Erdem Abaka - 20 Ocak 2009
Sabah sabah, kasatura gibi gözünüzün arkasına saplanıp kalmış bir baş ağrısıyla uyanırsanız, ne kuş cıvıltısı işitiyor kulağınız, ne de çam ağacı görüyor gözünüz. Üstelik içinizde, bir şeyler anlatmaya çabalayıp da boşa konuştuğunuzu fark etmenin getirdiği yılgınlık ve çaresizlik de varsa, kendinizi hepten çaresiz, değersiz, "yok" hissediyorsunuz.
Tam da böyle bir ruh haliyle küskün ve ümitsizken, Derkenar'da Büdütör'ün notunu okuyunca bu karamsar hava dağılıverdi. Demek ki iyi bir şeylerin ucundan kıyısından tutuyormuşuz. Demek ki hâlâ ümit var.
Benim hiç gayrimüslüm arkadaşım olmadı. Tövbe, bir tanıdığım var; Alen. Kırklı yaşlarında, özel hayatında mutsuz, işinde gücünde, senin benim gibi bir adam. Hiç o malûm konulardan konuşmadık onunla. Fırsat mı olmadı, bahsetmek mi istemedik, kimbilir? Ama, o çokça Balyan Ailesi'ni anlatır. "Bizim de katkımız var bu medenîyette" mi demek ister içten içe?
Hepi topu bu işte, Ermeni Alen. (Bir de, Asala belâsının diplomatlarımıza musallat olduğu yıllarda babamın alışveriş yaptığı kuyumcu vardı, Ohannes Amca. Ama babam ona Amcaoğlu derdi. Muhtemelen güvenlik sebebiyle böyle dediğini sonradan anlamlandırdım.)
Rum ve Yahudi dostum da olmadı. Bu topraklarda artık dost olabileceğimiz miktarda Ermeni, Rum, Yahudi kalmamıştı belki de. Ya da bana denk gelmediler.
Ama, çocuklukları gayrimüslümlerle geçen çok insan tanıdım. Eh bu da bir şeydir.
Ben de Ermeni denince Asala, Rum denince Yunanistan ve EOKA, Yahudi denince Siyonist İsrail'in akla geldiği müfredatla yetiştim. Ama, çocukluklarının bir bölümü, üstelik en güzel anılarıyla, bu insanlarla beraber geçmesine rağmen, bu toprağın yetiştirdiği bir yazar ense kökünden vurulduğu zaman, "bir ermeni için ne yaygara yapıyorsunuz" diyecek kadar zehirlenmemişim çok şükür.
Muhtemelen ailemde bir Ermeni tarafından öldürülen kimse yok, Ermeni öldürmüş biri de yoktur sanıyorum. Bunlardan başka, 6-7 Eylül olaylarına, Maraş olaylarına, 7 TİP'li genç olayına, Sivas Katliamına katılan biri de yok ailede. Yani normal şartlarda bu işler beni hiç mi hiç bağlamaz.
Beni dertlendiren ne biliyor musunuz? Hep beraber yaşama amacı bir şiirin mısralarında sıkışıp kalmışsa, köylü çocukları vatanı sevmenin yazarları vurmakla mümkün olduğuna inanmışsa, güzelim sofralarda kahkahalı yemekler yenebilecekken birbirimizin kanına ekmek doğramaya başlamışsak, analar evlâtlarını dağda ölüme göndermek zorunda kalıyorsa, "gidemezsin" diyemeyecek kadar güçsüz düşmüşse, beş yaşındaki çocuklar babasız kalıyor ve tabut başında asker kıyafetiyle intikam yemini etmek zorunda bırakılıyorsa, biz bu cumhuriyeti neden kurduk ki?
Sakın bana "dış güçler" diye başlayan bahaneler sıralama dostum. "Kimse ölmesin tabii, ama..." diyerek, vurdumduymaz cümlelerin ardına sığınma.
İçkici ve kumarbaz evlâdını her şart altında seven bir anne duygusallığıyla üstüne titrediğimiz, hatalarını görmezden geldiğimiz, hiç bir kötü yanını kabullenemediğimiz cumhuriyet belki de kurulma aşamasındaki o "güzel" amaçlardan çoktan saptı. Belki o amaçlar, güzel günlere inanan "Şayak Kalpaklı" adamlarla öldü gitti. Belki de hiç olmadı.
Görmüyor musunuz? Dört yanımızı saran hayalî korkularla ömürlerimizi tüketip duruyoruz. Komşularımızı gâvur, şeriatçı, Ergenekoncu, türbanlı, laikçi diye etiketleyip duruyoruz. Hızımızı alamayıp vuruyor, öldürüyoruz.
"Ulan dört tane Müslümanı cebinden çıkarırsın koca Ermeni!" diye takıldığımız dostlarımız da tükenince kime boşaltacağız içimizdeki kini?
Bana hâlâ bir ümit olduğunu söyleyin, ne olur.
Düşünenlerin düşünceleri
Devlet ana kötü yola düşerse'den çok güzel bir giriş yaptınız. Saygı duyuyorum yorumlarınıza. Kaleminize saglik.
Lâkin "Dört şişman adamı cebinden çıkarırsın zayıf adam!" Ya da "Dört kısa boyluyu cebinden çıkarırsın koca uzun boylu adam" sadeliğinde diyemediğiniz sürece, samimi bile olsanız (ki samimiyetinize inaniyorum): Böyle ermeni, boşnak, gâvur yada kürt diye sıfatlamak kulağa çok hoş gelmiyor. Sanırım karnımızın yumuşak yerine denk geliyor. Gâvur olduğunu kendisi bilip, kendisini gâvurum diye tanıtan biri bile: "Gâvura bak" vs gibi bir sıfatlamada gülümsemesini yüzünde donduruyor. Bilesiniz istedim.
Sheman - 20 Ocak 2009 (21:58)
Her ne kadar kimi politikacılar hâlâ kürsüden avaz avaz bağırmayı siyaset sansalar da ben "insan"ın vicdanına ve sağduyusuna güvenmek gerekir diyorum. Üstadın deyimiyle, "enseyi karartmayın" Erdem Bey, bu ülke bu badireleri de aşacaktır.
Türkel Çiftçi - 31 Ağustos 2009 (12:10)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Erdem Abaka
Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!
Ali Türkan
Sonra arkadaşlar gelip ayıracaklar, biraz da küfür edip, koşarak uzayacaktık oradan. Böyle olmadı. Adam, ben lâfımı tamamlar tamamlamaz, burnumun ortasına öyle bir kafa oturttu ki (nasıl söylesem) resmen ters döndüm ve yüzükoyun yere kapaklandım. Devam
Robot Uyumluluğu
Erich Fromm
Benliğin yitirilmesi ve yerine yapay benliğin konulması bireyi yoğun bir güvensizlik içinde bırakır. Temelde, başkalarının kendisinden beklediği şeyin bir yansıması olduğundan, kuşkularla doludur, bir ölçüde kimliğini yitirmiştir. Devam
Bir tek ben miyim kırılgan olan?
Necdet Şen
Sevginin başkalarına lûtfettiğimiz bir paye değil de hayatımıza anlam katan yoğun enerji olduğunu anlayamadığımız ölçüde müsamahasız ve kırılganız. Korku bokuna, bu enerjiden gönüllü olarak feragat ediyor ve gönül defterimizdeki isimlerin üzerine çizikler atıyoruz bir bir. Devam
Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot
Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot
Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron
Hayat hediyesi; hayatın kendisi
Alper Uzun
O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda. Devam
Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Ahmet Faruk Yağcı
Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak. Devam
Pilot
Kâmuran Kızlak
Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok. Devam
Bankacı
Deniz Türkoğlu
Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak. Devam
Banka
Deniz Türkoğlu
Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Evlilik Felsefe Feminizm Gazete Gençlik Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Para Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Hayat© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal