Hülya Yalçın - 24 Mayıs 2010
Günümüz şartlarında giderek geriye itilen "vicdan" duygusunun yokoluşu özellikle ve öncelikle başta hayvanlara karşı olmak üzere, güçsüz, kendini koruyamayan, yalnız başına yaşamını devam ettiremeyen tüm canlılara yönelmiş korkunç bir tehdit haline gelmiştir.
Son günlerde yaşanılan "çocukların organize olarak bebeklere tecavüz ve öldürme fiilleri" de bu toplumsal dejenerasyonun ve bazı suçların "suç olarak görülmemesinin" kesin bir sonucudur.
Her zaman savunduğumuz gibi "hayvanların yaşama ve doğal diğer haklarını gözardı etmeden, hak savunularının arasında hakettiği yere oturtmak" aslında toplumda bir sonraki aşamaya giden suç işleme fiillerine de ciddi bir fren teşkil edecektir.
Hayvanlara tecavüzün toplumsal gülmece ve şakalaşma kültüründen çıkarılması için bu güne kadar hiç bir ciddi çalışma, eğitim ve bilinçlendirme hareketi yapılmadığı içindir ki kolayca bir sonraki aşamaya geçiliyor ve insana, bebeğe karşı suçlar hızla artıyor.
Bu bir sarmaldır ve en zayıf halkası gerçekten de hayvanlardır. ŞİDDET SARMALINI ANCAK HAYVANLARI KORUYARAK KIRABİLİRİZ.
Bir toplum düşünün ki, geleceği konusunda beklentisi olmadan, maddî menfaate dayandırmadan, sadece insan olmanın, medenî olmanın gereği olarak sahipsiz ve muhtaç hayvanları koruma konusunda duyarlı olsun. Bu toplumda kim kolay kolay bebeklere tecavüzü, genç kızları canlıyken gömmeyi göze alabilir? Bu toplum ki bu tür suçları yasalarıyla da en ağır şekilde cezalandırıyor, yanı sıra sosyal baskı ve yönlendirme ile kınıyor olsa suç oranı hangi yönde değişir? Tabi ki büyük oranda düşüş olacaktır.
Hayvan hakları suçlarının Ceza Kanunu kapsamına alınmasının adliyelerdeki iş sayısını artıracağı yönündeki eleştiriyi bu nedenle tamamen tartışma dışı bırakabiliyoruz. Çünkü suçun ilk basamağı çoğunlukla hayvanlara karşı işlenen fiiller olmaktadır. Medeni uygulamalarda hayvana karşı suçların aslında "topluma karşı işlenen suçlar için bir erken uyarı" olarak değerlendirildiğini gözlemliyoruz.
Hayvanların haklarına duyarsız kalmak demek; yasal düzenlemeyle korumamak demek; toplumsal suçun oluşmasına cevaz vermek demektir.
Devletin vatandaşlarına karşı sorumluluklarından birisi de yasaların uygulanması sırasında ortaya çıkacak olan işlevsizlik ve eksik uygulamalar nedeniyle doğan ihtilâflarda çözücü olmaktır. Hayvana kıyım uygulayan kişilerin "tehlikeli" görülmeyip toplum içine cezasız olarak salınması da bu sorumluluğun gözardı edilmiş olmasını gösterir.
Özellikle hayvanlara kol kanat geren ve kendi şartları gereğince yalnız yaşamakta olan KADINLARA KARŞI işlenen suçlarda da hareketsiz kalınması, bu konunun aslında direkt KADIN HAKLARIYLA DA iç içe geçtiğinin göstergesidir. Toplumun hayvana karşı işlenen suçların cezasızlığından kaynaklanan vurdumduymazlığı ve tavrı nedeniyle pek çok kadın hayvansever "cinsel tacize varan" fiillere maruz kalmaktadır. Bunu ayrı bir konu başlığı olarak Meclis gündemine taşımak üzere Kadın Merkezleri ve İnsan Hakları kuruluşları ile irtibata geçtik. Amacımız ve mutlak hedefimiz, hayvanların haklarının hukuki yarar şartları içinde değerlendirilmesi ve buna karşı suçların mutlaka adli olarak cezalandırılmasının sağlanmasıdır.
Hayvanları korumaya çalışan kişilerin, diğer kişilerle aralarında doğan husumetlerin de mutlaka kanun kapsamında yapılacak düzenlemeler sonucu çözülebilecektir. İnanıyoruz ki ancak o zaman bebeklerine tecavüz edilmeyen, sapık ve sapkınların işledikleri suçları örtbas etmeyen, insanların güvende ve huzurla yaşadıkları bir toplum olabilme yolunda hızla ilerleyebileceğiz.
Av.Hülya Yalçın
İstanbul Barosu
Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı
Düşünenlerin düşünceleri
Ben sokaklarında başıboş kedi köpek dolaşmayan bir şehirin ne kadar da "cansız" bir yer olduğuna memleketten 12.000 uzak olan bu yâd ellerde (Hong Kong) tanık oluyorum ve hiç hoşuma gitmiyor. En çok da sokaklardaki o sahipsiz, özgürce dolaşan ve biraz ilgi (sevgi, yiyecek, vs) karşılığında size sonsuz sevgi sunan o sevimli dostlarımı özlüyorum buralarda.
Benim sokakların ve şehirin süsü dediğim bu dostlarımıza katlanamayan gestapo şefi kafalı insanları kendi sevgisizlikleri ve yoğun nefret duygularıyla başbaşa bırakıyorum. İnsana insanlığını kaybettiren bu duygular onları boğmaya yeter de artar bile.
Çevremde onlar gibileri görmektense, tüm başıboş-sahipsiz o sokak dostlarımı görmek isterim.
Kâmuran Kızlak - 24 Mayıs 2010 (17:32)
İnsanların dünyanın tamamen farklı yerlerinde benzer şeyleri hissetmesi çok ilginç. Benim de en çok yokluğunu hissettiğim şeylerden biri geceleri, uzaklardan bir yerlerden gelen köpek havlamalarıdır. Burası tüm köpeklerin sahipleriyle aynı yatakta uyuduğu, sokakta kedinize araba çarpsa anında ambulansın yetiştiği (iki defa başıma geldi) bir Avrupa ülkesi.
Çocuk ya da yetişkin, köylü ya da kentli, insanoğlunun genel olarak hayvanlarla çarpık bir ilişki kurduğu malûm. Hayvanlarla ilişkimiz horlayıp, taciz etmek ile kol kanat gerip merhamet etmek arasında gidip gelmekten ibaret.
Tamamen insan merkezli bir dünya algılamasında, hayvanların da bizim kadar bu dünyada hakları olduğunu unuttuğumuz gibi, insanın da başka her canlı gibi varolmak için mücadele etmesi gerektiği gerçeğini, hayvanların ihtiyacınınsa bizim merhametimiz değil sadece bu mücadeleyi hakça yapmamız olduğunu gözardı ediyoruz.
Yalçın Şahin - 25 Mayıs 2010 (17:55)
Bu yazıyı okuyana kadar İstanbul Barosu içinde bir Hayvan Hakları Komisyonu bulunduğundan habersizdim. Hayvanlar ve tüm şiddet mağdurları için umut verici olan bu gelişme içimi ısıttı.
Toplumu kanser gibi sarmış bulunan şiddet -ve bu şiddete gizli ya da açık onay vererek meşrulaştıran toplumsal kütleşme- beni korkutuyor. Bu kötülük zincirinin bir yerinden kırılması lâzım.
Sadece yanıbaşımızdaki kedilerin köpeklerin kanaryaların değil, yaşam zinciri içindeki tüm varlıkların (hoşlanmadığımız haşeratın, börtüböceğin, hatta maytların da) kendi bütünlükleri içinde var olma hakkına saygı duymamız gerektiği kanısındayım.
Komisyonunuzun bu konudaki çabalarına imkânlarım dahilinde destek olma sözü veriyor ve şiddete içtenlikle karşı olan herkesi bu olumlu çabaya destek vermeye davet ediyorum.
Necdet Şen - 4 Haziran 2010 (15:39)
"Hayvana yönelik şiddet, daha sonra insanlara yönelecek olan şiddetin habercisidir" biçimindeki saptamanıza yürekten katılıyorum Hülya Hanım. Geleceğin canileri bazen çocuk kılığında aramızda dolanıyor. Büyük olasılıkla, evlerinde gördüklerini dışarıya yansıtıyorlar.
Canlı bir örnek Antalya'dan:
"Kediyi mahallemizdeki veteriner kliniğine götürdüm. Veteriner Hekim Derya Özdemir Ertürk, yavru kedinin her iki gözünün de görme yeteneğini kaybettiğini belirtti. Bunun üzerine yavrunun iki gözünü de operasyonla aldı.Küçük kediyi sahiplendim. Daha o olayın dehşetini üzerimden atamamıştım ki bugün komşular bu kez yavrulardan siyah beyaz renkli olanın bir gözünün dışarıya fırlamış olarak, yüzü kan içinde bir köşeye sinmiş olduğunu söyledi. Bu kez o kediyi aynı kliniğe götürdüm. Maalesef onun da sol gözü alındı."
Veteriner Hekim Derya Özdemir Ertürk, her iki yavrunun da gözlerinin bir başka hayvanın saldırısı sonucu o hale geldiğini düşünmediğini belirterek, delici bir aletle oyulduğu izlenimi edindiğini kaydetti.
Sema Demir - 12 Haziran 2010 (12:11)
Kötülük de hayatın içinde iyilik de, güzellik de var çirkinlikler de. Şiddet de hayatın bir parçası. Balkonda ölen babasını düşünürken kafası parçalanan genç kadın da, gözü, muhtemelen sevgisizlikten ruhu erkenden kararmış, bir insan yavrusu tarafından çıkarılan minik kedi yavrusu da hayatın parçası.
Parayla satın alabildiği hazları hayatın anlamı sanan insanlar da hayatın parçası, yaz günü ortalık sıcaktan kavrulurken bir köpeğe su içiren insan da. Çevresinde kim var kim yoksa bir parça refahları artsın diye çabalayıp duranlar da.
Kötülük olmasın diye mücadele etmek boynumuzun borcu elbette. Ama çaresiz kaldığını hissedersen nereye kadar kahredeceksin ki?
Erdem Abaka - 13 Haziran 2010 (11:01)
Avlanmak ve avcılık hep uzak durduğum konular oldu. Bir zaman balık tutabiliyordum. Artık onu da yapmıyorum. Sokaklarımızda yaşayan evcil hayvanlara uygulanan şiddet işin bir boyutu. İşin en kurnaz kısmıysa bana göre savunmasız ve kendi hayatında yaşayıp giden yaban hayvanlarını türlü tuzaklarla, teknoloji harikası araç gereçle avlamayı, vurmayı, öldürmeyi "spor" ve "doğayı koruma" olarak gösterebilmek. Tıpkı Amerika'nın Irak'ı işgalini utanmadan "özgürleştirme" olarak göstermesi gibi.
Dini sebeplerle kesilen hayvanlar, beslenmek için öldürülenlerle ilgili tartışmalar yapılabilir. Ancak hiç kimse bana avlanmayı ve avcılığı bir keyif, hobi, spor olarak açıklama kurnazlığını kabul ettiremez.
Bazen kerli ferli avcılara rastlarım. Okumuş adamlar da olur bunlar. Nedense aklıma, bunları alıp ellerinde sadece bir değnekle aslanın, ayının bol olduğu bir yerde iki gece bırakmak gibi "Erdener Abi" fikirleri gelir. Öyle ya avcılığın bu kısmına da vakıf olsunlar.
Bütün bunlar şundan aklıma geldi. İTÜ'de Yaban Hayatı Müzesi kurulacakmış. Hayvan öldürmenin estetik boyutunu irdeleyebilen merhum Ufuk Güldemir anısına. İçi doldurulmuş yaban hayvanları falan sergilenecekmiş. Bence bununla yetinilmesin. Daha iyi şakısın diye gözü dağlanan kuşlar, kuyruğu kesilen kediler, tecavüz edilen köpeklerle ilgili bir bölüm de olsun. Gezen çoluk çocuğun ufku açılır.
Şiddeti hangi kılıfa sokarsanız sokun özü değişmez. Her hasta ruhun uyguladığı şiddete bir bahanesi olabilir. Bunlardan en tehlikelisi de şiddeti makul bir şey gibi gösterebilmektir.
Erdem Abaka - 14 Haziran 2010 (11:18)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Hülya Yalçın
Menekşe gözlerde hiç vefa yokmuş
Ali Türkan
Bir kadın tanımıştım bir zamanlar. Garip bir huyu vardı. Mesela bir pop şarkıcısından söz etsek "sırım gibi vücudu var" derdi. Veya "bale nasıldı?" diye sorsam, "güzeldi, adamın vücudu da sırım gibiydi" derdi. Devam
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Devam
Çekmecelerde kaç tane telefon var?
Necdet Şen
Bir yanda açlıktan kırılan Etyopya, Sudan, Bangladeş gibi ülkelerin halkları, diğer yanda zıvanadan çıkmış bir tüketim çılgınlığı. Yaralı parmağa işemenin enayilik sayıldığı böyle bir dünyada insanların bu kadar hoyratça saçıp savurmalarına ne demeli? Devam
Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot
Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot
Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron
Hayat hediyesi; hayatın kendisi
Alper Uzun
O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda. Devam
Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Ahmet Faruk Yağcı
Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak. Devam
Pilot
Kâmuran Kızlak
Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok. Devam
Bankacı
Deniz Türkoğlu
Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak. Devam
Banka
Deniz Türkoğlu
Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir. Devam
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Erdem Abaka
Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der. Devam
Okul yolunda genç olmak
Hasan Demirpaz
Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz. Devam
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Evlilik Felsefe Feminizm Gazete Gençlik Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Para Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Hayat© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal