Meltem Tolunay - 13 Mart 2004
Susmak nedir? Konuşulanlar duyuluyorsa susulanlar nereye gider? Yutulan kelimeler nerede birikir vücutta? Meditasyonda kullanılan mantralar misali yaydıkları özel titreşimlerle dolaşıp dururlar mı içimizde, yoksa bir hiçlikte mi kaybolurlar sessizce? Ve bir insan söylemek dururken neden susmayı seçer?
Bugüne kadar yuttuğumuz onca kelime, söylenmedi de iyi mi oldu? Söyleseydik onları şimdi nerelerde olurduk? Nasıl bir hayat yaşardık? Hiç düşündünüz mü?
Söz çok güçlü bir silahsa, susmak da namlusu geri dönmüş bir silahla intihar etmek o zaman. Ya da içinizde çığlıklar atan bir deliyi, onun orada olduğunu hep bilerek, bir camdan kafese kapatıp sessizliğe kavuşmak.
Ben hep sustum. Önceleri söyleyeceklerimin dehşetinden kendim korktuğum için. Neyi nasıl söyleyeceğimi bilemediğim için. Çocuk olduğum ve yetişkinlerin asla bana inanmayacağını bildiğim için. Susmak sorun çıkarmamaktı, "aman bir şey bozulmasın"dı, alınacak bir kaç sevgi kırıntısından da mahrum olmamak. Kendini bile duymayan insanlara bir şey anlatmak çok zordu üstelik. Ama söylemediklerim bir hiçlikte kaybolmadı, büyüdü büyüdü. İçimdeki çığlık kulaklarımı sağır etmeye başladı, artık ben de kimseyi duyamayacak duruma geliyordum. Gündüzler kolay geçiyordu, dersler, arkadaşlar, kitaplar. Ama geceler bir kâbustu, kimsenin duymadığı sessiz çığlıklarımdan uykularım kaçıyordu. Yine de dayandım, söylemedim hiç bir şey.
Ben artık hep susuyordum. Çoğunlukla benim için "ne sessiz, ne saygılı, ne çalışkan bir kız" diyorlardı. Bazen de suskunluklarım onları yoruyor,"bir şeyler söylesene, neden bizimle konuşmuyorsun?" diyerek huzursuz oluyorlardı. Bense susmaya devam ediyordum, konuşursam onların duymak istediği şeyleri değil, duymak istemediklerini söyleyeceğimi bildiğim için.
Yıllar sonra Isabelle Allende'nin "Ruhların Evi" ni okuduğumda oradaki kadın kahraman gibi, susmaya önce cezalandırmak için başladığımı, ama zamanla nasıl konuşulacağını unuttuğum için konuşamadığımı fark ettim.
Siz hiç söyleyeceklerinizi duyunca, önce çığlık atacak, sonra da bayılacak bir kadına boğazınızı temizleyerek bir şeyler söylemeye çalıştınız mı? Kaç kere gidip dönülür o kapılardan bilir misiniz? Bazen ilk kelime ağzınızdan çıkar ama o öylesine başka bir dünyadan "ne var?" diye yanıt verir ki size, yine söyleyeceklerinizi söyleyemeden o anda uydurmak zorunda olduğunuz saçma bir şeyi söylemek durumunda kalırsınız ve sonra uzaklaşırsınız sessizce.
Tek söyleyebildiğim şarkılardı uzun bir zaman. Onun için şarkı söylerken dolar gözlerim. Bana ait olmayan dizeleri söylerken, kendi söyleyemediklerime ağlarım. Kendi sesim bile bana yabancı artık O kadar çok yuttum ki kelimeleri, gırtlağım acıyor şimdi.
Sahi, doktor söylesene, "Boğazımda düğümlenen kelimeler beni kanser yapar mı?"
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Yazarlar
Meltem Tolunay
Ali Türkan
Ölen kardeşinin adını verdi oğluna. Yıllar sonra, bilmem kaçıncı kez taşındığım evlerden birine yerleşmeye çalışırken, bir kartonun içinde, boynundan fırlayıp önüme düşen o muskayı gördüm. Aradan o kadar zaman geçmişti ki, hiç düşünmemiştim kopuğu. O gün ağabeyinin sopa darbelerinden koruyamamıştı onu bu muska. Devam »
Necdet Şen
Sağlık personelinin hak ettiği çalışma koşullarına ve ücrete henüz kavuşamamış olması, tamamen kuyruklarda bekletilen, azarlanan, saygı gösterilmeyen hastaların ve bundan söz eden basın mensuplarının suçudur. Gazete yazarı, yanlış anlamaları en baştan bertaraf etmek için, yazdığı her cümlenin altına kimleri tenzih ettiğine dair uzun bir liste eklemelidir. Devam »
Erdem Abaka, dikkatiniz ve nazik uyarınız için çok teşekkür ederim. Yorumunuzu...
Necdettin Efendi - Totem ve Tabu
Konuyla doğrudan alâkalı olmamakla beraber, küçük ve önemsiz bir ayrıntıdan...
Erdem Abaka - Totem ve Tabu
Orhan Pamuk'la konuşan(!) adam bildiriyor: Evet sayın seyirciler meraktan kurdeşen...
Özgür Sarıkaya - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Sayın Solmaz Abilyondlu, siz de pek bir alıngansınız. Soruyu yanlış yerde sorup,...
Erdem Abaka - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Ya bişey yazmayayım dedim, ellerimi bağladım; buna bari karışma dedim; sen sus...
E.D - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Müslümanların katledilmesi olayları tabii oldu. Ama bunlar 1915'teki tehcirden sonra 1917'de oldu. 1915'te Ermenilerin mecali mi vardı ki?
1914'te 40 yaş altı bütün Ermeni erkekleri askere alındı.
Hrant Dink - Neşe Düzel (Radikal)
Mehmet Atılgan Aslan
Ne zaman yüreğimizdeki faşistin sesini susturup başkalarının da en az kendimizinki kadar konuşmaya ve düşünmeye hakkı olduğuna inanacağız, işte o zaman egemen burjuva -asker demokrasisinin değil, gerçek sosyal demokrasinin bize tanıdığı hakkı ellerimize almış olacağız... Devam »
Necdet Şen
Peki, öyle olsun Ali. Işıltının çok azıyla bile mıhladın ya şunca insanı bilgisayar karşısına, vallahi sana aşk olsun! Metreslere ve yeğenlere ardına kadar açık olan yayınevleri ve gazete dergi sayfaları sana hiç açılmadı ya, bu ülkenin yekpare yayıncısına da yuh olsun! Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Bizim bayramlarımız, daha çok hüzünle harmanlanmış bir sevinçtir; daha vicdani, daha merhametli. Zevk almayı alkol, eğlence ve verilen hediyeden çok; yüreğimizi paylaşmada ve hal hatır sormada bulmaya çalışırız. Devam »
© 2000-2009 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.