Patronsuz Medya

Çabasız sanayi: Turizm

Erdem Abaka - 1 Nisan 2009


Havaların ısınmasıyla beraber, basınımızda doğal olarak turizmle ilgili haberler de artmaya başlayacak. Gazetelerde -belki de sayfa doldurma kabilinden- çoğumuzun ilgisini pek çekmeyecek olan yatak ve turist sayıları, bunların geçen yıllarla kıyaslaması, hangi ülkeden kaç turist geldiği gibi bilgiler yer alacak.

Ortalama vatandaş, yıl boyunca beklediği iznini hangi "her şey dâhil" otelde geçirebileceğini ve bu kısacık tatilin bedelini kredi kartına kaç taksitle ödeyebileceğini hesaplayacak.

Çünkü sadece deniz, güneş ve bir otelin havuz kenarında gün boyu güneşlenmek şeklinde pazarlanıp sunulan bu tatil seçeneği hayli pahalı aslında yerli turist için.

Turizm kavramının hayatımızda önemli yer tutmaya başladığı seksenli yılların ortalarından itibaren, yaratılan tatil fetişizminin de etkisiyle iyice büyüyen turizm sektörü sağlıklı bir gelişim çizgisinden uzak görünüyor. Zira ne kısıtlı izinlerinde ya da tatillerde deniz kıyılarına akın eden kitleler, ne de ekmeğini turizmden kazanan kesimler hayatından memnun.

Turgut Özal'la başlayan büyük dönüşümün lokomotiflerinden olacağı öngörülen "bacasız sanayi" bugün gelinen nokta itibariyle, ne yazık ki alt yapısı sağlam oluşturulamamış, rekabet gücünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, kafası karışık bir sektör görüntüsü veriyor.

İşletmecilerin kâbusu olan, hem müşteri hem de hizmet kalitesini düşüren "her şey dahil" sistemi, bir türlü kapatılamayan eğitimli personel açığı, zorlaşan rekabet koşulları nedeniyle odaların yabancı acentelere yok pahasına (geceliği 2 lira) satılmak zorunda kalınması, çözüm bekleyen sorunlardan bazıları.

Bunlara bağlı olarak, düşen gelirler nedeniyle yatırıma kaynak ayıramama döngüsü de beraberinde personel memnuniyetsizliğini getiriyor.

Bir diğer sorun yumağı, turizmi lokomotif bir sektöre çevirme niyetindeki sistemin yaşadığı bürokratik arızalar yüzünden kendi içinde yaşadığı açmazlar. Gelirinin önemli bir bölümünü turizmden elde eden ve şu aşamada pazarlayabileceği en önemli unsur doğal güzellikleri olan bölgelerimiz var.

Bu bölgelerde maden arama ve işletme ruhsatları verilmesi, alt yapısı yetersiz işletmelere kontrolsüz biçimde ruhsat dağıtılması, aynı bölgeye sanayi kuruluşu, liman, termik santral, havaalanı, turizm tesisi ve konut yapılmasına izin verilmesi gibi tutarsız uygulamalar yüzünden kaçmakta olan fırsatlar ve memnuniyetsiz bir sektör var karşımızda.

Tüm bunları bir miktar somutlaştırmak gerekirse, yat turizminin gözbebeği sayılabilecek Gökova'ya kurulmuş termik santral örneğini anımsayabiliriz. Doğaya verdiği zarar bilimsel raporlarla defalarca ispatlanan santral, dev bir ucube olarak yerli yerinde duruyor. Sınırları içinde tam kırk bir adet maden arama ruhsatı verilmiş olan, merkezine toplu konut ve yakınında bulunan (Amazon diye de bilinen) Bördübet mevkiine havaalanı yapılması planlanan, geleceğini apart otellere kurban etmek üzere olan Marmaris, tehlike sinyalleri veriyor.

Bitki türleri ve canlı çeşitliliğiyle Türkiye'de yer alan dokuz sıcak bölgeden biri olan, başta yat turizmine uygun koylarıyla seçkin ve getirisi yüksek bir turizm potansiyelini barındıran Datça-Bozburun Yarımadası, kaçak ve plansız yapılaşma yüzünden risk altında. Marka haline geldiğini düşündüğümüz Antalya, çevreye etkileri açısından hayli tartışmalı olan golf sahaları yüzünden devamlı gündemde. Bodrum ise, şarkılara konu olmuş küçük kıyı kasabası özelliğini çoktan kaybedip, artık neredeyse alışkanlıktan gidilen kalabalık bir tatil beldesi oldu.

Fark ettiyseniz, henüz turizmle tanışmamış, kültürel ve coğrafi pek çok güzellik barındıran ancak yatırıma sıra gelmeyen Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizden bahsedemedik bile.

Bir yanda küstürülen ve alım gücünün üzerinde pahalı tatillere mecbur bırakılan yerli turistler, diğer yanda turizmin kolay yoldan para kazanılacak bir sektör olarak sunulmasından kaynaklanan algılama hataları yüzünden, kazıklandığını düşünerek Hırvatistan, Bulgaristan, Arnavutluk gibi, sektöre çok sonradan giren ülkelere kayan yabancı turistler.

Çeşitli kaynaklarda rahatça ulaşılabilecek rakamlar her ne kadar iyimser bir tablo çizse de, şu anda sadece deniz, güneş, kum turizmine yaslanmış ve sadece bahşedilmiş doğal güzelliklerini pazarlayabilen ülkemizin, çok çabuk yeni bir turizm yapılanmasına yönelmesi gerekiyor.

Bu yönelimi de, kendi halkının, keyifle yerli turist olma hakkını göz ardı etmeden, tarihi, doğası, iklimi ve farklı kültürleriyle tüm dünyaya bir armağan olan bu coğrafyayı vahşi bir ticaret anlayışına kurban vermeden yapmak zorunda.

Burada en büyük görev kuşkusuz, yönetmelik, mevzuat, kanun diye bahanelerin arkasına sığınmadan çözüm üretmesi gereken devletimize düşmekte.

Aradığımız refahın ve uzlaşmacı yaşamın anahtarlarından biri de turizm olabilir. Bu seçeneği iyi değerlendirmemiz gerekiyor kanaatimce.

* * *

Notlar:

WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 1999 yılında, Avrupa'nın biyolojik çeşitlilik bakımından en değerli ve acil olarak korunması gereken 100 ormanını belirleyerek bunları "Avrupa Ormanları'nın Sıcak Noktaları" olarak tanımladı. Bu "sıcak noktalar" arasında Türkiye'den de 9 alan yer alıyor. Bunlar: Küre Dağları (Kastamonu), İstanbul Ormanları, İbradı-Akseki Ormanları (Antalya), Amanos Dağları (Hatay), Karçal Dağları (Artvin), Datça Yarımadası ve Bozburun, Fırtına Vadisi (Rize), Babadağ (Fethiye), Yenice Ormanları (Karabük).

"Dünya'ya Armağanlar" çerçevesinde "sıcak nokta"ların 2005 yılına kadar koruma altına alınması ve bu alanlarda etkin bir koruma alanı yönetiminin yapılması önerisi, T.C. Orman Bakanlığı tarafından da benimsendi.

Ne yazık ki elimizde 2005 yılından bu yana sözü edilen bölgelerde ne gibi değişiklikler olduğuna dair somut veriler yok. Sanırım bu gün itibariyle bu bölgelerin korunması vicdanlarımıza kalmış durumda.

Sıcak noktalarla ilgili açıklamanın kaynağı: http://www.wwf.org.tr

 

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 2204

Erdem Abaka yazıları

  Erdem Abaka'nın web sitesi: Kerdeme

Editörün Önerisi

Bu rûzgâr-ı bî mededin inkılâbı var

Kâmuran Kızlak

Yıllardır zihnimize nakşedildiği üzere, bu topraklarda yetişen Cumhuriyet pek narin olur ve pek öyle sağından solundan ilişmeye gelmez. Bir şarkıdan, türküden, kitaptan, yazıdan, filmden, havadaki buluttan ve hatta cumhurun kendisinden bile bekası kolaylıkla zarar görebilir.


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


Etiketler





Şu an 85 cici çocuk Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
637 - 1316 - 1496  
©