Alper Uzun - 12 Şubat 2010
Görünmez olmak ne güzel şeydir. İstediğiniz yere özgürce gidersiniz. Dünyanın bir ucuna seyahat edeyim deseniz, engel olan çıkmaz, çıkamaz. Göremezler sizi. Yoksunuzdur.
Hakikaten güzeldir görünmez olmak. Her şey hem bedava hem de pek bir serbesttir. Sınırı yoktur. Çünkü sınırın kendisi bile kalmamıştır ki.
Acaba görünmez adam olmak gerçekten de her zaman çok iyi bir şey midir?
Ben iki tanesini biliyorum. Onları anlatmak istiyorum size, görünmez adam olmalarına rağmen nasıl biliyorum onları. O tarafını sormayın.
Hani her sabah otobana çıkmadan önceki dört yol ağzı var ya... Hani hep önümdeki arabalar geçiyorken, ben kırmızıya yakalanıyorum ve hep en önde bekliyorum ya. Hah işte, tam orada bir tanesi. Boynunda kocaman bir levha asılı, tüm görünmezliğine karşın hem de. "Açım, evsizim... Lütfen yardım edin bana" yazılı o levhada.
Kırmızı ışıkta durduğumuzda görmüyoruz onu. Hatta arabamıza doğru yaklaştığını "hissedince" hemen merkezi kilit düğmesine basıyoruz, "ŞAKIRRT" diye çıkan ses, görünmez adamın görünmeyen yüzünde patlayan tokatın sesi oluyor adeta. Korkudan pır pır eden yüreğimiz rahatlıyor.
Halbuki ben o görünmez adamın kimseye saldırdığını görmedim... O kırmızı ışıklı bekleyişlerimde. Renkler kırmızıdan yeşile geçerken sadece yavaşça yürüyordu o kadar. Belki de başka yerlerde başkalarına saldırıyordur. Bilemiyorum.
Yanımıza yaklaştığında ona doğru bakmamaya çalışıyoruz. Görmezden geliyoruz. O koca cüsseli adam için ne zordur. Öyle görünmez olmak. O görünmez adamdır işte. Işıklar yeşile dönüşünce basarız gaza ve tüm görünmezliğine bizim egzos dumanımız karışır. Bu ara havalar eksilerde dolaşıyor ve bir iki dakika bu soğuğu hissediyoruz diye hayıflanırken, sizlere anlattığım bu görünmez adam hep eksilerde dolaşıyor oralarda. "Koca adammış bak... Arabalar arasında gezineceğine çalışsın!" diyenlerimiz çıkacak olsa da, o görünmez adamın kişisel tarihini bilmiyoruz ki. Ezbere konuşmak ne kadar doğru olur?
Bir başka görünmez adam daha biliyorum. O parktan her geçişimde yüzüme gülümseyen, gevrek gevrek günaydın diyen ve ardından da "change please" (bozukluk lütfen) diye seslenen bir adam.
Evet evet düpedüz dileniyor. Ama görünmez adamlardan o da. Adımlarımız onu uzaktan dahi görünce hızlanıyor. Başka taraflara bakıyoruz. Hatta mümkünse patikamızı değiştiriyoruz. Yanımızda ise ve kaçacak yer de yoksa hiç yokmuş gibi davranıyoruz. Adeta yok oluyor. Görünmez adam zaten o.
O benim için de önce görünmez adamdı. Bir sabah ona ben de günaydın dedim. Hatta istediği bozukluğu attım o uzattığı bardağa. Adımı sordu. Adını sordum. Artık görünmez adam değildi. En azından benim için değildi. Sonraki sabahlarda hep günaydınlaştık. Bozuk para atsam da atmasam da. Hem de isimlerimizle.
O tarafta oturmadığım için artık uzun yıllardır sabahları o parktan geçmiyorum. Bilmiyorum hâlâ George oralarda dolanır mı? Görünmez adamlığı biraz olsun azalmış mıdır bilemem?
Belki de görünmez adam olmak sanıldığı kadar güzel bir şey değil.
Tıpkı hayallerimizde yaşattığımız şeylerin gerçek versiyonlarının o kadar da tatlı olmaması gibi bir şey bu.
Kimsenin görünmez adam olmaması ya da görünmez adamlara dönüşmemesi dileklerimle.
Düşünenlerin düşünceleri
Çok doğru gözlemlemişsin görünmezlik durumunu. Gerçekten yüzleşmek çok zor böyle şeylerle. Şu anda yurtdışında bir ülkedeyim ve burada o kadar çok görünmez adam var ki... Türkiye'dekinden çok. İnsanın içi titriyor. O kadar gerçek ve görünürler ki aslında; kendimizi daha fazla yormamak için onları görünmez yapıveriyoruz kafamızda.
Fundy - 18 Şubat 2010 (11:30)
Alper Uzun'un çetrefilli bilimsel konuları herkesin anlayabileceği bir üslupta anlatan yazılarını severek okuyorum. Aynı zamanda bu bilimsel formasyonun ardında yaşadığı dünyaya karşı duyarlı, zeki, empati dolu bakışlar atan gerçek bir İnsan olduğunu da görüyorum. Bilimsellikle insan sevgisini kendi kimliğinde birleştiren Alper Uzun'a teşekkür ve sevgilerimle...
Bülend Uygur - 18 Şubat 2010 (13:07)
Yazınızı okuyunca bir zamanlar bazı hastalarımın anlattıkları ve canlarını acıtan öyküleri geldi gözümün önüne. Onların anlattıklarından bir insanı en çok üzen ve yaralayan şeyin görmezden gelinmek olduğunu anlamıştım. Bir insanın varlığının yok sayılması, biliyorum ki hiç öyle az buz bir duygusal acı değil.
Kötü muamele görmek, itilip kakılmak insanları görmezden gelmek kadar yaralamıyor. Çünkü kötü davranmak varlığının kabul edildiğini (fakat sevilmediği) söylüyor. Görmezden gelmek ise o insanın varlığını yok saymak (yani sen yoksun ki) demek oluyor.
O selâm verip sohbet ettiğiniz dilenciye ne kadar büyük bir iyilikte bulunduğunuzu bilemezsiniz. Bu dünyada bir insan olarak var olduğunu hissettemesine vesile oldunuz.
Kâmuran Kızlak - 19 Şubat 2010 (20:14)
Sadece sokakta yaşayanlar değil, bazen aramızda yaşayan, hatta bir zamanlar samimi arkadaşımız olan kimseler bile bir gün gelir "görünmez adam" oluverir. Epeydir işsizdir. Belki bir arkadaşının ya da akrabasının evinde sığıntı gibi yaşamaktadır. Karşılaşır, bazen hal hatır sorar yürürüz, bazen o bile külfet gibi gelir, görmezlikten geliriz. Beden dili bir biçimde "ben artık küme düştüm, seninle aynı kastta değilim" demektedir.
Murathan - 23 Şubat 2010 (23:46)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Alper Uzun
Alper Uzun'un web sitesi: Hayattan ve Masallardan Biraz
Yaz ortası mektupları 1
Ali Türkan
Bak, babam deliydi. Kavgaya üçüncü kattan atlayarak katılırdı. Sanki evde su yokmuş, sanki namaz kılarmış gibi, birden yerinden kalkıp duvarda teyemmüm alırdı. Amcamın kızı, gece bir yerlerden dönerken, bir ayakkabıcı dükkanının vitrinindeki bir çift ayakkabıyı beğenmişti. Devam
Benim babam bir sperm
Kâmuran Kızlak
Baki selâm niyetine sön sözümü de bu psikiyatr ve antropologlar'a edeyim bari: İnsan, içgüdülerinin üzerinde kontrol kurabildiği, onları denetleyebildiği ölçüde insan oluyor ey fetva ehli. Devam
Kelimeler ne işe yarar?
Necdet Şen
Müzakere ve uzlaşma kültürünün kesintiye uğradığı zamanlarda konuşmanın yerini savaş naraları alır. Çünkü söz, artık bir tahakküm aracıdır. En çok bağıran en haklı sayılır. Devam
Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!
Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker
Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk
Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk
Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi
Öcalan'ın hedefi ne sizce?
Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.
Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Kanlıca'nın yalnızları
Deniz Türkoğlu
Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Felsefe Feminizm Gazete Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Evlilik© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal