Alper Uzun - 13 Temmuz 2009
Eskiden ama çok eskiden insanlar kontrolsüzce çocuk sahibi olurlarmış. Kontrolsüzce derken, "yapabildiğin kadar yap, bol bol yap, çok çok yap" anlamında değil. Bir tane bile olsa kontrolsüzce olurmuş. Elbette çok çok da yaparlarmış ama önemli olan nokta, bu değil.
Kadın hamile kalırmış ya, ondan sonra artık bebeğin şansına, babadan ve anneden hangi göz rengi, saç rengi, hangi hastalıklar gelecekse o gelirmiş. Bilinmezmiş öncesinde. Daha sonraları bebeğin cinsiyeti de öğrenilir olmuş. Erkek mi kız mı olduğu bilindiğinden ona göre kıyafetler alınır ve hazırlıklar yapılmaya başlanırmış. Fakat çok çok daha öncesinde ise bu dahi bilinmezmiş. Bebek dünyaya geldiğinde cinsiyetinin ne olduğu tam anlamıyla sürprizmiş.
Bu aralar artık bebeklerimizin cinsiyetini önceden öğrenmek gayet sıradan bir durum. Kontrolsüzce çocuk doğuranlar ise neredeyse yok gibi. Yasak ilişkilerin bebekleri bile kontrollü. Kontrolsüz gebe kalanlara deli gözüyle bakıyorlar, hatta haklarında "ne acımasız insanlarmış" diye düşünülüyor.
1978 yılının temmuz ayında, İngiltere'de ilk tüp bebek dünyaya geldi. 25 Temmuz tarihinde doğdu Louise Brown. Annesi ve babası her ne kadar tüp bebek olayının bir deneme olduğunu bilseler de, doktorları tarafından daha öncesinde başarıyla sonuçlanan böyle bir deneyin olmadığı konusunda bilgilendirilmemeleri, durumunun etik açıdan uygun olmadığı tartışmalarını da beraberinde getirmişti. Louis bugün 30 yaşında ve evli. 2006 yılında onun da bir oğlu oldu. Normal yollarla dünyaya geldi. Annesi gibi tüp bebek değil.
İngiliz yazar Aldous Huxley, 1931 yılında "Cesur Yeni Dünya" isimli romanını yazarken 2540 yılının Londra'sında geçen ve üreme alanında gelişmelerin toplumu nasıl değiştirdiğini (yoksa değiştireceğini mi demeliydim) anlatıyordu. Eğer romanı okursanız, daha 1931 yılında hemen hemen tüp bebek tanımına bu kadar yakınlaşarak tarif eden bu yazara hem çok şaşıracak hem de hayal gücünün gerçekçiliğine hayran kalcaksınız.
Günümüzden yaklaşık 540 sene sonra değil ama 30 yıl öncesinde ilk tüp bebek dünyaya geldi. Ardından gelen diğer tüp bebekler ilki kadar şaşkınlık yaratmadı. Rutin bir çalışma bile oldu artık bu uygulama. Doğal yollarla çocukları olamayan anne ve babalar için bir umut ışığı oldu tüp bebek. Elbette teknik henüz mükemmel değil, daha gidelecek uzun yollar var.
Hastalıklarımız, zayıflıklarımız, bir takım ilâçlara dirençlerimiz, fiziksel özelliklerimiz ve daha bir sürü bilgimiz genlerimizde kodlanmış halde bizlere şekil veriyor. Farklılıklarımızı ve benzerliklerimizi sağlıyor. Zamanımızdan çok da uzak olmayan ama muhtemelen bu yazıyı okuyanların hemen hepsinin de göreceği yakınlıkta da olmayan bir zamanda yazının başında sözünü ettiğim kontrollü doğumlar gerçekleşecek.
Çocuğunuzu meydana getiren sperm ve yumurtanızın hangi hastalıkları taşıdığını bilecek ve dolayısı ile bu hastalıklar ile dünyaya gelmesini istemeyeceksiniz. Tıpkı pirinçteki taşları ayıklar gibi ayıklayacaksınız "maraz" özellikleri. Meydana getirilen gen şebekelerinde hangi genlerin hastalıkların asıl oyuncusu olduğu bilindiğinden onlar özenle manipule edilecek. Mesela çocuğunuzun ileride kel kalıp kalmaması da artık seçime bağlı olacak. "Gür saçları olsun" diyebileceksiniz.
X kromozomu bağlantılı bir durum olan kelleşmede yeni bir gen daha keşfedildi. Sox21 adı verilen bu genin de kelleşmeye neden olduğu bulundu. Söz konusu çalışma 2009 yılının Nisan ayında yayınlandı. Mesela bu genin çalışmasının bozulması farelerde tüylerin dökülmesine ve hatta insanlarda da kelleşmeye neden olduğu bulunmuş. Sox21'e yönelik yapılacak gen terapileri belki de kelleşmeyi son bulduracak.
Bugünlerde bir takım ipuçlarını ele geçirmemiz, insanlığın geleceğinde büyük kolaylıklar sağlayacak. Akla hemen işin şeytani tarafları da gelebilir. Ama insanoğlu zaten hep iyi niyetli olsaydı, dünya bugünkü durumunda olmaz, savaşlar, itişmeler, kakışmalar da olmazdı. Dolayısı ile şeytani bilim adamları ve onların uygulayıcıları da belki hep olacaktır. Bu yazının özenle odaklandığı nokta, işin güzellikleri kısmı.
Kontrollü gebelik bir zaman sonra o kadar rutin olacak ki, insanlar artık çocuklarına daha doğmadan konforlu ve olabildiğince rahat bir yaşamı sağlıyacaklar. Bu konfor genler ile gelecekse ve imkân da varsa onu da deneyecekler. Zaten kim bile bile lades demek ister ki.
James Watson, DNA'nın yapısını bulan bilim adamlarından (Francis Crick, Maurice Wilkins ile birlikte 1962 nobel Tıp ödülünü paylaştı) bir mülakatında şöyle sormaktadır:
"Eğer daha iyi insanlar yapabileceksek, neden yapmayalım ki?"
Zaten düşünsenize, dünyaya gelecek bebeğinizde ilerleyen zamanda bir takım hastalıkların olacağını ve aslında daha doğmadan bir takım terapiler ile bu hastalıklardan arınabileceğini bildiğiniz halde, anne ve baba olarak sessiz sakin oturur bekler misiniz? İçiniz el verir mi? Mesela çoçuğunuzu kendi elinizle bindirdiğiniz otobüsün yarım saat sonra büyük bir kazada paramparça olacağını bilmenize rağmen bindirebilir misiniz? Bu, kadere engel olmak değildir. Aksine bilgi sayesinde o kaderin bir parçası olmaktır. Hele müdahale etmek hiç değildir. Sadece eldeki bilgiyi kullanmaktır.
70 yaşına gelmiş ve yakın akrabalarında meme kanseri olmayan kadınların yaklaşık yarısında, mutasyona (değişime) uğramış BRCA geni sayesinde bu kadınlar hiç bir şekilde meme kanseri riski taşımamaktadırlar. Bir şekilde bir takım kombinasyonlar bu kadınları meme kanserine yakalanmaktan korumuştur. (Bu arada küçük bir not eklemekte yarar var. BRCA1 ve BRCA2 genleri tümör baskılayıcı genler olarak bilinmekte ve bu genlerde meydana gelen bir takım mutasyonlar meme kanserine yol açıyor. Mutasyonlar kötü yönde olabildikleri gibi iyi yönde de oluyorlar. Dolayısı ile bir durumda mutasyonların oluşumu kişiyi korurken başka bir durumda gerçekleşen mutasyonlar hastalıklara da sebep olabiliyor.)
Hayatımızın pek çok aşamasında riskler ile yaşıyoruz. Arabalarımızın, bilgisayarlarımızın, cep telefonlarımızın her türlü özelliğini biliyorken, bizzat taşıdığımız, her yere getirip götürdüğümüz bedenlerimizi ne yazık ki bilmiyoruz. Arabalarımıza, hangi kalitedeki benzini nereden alacağımızı çok iyi bilirken, damarlarımızda dolaşan kanımızdaki kolesterolün çoktan sınırı geçtiğini ve her anımızı risk içinde geçirdiğimizi bilmiyoruz bile.
Bilmek ve bilgi sahibi olmak güzel şey. O yüzden, kendi adıma, bilginin de en güzel ve en insanî şekilde kullanılmasını diliyorum.
Yararlanılan kaynaklar;
Redesigning Humans: Our inevitable genetic future, Gregory Stuck
A Brave New World, Aldous Huxley
Visions, Michio Kaku
Saga etal, The disruption of Sox21-mediated hair shaft cuticle differentiation causes cyclic alopecia in mice, PNAS 21 April 2009.
Düşünenlerin düşünceleri
Yazıyı okuyunca televizyonda seyrettiğim 1997 yapımı Gattaca filmini hatırladım. Bu filmde tam da anlattığınız konu (daha doğmadan genetik bileşimi ısmarlanan çocuklar) anlatılıyordu. Ama sanırsam, tıp dünyasında bu yönteme karşı ciddi kuşkular da var -ki siz bir kısmını özetlemişsiniz. Galiba esas mesele, olası hastalıkları bertaraf etmekle narsistik bir ırk yaratmak arasındaki ahlâki dengeyi gözetebilmekte.
Selim Atak - 14 Temmuz 2009 (10:40)
"Gattaca"... Ethan Hawke, Jude Law ve Uma Thurman'ın oynadığı filmi hatırlarsınız. Biri ısmarlama, diğeri aşk bebeği olan iki kardeşin ve sakat kalmış süper astronotun hikâyesi. Mazlumun yanında olma dürtüsünden midir nedir, ben aşk bebeğini sevmiştim. Oysa hastalıkları önceden görüp ortadan kaldırabilmek kadar güzel bir şey olabilir mi?
Yeter ki bilimin bu güzelliği zengin fakir ayırımı olmadan herkese uygulanabilsin. Alara Hanım'ın "prensesi" Barbie bebek gibi doğarken, Rençber Ali'nin oğlu hastalıktan kırılmasın.
Neticede, şu teknoloji, şu sosyoloji, tıp, genetik bilimleri insanları sınıflandırıp birine ballı börek yedirirken diğerine at fışkısı yedirmesin.
İsteyen "Barbie bebek" doğursun isteyen aşk çocuğu. Kargaya yavrusu kuzgun ne de olsa. Kim ne karışır?
Erdem Abaka - 14 Temmuz 2009 (10:57)
Sevgili Selim Atak'la pişti olmuşuz. Muhtemelen aynı zamanda yazılan yorumların birbirine yakın zamanda yollanması bu durumu yarattı. Bu arada yazının aklımıza aynı filmi getirmesi de güzel tesadüf. Alper Uzun'a da ayrıca teşekkürler. Aydınlatıcı ve düşündürücü bir yazı.
Erdem Abaka - 14 Temmuz 2009 (13:16)
Sevgili Selim Atak, ben de gattaca filmini seyretmis ve cok da begenmistim. Haklisiniz ciddi kuskular var. Aslinda simdilerde en cok uzerinde durulan sey yedek parcalar da diyebilecegimiz organlar, uzuvlar yapabilmek. Bunun elbette cok buyuk yararlari var, ama kotu yonlerde kullanilma ihtimalleri de yuksek. Ne de olsa insaniz! Sevgili Erdem, hakikaten ornek konusunda pisti seysi olunmus. Galiba barbie konusunda cok haklisiniz belki de bir sure (ilk zamanlar) parasi olan secmece cocuklara sahip olacak ki bu da teknolojinin parayla satin alinmasi hatta hayatlarin para ile satin alinmasi diye de dusunulebilinir (teknoloji ucuzlayinca herkese belki o zaman yayilacak). Bundan bir kac yil once bireysel genom ile ilgili tartismalarda kisilerin gen haritalarina gore hayat sigortasi, saglik sigortasi policelerinin bile pahali, ya da ucuz olacagi soz konusu ediliyordu. Hatta sirketler calisanlarinin genomuna bakarak riskli kisileri işe almayacaklar diye dusunuluyor. Ne kadar da insanî(!) dusunceler uretiyoruz di mi?
Alper Uzun - 14 Temmuz 2009 (14:48)
Bu işin çivisi çıkıyor arkadaş!
Bilginin kutsallığı, DNA, RNA, kök hücre derken bir bakacaksın ölümsüzlük mümkün olmuş. Bu imkândan faydalanamayan olacaktır pek tabii. Ama faydalanmak istemeyen babayiğit çıkacak mı?
Bir bakacaksın, yıl 2209, Hıncal Uluç boynunda fular hâlâ gevrek gevrek gülerek futbol yorumu yapıyor. Ölüm olmadığı için insanlarda tevekkül diye bir şey kalmamış. Parası olmayan ölümlülerle, paralı ölümsüzler arasında uçurum bir daha kapanmayacak şekilde açılmış, tıpkı mitolojide anlatıldığı gibi.
Yeniden engizisyonu mu kursak, ne yapsak? Yoksa bu kuruntularımız yersiz mi? Belki Alper bey başka bir yazısında bizi aydınlatır.
Seyit Balkuv - 14 Temmuz 2009 (15:39)
Bildiğim kadarı ile genom projesi oldukça ilerlemiş durumda ve bu projede çalışan laboratuarlar genetik şifreleri çözdükçe, patentlerini alıyorlar. Bu durumda, birileri, yasal olarak, parsel parsel insan varoluşunun sahibi haline mi geliyor? Alper Bey, bu soruyu yanıtlarsanız çok sevinirim. Bu konu gerçekten çok ilginç, önerebileceğiniz genetik bilimi çevresindeki hukukî ve etik tartışmaları konu edinen kitaplar var mı?
Elif Vural - 14 Temmuz 2009 (22:34)
Seyit Balkuv'un çizdiği 2209 tasviri kanımı dondurdu. Eğer bu gen teknolojisi ortaya böyle bir tablo çıkaracaksa ("Hıncal Uluç boynunda fular hâlâ gevrek gevrek gülerek futbol yorumu yapıyor"), tüm genetik laboratuvarlarını ve çalışanlarını osuruk gazıyla zehirleyip bu çalışmalara son vermek isterim. Yok eğer başarısız olursam da, ne yapayım, bir Doktor Kevorkyan bulup ötanazi yaptırırım, daha iyi.
Aman diyeyim Alper Hocam, sen amanı bilir misin, bundan sonra hasıl olacak nesilleri ister mavi gözlü yapın, ister tamamını lepiska saçlı, Jude Law çehreli, Uma Thurman dudaklı, zırnık itirazım olmaz; ama şu "ölümsüzlük" mevzuunu bir daha düşünün derim.
En azından şu Hıncal Efendi'ye hak vaki olana kadar...
Tahir Kemal - 15 Temmuz 2009 (00:59)
Simdilik civi cikmasa da her seyin civisini cikartan insanoglu bunun da cikaracaktir eminim. Ölümsüzlük konusuna gelınce ölümsüzlük değil ama ileriki nesillerde meselâ uzun yasam soz konusu olacak diye dusunuyorum. Hani bilimle kurguyu yanyana koyarak da dusunursek, belki de gelecek nesiller 120-130 gibi yaslara kadar yasayabilecek ama su sekilde bir fark olacak diye dusunuyorum... 80 yasinda bile 40 yasindaki hayat kalitesinde yasamak soz konusu olacak. Ama elbette bunlar kurgunun da oldugu satirlardir. Bilim adamlari ozellikle bu ara uzun yasamak yerine kaliteli yasama odaklanmis durumdalar. 80'lerinde bile 40'li yasalarda yasamak gibi.
Genom projesi ise aldi basini gitti ve simdilerde fil, at, solucan, kopek, inek, ve daha bir cok canlinin genomu cozuldu. Patent almak ise soz konusu degil su an ve bu yasak. Iyi ki de yasak. Dolayisi ile genlerimiz hâlâ patentli degil. Fakat ya ileride sentetik genler yapilirsa tipki lego seti gibi tak cikar olmaya baslarsa durumlar iste o zaman sentetik genler icin patent soz konusu olacaktir. Ama desifre edilen kendi genlerimiz hâlâ bizimdir.
(Tam olarak etik konuya direk baglantili olmasa da yaslilik uzerine guzel bir kitap tavsiye edebilirim: "Means to an end; the biological basis of aging and death, William R. Clark)
Alper Uzun - 15 Temmuz 2009 (04:29)
Yahu Alper Hocam, biz de her şeyi sana sormaktayız ya, ne yapalım, koskoca Amarikanya Cumhuriyetini mesken tutmuş olup, hem de genetik denen akıl sır ermez ilmin ıcığını cıcığını bilen tek akrabamız sensin.
Bizim memlekette "kötü tohum" dedikleri bir meret vardır. Sanırsam sizin oralarda da buna "bad seed" deniliyor.
Eh, buğdayın arpanın kötü tohumu olur da insanın olmaz mı? Bizim köyde bir Çalık Kerim var, herifin her bir işi alavere dalavere. Bir günden öbürsüne adam gibi bir iş yaptığı, haşa huzurdan, yaralı bir barnağa işediği görülmemiştir. Gün 24 saat mikropluk münafıklık düşünür ve dahi elinden geleni de ardına komaz bu deyyus. Doğduğundan beri böyle diyeyim de anla artık.
Şimdi benim sorum şu Alper Hocam, de söyle bana, acaba günün birinde sizin genetikçi milleti "kötülük geni" diye bir gen bulup "ahan da yeri burasıdır" diye barnağınnan gösterirler mi?
Yani, sözün özü, insan vücudunda "kötülük geni" diye bir gen var mıdır? Yoksa insanlar "tabula rasa" doğup sonradan mı kötü olurlar?
Kâmuran Hocam, bu soru aynı zamanda sana da... Doğuştan kötülük var mıdır şu yeryüzünde? Hele bi deyiverin yav.
Tahir Kemal - 17 Temmuz 2009 (16:24)
Çok kafayı taktığım konulardandır bu. Zaman zaman çevremdekilerle çok tartışırız bu yüzden. Kötülüğün, güce itaatin, itaatsizliğin, hatta faşist düşünce eğiliminin genetik kodlarla bağlantılı olduğuna inanırım. Elbette bu işler inanmakla alâkalı değil. Bilimin yolu ayrı. Ama kendi gözlemlerim bana hep öyle olabileceğine dair örnekler göstermiştir sanki.
Bir de son zamanlarda Allah inancı, kumar ve alkol alışkanlığı gibi şeylerin de genlerle alâkalı olduğunu söyleyen gazete haberleri okuyunca, davranışlarımızın da genetik haritamızla bağlantılı olabileceğine ilişkin fikrim pekişti.
Meselâ binlerce yıllık süreçler insanların fiziki özelliklerinde değişiklikler yapıyorsa aynı şey davranışları etkileyecek genleri de değiştirebilir mi? Meselâ kadınların büyük çoğunda var olan "fare" korkusunun, mağara yaşamı dönemlerinden kalma bir korku olduğunu ve bunun da bir yerlerde var olan bir genetik kodla hâlâ yaşadığını düşünebilir miyiz?
Bu konular pek hassas elbette. İşin ucunda ırklar ve milletler arasında genetik farklardan kaynaklanan "üstünlükler" olabileceği fikrine götürebilir ki, bu sakıncalı olabilir.
Konu pek sıkı. Merakla bekliyorum.
Erdem Abaka - 17 Temmuz 2009 (17:56)
Muhterem Tahir Kemal Beyfendi, isminizi tersinden okusam sanki daha doğru olacakmış gibime geliyor. Yoksa benim mi kafam karıştı ne?
Evvelâ, şu kötülük denilen mefhumu "başkalarına isteyerek zarar vermek" diye tanımlayabilirsek, "kötülük nedir" sorusuna cevap bulacağız diye felsefi olarak havanda su dövmekten ve fuzulî nefes tüketmekten kurtuluruz herhalde. Tanım üzerinde tam olarak fikir birliğine varamasak bile, ben mecburen bu tanım üzerinden cevap vereceğim.
Çocuk, iyiliği de kötülüğü de gelişim sürecinde öğrenir. Hangi türden davranışlar daha çok ödüllendiriliyorsa veya işine yarıyorsa, onları öğrenir. Yakın çevresinin bu davranışlarla bağlantılı olan düşünce sistemi ve değer yargılarını da içselleştirir. Ortaya "Çalık Kerim" dediğiniz deyyuslar böyle çıkar.
Farklı ailelerde ve sosyal ortamlarda büyümüş "normal-psikolojik bir rahatsızlığı olmayan" tek yumurta ikizleriyle yapılan araştırmalarda bile böyle sonuçlar elde edilmiştir. Tek yumurta ikizlerinin genetik yapılarının çok büyük oranda aynı olduğu bilinir. Buna rağmen, iki kardeşin çok farklı kişilik özellikleri göstermeleri bu işin genetikle çok fazla ilişkilendirilmesinin pek gerçekçi olmadığını gösteriyor.
Amma velâkin, bazı genetik bozukluklar var ki insanları kötülük yapmaya eğilimli kılar. Şöyle ki; Anti-Sosyal Kişilik bozukluğu (Psikopatlar) gösterenlerin, Paronayakların, Şizofrenlerin bazıları başkalarına ciddi zararlar verebilirler (Anti-Sosyaller hariç, diğerlerinin cezai ehliyeti yoktur).
İnsanoğlunun "Tabula Rasa" doğduğu ve Hard Disk'e sonradan kayıtlar yapıldığı ne tam doğru ne de tam olarak yanlış. Hard diskte henüz (tam olarak) okuyamadığımız bazı bilgilerin olabileceğinden şüpheleniyoruz. Mevzunun Ruhiyat kısmı özet olarak bu kadar. İşin bu noktasından sonrası için Allah Alper Bey'e büyük gayret ihsan eylesin ki, o yazıları okuyabilsin ve bize de söylesin.
Bu kadar kalın bir mevzuyu şu kadar kısaltabilmek için epey uğraştım. Yordunuz beni Sn. Tahir Kemal. Benim itikadımca Bilgi Tahir dir. O yüzden, şuncacık gayretin lâfı olmaz.
Kâmuran Kızlak - 17 Temmuz 2009 (17:58)
Bence Sayin Kâmuran Kizlak cok guzel aciklamis, sosyal cevrenin etkisinin aslinda kisiligimizin gelismesinde en buyuk etken olusunu.
Aileler, sosyal ortam, bunlarin hepsi bireyin ne yone doğru gideceginde cok etkili. Diger taraftan bir takim genetik kokenli rahatsizliklar da var ki kisiyi saldirgan ve antisosyal yapabiliyor. Herhalde kotuluk geni diye bir gen varsa da takdir edersiniz ki bunu tutup da ortaya cikarak molekuler biyoloji teknikleri somut olarak neyi nasil bulup yapar bilemiyorum...
Meselâ kanserli dokuyu gorur alir oradaki hucrelerden genleri izole edersiniz.
DNA chip ya da mikro array denen tekniklerle hangi genlerin aktif hale gectigini de bulur normal dokudakiler ile karsilastirirsiniz... Ama meselâ kotuluk genini izole etmeye (bulmaya) calisin kotu insanlardan(!) 30 bin gen icinden bulun ama hangi kistaslara gore?:)
Neyse belki de karikaturize edilecek bir cevap vermem gerekirken, cok mu ciddi bir cevap verdim acaba.
:) Sevgi ve selâmlarimla.
Alper Uzun - 18 Temmuz 2009 (00:23)
Richard Dawkins'in "Bencil Gen" kitabında bununla ilgili bir bölüm vardır. Orada evrimin, dayanışma ve başkalarının yararını gözetmeyi, çıkarcılığa ve bencillige tercih ettiği anlatılır.
Kitaba göre uygularsak, diyelim (Sayin Tahir Kemal'in izniyle) Çalık Kerim'in köyü hiç bir kuralın işlemediği vahşi bir köy olsun. Çalık Kerim ve çevresi silâh zoruyla köyün kaynaklarını elleri altında tutsunlar, köyün en genç ve sağlıklı kadınlarıyla evlensinler ve kendilerine kafa tutanları öldürsünler. Haliyle bir kaç nesil sonra köyün çoğunluk ahalisi hem sosyal hem de genetik olarak Kerim'in yolundan gidenlerden oluşacaktır. Yani köyde herkes birbirine düşman olacak ve herkes kendi kişisel çıkarları peşinden koşacaktır. Bu da köy halkını, kurda, kuşa, çakala ve bilimum dış güçlere karşı korumasız ve zayıf düşürecektir. Ve eğer Kerim'in etki alanı dışında kalmış bir gurup güçlenme şansı elde edemezse, çoğunluk Kerim'in genlerini taşıyan tüm köy halkı evrimin derin sularına gömülüp yokolacaktır.
Yine bu mantıkla evrimin sonsuz akışında kötülüğün de genetiksel olarak nesilden nesile geçme şansı bulduğu virajlar, rampalar bulunabileceği düşünülebilir.
Yalçın Şahin - 20 Temmuz 2009 (12:03)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Alper Uzun
Alper Uzun'un web sitesi: Hayattan ve Masallardan Biraz
Neredeydin ki günlerdir?
Ali Türkan
Yürüdük. Elini tuttum. Gözlerine baktım. Tenhalarda sarıldık. Öpüştük bile. Öyle acemice, öyle keşfederce, öyle güzel. Delikanlı kızdı. Sapına kadar insan. Nasıl güzeldi kafası. Ne üstümdeki çullar ilgilendiriyordu onu, ne parasızlığım. Devam
Geçmişiniz İtinayla Temizlenir
Cemil Koçak
Öncelikle, geçmişin bugün artık bilinmesi/hatırlanması istenmeyen bazı noktaları tarih sayfalarından tamamen düşü(rülü)yor. Toplum hafızasında yer bulmasına izin verilmek istenmiyor. Hiç araştırılmayan, hiç yazılmayan ve hiç konuşulmayan temâların bu sûretle târihsel geçmiş olmaktan çıka(rıla)bilmesine gayret ediliyor. Devam
Çoook alâmetler belirdi!
Necdet Şen
Çıtırtılarla dolu tuhaf bir sesle kapanacak televizyonumuz. Statik elektriğin sesini işiteceğiz. Ekran açılmadan önceki donuk rengine kavuşacak. Sağa sola bakınacağız. Eğer o sırada dışarıda bülbüller ötüşüyorsa, bir ihtimal onu işiteceğiz. Devam
Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot
Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot
Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron
Hayat hediyesi; hayatın kendisi
Alper Uzun
O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda. Devam
Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Ahmet Faruk Yağcı
Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak. Devam
Pilot
Kâmuran Kızlak
Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok. Devam
Bankacı
Deniz Türkoğlu
Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak. Devam
Banka
Deniz Türkoğlu
Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir. Devam
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Erdem Abaka
Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der. Devam
Okul yolunda genç olmak
Hasan Demirpaz
Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz. Devam
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Kanlıca'nın yalnızları
Deniz Türkoğlu
Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk. Devam
Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru
Hülya Yalçın
Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor. Devam
Nişantaşı Reasürans
Nuri Yalçın
Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil. Devam
Boşluk
Ahmet Faruk Yağcı
Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız. Devam
Küllenmiş Zamanların Ardından
Bülent Karaköse
Ertesi gün kendime geldiğimde Sinan'ın siyah deri yeleğini üstümde buldum. Biraz şaşırmıştım ama hatırlamakta zorlanmadım; gece barda üşümüştüm ve çıkarıp yeleğini hediye etmişti. Devam
Adını yitiren Mehmet
Deniz Türkoğlu
Bir gün Beyazıt'ta yürürken kırmızı spor bir arabanın içinden adımı seslendiklerini duyuyorum, dönüp baktığımda Mehmet'e rastlıyorum. Görüşmeyeli uzun yıllar olmuş. Devam
Hayat çook garip!
Erdem Abaka
Günümüzde hayatımızı kuşatan bu şeyler bizim için o kadar ön planda ki, asıl olan yalın gerçekliği bazen kaçırıyoruz. Ben o akşamüstü, o kedi yavrularken bir mucizeye tanık oldum. Hayatın başlangıcına. Kadim hakikate. Devam
Kokulu bir yol yazısı
Ahmet Faruk Yağcı
Etler büyük tabakta cızırdayarak geliyor. Yanında manda yoğurdu. Bu iki koku ile yoğunlaşan mutluluğumuz pirzola dilimlerinı ısırıp dişimizle kemiğinden ayırmaya çalışırken zirve yapıyor. Devam
Eyjafjallajökull
Yalçın Şahin
Ekonomik, sosyal hatta zihinsel faaliyetlerimizin çoğu bir temel ilke üzerine kuruludur: Tekrarlanabilirlik. Bu kavramın tekerleğin icadıyla ya da ona paralel şekilde insan zihninde yer etmiş olması muhtemeldir. Devam
Pornografi Hürriyeti
Necdet Şen
Yıllardır medyadan fersah fersah uzakta duran birisi olarak kendi bildiklerime bakınca, kesintisiz 40-50 yılını o camianın içinde geçirenlerin kimbilir neler neler bildiklerini tahmin edebiliyorum. Devam
Salinger öldü
Deniz Türkoğlu
Salinger'in yazdıklarıyla arasında aşılmaz duvarlar vardı. O duvarlarının arkasından hiç çıkmadı. Ali öyle değildi. Onun duvarları yoktu. Sınırları, çitleri, bir kapısı bile yoktu. Kafasına esen, çat kapı, tanıdığı tanımadığı herkes Ali'ye ulaşabildi. Devam
Üç Tavuk
Erdem Abaka
Kapalı olmasına rağmen içimi umutla dolduran ılık ve renkli bir bahar sabahında, her biri hem fizik hem de karakter olarak birbirinden çok farklı olan bu insanlar ve ortalarında, ayakları bağlanmış, korku dolu gözlerle bakan ve ara sıra gıdaklayan üç tavuk... Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Evlilik Felsefe Feminizm Gazete Gençlik Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Para Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Hayat© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal