Alper Uzun - 31 Ocak 2010
Her zamanki yoldan gidiyordum işime. Yine o geniş caddeden koşarak karşıdan karşıya geçmiş ama önce yayalara yanacak ışığı beklemiştim.
Sanki ilk defa oradan geçmekte olan biri gibi ve hatta sanki turist gibi şaşkınlıkla ama çokça da heyecanla o gökdeleni seyretmiştim.Yayalara yanan ışık yandığında ise hızlı adımlarla yoluma devam ediyordum yine.
Her şey benzersiz aynıydı. Tıpkı dün gibiydi bugün de.
En azından şimdilik öyleydi.
Sonra...Yürürken hep önünden geçtiğim fakat hiç dikkat etmediğim binanın giriş kapısının hemen yanında, duvarın içine işlenmiş yapılış tarihi gözüme çarptı.
Bina 1912 yılında inşa edilmişti.
Neredeyse 100 senelikti ve sayıların hemen üzerinde otelin ismi yazılıydı.
1912'den beri o otel aynı isimle orada dikiliyordu belki de. Önünden tıpkı benim geçtiğim gibi milyonlarca insan geçiyordu. Her gün.
Belki bazıları son kez geçtiklerinin farkında değildi. Bazıları ise ilk kez geçiyordu.
1912 yılını düşündüm. Ne kadar da uzun zaman önceydi. Aslında duruma göre değişirdi.
Sonra 1950 yılına sıçradı düşüncelerim.
"1950" diye içimden tekrar ettim. Bu ara nörolojik bozukluklara merak saldığımdan olacak. 1912 yılı 1950'yi hatırlattı bana. Nörolojik bozukluklardan biri olan Otizm aklıma geldi. 1912 yılında ilk şüpheler başlamış ama ismi konulmamış. Usulca beklemiş sanki bir köşede.
"Otizm ne kadar da tuhaf bir hastalık" diye düşündüm. Ama 1950'lı yılların başında ne olduğu tam olarak anlaşılabilene kadar uzunca zaman şizofreni ile karıştırıldığını öğrendiğimde pek şaşırmıştım. "O kadarcık kısa bir geçmişi vardı ki özellikle bu hastalık konusunda ne kadar da acemiyiz ve bilgilerimiz ne kadar da az" diye geçirdim içimden.
Hepi topu 50 küsur sene filân olmuş bu hastalığı anlamaya başlamamız. Gen düzeyinde karşılaştırmalı yapılan çalışmalar daha da yeni. 2-3 senelik bir geçmişi var. Bu gen analizleri hastalığın kişileride nasıl değişkenlik gösterdiğini ve hatta otistik bireyler ile normal bireylerin gen dizilerinin karşılaştırılması ile belki de gen terapisi düzeyinde uygulanacak tetkiklerin geliştirilmesine sebep olacak.
Bundan 100 sene sonrasında artık insanlarda bu hastalık görülmeyecek dersem abartmış mı olurum acaba? Otizme neden olan genlerin izole edilmesi ya da onlardaki bozuklukların tıpkı bir lego setinde olduğu gibi tak çıkar yerine koy metodlarıyla tamir edilmesiyle. Çözümler bulunacak. İnsanların genomunda bir daha bu hastalığın izine rastlanmayacak.
Düşünsenize, torunlarımız bu ve bunun gibi hastalıklardan hiç bir zarar görmeyecekler. Güzel hayaller değil mi? Ama gerçekler de hayaller ile başlamaz mı?
Otizmin bu kadar kısa zaman önce anlaşılmaya başlanmış olması beni şaşırtıyor demiştim ya az evvel. Şaşırtıyor evet. Medeniyetin 10 bin yıldan beri bilinen şekliyle sürüp gittiğini düşündüğümüzde, taa Sümerlerden tutun bugünlere gelene kadar 50 sene öncesine gitmek sanki hâlâ emekleyen bir çocuğun önünde aşılması gereken ne kadar da çok aşama olduğunun farkına varmak gibi bir durum bu.
Otizmin bir takım çok karakteristik ve bana göre çok da ilginç gelen tarafları var. Otistik kişiler diğer gelişim bozukluğu ile ilgili olan hastalıklarda olduğu gibi engelli ya da dışarıdan ilk bakışta anlaşılan sıra dışı bir görüntüye sahip değiller. Hatta tam tersi bir durum söz konusu çoğu zaman. Meselâ adeta taş bebek güzelliğine sahip çocukların ardında çok yıkıcı bir hastalığın izlerini farkına varmak tıpkı otizmde olduğu gibi çok hüzünlü bir durum. Dış görünüş itibariyle bir sinyal, bir işaret vermeyen bu durum, hastalığın farkına varmanızla çok değişik bir hal alıyor.
Çoğu zaman otizm bir çocukluk devresi bozukluğu gibi tanıtılsa da, aslında bir gelişim bozukluğu hastalığı. Bu bakımdan gelişimin farklı evrelerinde farklı haller almakta. Bir takım karakteristik özellikleri ise belli yaşlara ulaşmadan tam anlamıyla ortaya çıkmıyor. Değişik bir kurgusu var. Otizm gelişimi etkiliyor. Bunun karşılığı olarak gelişim de otizmi.
İlk zamanlarında diğer bebeklerden farklı bir görüntü çizmeyen otistikler, tıpkı diğer sağlıklı bebekler gibi acıkınca ağlayan, gıdıkladığınızda gülen bebekler oluyorlar. Fotoğraflarda sağlıklı, güzel bebekler olarak çıkıyorlar. Görüntü, derindeki sorunları ve problem yaratacak sinyalleri vermiyor. Bir takım tuhaflıklar var ama hemen ya da öncesinde çok dikkatlerimizi çekmiyor.
Meselâ isimleriyle çağrıldıklarında başlarını kaldırıp bakmıyorlar. Bir şeyleri işaret edip gösterdiğinizde o gösterdiğiniz nesneye de dikkatlerini verip bakmıyorlar. Onlarla konuşan insanlara fazla ilgi de göstermiyorlar. Bir başka dünyaları olduğunu yavaş yavaş farkediyorsunuz.
Oyun oynarken annesi yanına gelen çocuklarda çoğu zaman gördüğümüz kollarını iki yanına açarak "hadi al beni" davranışı görülmüyor. Hatta yanına vardığınızda size ilgi bile göstermemesini, sizi hiç umursamadığına veriyorsunuz.
Bu davranışlara ilk tepkiler genelde çocuğun kendi halinde ve kendine yeten, hatta biraz da içine kapanık bir çocuk olduğu düşüncesini yayıyor. İleriki yıllarında da hiç bir zaman bir diyalogu devam ettiremiyorlar. Sanki içine kapanık bir insan imajı ama derindeki sebep çok farklı.
Gen düzeyindeki çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Meselâ ikizler üzerine yapılan çalışmalarda aynı yumurta ikizlerinden birinde otizmin görülmesi durumunda diğerinin de etkilenmesi olasılığı %60-96 arasında değişmekte. Farklı yumurta ikizlerinde ise %0-24 arasında görülüyor bu durum.
Çocukları otistik olan ailelerin diğer bir çocuğunun da otistik olma ihtimali %2-8 arasında değişiyor. Otizm teşhisi ortalama 4.5 - 5.5 yaşları arasında konuluyor. Fakat çocukların %50-90 gibi bir oranında gelişim bozukluklarının 3 yaş öncesi tespit edilmeye başlanıyor.
Son yapılan bir çalışmada otistik bir birey için hayatı boyunca harcanan ortalama maliyet 3.2 milyon dolar. Bu durum sadece parasal anlamda bir değer taşımıyor. Ailere ise hayat boyu çok büyük yükümlülükler de getiriyor. Cahil anne ve babanın elinde kalan çocukların durumu ise çok daha zor. Bu hastalığın farkında olmayan ve çocuklarına ızdırap olan ailelerin yarattığı sorun sanırım para ile ölçülemeyecek kadar da büyük.
Kafamda tüm bu düşüncelerle yürüyünce yine her zaman olduğu gibi hastane girişini bir kaç blok daha geçtim. Farkına vardığımda hemen döndüm, kapının girişinde John şapkasını hafifçe eğerek "good morning, Doc" dedi.
Ofislerin olduğu kapıya geldim. Usulca belimde asılı olan kimlik kartımı kapının yanındaki o alete sürttüm. Kapı açıldı. Ofisime girdim. Bilgisayarımı açtım. Yine o ilk günkü heyecanla. Ekrana elektronik postalar, duyurular akın etti. Hepsini birazıcık kenara ittim. Geçen gün uğraştığım şu gen dizisinin olduğu dosyayı incelemeye başladım.
Merak ediyordum kaç hastamız bu gen profilini taşıyordu acaba?
İşte yine öğle yemeğini bile ve hatta zaman ve mekân kavramını da unutturacak bir dünyanın içine giriyordum.
Düşünenlerin düşünceleri
Otizmin bu kadar bilinir ve dikkat edilir olmasında sanırım "Yağmur Adam" filmi önemli bir rol oynadı. Tabi, bu rahatsızlıktan muzdarip olanların çoğunluğunun üst düzey hafıza ve müzik yeteneklerine sahip olmaları bu hastaların "çok zeki; fakat çevresindekilerin anlayamadığı ve bu yüzden karambole giden" insanlar olduklarına dair bir yanlış inancı da milletin aklına soktu. Aslında, bu iki yeteneğin "toplam zekâ" faktörleriyle doğrudan bir ilişkisi yok. Zekâ, "normaller"de olduğu gibi, bu insanlar arasında da "normal dağılım" göstermektedir.
Buradan başlayarak ben de işin Psikolojik/Psikiyatrik tarafıyla ilgili bir kaç söz edeyim. Tedavi sürecinin hedeflediği ilk adım, çevreyle hiç ilgilenmeyen ve dolayısıyla iletişim kurmayan çocukta iletişim penceresini ufakça da olsa aralayabilmek. Neyse ki bu çocukların çoğunda müzik yeteneği var ve tedavi buradan başlayabiliyor. Meselâ, çocuğun çok severek yaptığı bir şeyi (müzik dinlemek gibi) birlikte yapmak, bu arada çocuğun hoşuna gidebilecek el temasında bulunmak ve böylece iletişim penceresini aralamaya çalışmak tedavinin temeli.
Çoğunluğu tedaviden önemli yararlar sağlıyorlar ve çevreyle bir ölçüde ilgilenebilen ve iletişim kurabilen insanlar oluyorlar. Tabi, tedaviden elde edilen yararda zekâ düzeyi çok önemli bir değişken.
Yine de neredeyse tamamında gözlenen bir özellik kişisel ve sosyal sınırlar konusunda ciddi sıkıntıları olması. Tabi, bu husus onlardan çok onlarla ilişki/iletişim halinde bulunanlar açısından rahatsız edici bulunmaktadır. Bu durum maalesef ömür boyu devam eden bir özellik ve bu yüzden de ömür boyu süren bir tedavi ve destek süreci gerektiriyor. Yani, bu sınırları anlayabilme, ona göre davranabilme ve kendi sınırlarını belirleme yetisi maalesef ileri yaşlarda bile pek ilerleme gösterebildikleri bir şey değil.
Kâmuran Kızlak - 1 Şubat 2010 (19:14)
Avustralyalı küçük bir kız ile ABD'li otistik bir yaşlı adamın mektup arkadaşlığını anlatan Mary And Max filmini de meraklısına önerebilirim. Film, polimer kil ağırlıklı bir canlandırma sineması örneği ve Sundance film festivalinde ödül almış.
Aylin Taşçıgil - 1 Şubat 2010 (20:33)
Alper Uzun'u seviyorum.
Hani bu yorum değil kabul ama harbi ben bu adamı seviyorum. İşini yaparken ya da beyin göçünü anlatırkenki yazılarında. Adam hâlâ sıcak hâlâ insan kalmış bir amatör ruhlu profosyenel.
Bu satırları arkadaşıma tavsiye edeyim diye not bölümüne yazıyordum ki eeh "Alper Bey'in hakkını yemeyeyim kendisinin, arkasından bu konuşulanları duymaya hakkı var" dedim ve eh Derkenar'ın yorum bölümüne yazmaya karar verdim. Arkadaşım da burdan okuyacak kendisine gelecek mektubu.
Hazır ilan-ı sevgi yapmışken, Erdem Abaka'nın da hakkını yemeyeyim. Onun da arkasından, "çok duygu yüklü çok içten yazıyor" diye dedikodusunu yapmışlığım var. Özellikle şu babasına dair yazdığı yazıda. Ya da türküleri sıraladığı yazıdaki samimiyette. Yazının içindeki insani görmeyi seviyorum.
Sayın sitenin "kız babası" sizden de bir ricam var. Benim gibi içinde, yorumum ya "evlenilecek siteye" lâyık bulunmazsa korkusu oluşan çekingenler icin sadece yazının yazarına gidebilecek bir link daha koymak ya da e-mail adrresi koymak çok mu zor olur? Billiyorum, yetenekleriniz bize gösterdiklerinizden çok daha fazla.
Yazarlarımızın ve emeği geçenlerin ellerine emeklerine sağlık. Klavyeleri hiç tıkırtısız kalmasın.
Saygılarımla...
Okurunuz...
Şima McGregor - 5 Şubat 2010 (23:42)
Övgü dolu sözleriniz için çok teşekkür ederim sevgili Şima McGregor. Beni mahçup ettiniz.
Sevgili büdütörümüz kız(ar)mazsa, teşekkürlerin en büyüğü ona. Akacak mecra bulamayan pek çok insana fikirlerini ifade edebilmeleri için fırsat yaratan bu dergiyi karşılıksız sunduğu için.
Unutanların hatırlaması, okumamış olanların okuması için onun vaktiyle başka bir yazıya yazdığı yorumdan bir bölüm aktarmak istedim izni olursa:
"Bu siteyi benimseyen ve destan uzunluğundaki yazılarımızı azimle okuyan tüm sessiz ziyaretçilerimize de yürekten teşekkürler."
"Eşine dostuna tavsiye edenlere de."
"Bu teşekkürlerin en büyüğü, sekiz yıl önce, hiç aklımda yokken, tadına doyulmaz mektuplarıyla bu sitede bir Yazarlar bölümünün açılmasına vesile olan sevgili Ali Türkan'a..."
"İyi oldu iyi... Çok iyi oldu. Ne Şam'ın şekeri ne medya patronunun zekeri. Biz burada hep birlikte yazıyor, okuyor, zihinlerimizi parlatıyoruz. 'Ortak Akıl'demeyeyim ama insana kendini iyi hissettiren ortak bir iklim oluşuyor gün be gün."
"Aramızda kalsın ama galiba bu mecmua bir tür 'aşk evliliği'..."
Dostlukla.
Erdem Abaka - 6 Şubat 2010 (14:34)
Doğrusu sevgili Erdem Abaka'nın da dediği gibi, beni de övgü dolu sözlerinizle mahçup ettiniz. Ama diğer yandan da teşekkür etmek isterim sevgili Şima McGregor, samimiyet ve cesaretle beğeninizi yazmanıza da sevindim açıkçası. Özellilkle hastalıkları anlatırken, o can sıkıcı durumdan sıyrılarak anlatmaya özen göstermeye çalışıyorum. Bu samimiyetin farkına varılması çok güzel bir şey. Teşekkürler. Sevgi ve selâmlarımla.
Alper Uzun - 6 Şubat 2010 (16:49)
Bugün Dünya Otizm Farkındalık Günü, "Ben de vatandaşım" sitesini ziyaret edip, Türkiye'de otizmli bireylerin durumunu hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Siteden, "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2008 yılından itibaren her yıl 2 Nisan gününün "Dünya Otizm Farkındalık Günü "World Autism Awareness Day" olarak kutlanmasına karar verdi. Otizm Platformu, 2008 yılından bu yana her yıl gerçekleştirdiği farkındalık kampanyaları ve farklı iletişim çalışmaları aracılığı ile, Türkiye'de devlet ve kamuoyu nezdinde otizmle ilgili farkındalığın artırılması ve otizmli bireylerin sosyal yaşam hakları, eğitim, tedavi ve bakım gereksinimlerinin karşılanması için gerekli çalışmaların yapılması adına uğraş vermektedir."
Tunçer Baykaş - 1 Nisan 2010 (04:09)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Alper Uzun
Alper Uzun'un web sitesi: Hayattan ve Masallardan Biraz
Tablolar kaçtan gidiyor Abidin?
Ali Türkan
Böyle bir gerçek olsa, memleketimizde neler olurdu acaba? Herhalde aşağıdaki köylerde yaşayanlar, pazar yerlerinde falan, "sustu ibneler! Sustu ibneler!" diye tezahürat yaparlardı dağlılar aleyhinde. Devam
Dünyaya sömürgecinin gözüyle bakmak
Fikret Başkaya
Yazık ki, emperyalist odaklı ideolojik kurgular, sanki her zaman her yerde geçerliliği olan, hikmetinden sual olunmaz bilimsel hakikatlermiş gibi sunuluyor ve Üçüncü Dünya'nın beyinleri esir alınmış 'bilim erbabı' ve ' aydın' denilen diplomalılar taifesi tarafından da tartışmasız doğrular olarak kabul ediliyor. Devam
Herkesle Kavgalı
Necdet Şen
Kim olduklarını bilsem, tek tek karşılarına dikilip "korkma dostum, seninle bir meselem yok; meselem senin de içinde bulunduğun ve bizzat mağduru olduğun durumlarla" derdim... Devam
İclal Arpınar - Çok doğru tespitlerde bulunarak yazmış olduğunuz... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot
Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot
Değişiklik, dönüştürücülük, az veya çok, beklenmeyen bir partiden geliyor. Bu o partinin de sınırlarını zorlayan bir şey. Daha fazlasını umarak bu kadarını eleştirmek ona da haksızlık. Son kertede demokrat olduğunu ama muhafazakâr olduğunu da söyleyen bir parti var iktidarda.
Hayat hediyesi; hayatın kendisi
Alper Uzun
O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda. Devam
Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Ahmet Faruk Yağcı
Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak. Devam
Pilot
Kâmuran Kızlak
Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok. Devam
Bankacı
Deniz Türkoğlu
Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak. Devam
Banka
Deniz Türkoğlu
Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir. Devam
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Erdem Abaka
Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der. Devam
Okul yolunda genç olmak
Hasan Demirpaz
Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz. Devam
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Kanlıca'nın yalnızları
Deniz Türkoğlu
Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk. Devam
Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru
Hülya Yalçın
Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor. Devam
Nişantaşı Reasürans
Nuri Yalçın
Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil. Devam
Boşluk
Ahmet Faruk Yağcı
Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Evlilik Felsefe Feminizm Gazete Gençlik Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Para Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Hayat© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal