Patronsuz Medya

Devlet

Erdem Abaka - 6 Mayıs 2009


Devlet; içerdiği değişkenler açısından çok farklı tarifleri olabilecek bir kavram. Her fikir akımı ve kurucu unsur kendi değişkenleri sebebiyle özgün bir devlet anlayışı yaratmıştır. Kültürel unsurlar, coğrafya, tarihsel geçmiş, din, dil ve ırk özellikleri devlet kavramını şekillendirebilir.

Meselenin felsefi boyutu da düşünürlerin ilgisini çekmiştir.

Zaman zaman otoriteyle sorun yaşamama rağmen anarşist olduğum söylenemez. Bu yüzden de "devlet"in varlığına ihtiyaç duyduğumu söyleyebilirim. Kendi hesabıma sıradan bir vatandaş olarak benim "devlet" kavramına yaklaşımım son derece basit ve yalın. Bana göre "devlet", çok basit anlamda, güvenlik, sağlık, barınma, imar ve eğitim gibi ihtiyaçları sağlamakla yükümlü bir yapı.

Yani nasıl ki dairelerden oluşan bir apartmanda çeşitli hizmetler için bir yönetim bulunuyorsa, vatandaşlardan oluşan bir ülkede de işlerin yürümesi için bir yönetime ihtiyaç var. Bu da devlet işte.

Devlet; bir arada yaşayan insanların birbirleriyle olan ilişkilerini kimseye ayrıcalık tanımadan düzenleyecektir. Halkın beden ve ruh sağlığının bozulmaması için gerekli tedbirleri alacaktır. Güvenlik meselesi yaşanmaması için güç bulunduracaktır. Yaşam kalitesinin artması için gerekli kurum ve mekanizmaların oluşmasına ve yaşamasına imkân verecek şartları sağlayacaktır. Kültürel, dînî ve manevî beklentilerin özgürce ifade edilmesini ve yaşanabilmesini sağlayacak ortamı oluşturacaktır.

Birey de buna karşılık devletin işleyişine destek olacak ve sürekliliğini sağlayacak görevler üstlenecektir. Bu karşılıklı etkileşim bir döngü şeklinde sürecektir.

İşte benim "devlet"ten anladığım budur. Sanırım bu saydıklarımda itiraz edilecek pek fazla nokta da yok.

Faşizm gibi devleti kutsayan ve onu her şeyin üzerinde tutan sistemleri saymazsak, herhalde ortalama vatandaşın da devletten beklentileri bunlardır. Ya da bunlar olmalıdır. Olağanüstü koşuları saymazsak kimse güvenlik sorunu olan, eğitim, sağlık ve yaşam hizmetlerini aksatan ya da özgürlükleri kısıtlayan despot bir devlet istemez.

Bazı ülkelerde zaman zaman halk kitlelerinin, geleceklerini doğrudan etkileyecek olaylar karşısında sağduyudan uzak davranışlar sergilediğine tanık oluruz. İnsanlar yaşam kalitelerini düşürecek ya da ortadan kaldıracak olaylar karşısında sessiz kalır. Özgürlüklerin kısıtlanmasına itiraz etmez. Devlet geleneği ve kavrayışı kendine özgü olan Doğu toplumlarında çeşitli etkenler sebebiyle bu belki bir nebze anlaşılabilir. Ancak bu haller zaman zaman Batı'da ya da yüzü Batı'ya dönük toplumlarda da gözlemlenebilir. İnsanlar o hale gelebilir ki, bazen sonu savaşla bile neticelenebilecek maceralara koşmaktan çekinmez.

Peki, kamuoyu baskısı diye bir kavram var mı? İnsan toplulukları kendi aralarındaki etkileşimler neticesinde belli olaylar karşısında ortak tavır alabilir ve bu tavrı da mensubu oldukları devletin uygulamalarını değiştirmesi için bir güç olarak kullanabilirler mi? Yoksa devlet dediğimiz mekanizma tamamen kendi isteği doğrultusunda politikalar üretir ve vatandaşlarını bu doğrultuda mı yönlendirir?

"Devlet"in rolü bu noktada daha da kritik bir hal alır. Zira devletin az önce bahsettiğimiz hizmet vasfını somut bir olgu olarak alırsak bundan başka bir de soyut vasfı ortaya çıkar: Kitleleri etkileyen, yönlendiren, gerektiğinde savaştıran ve bunları kendi varlığı için organize eden kutsal bir yapılanma. Bu kutsanmış yapılanma aslında, kendini soyut bir kavramın arkasına gizleyen başka bir oluşumun şemsiyesidir.

Eğer bir ülkede devlet yapılanması bu şekilde oluşturulmuşsa bunun çeşitli işaretlerini gözlemleyebilmek mümkün.

Bu tip bir yapıda, soyut devleti somutlaştırmak için silâhlı kuvvetler gibi bazı kurumlar ön plana çıkartılır. Halkın temsilcisi olacağı varsayılan kişiler için makamlar oluşturulur. Bu makamları işgal edenler, temsilcisi oldukları varsayılan kişilerden farklı hukuk kurallarına tabî olabilirler. Herhangi bir sebepten haklarında soruşturma başlatabilmek için önce mensubu oldukları kurum amirlerinin onayı gerekir. Bazen hiç bir şekilde sorgulanamazlar. Bu ince hile çoğu zaman "demokrasi" kalkanı arkasına saklanabilir. "Devlet sırrı" kavramı bu tip durumlar için üretilmiştir.

Yine böylesi yapılarda devletin demir yumruğu bazı hak ve özgürlük taleplerinde çok net bir şekilde hissedilir. Silahlanma, devleti temsil eden kurumlara yapılacak alımlar ve benzeri durumlarda para sorunu yaşanmaz ve pırıltılı bir güç sergilenirken, sağlık, eğitim, iç güvenlik, barınma gibi temel ihtiyaçların eksikliği söz konusu olduğunda "fukara" pozisyonuna geçilir. "Her şeyi devletten beklemeyin" sloganı bu tip durumların ifadesidir.

Bu türdeki devlet, vatandaşına sunmakla yükümlü olduğu hizmetleri vakıf, dernek, yardım kuruluşu, gibi yan unsurlara bırakabilir. Bu unsurlar çoğunlukla kendi hayat görüşlerini ya da ideolojilerini benimseyen kişileri kayırır ya da bu hizmetleri vermek için kendisine biat edilmesini ister. Aynı devlet bazen de vatandaşlarını özel sektörün insafına terk eder. Eğer devlet vatandaşlarına yeterli bir refah düzeyi, ya da refahı getirecek ortam sağlamadan özel sektörü devreye sokuyorsa, bazı hizmetlerin özel sektör tarafından verilmesi vatandaşlara ıstıraptan başka bir şey getirmez.

Yine bu tip devlet yapısında, devlet varlığını sürdürmek için gerekli insan alt yapısını oluşturabilmek maksadıyla etnik kökene yaslanmak ister. Bu yaklaşım aynı topraklarda aynı devletin çatısı altında yaşayan halklar arasında düşmanlık tohumları atılmasına sebep olur.

Yine bu tip devlet yapılanmasında kitleler belli maksatlar için yönlendirilmek istendiğinde, çeşitli komplolar, kışkırtmalar, suikastlar planlanır. Bunların başarısı, organizasyonu yapan devletin tecrübesine bağlıdır. Bazen bu tip faaliyetlerde kontrol kaybedilir, planlar fiyaskoyla sonuçlanabilir. Şehirlerde büyük karışıklıklar çıkar yağma hareketleri yaşanır, ticaret hayatı sekteye uğrar, eğitimli ve yetişmiş insanlar öldürülür ya da idam edilir. Yaşam durur.

Devlet adına ölmenin ve öldürmenin kutsandığı bu tip devlet yapısında kahramanlık hikâyelerine dayalı bir tarih anlayışı kaçınılmazdır. Her bireyin "asker" doğduğu telkini kutsal bir söylem haline getirilir. Yönlendirmenin amacına göre devlet tarihi, gerektiğinde kahramanlık öyküleriyle bezenerek tekrar yazılır. Bazen durum tersine döner ve tüm dünyanın o devlete ve halkına düşman olduğu propagandasına dayalı "mazlum millet-devlet" anlayışına geçilir.

Farklı etnik kökenlere dayalı insanlar arasında husumet yaratılabileceği gibi, aynı etnik kökene sahip insanlar arasında da çeşitli çatışma durumları yaratılabilir.

Bu tip bir devletin idaresi altında yaşamak zorunda kalan insanların büyük çoğunluğu içinde bulundukları bahtsızlığın farkına bile varamadan bu dünyadan göçüp giderler. Çünkü vatandaşını şefkatle kucaklayan, vatandaşı için var olan, kanatları altında yaşayan hiç bir bireyi ayırmadan kollayan bir devlet olabileceğine dair bir düşünceleri ya da beklentileri hiç olamamıştır. Bu insanlar için belki de en büyük şans, hayatları sıkıntıyla da geçse, vurulmadan, otomobillerine bomba konmadan, yakınlarına hasret bırakılmadan, sürülmeden, idam edilmeden, hapislerde çürütülmeden, işkence görmeden doğal yollardan ölebilmektir. Sanırım asıl acı çekenlerse, olan bitenin farkında olan ama elinden bir şey gelmeyen, gelemeyen çaresizlerdir.

Ama bizler için bir endişelenecek bir şey yok sanırım. Ne de olsa bizim devletimizin yapısı çok farklı.

Herkes kullandığı için anlamındaki derinlik kaybolan bazı sözler vardır ya... Özellikle politikacılar gibi çoğu zaman doğru konuşup, doğru şeyi hiç yapmayan kişiler bu tip sözleri pek beğenir, pek sık kullanır. Bu yüzden de aslında çok derin anlamı olan bu sözler yıpranabilir. Böyle bir ihtimali göze alarak ben gene de Şeyh Edebali'nin şu sözünü bir kez daha hatırlatmak istiyorum:

"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın."

 

 Yorumlar

Yazdıklarınızdan şöyle bir fikre kapıldım; sanki tarif ettiğiniz devlet, enikonu totaliter bir devlete benziyor da, kötüsü nasıl olur, iyisi nasıl olmalıdır diye öneriler getiriyorsunuz. Demokrasi, seçilmiş iktidar, halk iradesi gibi kavramları bilerek mi es geçtiniz, yoksa Türkiye'nin geleceğinden tamamen ümidi kestiniz mi?

Sahi, sizin devlet dediğiniz hangi kurumlardan oluşuyor? Ben şahsen, seçiminde oy kullanabildiğim bir meclis tarafından yönetilmek isterim.

Elif Vural - 6 Mayıs 2009 (21:26)

Sayın Elif Vural, takdir edersiniz ki "Devlet" konusu tek bir yazıyla açıklanamayacak kadar geniş bir konu. Seçilmişler "hükümet" olabilirler ama iktidar olamayabilirler. Tarihimiz bunun örnekleriyle dolu. Seçiminde oy kullanabildiğiniz bir meclis tarafından halihazırda yönetiliyoruz zaten.

Sade bir vatandaş olarak yaptığım devlet tarifi çok açık sanıyorum. Sizden ricam, yazıyı bir kez daha ve acele etmeden okumanızdır. Yorumunuzda ele aldığınız konularla ilgili bilgiyi yazıda bulabileceğinize inanıyorum.

Dostlukla.

Erdem Abaka - 8 Mayıs 2009 (22:12)

Süleyman Demirel'in "devlet"in adam öldürmesiyle alâkalı incileri dökülmeye başladı ya, yine "devlet" meselesini düşündüm. Mekanizmayı mazur gösterme derecesinin sınırı olmadığı sürece, mekanizma kendi düşmanını da üretir. Yani siz devletin gerektiğinde adam öldürebileceğine dair bir mantık geliştirmişseniz, karşınıza "ben de devletim" diyebilecek bir yapılanma çıkmasına hazırlıklı olmanız gerekir.

"Devlet adam öldürebilir" mantığının koca bir imparatorluğu kimlerin eline oyuncak ettiğini İttihat ve Terakki tecrübesinden biliyoruz.

"Bütün büyük devletler bunu yapar" ya da "temizleyeceksin bir kuytuda" cümleleriyle açığa çıkan bireysel şiddet eğilimi sona ermedikçe, insanlar devletin "adam öldürme" eyleminin somut olarak kendilerine bugüne kadar hiç bir fayda sağlamadığını, bundan böyle de sağlamayacağını görmedikçe ve bu adam öldürme eyleminin hedefinin belirsiz ve sınırsız olduğu gerçeği anlaşılmadıkça "Fırat kenarındaki koyunun" sorumluluğundan bahsetmek "abesle iştigaldir."

Bunca lafa hiç gerek yok aslında, mesele bir cümlelik.

"Devlet adam öldürmez."

Erdem Abaka - 25 Temmuz 2009 (16:18)

Muhtesip adlı blogda, yukarıdaki yazının son cümlesi olan sözün aslında bir edebiyat eserinde (Tarık Buğra, Osmancık) geçtiği ve bunun bir kurgu olduğuna dair bilgiler var. Bir tarihçi olmadığım için yazımın son bölümünü "hatalı" varsayılabilecek bir sözle bitirdiğim için endişeli değilim. Öte yandan bu tip söylemlerin ve aktarımların daha sıkı kontrol edilmesi gerekliliğini bir ders olarak aldım.

Benim avuntum ise yazdığım son cümlenin yazının ana fikrine ve verilmek istenen mesaja ters düşmemesi ve bunun maddî bir hata olarak varsayılabileceği. Arzu edenler o son cümleyi Şeyh Edebali'nin değil de bakkal Mehmet Efendi'nin bir sözü olarak da alabilirler. Kaynağı kim olursa olsun söz doğru ve yerinde bir sözdür. İçinde "insan" olmayan hiç bir ideoloji ve kavram anlamlı değildir. Vatan ve devlet kavramlarının da bu açıdan değerlendirilmesi gereklidir.

Meraklısı için bahsi geçen sözün kaynağıyla ilgili bilgiler:

http://muhtesip.blogspot.com/
http://www.ilknokta.com/urun/106196/Osmancik.html
http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/394/688.pdf

Erdem Abaka - 22 Mart 2011 (10:48)

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 6704

Erdem Abaka yazıları

  Erdem Abaka'nın web sitesi: Kerdeme

Editörün Önerisi

Balta bu, naapacağı hiç belli olmaz

Ali Türkan

Küfe hesabı odun alıyor; o kadar parası olmayanlar da ya haşim gibi daha paralı olanların evine konuk gidiyor, ya da battaniyenin altında biraz daha sokuluyordu birbirine. Bizim ev sıcaktı.


Son Yorumlar

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu

Cumhuriyet bir illüzyon değildi, illüzyonistl…
Selim Doğan Nebioğlu » Talât Paşa Ruhu

Tarih akışı kesintisizdir. Bu açıdan bakıldığ…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Kim kime "terörist" diyor?

Neoliberal ve otoriteryen kurgunun hedeflerine yönlendirilebilecek hareketler "devrim" diye nitelendirilebilirken, buna uyumlu olmayan her şey "terör" kavramının yardımıyla terörize ediliyor.

Ali Topuz (Radikal)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Osmanlı'da Özel Mülkiyet

Hikmet Kıvılcımlı

İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.


Çocukken yağmurun kokusu da başka

Melih Özel

Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.


Susmayı Özlemek

Gökhan Akçiçek

Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.


Densizlikler denizinde boğulurken

Melih Özel

"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.


Etiketler





Şu an 217 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
74 - 310 - 374  
©