Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Türkiye'de Sol: Sadrazamın Sol Tarafı

Kâmuran Kızlak ~ 3 Mart 2008


Bu İttihatçılık ne belâ bir virüstür ki; 100 yıldır CHP, MHP, DSP, vs gibi kılıklara girip Memalik-i Alî Osmanî'nin damarlarında dolaşıp duruyor?

İttihatçıların devr-i saltanatı bir 10 yıl daha sürebilseydi, azınlıkları bire kadar kırıp bize pür Türk ve Müslüman bir vatan bırakacaklardı. Lâkin dış ve iç bedhahlar fırsat vermedi.

Hem savaşı, hem de iktidarı kaybedince İttihatçı reisler mecburen memleketten tüydüler ve başladıkları işi bitiremediler; fakat kendi başlarını yediler. Göstermelik olarak (Avrupanın, özellikle İngilizlerin baskısıyla) yapılan "Ali Divanı" yargılamalarında kabak memleketten tüyemeyen bir kaç İttihatçı emir kulunun başına patladı.

İşin kotarılmasında büyük emeği geçen İttihatçılar ve Teşkilatı Mahsusa şefleri çoğunlukla çetecilik yapmak için Balkanlara, bazıları da Orta Doğu'ya gittiler ve bir süre sonra da Anadoluya geçip Kuvvacılara katıldılar. Kutsal davaya katıldıkları için böylece geçmişleri de pür-i pak oluverdi. Neredeyse tamamı eski İttihatçı (bir çoğu ayrıca Teşkilatı Mahsusacı), yeni Kuvvacı olan Cumhuriyet kadrosu Ermeni Kıyımı, Rum sürgünü zulmünü yapanların hepsini bilmesine rağmen, kimse onlara Azınlıklara yaptıkları hakkında hiç bir şey sormadı. Günah Osmanlı devrindeki "kimsenin bilmediği" İttihatçılara, özellikle ipten kazıktan kurtulmuş Teşkilat-ı Mahsusa çetelerine ve onların reislerine kaldı. Onlar da tezgâha getirilip birer birer ortadan kaldırılınca defter temizlenmiş oldu.

Zaten bizim tarihimiz 19 Mayıs 1919'da başlar. 19 Mayıs 1919 günü öncesinde kalan hiç bir kimse, hiç bir kurum veya hadise vs bu tarihten sonrasına geçmediğine göre, bu tarihten önce olanlar bizi ırgalamaz. Bu tarihten önce olanların hesabını gidiniz Vahidüddün Efendimiz'den veya Saltanat'tan arta kalanlardan sorunuz.

Cumhuriyete tevarüs eden İttihatçılık, maalesef önceki dönemdekiler kadar becerikli çıkmadı. Talat ve Enver Paşaların yarım bıraktığı azınlıklar mevzuunu tamamlaya bir kaç teşebbüsleri olduysa da, külliyen çözüm getiremediler ve kendilerinden sonrakileri taşları ayıklanacak pirinçle uğraşmak zorunda bıraktılar.

Enver, Talat ve Cemal Paşaların cenahında ve uhdesinde İttihatçılık yapıp daha sonra Kuvvacılara katılanlar durdukları yerde azıtmaslar, suikastçılık ve darbecilik damarları tekrar kabarmasaydı, böylece canlarından olmasalardı, bu azınlıkları memleketten temizleme işinde ziyadesiyle faydalı olabilirlerdi.

Sakallı Nurettin Paşa İzmiri Yunan'dan kurtardığında orayı temizleyebildiği kadar temizledi. Kahrolası Yunan Ordusu şehirden kaçtıktan 3 gün sonra İzmir'i yaktı. Geri kalanlar da mübadele yoluyla gönderildi. Ardından Dersim olayları ve techiri, Şeyh Said İsyanı, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları geldi. Lâkin, bütün yapılan edilenlere rağmen memleketteki azınlıklar bir türlü bitmedi. Ne Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler tamamıyla memleketi terkettiler, ne de Kürtler Kürtlüğünü unuttu. Bir tek zaten küçük bir azınlık olan Nasturileri memleketten temizleyebildiler. Bir kısmını Irak'a, birazını Suriye'ye gönderip memleketi biraz olsun arındırdılar.

İttihatçı mirasçısı partiler azınlıklar konusunda işte böyle şerefli bir mirası paylaşıyorlar.

Tebaa'dan birileri Sol cenahtan yürüyormuş gibi yapan bu mirasçı partilerin solculuğunu mevzu ettiğinde, gayet sarih ve açıklayıcı bir cevap veriyorum: Bunların Solculuğu ancak "Sadrazamın sol tarafı" kadar Sol olabilir.

MHPyi mevzu etmeye bile değmez. Onların gönlünde yatan çözüm, Talat Paşa'nın ve Teşkilatı Mahsusa'nın yarım bıraktığı yerden devam etmektir.

Eee, CHP ve MHP arasında bu kadar fark olsun artık. Biri Kemalist İttihatçılığı, diğeri Enverci İttihatçılığı oynuyor...

Okurlar ne diyor?

Söz Enver ve Talât Paşalar'dan açılmışken, ben de az önce internette okuduğum bir haberden alıntı yapayım:

"Meydanlığa çıkan köşede durduk. Talat Bey, cebinden çıkardığı siyah bir gözlüğü gözlerime yerleştirdi. Kapının önünde birisi 'Kimdir O? ' diye sordu. Rehber, 'Yardımcı' dedi ve üç kez 'Hilal' diye seslendi. Kapıdaki de 'Hilal' dedi. Bir süre sonra odaya giren kırmızı cüppeli ve siyah maskeli biri, Cemiyet'e girmekte ısrarlı olup olmadığımı sordu. 'Buraya kadar geldin, istersen geldiğin yere geri götürülebilirsin' dedi. Nihayet sıra yemine geldi. Sağ elim Kur'an-ı Azîmüş-Şân, sol elimde bir kama ve bıçak üzerinde olduğu halde, 1293 Kanun-u Esâsî'sinin geri alınması üzerine yemin ettim. " Enver Paşa'nın bu satırlarında sözünü ettiği Talat Bey, bir süre sonra Osmanlı'nın kaderini değiştirecek ve aynı zamanda masonların ilk Büyük Üstadı olacak Talat Paşa'dır. Ve okunur okunmaz anlaşılacağı üzere, Enver Bey bu yemini, bir Mason Locası'nda etmiş, böylece masonluğa değilse de, İttihat ve Terakki'ye ilk adımını atmıştır. Tıpkı, bir İttihat ve Terakki mensubu ama aynı zamanda mason olan Resneli Niyazi gibi.

http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=04.03.2008&c=1&i=103662

Zihni Berrak ~ 4 Mart 2008 (15:52)

Bu muhtesem yazinizi cok takdir ediyorum ve saygilarimi sunuyorum. Sevket Sureyya Aydemir'in "Enver Pasa" adli 3 ciltlik kitabini okudugumda memleketi mi yoksa Almanlar'dan her ay 100 bin mark almak icin mi kurtaran Talat ve Enver pasalarin gercek yuzleri goruluyor. Pasaliklara gelince Talat sivil pasa unvanini aldi. Enver de Sultan Naciye ile evlendikten sonra 9 ay icerisinde yuzbasiliktan pasaliga terfi etti.

Şahin Karakaya ~ 5 Mart 2008 (16:23)

Oh oh herkes ordan burdan intihal ettiği yazılarla başımıza tarihçi kesildi... Maşallah, nazar değmez inşallah. Tu tu tu.

1-Önce herkes bilmeli ki Talat da Enver de bizim tarihimiz. Bizim ecdadlarımız. İster sevelim ister sevmeyelim. Emperyal Osmanlı'nın Avrupa'dan sökülüp atılırken Emperyal Osmanlı olarak kalması için mücadele ettiklerini görmemezlikten gelmek sığlıktır.

2-"Sadrazamın sağ tarafına" geçmek söyle dursun -ki sadece kuru hamasetini sayfalarca yazabiliriz, "masondur öyleyse suçludur" önermesini doğru kabullenecek olursak başta cemaatlerimiz olmak üzere bakmamız gereken o kadar çok yer var ki adam kalmaz maazallah... Benden söylemesi.

3-Yazı yazmak günümüzde çok kolaylaştı, hele sığ yazmak moda...

Volkan Yüksel ~ 5 Mart 2008 (18:36)

Hem okuduğunu anlamaktan aciz olup, hem de farklı düşüneni "sığ" diyerek çürütmeye girişmek de bize özgü bir açıkgözlük herhalde.

Ben de yukarıdaki arkadaş gibi madde madde yazayım.

1-"Emperyal Osmanlı" komik bir lâf. Emperyalizm, Kapitalizmin bir üst aşamasıdır. Osmanlı'nın düzeni kapitalist miydi ki, "Emperyal Osmanlı" diye janjanlı bir isimle anılsın? Ve de başka ulusların zararına olduğu apaçık olduğu zaten adında içkin olan "emperyal" bir düzeni sürdürmek için savaşmak, neden illâ saygı duyulası bir iş olsun.

Arkadaşımızın önce kafasındaki karışıklığa bir çare bulması gerekiyor; Millî Mücadele "emperyalizme karşı verilmiş bir savaş" mıdır, yoksa onun tabiriyle "emperyal bir güç olarak kalma mücadelesi" mi?

Bir de, "ecdat" zaten çoğul bir kelime; ayrıca çoğul ekine ihtiyaç duymaz.

2-Arkadaşımıza sormak lâzım: Siz masonların dava vekili misiniz? Yoksa demagog mu? En yukarıdaki alıntının neresinde var "masondur, o halde suçludur" yargısı?

3-Yukarıdaki fast-food bilgiçliğinin son cümlesine hafif bir perdah çekelim: "Yorum yazmak günümüzde çok kolaylaştı, hele sığ yazmak daha da moda..." Esip savurunuz. Yazı yazmak ateş pahası, becerip yazabilene "tu-kaka" demek bedava.

Müdahil Paşa ~ 6 Mart 2008 (11:23)

"Zaten bizim tarihimiz 19 Mayıs 1919'da başlar. 19 Mayıs 1919 günü öncesinde kalan hiç bir kimse, hiç bir kurum veya hadise vs bu tarihten sonrasına geçmediğine göre, bu tarihten önce olanlar bizi ırgalamaz. Bu tarihten önce olanların hesabını gidiniz Vahidüddün Efendimiz'den veya Saltanat'tan arta kalanlardan sorunuz."

Siz bilmiyorsunuz diye söylüyorum: Mustafa Kemal 1881'de doğmuştur. 1919'da 38 yaşında bir Osmanlı subayıdır. Türk Polis Teşkilatı 2008'de 162. kuruluş yılını kutluyor. Harbiye 174, İ.T.Ü. 235, Galatasaray Lisesi 140 yaşındadır. İstanbul Üniversitesi Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un Fethi'nin ertesi günü 30 Mayıs 1453'de kurulmuştur. Dünyanın en eski 20, Avrupa'nın en eski 10 üniversitesi arasındadır, vs, vs...

Redd-i miras bir haktır. Ama bunu herkes için isteyemezsiniz herhalde. Ben iyisiyle de, kötüsüyle de bu mirası sahipleniyorum.

Ayrıca müvekkilim Vahidüddin Efendi de, ismini yanlış söylemenize bir hayli içerledi, haberiniz olsun.

Ali Sedat Çetinkoz ~ 28 Mart 2008 (18:17)

 

 

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Para kazanma sanatı!

Ali Türkan

Hırslı, yavşak, yalancı, sahtekâr, vicdansız ve insafsız olan herkes, kalıbımı basarım, dolar milyoneri olur memleketimizde (ve dünyanın her yerinde). Neyse, senin yazdıklarını sana yazmanın anlamı yok. Sitenin güzelliği, sayfaların açılma hızı falan bunları düşündürdü, hemen yazdım. Kolay gelsin. Yazar

Son Yorumlar

devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Tanrı insanın elinin dolu olup olmadığına bakmaz temiz olup olmadığına bakar

'Yaratılış'ın ani mi, yoksa evrimle mi olduğu konusu insan oğlu-kızı olarak meçhulümüz. Elimizde teoloji ve teoriler var. Teoriye inanan o zatın dogmatikliği ile teolojiye inananın dogmatikliği arasında bir fark yok.

Prof. Dr. İlhami Güler (Star)

En Son Yazılar

Derviş William, sözü eğri büğrü söyleme!

Necdettin Efendi

Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın.   Dilin Kemiği

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °