Erdem Abaka - 22 Mayıs 2009
O akşam gazete keyfi için yatağa her zamankinden daha erken girmeme rağmen, uyku çabuk bastırmıştı. Günlük gazetelere şöyle bir göz atayım demiştim ama içim geçmiş, dalıvermişim.
Hiç âdetim olmadığı halde yemeğe birazcık fazla yüklendiğimden herhalde, gecenin bir vakti uyandım. Başucumdaki lambayı yaktım, gazetelere kaldığım yerden devam etmek istedim. Çok satan gazetelerimizden birini aldım elime. Manşette büyük puntolarla şöyle yazıyordu:
"Komutan sert konuştu!"
"Hah" dedim. "Tamam. Asker gene kızmış, gerginlik iyice tırmanıyor, hükümet gidici anlaşılan."
Haberin ayrıntılarını okumaya başladım:
"İspanya Kara Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Jose Mena Ag'ado hükümetin Katalan bölgesiyle ilgili düzenlemelerini sert bir dille eleştirdi. General, meclisin aldığı ve bölgedeki Katalan okullarında Katalanca eğitimine yeşil ışık yakan tasarı için; 'İspanya, devleti ve milletiyle bölünmez bir bütündür. İspanya'ya vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes İspanyol'dur ve İspanyolca dışında bir dille eğitim yapılması ya da başka bir dilin konuşulması düşünülemez. Bazı uygulamalar gerektiği gibi yapılamayacaksa, ordumuz üstüne düşen görevi yerine getirmekten kaçınmayacaktır'dedi."
İyi sıhhatte olsunlar. Bu nasıl haber böyle? Neler oluyor?
Hemen başka bir gazeteye geçtim.
Bu kez Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyaca ünlü üniversitelerinden birinin senatosunun aldığı kararı yine manşetten veren haberi okumaya başladım:
"Üniversitemiz, tarihi gerçekleri çarpıtarak dünyayı yanıltmaya çalışan Japon Parlamentosunun, 'savaş sırasında Vietnam ulusuna yaşattığı sözde acılardan ötürü ülkemizi kınayan' sözde kararına karşılık şu kararları almıştır:
1. Üniversitemiz, bünyesindeki ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarında Japonca derslerini kaldırmıştır.
2. Üniversitemiz Japonya'da düzenlenecek hiç bir bilimsel toplantıya katılmayacak, kendisinin düzenleyeceği bilimsel toplantılara Japonya'dan katılımcı çağırmayacaktır.
3. Japonya'da ve resmî dili Japonca olan ülkelerde görevli üniversitemiz çalışanlarının hemen Amerika'ya dönmesi kararlaştırılmıştır.
4. Japonya'nın ürettiği hiç bir ürün satın alınmayacak, Japonya ile hiç bir ticarî ilişki kurulmayacaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."
Şaşkınlığım artıkça artıyordu. Durumu anlamaya çalışıyordum ama beceremiyordum. Telaşla başka bir gazete aldım elime. Bu sefer ki haber diğerlerinden de enteresandı:
"Fransa'daki iktidar partisi milletvekilinin kale gibi korunan evinde yapılan söyleşide, aynı zamanda bölgedeki köklü bir aşiretin lideri olan milletvekili on bin silâhlı adamı olduğunu ve bunların 'Fransa Devleti'nin bölünmez bütünlüğü' için mücadeleye hazır olduğunu söyledi."
Haberin devamında; "Fransa'nın güney bölgesini ayırıp bağımsız bir devlet kurmak isteyen Dağ Fransızlarıyla yapılan silâhlı mücadelenin yirmi beşinci yılına girdiği, aslında kendisi de bir 'Dağ Fransızı' olan vekilin emniyet teşkilatının üst düzey yöneticileri ve siyasetçilerle kirli ilişkiler içinde olduğuna dair iddialar olmasına karşın dokunulmazlık zırhı nedeniyle hakkında soruşturma açılamadığı ve hiç ifade vermediği" de yazıyordu.
Daha fazla devam edemeyeceğimi düşünmeye başlamıştım ki gazetelerden birinde 'kabir' kelimesi dikkatimi çekti. Hemen atladım ve yazıyı süratle okudum:
"İktidarı kilit noktalara Vatikan kökenli adamlarını yerleştirmeye çalışarak İtalya'nın laik yapısını değiştirmeye çalışmakla suçlayan İtalyan Tabipler Birliğine bağlı doktorlar Giuseppe Garibaldi'nin anıt kabrine giderek çelenk bıraktı ve iktidarı Garibaldi'ye şikâyet etti. Ziyaret sonrası basına açıklama yapan İtalyan Tabipler Birliği başkanı; 'İtalyan hekimleri Garibaldi'nin gösterdiği çağdaş uygarlık hedefine doğru yılmadan ilerleyecek ve laik sistemin koruyucusu olmaya devam edecektir'dedi. Çeşitli vatandaşların da destek verdiği grup, marşlar söyledikten sonra dağıldı."
Okuduklarımı anlamakta zorlanıyordum. Gözlerim kararmaya, şakaklarım zonklamaya başlamıştı. Başım dönüyor, başım döndükçe oda da dönüyordu. Sonra odadaki mobilyalar; gardırop, komodin, ne varsa gıcırdamaya başladı. Gıcırtılar gitgide artarak uğultuya dönüşüyordu. Zangır zangır titrediğimi hissediyordum. Bağırıp haykırmak istiyordum ama ağzımı sonuna kadar açmama rağmen sesim çıkmıyordu. Göğsüm sıkışmaya başladı. Nefesim kesiliyordu. Birden oda zemininin kaybolduğunu fark ettim. Sonra yatakla birlikte düşmeye başladım, o kadar süratli bir düşüştü ki bu, korkum bile arkasından geliyordu. Düşüşüm uzadıkça uzuyor, ıstırabım dayanılmaz bir hal alıyordu ama ben kıpırdayamıyordum bile.
Nihayet yere indiğimi hissettiğim anda sıçrayarak uyandım.
Ter içinde ve nefes nefese kalmıştım.
Kucağımdaki gazeteleri yataktan aşağı atarken kendi kendime şöyle dedim:
"Sadece bir rüya, sadece bir rüya..."
O günden beri yatmadan önce hiç bir şey yemiyorum ve yatakta gazete okumuyorum.
Düşünenlerin düşünceleri
İyi ki aynı gazetenin magazin ekini de okumaya fırsat bulamamışsınız; bırakın uykunuzun kaçması, maazallah, kurtadama bile dönüşebilirdiniz. Ekteki manşet haber şuydu:
"Tanksever Tiyatrocular Derneği, bugün Trevi Çeşmesi önünde toplanıp, kelle başı ikişer adet metal 1 Euroyu havuza atarak yüksek sesle dilek tutmuşlardır.
Ferghane Shensoi, Meugdath Geisen, Rootkai Adsis, Tharik Akaan, Geulreice Saurury ve derneğin diğer bilinen üyeleri, tuttukları her iki dileklerinin de aynı ve 'Şartlar tamam işte, gelsenize artık ya!' olduğunu açıkça beyan etmişlerdir.
Bu tek perdelik gösteriden sonra tüm dernek üyeleri Bosphorus Universitesi tarafından fahrî Ruh Çağırma Doktorası ile onurlandırılacaklardır." (Acihabertezulasir Ajansi-Roma)
Ali Sedat Çetinkoz - 24 Mayıs 2009 (17:38)
Tabip değildir onlar iyice bir baksaydınız bari. Avukattır onlar büyük ihtimal.
Hüseyin Diz - 26 Mayıs 2009 (14:07)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Erdem Abaka
Ay aman ooofff! Mutsuzum ayol!
Ali Türkan
Ne kadar sevgisizliğe maruz kalırsak kalalım, insansak, hakkından geleceğiz bunların. Önemli olan menemeni kimin pişirdiği değil, sevdiğimize menemen pişirirken, hangi türküyü söyleyeceğimiz olur o zaman. Devam
Semboller ve Dil
Vahap Demir
Ve sembolleri kaybettiğimizden beri dilimizi kaybettik aslında. Ne yapsak kendimizi ifade edemiyoruz. Söylediklerimiz hep kastımızdan çok ya da az kalıyor. Bir türlü ayarı tutturamıyoruz. Bu yüzden "sözlerin maksadını aştığına" dair özrümüz bile var. Devam
Alkış ve Yumurta
Necdet Şen
Bazı sanatçıları abartılı alkışlar karşısında sarhoş edip "ben sahiden de mühim adamım" yanılsamasına iten, karşısındaki kara kalabalığın bugün nasıl göklere çıkarıyorsa yarın da aynı sürü ruhuyla linç edeceğini unutturan da hep o anlaşılabilir insanî zaaflarımız değil mi? Devam
Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!
Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker
Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk
Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk
Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi
Öcalan'ın hedefi ne sizce?
Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.
Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Kanlıca'nın yalnızları
Deniz Türkoğlu
Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk. Devam
Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru
Hülya Yalçın
Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Felsefe Feminizm Gazete Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Evlilik© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal