İlker Tortop - 7 Ekim 2008
Odanın içinde bir ileri bir geri yürüyordu sinirli sinirli. ''Bunlar, yarın benim geldiğim yere de gelirler, emekli de olurlar, en iyi şartlarda yaşarlar, bunları ayıklamalı'' diyordu.
İkinci başkan boncuk boncuk terliyordu yanında. ''Ne demek savaşa gitmemek? Şimdi gitmeyecekler de ne zaman gidecekler? Bunlar bir de Kurmay olacak yahu, olur mu böyle şey?'' diye bağırıp duruyordu.
Anlatan, olayın şahidi Emekli general Osman Pamukoğlu. Söylenip bağırıp çağıran ise devrin Genel kurmay başkanı Doğan Güreş. Kimseleri Hakkâri'ye gitmeye ikna edemeyince en son Osman Paşa'ya görev düşmüştü.
Şimdilerde olan bitene bakınca durum tam da ''timsah gözyaşı'' deyimine uyuyor. Çok değil bir haftaya kadar gene unutacak bu toplum olanı biteni tüm bu olanları. Gene sabah akşam futbol programları seyredilecek, İbo göbek atacak, Amerikan dizilerinde kim bilir kimler kimleri kovalayacak. Biz de kaldığımız yerden başlayacağız yağa mazot, ekmeğe çivi, meyveye zehir koymaya.
Bu savaş başımızda bir belâ gibi. Zengini kaza yapınca ceza yemeyen, zenginin çocuğunun kamplarda askerlik yaptığı, zengin suç işleyince kimsenin görmediği ülkemizde biz de böyle yaşayıp gideceğiz. Her on yılda bir sapıkları, katilleri salacağız hapislerden. Hapis'e giren "adam" olacağına daha bir manyak çıkacak dışarı. Herkes elindeki üç kuruş paraya bakıp yakacak orman talan edilecek deniz arayacak. Analar doğurdukça çocuklar dağa yollanacak, yavrular öldükçe siyah gözlüklü adamlar ''analar daha neler doğurur'' diyecek. Hayat akıp gidecek böyle.
Oysa hayvanlar dünyasında işler daha adildir. Herkes gerektiği kadar yer, sürünün lideri bile doyunca çekilir en çelimsize yer verir.
Bir keresinde bir grup kediye yiyecek vermiştim. İçlerinde en büyük ve koca kafalı olanı ilk önce başladı yemeye. Küçük ve yavru bir kedi de aç olduğu için hamle yapıyor ama yemeğe yeltenmiyordu yemeği. Bazen elini uzatsa da koca kafalı reisten bir pati yiyip kalıyordu. Neden sonra büyük kedi doymayıp yemeye devam edince o küçücük kedi bir tane patlatıverdi reise. Büyük kedi de ayıbını anlayıp yerini ona verdi.
Böyle adil değil bizim dünyamızda işler maalesef. Ama kediler "nankör", köpekler "aç gözlü", domuzlar "saldırgan", ayılar "zorba", kuşlar ise "sıçıcıdır" ve sevmeyiz cümlesini bu yüzden.
Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Sadece arada bir söylenecek birileri ''analar bir daha doğuruversin''...
'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez daha catirtadigi su gunlerde, halkimiz, acaba, durup soracak mi su soruyu kendine? Kimin duzeninde, kimin icin veriliyor bu canlar?
Umut Kalan ~ 10 Ekim 2008 (00:27)
Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için "iki başbakanlı sistem" diyor. Biri resmi başbakan diğeri genelkurmay başkanı. Sistem böyle olunca da herkes kendi imkanları ve silahlarıyla politikayı yönlendirme yoluna gidiyor.
Tabii biz de vatandaş sıfatıyla şunları sormaya cesaret edemiyoruz:
"Sayın 2. başbakan, Aktütün karakoluna saldırmak için yığınak yapan ve ABD casus uçakları tarafından BBG evi gibi görüntülenip size servis edilen PKK'lıları neden görmezlikten geldiniz?"
Yoksa darbe kapısı kapandıktan sonra sıra buna mı geldi? Kendi erlerimizi bile bile kurban etmeye... Şehit analarının baskısıyla daha fazlasını almaya...
İmtiyazlarını daha da artırmaya mı hevesleniyor sevgili ordumuz? Şu an sahip oldukları yetmiyor mu?
Evlerinin önüne de golf sahası yaptırırsak komutanlarımız tatmin olur mu?
Tuncer İnceoğlu ~ 10 Ekim 2008 (12:53)
Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok uygun.
"Aktütün Karakolu 1992-2008 arası bu sonuncusuyla beráber tam beş kere baskına uğradığı ve şu ána kadar 44 şehîde málolduğuna nazaran çok önemli bir mevkıy olduğu anlaşılıyor. Bu kadar önemliyse niye bir türlü doğru-dürüst korunamadı ve yok o kadar önemli değil idiyse neden inadla muháfaza edildi? Pazar günü parasızlıkdan emniyetli bir tepeye nakledilemediğini buyurdunuz. İkişer, üçer, sekizer milyar dolarlık silah ihálelerine paranız var da bir karakola mı yetmiyor? Geçmişden bugüne kaç para istediniz de bu millet sizden esirgedi?
Birkaç soru daha:
PKK taarruzu sırası o karakolda niçin, tıpkı 2007'deki Dağlıca ve Çukurca baskınlarında olduğu üzere, tek bir subay bulunmuyordu?
PKK operasyonunda 23 kişi telefát vermesine rağmen vuruşmaya yedi saat devám edebildiğine göre en az 200/300 kişilik bir müfrezeyi muhárebe pozisyonuna sokmuş demekdir. Bázı gazeteler ve ajanslar hattá 400 kişiden sözediyorlar. Şáyet bana fî tárihinde öğretilenleri yanlış hatırlamıyorsam piyáde muhárebesinde taarruz çıkış hattıyla hedef arasındaki mesáfe 150 ilá 50 metredir. Peki, yüzlerce PKK'lı, üstelik ağır silahlarıyla sınırı da aşarak güpegündüz burunlarının dibine kadar yanaşırken Karakoldakiler ne yapıyordu? Hani yatak odalarına kadar gözetliyordunuz?"
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/iftihar-degil-guven-133231.htm
Onat Dikici ~ 10 Ekim 2008 (13:11)
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
İlker Tortop

Ali Türkan
Gülümseyerek kadına bakıyordu. Bizimki de hemen cilve yapmaya, benimle konuşurken, adama "iş atmaya" başladı. Amca, yanımıza gelmek için yerinden kalkınca, izin alıp evin yolunu tuttum ben de. Kalktım ki, komşum da rahat rahat ekmek parasını kazansın. Kahve de pek işe yaramamıştı zaten. Uykusuzluktan geberiyordum. Gene de kulağıma tıkaçları takıp uzandım yatağıma. Devam »

Necdet Şen
Yıllardan beri tartışılıyor. Bir türlü karara bağlanamadı. Bu soruya magazincinin verdiği cevap başka mağdur edileninki başka. Magazinciler ve bu tarz sakaleti sayfalarına taşıyan gazete mutfakları yaptıkları işi çoğunlukla "onlar zaten fotograflarının çekilmesini istedikleri için oradalar" diyerek savunuyorlar. Devam »
Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?
Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor
İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.
Seyit Balkuv
Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.