu var

Necdettin Efendi

Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplin edinirsini (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin. Dilin Kemiği

İstanbul' da sıradan bir gün

Seyit Balkuv

Aklıma yıllar önce televizyonda izlediğim bir haber geliyor. Bavul ticareti amacıyla Rusya'dan İstanbul'a gelen kadınların kaldığı bir otelde çıkan yangından bahsediyordu haberde. Kadınların bir kısmı kendini dışarı zor atmıştı. Çoğunun malları otelde yanmıştı, aralarında içerde kalıp yaralananlar, ölenler de vardı. Zavallı kadınların çaresiz gözyaşları kameralara takılıyordu. Yazar

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °