Erdem Abaka - 7 Şubat 2010
Sonunda bize de nasip oldu. Avatar'dan bahsediyorum. Seyit Balkuv'un deyimiyle Avatar farizasını yerine getirdik.
Gitmeyelim mi yani, onca masraf onca tanıtım, onlarca yazıdan sonra ki bunların bazısı Avatar'ın Titanic filmini batırdığından dem vurarak yaratıcılık örneği sergileyen, bazısı ciddi ciddi Avatar'dan felsefî ve ideolojik çıkarımlarda bulunanlardan oluşuyordu. Gittik gördük.
Hayır üç boyutlu değildi. Olsaydı iyi mi olurdu bilmiyorum. Zira o gözlükler benim başımı ağrıtıyor. Çok da keyif alamıyorum zaten. Bence bu üç boyutlu görüntü çok yapay oluyor. Sinemayı, sinema gibi seyretmek daha bir keyifli geliyor. Eski kafalı mıyım ne?
En sonda yazacağımı başta yazsam ne olur? Avatar'ı beğenmedim. Görüntüler, evet bir miktar etkileyiciydi. Ama böyle görüntülerle etki yaratmak için bir animasyon da yapılabilirdi. Sanırım paranın büyük kısmı da cepte kalırdı. Hem zaten doğayı özümseyen ve anlamaya çalışanlar için çok da ilginç şeyler yoktu ki. Yağmur ormanları benzeri bir "Jungle" atmosferinde sağına soluna flüoresan lambalar döşenmiş bir orman. Günlük yaşamımızda hemen her dükkânın tabelâsında görmekten bıktığımız "hortum ışık"larla yaratılmaya çalışılan, içinde asılları gerçek doğada var olan üzerinde oynanmış ve değiştirilmiş bazı yaratıklar barındıran fantastik bir dünya.
Hikâyeye gelince, tam anlamıyla bir klişeler geçidiydi. Bu güne kadar yapılmış ve her biri kendine has kıymeti olan filmlerden bir kolaj. Kurtlarla Dans, Son Mohikan, Cesur Yürek, Alien, Matrix (insan tarafından kumanda edilen devasa savaş makineleri) ve sayamadığım miktarda savaş filminden esinlenmeler. Hollywood yapımlarında olan ya da olması gereken tüm klişelerin, karakterlerin hemen hepsinin bir arada olduğu bir film Avatar.
Ayrıca doğaya saygı, çevrecilik, kan dökmeme, Ana Tanrıça kültü gibi kavramlardan da faydalanılmış yer yer. Eh kapitalizm ve tüketim eleştirisi yok değil tabi. Hakkını yemeyelim Cameron Amca'nın. Hani şu "bu yerlilere ne vereceğiz blue jean mi? Onlar doğayla mutlu zaten" falan bölümleri değme kapitalisti bir anda hidayete erdirir de dervişlik mertebesine ulaştırır.
Bana göre, Avatar sinema sanatı açısından belki çok önemli olmayacak. Zaten bu konuda eleştirmenler söyleyeceğini söyler. Ama görüntüleri ve kullanılan teknolojileriyle çokça konuşulacağı muhakkak. Belki bir iki Oscar da alır. Sanırım çalışmaları şimdiden başladı. Ancak tipik bir Hollywood yapımı olarak amacına ulaştı sanırım. Bakın üstüne yazıyor konuşuyoruz.
En az bir kere seyredilmesi gibi bir hedef varsa ki, vardır, onu biz bile yerine getirdik. Yapımcısı, yönetmeni, teknik ekibi, dağıtımcısı, oyuncuları, set işçileri, sinema işletmecisisiyle pek çok kişiye de ekmek yedirdi ve daha da yedirecek herhalde. O halde sanırım hedefe ulaştı. Zaten Cameron Amca'nın da maksadı buydu herhalde. Yoksa hayalî de olsa, ezilen, toprakları elinden alınan, beyaz adamın sömürdüğü bir takım yaratıklar ya da tükenen yeryüzü kaynakları ya da çevre felâketleri pek de umurunda olmayabilir onun.
Hollywood'un bir malı var. Onu satıyor. Bunu yaparken içinde derinlik olup olmamasına mesaj verip vermemesine bakmıyor aslında. Biz tüketiciler de ne yazık ki diğer ticarî ilişkilerden farklı olarak önce tüketiyor sonra beğenip beğenmediğimize bakıyoruz. Beğensek de beğenmesek de para yola çıktı. Tutup da geri isteyecek halimiz yok.
Ama Avatar'ın, en azından bir süre daha damağımda hoş bir tat, zihnimde keyifli bir anı bırakmasını isterdim. Ne yazık ki film bana göre bu beklentiyi karşılamaktan çok uzakta. Bu yüzden de ilk göz ağrım Star Wars'daki fantastik dünyanın yanında Avatar'ın hükmü yok. Muhakkak bir avatarım olacaksa bunun bir Jedi Şövalyesi olmasını isterim.
Bir film bana hayâl kurdurmalı, Avatar'ı unuttum gitti. Ama Star Wars büyümeyen çocuk ruhumu okşayan bir masal olmaya devam edecek. Verdiğim paraları da sonuna kadar helâl ettim zaten:)
Sonuç olarak, üzgünüm Cameron Amca, Terminatör'ün hatırına rağmen, olmamış. Benim skorum belli: Star Wars: 6 - Avatar: 0
Avatar güzel bir sinema filmi, ama o kadar. Meselâ "Inglorius Bastards" akılda kalması bakımından benim daha çok aklımda kaldı.
Fakat Avatar'ın iki özelliği var. Birincisi, ilk kez bu kadar uzun bir 3D çekildi. Diğeri ise 150 milyon dolarlık bir tanıtım yapıldı. Bu kadar tanıtımdan sonra da herkes etkilendi. Gitmek istedi.
Benım ilgimi çeken tarafı ise, hepimizin şu anki bedenlerimizde avatar misali yaşıyor olduğumuzdur.
Alper Uzun - 8 Şubat 2010 (23:25)
Sevgili Alper Hocam, yorumunuzdaki şu son cümleyi biraz kurcalasak nasıl olur? Merak ettim de.
Şu andaki bedenlerimizde avatar misali yaşıyor oluşumuz ne demek? Yani "matrix" gibi mi? Başka türlü mü? Ne demek istediniz tam olarak? Bizi biraz aydınlatır mısınız?
Erdem Abaka - 10 Şubat 2010 (12:38)
Hastalıkları inceledikçe ve asıl üzerinde çalıştıkça, avatar gibi olduğumuzu düşünmeye başladım. O zamanlar avatar yoktu ama belki biraz matrix gibi denebilir evet.
Neyse, konuyu dağıtmayayım, özellikle yaşlılık üzerine çalıştığım zamanlarda da bunu düşünür oldum. Fiziksel beden yaşlanıyordu ama içerideki biz tıpkı 20 yıl önceki gibiydik. Olgun olabilir ama yaşlı değil. Buraya sığacak kadar özetleyemeyeceğim. Ama fikir vermesi bakımından şu yazılarıma bakarsanız belki daha iyi anlatabilirim ne demek istediğimi.
Haydi Uyan Bakalım
Hangi Hayatı Yaşıyorum?
Nehrin Karşısındaki Kütüphane
Not: Bu arada matrix filmindeki pek çok kare ve fikir Masaka Yamada'nın "Ghost in the Shell" çizgi romanından alınmıştır, orijinal bulunup da çekilmemiştir aslında.
Alper Uzun - 11 Şubat 2010 (07:57)
Erdem Abaka yazıları
Erdem Abaka'nın web sitesi: Kerdeme
Ahmet Faruk Yağcı
Ey bir zamanların egemenleri, mağrurları, burnundan kıl aldırmayan işkence üstadları! Çocuklarınıza, torunlarınıza ahlâkî nutuklar atarken neler düşündünüz? Ey birbirini koruyan kü
Vostok gölünde korkulan olmamış. Tam tersine,…
Selen Yumlu » Vostok Gölü
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 169 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart