Erdem Abaka - 10 Ocak 2010
Havalar ılık bu aralar. Ama bazı sabahlar güneş son zamanların modasına uymak için midir nedir doğmak için sezaryen bekliyor. Her sabah işe gelmek için kat ettiğim yolu daha da keyifli hale getirmek için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Sabah'ın kendine has kokusunu içime çekmek ve manzaranın güzelliğini seyretmek gibi. Elbette sağa sola uçmadan:)
Uzaklarda dağlar görünüyor. Ufuk çizgisini biri bırakıyor biri devralıyor. Tepelerinde zaman zaman bir sis bulutu ya da pamuk helvalar. Bazıları çıplak, kahverenginin tonlarında. Bazılarının üstü kadife gibi. Sabahları, kaynağından çok zaman önce yola çıkmış gün ışığı altında bütün bunları seyrederek yolculuk etmek aslında bayağı keyifli.
Geçen sabah önümde giden kamyonun arkasında şöyle bir yazı okudum. Kamyon arkası yazıları vardır ya hani "hatalı sollama eve acı haber yollama", "orman kurdun yol fordun" gibi. Onlardan işte. Ama bu biraz daha, nasıl diyordu Hülya Avşar, "felsefîk" gibiydi. Artık nasıl bir hayatı varsa adamın, neler gördü geçirdiyse özetlemiş bakışını, şöyle yazmış: "Kader deyip geçelim."
Güzel geldi bana, beğendim. Bazen okumuş yazmış adamlar böyle insanların dünyasının küçük olduğunu düşünürler. Hüznü de, neşeyi de, felsefeyi de hep kendilerinin yapabileceğini düşünürler. Ama al işte, adam da özetlemiş bir güzel. Her ne kadar bir kabulleniş mesajı gibi görünse de, vakur ve kararında bir direnç, sağlam bir tevekkül okudum ben o kamyonun kasasında.
Sonra Necdet'in "bir ben miyim kırılgan olan" ve "incindikçe bilenir daha da güçlü olmayı arzularsın" yazıları aklıma geldi.
Şu bölüm ilgimi çok çekmişti:
"Bu siteyi ilk yapmaya başladığım zamanlarda gelen bir okur mektubunu anımsadım şimdi. Adı neydi hatırlamıyorum, değerli bir okur, 'Bu hayat bir güç ilişkisidir ve ben güçlü olmak istiyorum. Güç'e giden yol para'dan geçer. İstediğim kadar güçlü ve zengin olduğumda ben de hayata sizin gibi bakabilirim; ama önce arzuladığım bu şeyleri elde etmeliyim.' diyordu."
Bu mu hakikaten, varmayı düşündüğümüz hedefler için yapmamız gereken? Yani çalıştığımız plazada patronumuza gıcık olursak, onu alt etmek için plazayı satın almaya mı çalışmalıyız? Son nokta neresi peki, Obama'nın koltuğu olabilir mi meselâ? Daha yukarısı mı? "Olimpos" nasıl olur? Ya kısacık ömrümüzde bunlar için tırmalayıp dururken, Necdet'in dediği gibi "Ya arzuladığın gücü ve parayı elde ettiğini sandığın anda yukarıdaki hakem amca bitiş düdüğünü çalarsa?"
Geçen gün oldukça yakınım sayılacak bir arkadaşımla sohbet ediyorduk da, onun durumuna çok paralel geldi bu örnek. "Hayattaki sıkıntılarından kurtulmak için her şeyden ve herkesten güçlü olmalısın." Şiarını bellemiş vaziyette. Karısı yakında ikiz bebek getirecek dünyaya, nevri dönmüş halde. Bocalayıp duruyor. İçinde bulunduğu tüm sıkıntılardan çıkmak için aklına gelen çareyse bu işte. "Daha güçlü olmam lâzım."
Tarih boyunca kimleri toz edip savurdu bu hedef acaba?
Öte yandan bir de "hayattaki pozisyonumuzu tercihlerimizin belirlediği ya da belirleyeceği" meselesi var değil mi? Somut bir örneği var, biliyorum. Buraya bağlı ama denize uzak köylerden birinde okuyan bir çocuk var. Köyün hemen tamamı tarımla uğraşıyor. Turizmden nemalanların sayısı az. Zaten dededen babadan tarla tapan kalmamışsa yapacağın ne ki? Üç tane portakal, beş tane mandalina ağacı dikip, biraz da balcılık yapmak. Ya da girip bir otelde garson olarak çalışacaksın sezonluk.
İşte bu çocuk da buralarda doğup, bazı akranlarının sahip olmadığı şansı kendisi yaratmaya çalışıyor. Bunun elinden tutan bir iki öğretmen var, sosyal sorumluluk kabilinden. Bursla okutup aşçı yapmak istiyorlar çocuğu. O da azimli ama. Kırmaya çalışıyor kabuğunu, "bende niye tarla tapan yok, niye arsa satıp araba alamıyorum altıma" demiyor. Belki diyor da, ne yapsın, ya dövünecek ya da çabalayıp okula gidecek aşçı olacak.
Bu örnek buralardan. Çaresizlik her yanda. Peki ya Tomarza'nın Büyüksüvegen köyünde doğsa ne yapacaktı. Hangi tercihi, hayatının hangi bölümünü nasıl şekillendirecekti? Hayatımız tercihler belirliyor da Afrika'da HIV virüsüyle doğan garibanın, Afganistan'daki potansiyel Taliban militanı bebenin tercihi ne olacak?
Televizyon programlarına çıkan gurmeler var ya. Hani şu kendi tercihleri hayatlarını belirleyen rafine zevk erbabı amcalar. Size bir sır vereyim mi? Ben de bu adamlar gibi olacağımı düşünürdüm evvelden. Kısıtlı bütçem, güdük sosyal çevremle lokanta gezip yemekler üstüne ahkâm kesebilecek bir adam olabileceğimi düşünmüştüm bir zaman saf saf.
Şimdiyse farklı bakıyorum meseleye. Böyle bir adam olamayacağımı anlayıp da bu adamlara gıcık mı oldum? Yoo. Ama yaptıkları iş artık rahatsız etmeye başladı beni. Dedim ya. Bazıları mayınları oyuncak sanmış onunla oynuyor, kimisi gözünü aids'le açıyor dünyaya. Bu adamlar yarım tabak yemek yiyip analiz yapıyor, ağzını şapırdatırken "şu eksik, bu olsaymış daha iyi olurmuş" falan diyor.
Yaralı parmak var be cancağızım, işer misin? Neye merhem olur bu meziyetin? De bana.
Neyse bu da gerekli belki de. Düşünsene bahsettiğim çocuk aşçı olur da güzel yemekler yaparsa, bu amcalar da tadına bakıp ahkâm kesebilecek. Biri damağını tatmin edecek kuş tüyü minder üstünde, diğeri maaşını bilecek, taksitle eve girecek, karısına iki bilezik alacak, evlâdını diğerleri arasında nispeten daha iyi olan devlet okuluna gönderecek. Herkes memnun olacak.
Ben mi? Ben Derkenar'a yazı yazacağım. Fırsat bulursam eğer "üç" hakkımı çocuk ve kitap okuma arasında paylaştıracağım. Bir de kedi bulacağım. Bunaldığım anlarda Necdet'in "mutluluk" yazısını okuyacak, sağlıklı olduğum her an için şükredeceğim. Sevgilimle huzuru arayacağım.
İnşallah tabii.
Dalmış gitmişim gene. Tuşları fazla aşındırmadan kapatayım. Bugün Pazar, rüzgâr müsaade ederse insanlar çıkıp dolaşacak, yemek yiyecek. Belki bize de kıyısından isabet ederler. Üç beş tencere kaynamasına vesile olur. Ekmek parası işte ne yaparsın.
Eklemeden geçemeyeceğim. Şu kamyon arkası yazıları var ya. Ben öyle bir şey yazacak olsam ne yazardım acaba? Şu nasıl?
"Bu seferlik böyle olsun."
Sayenizde evet, "kesinlikle öyle olsun", yazınızla taa uzaklara uzanın, yanından geçenlerin dudaklarına bir düşünceli gülümseyiş yükleyen doğuştan filozof kamyon şöförü arkadaşımızın yaptığı gibi, epeyce düşündürün milleti, bazen yinelediğimiz git git bitmeyen anlamsız yollara yol arkadaşı olsun bu sözcükler, hatta ve hatta topyekûn tüm yolun anlamına bedel olsun.
Bize gülümsesin yazılarınız yine bunaldığında Derkenar'ın kuytularında teselli arayan ve hatta bunalmadığında da da yaşama tutunma gücü buluveren biz'lere, ben'lere.
Bulanık havalarımıza güneş ışığı konduralım bu vesileyle, hayalkırıklıklarımızı onaralım. Buluşma noktamızda sevinçler, hayal kırıklıkları, yamulmuş ve yamulmamış bütün felsefî açıklamalar olsun her zamanki gibi, yorgunluk üzerine içilen, dumanı tüten kahve tadında ve çook adam gibi...
Nursun Korkmaz - 18 Ocak 2010 (12:00)
Erdem Abaka yazıları
Erdem Abaka'nın web sitesi: Kerdeme
Necdet Şen
Sokaktaki insanı boşver, mürekkep yalamışlara bile "bir yazar adı söyle" desen Orhan Pamuk, "bir ressam adı söyle" desen Bedri Baykam, "bir şarkıcı adı söyle" desen Tarkan, bir yemek adı söyle" desen Big Mac der.
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu
Vaclav Havel Güçsüzlerin Gücü'nde (1978) bir zerzevat dükkânı işleticisinin soğan ve havuçlar arasında üzerinde "Dünya İşçileri Birleşin" sloganı yazılı bir pankart sergilemesini tahlil eder. Havel işleticinin mesajının "Ben zerzevatçı XY, burada yaşıyorum ve ne yapmam gerektiğini biliyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 186 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart