Patronsuz Medya

Bireysel silahlanma ve çocuklar

Çağatay Acar - 11 Kasım 2004


Pek çoğumuz silahlarla savaşları özdeşleştirmişizdir, halbuki dünyada, savaşlar nedeniyle bir yılda ölenlerin sayısı 300 bin iken, barışın hakim olduğuna inanılan bölgelerde bir yıl boyunca bireysel silahlanmanın yarattığı sessiz çatışma ortamında 200 bin kişi hayatını kaybetmektedir.

Aynı toplum içinde yaşayan bireylerin herhangi bir ideolojiye bağlı olmaksızın ateşli silahlar ve bıçaklar ile donanması şeklinde tanımlanan 'bireysel silahlanma' sorunu çığ gibi büyüyor. Yani, neredeyse savaşta ölenlerin üçte ikisi kadar insan da bireysel silahlanmanın kurbanı.

Dünyada kayıtlı 638 milyon silahtan 260 milyonu devletlerin kontrolünde. Buna karşılık, özel kişilerin elinde 378 milyon silah bulunuyor. Başka bir deyişle, bireylerin elinde devletlerden daha fazla silah var. İlkel toplumlardan bu yana kullanılagelen ve toplumda bir "statü" göstergesi sayılan konvansiyonel silahlar sebebiyle dünyada dakikada bir insanın yaşamını yitirmesi, silahlanmaya karşı birşeyler yapmanın gerektiğini insanlara haykırıyor kuşkusuz.

Uluslararası Af Örgütü raporlarına göre, silah ticareti "kontrolden çıkmış" durumda.

"Her gün milyonlarca kadın, erkek ve çocuk silahlı şiddet korkusuyla yaşıyor. Her dakika biri öldürülüyor. Rio de Janeiro ve Los Angeles'taki çetelerden, Liberya ve Endonezya'daki iç savaşlar ve silahlı direnişlere kadar, bu öldürmelerde konvansiyonel silahlar kullanılıyor. Bu silahları katillerin ellerine ulaştıran küresel silah ticareti büyük bir sektör."

"Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi olan ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin, dünya konvansiyonel silah ihracatının % 88'ni elinde tutuyor ve bu ihraç edilen silahlar düzenli olarak ağır insan hakları ihlallerinin işlenmesine yardımcı oluyor. Silah artışı ve kötü kullanım, kişilerin hayatlarını karartıyor ve ülkelerin yoksulluktan kaçmalarını engelliyor. Ülkelerin üçte biri, sağlık için harcadıklarından daha fazlasını ordu için harcıyor."

Afrika, Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika'daki ülkelerin silahlara bir yıl içinde harcadığı para yaklaşık 22 milyar ABD doları. Oysa bu miktarın yarısı, bu ülkelerdeki çocukların ilkokula gitmelerine olanak sağlar.

Ülkemiz son dört yılda silah ithalâtında dünya dördüncüsü oldu. Dünya silah alımında ilk üç sırada ise Tayvan, Çin ve Suudi Arabistan var. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) yayımladığı son rapora göre, Türkiye son dört yılda silah alımına 5 milyar dolardan fazla harcadı.

Yurdumuzda her yıl yüzlerce insan, düğün ve maç sonrası "sevinç" kurşunlarıyla veya kasten, konvansiyonel silahlar kullanılarak öldürülüyor. Türkiye'de yılda ortalama 3 bin kişi bireysel silahlarla hayatını kaybediyor. Ülkede 1 milyon 800 bini kuru sıkı olmak üzere ruhsatlı/ruhsatsız 7 milyondan fazla silah bulunuyor. Yani, Türkiye'de her 10 kişiden biri silahlı. Son 8 yıl içinde silahlanma % 358 artmış durumda. Toplumun en ezilen ve en kırılgan grubu olan çocuklar ve kadınlar, bu durumdan da en zararlı çıkan kesim kuşkusuz.

İnsanlar niçin silahlanıyor?

BAPAM tarafından yapılan araştırmada 10.000 silah ruhsatı başvurusu içinde mazeretlerin dağılımı şöyle tespit edilmiş:

"İş riski nedeniyle %35, evde bulunsun diye %23.6, merak ve hobi olarak %16.7, avcılık ve atıcılık gerekçesiyle %12.7, meslek gereği %6.8, hatıra yani intikal nedeniyle %5.2".

Bunlar kağıt üzerinde beyan edilmiş, kanuna uydurulmuş gerekçeler. Esas silahlanma nedeni, toplumda adam yerine konma ve rağbet görme isteğidir. Mesleksiz yığınların oldukça yüksek oranda olduğu doğu toplumlarında silah sahibi olmak; atılımın, beğeninin, üstün olmanın, kazanmanın simgesidir.

Oysa silahlanma, şiddetin en uç noktalarından biridir. Yaşama içgüdüsü engellenen, kendini, doğayı ve insanları sevmeyi beceremeyen, üretici güçlerini harekete geçiremeyen, kısaca kendini gerçekleştiremeyen insanlarda, zarar verme eğilimi artar. Silahlanma da bunun sonuçlarından biridir. Can güvenliği mazeretine sığınarak silah edinenlerin asıl gerekçeleri aslında kendilerinin de farkında olmadıkları, topluma ve kendine güvensizliktir. Topluma ve kendisine güvenmeyen insanlar silahın gölgesine sığınırlar.

Silah sahibi bireylerin, büyük bölümünün totaliter ideolojilerin sempatizanı olması, kadını ikinci sınıf vatandaş olarak nitelendirmeleri ve namus bekçilikleri tesadüfi değildir. Aslında ailede başlar her şey. Çocuğa her türlü sorunu çözmenin yolunu şiddet olarak gösteren ataerkil toplumlarda, bunun üzerine bir de medyanın duyarsızlığı ve sürekli şiddet içeren programların sunulması eklenirse, bu sonuç kaçınılmaz olacaktır.

Amerika'da yapılan bir araştırma, çocukluğunda televizyonda şiddet izleyenlerin yetişkinliklerinde saldırgan olduklarını ortaya koyuyor. Araştırma, Mart 2003'de Michigan Üniversitesi'nde, çocukluklarında, şiddet içeren dizi ve çizgi filmleri izleyen yetişkinler üzerinde yapılmış. Çocukluklarında şiddet dolu programları izleyen erkeklerin yüzde 20'si bir tartışma anında eşlerini itip kaktıkları, kadınların yüzde 20'sinin eşlerinin başına bir cisim attıkları belirlenmiş.

"Oyuncak" silah ve çocuklar

Masum bir kelime olan "oyuncak" ile, ürkütücü bir sözcük olan "silah"ın yanyana kullanılması bile çelişkidir. Silahın bir oyuncak olarak kullanılması çocuklara zarar verir. Oyuncak firmaları bunun aksini iddia etse de, bu tartışmalar sonucunda elde edilen gerçekler; oyuncak silahların saldırganlıkla ilişkisinin bulunduğu, oyuncak silahın daha sonra gerçek silaha sahip olma isteğine dönüştüğü, çocukların elinden oyuncak almanın çok zor, yerine başka bir oyuncak koymanın çok daha zor olduğu, çocukların oyuncak silahları gerçeğinden ayırt edemedikleri, oyuncak silahlarla oyun oynamak bir nesilde tamamen kırılırsa, Japonya'da olduğu gibi toplumun silaha olan isteğinin ve silahla ilgili suçların Türkiye'de de sıfırlanabileceğidir.

"Çocuklar; yok etmeyen, savaşı simgelemeyen, psikopat dürtüleri geliştirmeyen, vahşet, dehşet, öfke duygularını yaşatmayan oyuncaklarla oynamalıdırlar, yaratıcı ve üretici oyuncaklarla. Yani insan olmanın onurunu yaşatacak oyuncaklarla".

Burada ebeveynler çocuklarını yetiştirirken kendilerine şu soruları sormalıdırlar: Acaba evde, yakın çevrede ya da toplumda yaygın olarak bulunan silahın gölgesinde yaşamak, televizyonda, filmlerde, çizgi filmlerde yoğun gösterimde olan silahlı şiddeti izlemek çocuğumu şiddeti taklit etmeye, şiddete karşı hoşgörülü olmaya, şiddete karşı duyarsız olmaya, şiddeti genel geçer bir insan ilişkileri yöntemi olarak kabul etmeye iter mi? Bu silah ve şiddet yoğun ortamda çocuğum 'savaşa hayır' seslerimizi samimi bulur mu?

Bireysel silahlanmanın önüne geçilmesinde, en büyük görev siyasal erke düşmektedir. Bireysel silahlanmayı engelleyici yasa çıkarılmalı, bunun yanısıra silah ithalatı da kısıtlanmalı ve bu kaynaklar sağlık ile eğitime yönlendirilmelidir. Bu konuda medyaya da büyük görevler düşmektedir. Kâr ve rating kaygısıyla, şiddet içeren programlara son hızla devam eden medya, toplumsal sorumluluğunu gözardı etmektedir.

"Halk bunu istiyor" savunması, pişkinliğin son noktasıdır. Toplumu adeta eroinman haline getirip, bağımlı kılan yine aynı medyadır. Oyuncak üreten firmaların da, sağlıklı ekonomiler yaratmak için, hasta ruhlar yaratmaya hakkı yoktur. Oyuncak silahlar da, tıpkı Japonya ve Güney Kore'de olduğu gibi, ülkemizde de yasaklanmalıdır. Bireysel silahlanmayla savaşımda 1993'den bu yana faaliyetlerini sürdüren Umut Vakfı, tüm duyarlı insanlarca desteklenmeli ve iktidarlar bu sese kulak vermelidir.

Kaybedecek çok fazla zaman kalmadı; silahlı şiddetten bir kişinin öldüğü her dakika, 15 yeni silah üretiliyor. Önümüzdeki aylar ve yıllarda silahlı şiddet nedeniyle acı çekeceği ya da öleceği kesin olan kadın, erkek ve çocukların sorumluluğunu kim üstlenecek?


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 9480


 

Çağatay Acar

Editör'ün Önerisi

Muska

Ali Türkan

Ölen kardeşinin adını verdi oğluna. Yıllar sonra, bilmem kaçıncı kez taşındığım evlerden birine yerleşmeye çalışırken, bir kartonun içinde, boynundan fırlayıp önüme düşen o muskayı gördüm.  Devam


Sağlıkta dönüşürken ne yana dönelim?

Ahmet Faruk Yağcı

Sağlık hizmeti yapma iddiasındaki idareler hekimi hastaların önüne atar ve çekilirdi. Şimdilerde sağlık kuruluşlarına da bunu yapıyorlar. Gerçekten parasız sağlık hizmeti alması gerekenlerin de bunu edinmesini zorlaştırıyorlar.  Devam


Köy ve Cumhuriyet

Necdet Şen

Allah esirgesin, Ziverbey köşkünün arsasına yaptırılan apartmanın bodrum katında falan ağırlarsa paşalar? Emin misiniz sizin cuntanın bu kez spor totoda 13 tutturacağına? Ya 13 Mart 1971 günü attığınız "Devrimci Ordu" manşeti gibi, bu seferki kıymetli yayınlarınız da elinizde patlarsa?  Devam


Son Yorumlar

Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot

Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot

Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron


Web Gezgini

Cengiz Çandar (Radikal)


Son Yazılar

Hayat hediyesi; hayatın kendisi

Alper Uzun

O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda.  Devam


Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Ahmet Faruk Yağcı

Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak.  Devam


Pilot

Kâmuran Kızlak

Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok.  Devam


Bankacı

Deniz Türkoğlu

Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak.  Devam


Banka

Deniz Türkoğlu

Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir.  Devam


Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Erdem Abaka

Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der.  Devam


Okul yolunda genç olmak

Hasan Demirpaz

Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz.  Devam


Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  135 - 2 - 53 - 56


Web Derkenar
9 Eylül 2010 Perşembe
Yazı Boyutu
©