22 Ağustos 2008 Cuma
Kâmuran Kızlak - 2 Haziran 2008
Bir süre önce Durmuş Düşünür Beyefendi'den Derkenar aracılığıyla peçeteye yazılmış bir istek almıştım.
Sayın Düşünür, bu mektubunda "Anti-Psikiyatri" akımı içinde ismi geçen İngiliz Ruhiyat Alimi Ronald D. Laing'in "hayat seks yoluyla geçen bir hastalıktır ve ölüm oranı yüzde yüzdür" gibi bazı ilginç görüşleri hakkına bir şeyler yazmamın hoş olacağını belirtiyordu.
Belki ileride daha teferruatlı bir şeyler yazabilirim ama şimdilik hiç olmazsa Durmuş Bey'in ricasını daha fazla bekletmemek adına ve konuya açıklık getirmek bakımından buraya kısa bir not düşeyim:
"Anti-Psikiyatri" tanımlaması gazeteci milletinin sansasyonel haber ortaya çıkarmak amacıyla eleştirel Psikiyatri akımına yapıştırdığı bir etiket. Yoksa, kimsenin Psikiyatri veya Psikoloji'ye karşı olduğu yok. Onlar sadece Psikiyatrinin konumunu, üstlendiği "hizaya getirici" rolünü ve pratiğini eleştiriyorlardı.
Bu tanımlamayı kabul eden benim bildiğim iki meslek erbabı var. İlerleyen yıllarda her ikisinin de ciddi bir Psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle uzun süreler tedavi gördüklerini ve mesleği bırakmak zorunda kaldıklarını biliyorum. Bizatıhî üstad Laing de "anti-Psikiyatri" tanımına karşı çıkanlardan birisi.
Tam da bu konu hakkında yazacaklarımı düşünürken Focus dergisinin 2238 yılında "Erkek Nesli"nin tükeneceğine dair haberini okudum:
İskoç bilim adamları, 2005'te ilk kez sperm kullanmadan ve klonlama yöntemine başvurmadan insan embriyosu yarattıklarını açıkladı, yani "bakire döllenmenin" ilk adımları çoktan atıldı. Bilim adamları kadınlardan alınan doku örnekleriyle hem sperm hücresini hem de yumurta hücresini laboratuvar ortamında üretmenin mümkün olacağını belirtiyor.
Ancak kadınlar sadece X kromozomu taşıdığı için erkeklerde bulunan Y kromozomunun laboratuvarda elde edilecek olan yumurta ve spermden ortaya çıkması imkansız. Yani "erkeksiz doğum" yoluyla dünyaya gelecek olan bebeğin erkek olma olasılığı yok. Bu nedenle her geçen yıl erkek nüfusunun daha da gerilemesi söz konusu olacak. Focus'un tahminlerine göre gelecekte şunlar gerçekleşecek:
* 2108'de kadınların erkeğe ihtiyacı olmadan hamile kalabileceği klinikler tüm dünyaya yayılacak.
* 2128'de dünya nüfusunun yüzde 70'ini kadınlar oluşturacak.
* 2158'de sperm bankaları tamamen boşalmış olacak ve son tüp ve son erkek bebek dünyaya gelecek.
* 2238'da dünyadaki son erkek ölecek ve tüm dünya kadın olacak.
http: //www. Haberturk.com/haber.asp?id=75310&cat=200&dt=2008/05/20
O an hayat denilen "sınırlı bir zaman dilimi içinde yer alan canlılık-farkındalık hali"nin" anlamını çözdüm ve içim huzurla doldu.
Genetik Bilimi, Kök Hücre çalışmaları, laboratuvarlarda insan embriyosu yaratma çalışmaları derken, meğer iş erkek neslinin ortadan kalkmasına kadar varmış biz farkında olmadan.
Şunun şurasında 230 yıl sonra bir hemcinsimin bile kalmayağı bir Dünya'yı kurtarmak için ömrümden zaman harcamak, doğrusu hiç aklıma yatmıyor. Bundan sonrası o geleceğin sahibi olan kadınların sorunu artık. Ben çekildim izzet-ü ikbâl ile bu hengâmeden.
Giderayak son bir efendilik edip, tamamıyla gelecekte ilmi kayıtlarda yer alması ve kadınların ufkunu açması emeliyle, çeşitli milletlerden üftadeler hakkında yapmakta olduğum teferruatlı betimleyici çalışmamı tamamlamayı düşünüyorum.
Kadınların şunun şurasında 230 yıl ömrü kalmış biz erkeklerle cebelleşip boşu boşuna zaman ve enerjilerini heba etmeleri kanaatimce pek akıllıca olmaz. Hiç bir erkeğin kalmadığı bir Dünya'da "kadın sorunu" da kendiliğinden hallolmuş olacak zaten. Fakat, Feminizm'in de ortadan kalkacağı ve Milattan (2238) öncesine ait nostaljik bir mevzu olarak tarihe mal olacağı konusunda pek iyimser değilim. Şayet zaman zaman gadrine uğradığım Feministleri biraz tanıyorsam, bu taife "Yeni Feminstler" adı altında tekrar ortaya çıkar ve "erkek ruhlu (veya erkek kılıklı) kadınlar" diye bir sorun icat eder, gene didişirler, benden söylemesi.
Yani, soyumuz tükense bile ellerinden kurtuluşumuz yok. Erkeklerin olmadığı bir Dünya'daki kadınlar-arası güç/iktidar ilişkilerinden bile bizi sorumlu tutacaklarmış ve kemiklerimizi sızlatacaklarmış gibime gelir.
Edecekleri bedduadan benim payıma düşecekler için cevabımı bu yazıyı yazarak şimdiden vermiş oluyorum. Nasıl olsa 250 yıl sonra bu Feministlerden birileri inatla yayınını sürdüren Derkenar'da bu yazıyı okur ve cevabını da almış olur.
Üstad Laing'in kırk yıl kadar önce söylediği cümlenin ilk bölümü bugün bir düzeltme gerektiriyor artık. Yani, hayatın mutlaka seks ile bulaşması gerekmiyor. Artık bir insan Dünya'ya getirmek için Tüp bebek, Kök Hücre, Klonlama, laboratuvarda İnsan Embriyosu yaratma, Gen araştırmaları gibi çeşitli yollar var.
Ama cümlenin ikinci kısmı halen doğru. Yani, ölüm oranı yüzde yüz. En azından şimdilik.
Bence çok güzel bir yazı olmuş. Bazen Derkenar'ın "ezber bozan, aykırı" yazılarını okuyunca, konu edilen şey külliyen dışlanıp yok mu sayılıyor, yoksa o şeyin özgün ve dinamik yapısını kasten bozup onu ego tatmini, maddi, manevi çıkar aracı hâline getirenlere mi karşı çıkılıyor, insanın kafasının karıştığı zamanlar oluyor.
Hele bir de konu ruhiyat oldu mu, aşağıda aklıma geliveren realiteleri de hesaba katarsak zemin iyice kayganlaşıyor:
* Ancak otuzlu hatta kırklı yaşlara geldikten sonra çok para şansını yakalamış doktorlar,
* Bu bilim dalını kendi anormalliklerini deşifre etme amacıyla seçen hekim adayları ,
* Hastaların sadece hasta değil aynı zamanda müşteri olması,
* Olmadık manevralarla doktorlara daha çok ilaç sattırmaya çalışan gözü dönmüş ilaç endüstrisi,
* Terapi dışında hiç bir şekilde iyileşemeyeceğine inanan hastalar,
* Akıl hocası olmanın verdiği haz,
* Aklını başkasına emanet etmenin uyuşukluğuna kucak açan hastalar,
* Ve nihayetinede az sayıda şifa bulan, çok sayıda kronikleşmiş hasta...
Şöyle bir Alman şakası vardı:
"Hasta olunca doktora gidin, çünkü doktorların da yaşaması lazım. Doktorun verdiği ilaçları alın, çünkü eczacıların da yaşaması lazım. O ilaçları asla içmeyin, çünkü sizin de yaşamanız lazım."
Bence en iyisi aklınıza mukayyet olun.
Seyit Balkuv - 5 Haziran 2008 (15:25)
Kâmuran Kızlak

Ali Türkan
Gülümseyerek kadına bakıyordu. Bizimki de hemen cilve yapmaya, benimle konuşurken, adama "iş atmaya" başladı. Amca, yanımıza gelmek için yerinden kalkınca, izin alıp evin yolunu tuttum ben de. Kalktım ki, komşum da rahat rahat ekmek parasını kazansın. Kahve de pek işe yaramamıştı zaten. Uykusuzluktan geberiyordum. Gene de kulağıma tıkaçları takıp uzandım yatağıma. Kadının geçen gün öfkeli öfkeli salladığı o zıbık, yabana atılır şey değildi çünkü. Belli mi olur? Amcanın meşrebini bilmiyorum, olur da anıracağı tutarsa, bir de uykudan olmayalım hesabı. Yazar
En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri
Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu
Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu
Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.