Cem Çomunoğlu - 6 Temmuz 2003
Levent Cantek'in derlediği 2002 yılı basımı "Çizgili Hayat Kılavuzu" isimli kitap (1) çizgi romanı inceleyen önemli bir Türkçe kaynak. Bu eserde "Hızlı Gazeteci" ile ilgili bir yazının da bulunduğunu görmek beni çok mutlu etti.
Münir Alati imzalı yazıyı hem bilgilendirici olması hem de isabetli saptamaları nedeniyle olumlu bulmak mümkün olabilirdi, ancak bir yargı yazının geneline gölge düşürdü. Bu yazıda hızlı Gazeteci'nin 'Oğuz Atay'ın çizgiye dönüşmüş "Tutunamayan"ı; yalnız bir adam' olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
Bence bu talihsiz bir yargıdır ve Hızlı'ya yapılmış büyük bir haksızlıktır. Bu yazı, Hızlı'nın neden bir "tutunamayan" olmadığını gösterebilmek için yazılmıştır.
Konu Hızlı Gazeteci olduğu halde Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanının (2) kısa bir estetik değerlendirmesini yapmadan yargımı desteklemem mümkün olmayacak.
1970'de yazılmış bu romanın konusu küçük burjuva aydınının çıkmazları ve yalnızlığıdır. Yenilikçi olarak nitelendirilen akım kapsamında değerlendirilebilir. Ağırlıklı olarak kullanılan teknik iç monologlardır.
Ömer Naci Soykan, "Postmodern Tartışmanın Neresindeyiz?" isimli yazısında (3) postmodern belirtileri şöyle sıralamıştır:
1- Belirsizlik. 2- Parçalanma. 3- Kurallılığın bozumu. 4- Ben'in derinlik yitimi. 5- Gösterilebilir olmayan, betimlenebilir olmayan. 6- İroni. 7- Melezleşme. 8- Karnavallaşma. 9- Katılma. 10- Metinsellik. 11- Geleceğe dön. 12- Her şey gider. 13- Eklektisizm.
Romanda uzun uzadıya bu belirtileri saptamaktan kaçınarak, sadece şu söylenebilir: İroni ile ilgili olarak kitabın arka kapağında şunlar yazıyor:
"Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay,..."
Buradan hareketle Georg Lukacs'ın 'Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı' adlı eserinde (4) 'Yenilikçi akımın ideolojisi' başlığı altında yaptığı değerlendirmelere bakalım:
Lukacs'a göre "yenilikçi yazarların eserlerindeki insan anlayışını belirleyen varlıkbilimsel görüşe göre insan doğuştan yalnız, toplum dışı, başka insanlarla ilişki kurmayı başaramayan bir varlıktır". Lukacs, böyle tasarlanan insanların başka bireylerle ilişki kurabileceğini fakat ancak yüzeysel ve rastgele bir biçimde yapabileceğini belirtir.
Tutunamayanların roman kahramanlarının insan ilişkilerini inceleyelim:
Sayfa 46-47'de: "Turgut, bu uygunsuz arkadaşlarından biraz usanmanın, onları fazla tanımanın ve onlar hesabına Nermin'den utanmanın- en kuvvetli duygusu bunlar hakkında galiba- telaşıyla onun kadar rahat davranamıyordu arkadaşlarına. Üstelik bu telaş içinde -ve daha çok bu telaşın yarattığı panik yüzünden- Nermin'e, bu uygunsuz arkadaşlarından farklı olduğunu göstermek endişesiyle kıvranıyordu... Ve beklenen oldu: Turgut, arkadaşlarını çağırmaktan ya da onlarla birlikte dışarı çıkmaktan bahsetmez oldu; hem de görünürde bir rahatlığa kavuşarak oldu bu. Nermin, gene onlardan, tatlı tatlı bahsetti; onlar hesabına iyi dileklerde bulundu."
Sayfa 89'da ise: "Yüksek arkadaş çevrelerinde üniversite arkadaşlarından utanırdı Selim."
Görüldüğü gibi bu kahramanlar insanlarla konuşmak yerine onlardan tatlı tatlı bahsetmeyi yeğ tutuyorlar. Değinmeden geçemeyeceğim, bu kahramanların en önemli sorunları duşun tepeden akmaması, sıcak suyun tam yıkanırken soğuması, mutfakta evyenin sık sık tıkanması, hamam böceklerinin alışkın hareketlerle bütün odalarda dolaşmasıdır (Sayfa 44). Tutunamayanın daha önemli bir sorunu yoktur.
Lukacs'a göre gerçekçi edebiyattaki insanların yalnızlığında sözkonusu olan, kişiliği ya da yaşama koşulları yüzünden bir insanın içinde bulunduğu durumdur. Münir Alati'nin gözardı ettiği nokta burasıdır.
Hızlı, "kırılgan bir çocuk irisidir" ama neden böyledir?
Bu sorunun yanıtını Oğuz Atay'dan alamazsınız, ama Necdet Şen sizi gayet net biçimde yanıtlar.
Hızlı, "Kırılgan Çocuk İrisi - 1.Kitap"ta (5) şöyle diyor: "Yalnızlığı göze alabilen birini cezalandırmaya sürünün gücü yetmez." (Sayfa 9) .
Hızlı'nın kırgınlıklarıyla ilgili konuları sınıflayalım:
1-İş, 2-Aşk, 3-Dostluk, 4-Sınıfsal mücadele açısından toplumun duyarsızlığı, 5-Sosyalizmin yıkılmasının ardından duyulan hayal kırıklığı.
Bu kırgınlıkların hemen tamamında insanlardaki erdem yoksunluğu belirleyicidir. Hızlı'nın en temel sorunu budur; çevresindekilerde erdem yoksunluğu. Bu onun bir tutunamayan olmadığını ispatlamak için yeterli bir gerekçedir.
Sırayla gidelim:
1 - "Kırılgan Çocuk İrisi - 1.Kitap "ta "Liyakatin diil sadakatin tercih edildiği bir yerde ne işim var? Orası bitti benim için." (Sayfa 9) der. Bu dönemin gazetecisi olmadığını düşünür (Sayfa 37). Haksız değildir; daha ilk çalışma gününde kapıdaki koruma görevlisi, silahının namlusunu Hızlı'nın üzerine doğrultmuştur (Sayfa 19).
"Biricik, Tombulum Benim - 3. Kitap"ta (6) ise çalıştığı yerle ilgili şunları söyler: "O Filistin askısı sevimliliğindeki medya saraylarında neyi ellesen buji gibi kıvılcım sıçratıyorsun... Postmodern bir refah toplumu prototipi" (Sayfa 58).
Alati'nin iddia ettiğinin tersine Oğuz Atay'ın tutunamayan kahramanlarını iş arkadaşlarına bakarak şöyle eleştirir ve kendini onlardan ayrı tutar:
"Sohbet yok artık... Gülümsemek selâmlaşmak yok. Boş vakitlerini ekranda iskambil falı açarak öldüren içedönük plaza insanları var." Devam ederek "Dalavere diz boyu...her taşın altında soygun..." (Sayfa 59) diyor.
2 - Aşkla ilgili hayal kırıklıklarını özellikle "Biricik, Tombulum Benim - 3. Kitap"ta belirtmiş. Hızlı, sevgililerin birbirine kavuşmasının aşkı öldürdüğüne inananlardan. Bu konuya Afşar Timuçin "Aşkın Diyalektiği" adlı kitabında (7) değinmiş:
"Aşkın temelindeki duygu ya da aşkı aşk yapan duygu her şeyden önce kavuşamamışlık duygusudur"(Sayfa 40).
"Kavuşamama noktasından kavuşma noktasına geçilir geçilmez her şey biter diye düşünenler vardır" (Sayfa 40).
"Aşk şudur ya da budur, ama ne olursa olsun geçicidir... Aşkın en iyisi bile acılar dizisidir" (Sayfa 41).
Hızlı da aşkla ilgili bu yanılgılarını 3.Kitap'ta sayfa 61'de ortaya koyuyor.
Hızlı gazeteci Kitapları'na giremeyen, Hürriyet'te yayınlanan Değişim Rüzgârı'nda 586 no ile çıkan bölümde Hızlı şöyle diyor: "Oysa ne kadınlar sevdim ben... Ne katmerli sevgiler verdim onlara... Sokağın kirini taşıdılar evime. Duvar gibiydi yürekleri, verdiğim sevgiyi alamayacak kadar kör ve bencildiler. Kara deliklerde kayboldu, sevgi yoksunu orgazm oyunlarında gölgelendi pırıltım."
3 - Dostlukla ilgili hayal kırıklıkları "Bozacılar ve Şıracılar - 6. Kitap" (8) ve "Mış Gibi - 7. Kitap"ta (9) anlatılır. Kendini bir taşra kentinde yargıç olarak tanıtan asalak öykü kahramanı, Hızlı'nın evine yerleşir ve özveride bulunmadan onun eşyalarına, hayatına, ilişkilerine ortak olur, Hızlı'yı kullanır.
4 - Kapitalist sömürüye karşı toplumun duyarsızlığı "Keloğlan" da (10) "Bacı - 8. Kitap" (11) ve "Değişim Rüzgârı - 5. Kitap"ta (12) anlatılır. Televizyon dizileri erdemli politikacıların sözlerinden daha önemlidir (Keloğlan, sayfa 152). Sömürüsüz bir dünya için mücadele verenlere, bu uğurda hapiste yatmış işkence görmüş olanlara ticaret yapmaları önerilir. Üstelik de bu insanların "arkalarından cop sokulduğu" bilindiği halde (Bacı, sayfa 64).
5 - Sosyalizmin yıkılması Hızlı için büyük bir hayal kırıklığıdır. Çünkü onun ve onun gibi düşünenlerin "fedakârlık isteyen aziz ütopyaları" vardı (Kırılgan Çocuk İrisi, sayfa 38) ve onlar kendilerini "savaşsız ve sömürüsüz bir dünya kurmaya" adamışlardı (Sayfa 71).
Ayrıntılı olarak ve geçerli bir mantık zinciri içinde, oldukça akıcı bir biçimde kurgulanmış bu öznel nedenlere dayanarak Hızlı'nın neden ara sıra kendini yalnız hissetiğini anlayabiliyoruz. Hızlı her şeyden önce erdemliliğin en önemli unsuruna sahip; o cesurdur. Çalışma ortamını beğenmediğinde, iş arkadaşlarının ve patronlarının erdemsiz insanlar olduğunu gördüğünde parasız olduğuna bakmadan çekip gidebiliyor (6).
Mimoza'ya sevgilisinin yanındayken iltifat edebiliyor (Sevmek Birçok Şeyi Göze Almaktır - 14. Kitap) (13).
Çirkefe taş atmaktan çekinmiyor (5).
Bütün bunlar onu bir tutunamayandan keskin bir biçimde ayırır.
Cengiz Gündoğdu dünyanın çamur deryası olduğunu söyleyerek insanları 4 tipe ayırıyor:
1- Bilmeden çamur dünyasında yaşayanlar. Bunlar çamuru da bilmiyor, kendini de bilmiyor.
2- Çamuru bilenler. Bunlar bile isteye ya da zorla çamurda yaşarlar.
3- Çamurda yaşasa bile çamurla mücadele edenler.
4- Çamurdan tiksinenler, geceye çekilenler (14).
İlginç bir biçimde Lombak dergisinde Kenan Yarar , Psikoz 5 adlı çizgi öyküsünde bunu anlatır (15). Bu öyküdeki karakter çamurun farkındadır.
Bir tutunamayan ise içinde yaşadığı çamurun farkında değildir. Hızlı bir tutunamayan değildir, bu çamura karşı mücadele vermektedir. Hızlı'ya tutunamayan demek dikkatsizliktir, onu anlayamamaktır. Hızlı, tutunamayanların karşısına bir cesaret anıtı gibi dikilip onlara omurgasızlıklarını gösterecek biridir. Çizgili Hayat Kılavuzu gibi kalıcı ve değerli bir eserde Hızlı bence bir tutunamayan olarak yansıtılmamalı, yeni basımlarında bu eleştirim dikkate alınmalıdır.
Kaynaklar:
1- Cantek, Levent. Çizgili Hayat Kılavuzu: Kahramanlar, Dergiler ve Türler. İletişim Yayınları, İstanbul - 2002
2- Atay, Oğuz. Tutunamayanlar. 14.Baskı İletişim Yayınları, İstanbul, 1998
3- Soykan, Ömer Naci. Türkiye'den Felsefe Manzaraları - 1. 3. Basım, Küreyel Yayınları, İstanbul-!998
4- Lukacs, Georg. Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı. 4. Basım, Payel Yayınları. Çev. Cevat Çapan. İstanbul - 1986
5- Şen, Necdet. Kırılgan Çocuk İrisi. Parantez Yayınları, İstanbul - 2002
6- Şen, Necdet. Biricik, Tombulum Benim. Parantez Yayınları, İstanbul - 2002
7- Timuçin, Afşar. Aşkın Diyalektiği. Bulut Yayınları, İstanbul - 2002
8- Şen, Necdet. Bozacılar ve Şıracılar. Parantez Yayınları, İstanbul - 2002
9- Şen, Necdet. Mış Gibi. Parantez Yayınları, İstanbul - 2002
10- Şen, Necdet. Keloğlan. Remzi Kitabevi, İstanbul - 1991
11- Şen, Necdet. Bacı. Parantez Yayınları, İstanbul - 2002
12- Şen, Necdet. Değişim Rüzgârı. Parantez Yayınları, İstanbul-2002
13- Şen, Necdet. Sevmek Bir Çok Şeyi Göze Almaktır. Parantez Yayınları, İstanbul - 2003
14- Gündoğdu, Cengiz. Yıldız Güncesi, İnsancıl. Mayıs 2003, sf.42, İstanbul.
15- Yarar, Kenan. Psikoz 5. Lombak. Mayıs 2003, sf. 28. İstanbul.
Bugüne değin okuduğum en ciddi eleştiri. Sayın Cem Çomunoğlu'nu kutluyorum. Kendisinin esas işi eleştirmenlik midir bilmiyorum ama ben bu yazıdan bir roman kahramanı nasıl analiz edilir onu öğrendim. Kitap (ya da karakter) eleştirisi yapmaya niyetlenen herkesin bu eleştiriyi okumasını isterim. Keşke okusalar. Bir kez daha tebrikler Cem Çomunoğlu...
Deniz Ekinci - 6 Kasım 2007 (9:39)
Cem Çomunoğlu
Ali Türkan
"Ayağım takıldı" gibi bi şeyler geveledim ama yemedi sanırım. Kikirdeyerek ve "hüüürsss" diye bir ses çıkartıp ineğini güderek uzaklaştı. Dağ başında, zıbıdık bir veledin maskarası da olduk anasını satayım! Tamam, Budizm, nefs terbiyesi falan iyi güzel de, bu akşam sığır bonfile ziftleneceğim. Devam »
Necdet Şen
Valla benim nefesim kuvvetlidir, söylemiş bulunayım. Bir zamanlar "bu Mecburiyet yazarları MHP ile bütünleşecek, göreceksiniz" dediğimde, birileri beni neredeyse linç etmeye kalktıydı. Artık MHP eğilimli bir patronları ve MHP liderinden para dilenen bir başyazarları var. Devam »
Bende 6 y önce ameliyat oldum benim karaciğerimdeydi çok büyüktü tam kurtuldum dedim ama yeniden...
Damla Su - Korkma güzel korkma, kist hidatik adam yemez
Ben otostopçuları genellikle alıyorum valla. Benim kullandığım yolun üstünde okul öğrenci yok....
Seyit Balkuv - Otostop
Ahmet Hamdi Tanpınar abartılı bir hali abartısız, sade, sakin bir dille ve belâgatle ne kadar...
Rifat Yılmaz - İlaçla yaşayan Yaşar Bey
1998'den bu yana Kanada'da yasiyorum. Su an 2009 yilinin Temmuz ayinin ilk gunlerini...
Bora Kizilirmak - Yaz sıkıntısı
1994'de ilk ticarî internet servisini acan kisi sayilirim. Sayilirim dememin nedeni aslinda acan...
Bora Kizilirmak - İnternet ve Yasakçı Mantık
Ahmet Deniz Ölmez
Çamaşır makinesinin hızla dönen kazanı adeta bir zaman makinesi gibi şimdi. İnşaat kumları, kalemden oyuncaklar, çiviler, ipten kemerli pantolonlar, büyük umutlar; cep telefonları, bilgisayarlar, yeni nesil oyuncaklar, durmak bilmeyen beklentiler... Devam »
Hilal Taşdemir
Türk toplumunun belki de hiç bir zaman alışamayacağı, kabullenemeyeceği bir yöntem. Oysa ki adres sormak kadar saf bir yardım isteği aslında. Yolunun üzerinde uygun bir yerde bırakırsın, fazladan yol gitmen talep edilmez. Hem hiç bir zorlama da yoktur. Devam »
Seyit Balkuv
Artık yeter, gidip denize gireceğim. Karıncayla karınca olmayacağım. İnsanım ben. Gelişmiş modern bir varlığım. Gelecekle ilgili planlarım var benim. O planları düşüneceğim. Derkenar'a yazacağım meselâ. İsmini "Yaz sıkıntısı" koyacağım. Devam »
İlker Tortop
Eş, dost, eski arkadaşlar bu hayvan sevgimizi duyunca hep aynı şeyi söylüyor, "bu kadar yumuşak olma, hayvan bu, ürer, türer, ölür be" diyorlar. Ve ben hâlâ sokaklarda yaralı kedi ve yavru köpek bulmaya devam ediyorum. Devam »
Elif Vural
Bugün için bütün dünya birbirinin boğazına sarılmış gibi görünebilir ama milyon yıllardan bahsediyoruz, vaktimiz var. Rekabet duygusuyla gözü kararmış saldırgan ve zengin erkeklere değil, zeki ve barış yanlısı erkeklere âşık olacağız ve gelecek nesillere onların döllerini aktaracağız. Devam »
Ahmet Faruk Yağcı
Ellerimi arka tarafında ne çok bastıracak ne de yüzeyden geçecek şekilde orta şiddette bir baskı ile gezdirdim. İkinci turda kuyruk sokumunda ele gelen bir şişlik saptadım. Dikkatle muayene edince bunun derin dokular arasında gelişmiş bir abse olduğunu anladım. Abi haklıydı. Devam »
Ahmet Hamdi Tanpınar
Asrımızın ileride tarihini yazacak adam, elbette ki müstahzar salgınını göz önünde tutacaktır. Yaşar bu salgının en büyük kurbanlarındandı. İstanbul'da birkaç ecza deposundan başka doğrudan doğruya ecza fabrikalarıyla temasa girmişti. Devam »
Ahmet Faruk Yağcı
Siyah pantolon, siyah triko bluz ve ucu sivri siyah ayakkabıları vardı. Sol kolundaki saatin kadranı bebek siması büyüklüğündeydi. Ucunda kocaman mor ve yassı bir taş sallanan kolyesi de dikkat çekiyordu. Kuzgun siyahına boyanmış saçları omuzlarına dökülüyordu. Devam »
Erdem Abaka
Neden güzele ve ümit verene dair öneriler aldığımızda umurumuzda olmuyor da, ihtiyacımız olmayanı tüketme hastalığımız yüzünden başımıza gelmeyen kalmadığı halde, "tüketim canavarı olma" denildiğinde dinimize küfredilmiş gibi celâlleniyor, aslan kesiliyoruz? Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Ayna ayna, söyle bana şimdi; var mı benden daha bilgilisi, daha ayarcısı, daha ironik olanı? Karıncaya binip belini incitmeyen; ormanda on kaplan gücünde olup, kodu mu oturtan, oturttuğu kalkamayan? Karizmayı tekel yapan; adını dağlara yazdırıp, Mısır'daki sağır sultana bile ezberleten? Devam »
Erdem Abaka
Düşünüyorum ki, yaptığımız iş ne kadar sıkıntılı olursa olsun, bunları belli oranda çekilebilir kılmak yine de elimizde. İşlerimizde ve genel olarak hayatımızda sıkıntı verene değil de ümit verene odaklanmak daha doğru bir yol olabilir. Devam »
Seyit Balkuv
Kendini başkalarıyla eşit görmek ve fikrini söylemekten imtina etmemek aynı zamanda iki negatif duygunun yanınıza yaklaşmasını da engellemiş oluyor; öfke ve alınganlık. Zaten olaylar karşısında şişmemizin esas sebepleri de onlar. Devam »
Erdem Abaka
Nihayet yere indiğimi hissettiğim anda sıçrayarak uyandım. Ter içinde ve nefes nefese kalmıştım. Kucağımdaki gazeteleri yataktan aşağı atarken kendi kendime şöyle dedim: "Sadece bir rüya, sadece bir rüya..." Devam »
Necdet Şen
Bir de ne yapıyorum biliyor musunuz sevgili kardeşlerim, daha tanışır tanışmaz tepeden tırnağa yağlayıp yıkayan, hayatının direğini, yaşam koçunu, can yoldaşını bulmuş gibi davranan tutkulu insanlardan uzak duruyorum. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Anaokuluna giden bebelerin ceplerinde bile cep telefonu olmak zorunda. Zorda kalırsa annelerini arayacaklarmış! Zannedersiniz ki, organ mafyası telefonu olmayan çocukları bir bir tespit ediyor ve onlar asla evlerine dönemiyorlar! Devam »
Ahmet Faruk Yağcı
Bu aralar fırsat bulup da çocukluğumun sokaklarını arşınladığımda bakkal önü dikilen delikanlıları görünce eski günlerden ufak bir esinti hissediyorum. Kendi zamanımın tipleri ile kıyaslayıp kendimce onların aile hikâyelerini yazıyorum. Devam »
Atatürkçülüğün tabulaştırılması yoluyla siyasal sistemle kurduğu ilişki sayesindedir ki ordu, darbe ve aktüel politika arasında var olan ilişkiyi örtebilmiş; siyasal sisteme müdahalesinin ekonomik, ideolojik, stratejik, politik nedenlerini geri plana çekerek bu müdahaleyi sistemin tabuları ve totemleri adına yapılan bir görev olarak sunabilmiştir.
© 2000-2009 ~ Derkenar web dergisi, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür.