Patronsuz Medya

Ben de isterem!

Ya da "Düm Tek Tek"

Erdem Abaka - 15 Nisan 2009


Yılbaşı gibi olurdu o gün. Ne zamandır beklenen an yaklaştıkça heyecan iyice artardı. Akşam olup da saat geldiğinde, ma'aile televizyonun başına geçilirdi.

Çay demlenir, cola, gazoz, kuruyemiş hazırlanırdı. Çukur kapta istiflenmiş meyveler, küçük pasta tabakları ve meyve bıçaklarıyla orta sehpaya dizilirdi. Yavaş yavaş tam bir sessizlik sağlanır, herkes gözlerini televizyona dikerdi, el altında gazetenin verdiği puanlama tablosu ve kalem hazırda.

Eurovizyon şarkı yarışması başlamak üzeredir!

Şarkımız iyi mi? Keşke öbür parça katılsaydı. Ama iyi oluşuna bakmıyorlar ki. Bizans oyunları dönüyor hep. Sonuncu olur geliriz biz. Bülend Özveren mi sunuyor gene? Yunanistan bize puan vermez hiç, biz onlara veriyoruz ama. Türk'ün Türk'ten başka dostu mu var abicim?

Bu zamanlar hangi zamanlardır? Yetmişlerin sonu, seksenlerin başı mı? Tanklar Esenboğa yolunu tutmuş mudur? Yoksa Radyoevi'nin işgaline daha var mı?

Mahallede kaç tane araba vardı? Hafızamı birazcık zorlasam sayarım. Neler giyerdik, neler yerdik, neler oynardık, onları da.

"Mıstığın dayısı Almanya'dan çukulata getirmiş oolum."

"Benim abim de Malta kotu almış Menekşe pasajının ordan."

"Aşşaa mahallenin çocukları maç diyo, napalım?"

Bir daha hiç yaşanmayacak, geri gelmeyecek günlerdir o günler. Ama her vesileyle hatırlarsınız. Ya da hatırlamak için vesile yaratırsınız. Neden acaba?

Eurovizyon şarkı yarışmasına az kaldı ya, aklıma geldi hepsi birden.

Bu sene malûmunuz, gurbetçi Hadise kız katılıyor. Parçası tabî ki İngilizce.

Kim başlatmıştı bu furyayı Sertab Erener mi?

Bu sefer de kendi dilimiz kendi kültürümüz tartışmaları yapılacak ister istemez. Bu ve benzeri tartışmalar Eurovizyon Şarkı Yarışması'nın tuzu biberi, magazin basınının da ilacıdır. Ama sadece biz değiliz ki. Yarışmacıların neredeyse tamamı İngilizce şarkılarla katılacak.

* * *

Adına küreselleşme dediğimiz sürecin bir ayağı da budur. Başta Avrupa, sonra Amerika, Asya ve diğer yerler. Aynı dili konuşacak, aynı şeylere gülecek, aynı cipsi yiyecek, aynı otomobile binip, camından aynı sigara paketini atacak.

Pek çoğumuz küreselleşme denen bu olguya sıcak bakmıyoruz. Kendimizce de sebeplerimiz var. Peki, gerçekte bizi rahatsız eden nedir? Tüm dünyanın yavaş yavaş aynı dili konuşmaya başlaması mı?

İyi bir şey değil mi bu? Daha iyi anlamaz mıyız birbirimizi? Eksiksiz bir iletişim ve herkesin birbirini anlaması için ortak bir dil kullansak kötü mü olur? Bu pek çok sorunun çözümü, meselâ savaşları bitirmek için fırsat olamaz mı? Kendi ülkemizde 80 yıldır herkesin aynı dili konuşması için çabalayıp duruyoruz da iş dünya ölçeğine geldiğinde niye huzursuzlanıyoruz? Yurtta aynı dil, cihanda aynı dil. Nesini beğenmiyoruz?

Yoksa herkesin aynı dili konuşmasına ya da bunun olma ihtimaline değil, bu dilin hangi dil olması gerektiğine mi takılıyoruz? Bunu da "Tüketimin bir sinsi yılan gibi bizi ve dünya milletlerini sarmasına karşıyım. Kapitalizm (Batı), dünyanın her yerinde aynı ürünleri farklı milletlere satıyor, onları sömürüyor (cebini dolduranlar hep aynı adamlar), bunu da geliştirdiği ortak dille (İngilizce) yapıyor. Kahrolsun (benim yapamadığım) kapitalizm" diyerek mi dile getiriyoruz?

Peki, şöyle bir düşünelim o zaman. "Kurgu" yapalım. Büyük savaş bambaşka bir şekilde neticelenmiş, rüzgârlar bambaşka yönlerden esmiştir. Osmanlı devleti, yedi yüz onuncu yılını kutlamaktadır. Bu yıl yapılacak şarkı yarışmasının daha da parlak geçeceğinden kimsenin şüphesi yoktur. Anadolu-Avrupa Birliği'nin lideri Osmanlı Devleti'nin temsilcisi yarışmaya doğal olarak elemelere girmeden katılacaktır.

Haber merkezlerinden gelen haberlere göre bu sene de yarışmacılardan çoğu "Türkçe" şarkılar seslendireceklerdir.

Ne dersiniz? Gururumuz okşanmadı mı?

Devam edelim. Tüm dünyada Türk malı otomobiller satılmaktadır. Türk sanayi ürünleri dünyanın hemen her ülkesinde pazarlanmaktadır. "Kudret" bilgisayar yazılımının dost ve müttefik Amerika temsilciliğini Bill Gates adında bir adam almış, havalara uçuyor. Osmanlı Devleti geliştirdiği parlamenter sistemle dünyada söz sahibidir. İngiltere, Fransa Osmanlı liderinin ağzının içine bakıyor. Yunanistan hiç kurulmamış, oralar müreffeh bir Osmanlı eyaletidir. Hayali bile güzel değil mi?

Can sıkan vaziyetler hiç yok mu peki? Olmaz mı?

Özgürleştirilmiş Küba'da konuşma yapan Osmanlı Başkanı'na bir gazeteci canlı yayında ayakkabısını fırlattı. Skandal! Dünyanın çeşitli yerlerinde meydana gelen bu ve benzer huzursuzluklar ya da rahatsızlık belirtileri bir şekilde halledilecektir.

Kapitalist Sistemin en büyük kalesi Osmanlı, kendini müdafaa etmesin mi?

Böyle bir kurgu gerçek olsaydı, günümüzde kaç tane köşe yazarımız, kanaat önderimiz, mütefekkirimiz yine de Afrika'da aç kalan çocuklardan, doğanın ve çevremizin hızla tüketilmesinden, yok edilen etnik kültürlerden, savaşlardan, kapitalizm belâsından rahatsızlık duyacaktı acaba?

Sorun kapitalizmin kendisi mi, yoksa söğüşlediği arpadan bize pay verip vermemesi mi?

Dilin kemiği, klavyenin "abs"si yok ki. Merak ettim işte.

 Düşünenlerin düşünceleri

Aynı işi yapan insanların, aynı arabalara binen, aynı müzikleri dinleyen, aynı sporları yapıp, benzer olaylara aynı tepkileri veren insanların aynı dili konuşmuyor olmasının kültür zenginliği gibi algılanması bana da biraz çelişki gibi geliyor.

Yalçın Şahin - 17 Nisan 2009 (22:45)

Küreselleşmenin yanısıra "kalkınma" dediğimiz kavramı da sorgulamak gerekmez mi acaba?

Baştan söyleyeyim, ben pek anlamam bu işlerden. Öğrenmek için zarf atıyorum.

Yanlış bilmiyorsam, günümüzdeki carî iktisat anlayışına göre "kalkınma" denince üretim artışı, gayrısafî millî hasıla artışı, refah düzeyi ve diğer ekonomik göstergelerdeki iyileşme falan geliyor akla.

Peki bunlar nasıl artıyor? Dünyadaki toplam servet eğer sürekli büyümüyorsa birimizin zenginliği başkalarının fakirliği demek olmuyor mu?

Ya kalkınırken tükettiğimiz ve bir daha yerine konulamayacak olan doğal kaynaklara ne oluyor?

Yani "ilerlemekten" anladığımız, nalıncı keseri gibi hep bize yontan bir yer kapma yarışı mı? Bencillik mi ilerleme? Millî ya da bireysel anlamda? O zaman geride kalanların hali ne olacak? Diyelim Bangladeş ya da Sudan açlıktan kırılırken biz "e ne yapalım, onlar da kafayı çalıştırıp kalkınsalardı" mı diyeceğiz?

Gezegenimiz mahvolmaya doğru sürüklenirken Kyoto sözleşmesini imzalamayı "kalkınmamı yavaşlatır" gerekçesiyle reddeden Çin ve ABD gibi ülkeler mi olacak bizim de kalkınma modelimiz?

"Dünyaya ne olduğu umurumda değil, ben kendi gayrısafî millî hasılama bakarım" mı diyeceğiz?

Durmuş Düşünür - 18 Nisan 2009 (16:02)

Sayın Durmuş Düşünür, iyi ki bu meselelerden anlamıyorsunuz. Bir de anlasanız ne olacaktı acaba?

Bilgisayar oyunları ve Hollywood fantezilerini bilmem ama, sanırım dananın kuyruğunun kopacağı bir gün geldiğinde gemiye binip kaçmayı düşünenlerle birlikte biz bize kalacağız burada.

Ne dersiniz o zaman milyonluk dört çekerler bir çuval patates edecek mi?

Şimdi "bir kardeş sofrasında hep beraber" diyeceğim, aşırı duygusal davrandığım düşünülecek, dudak bükülecek.

O zaman neyleyeyim, bırakalım inceldiği yerden kopsun.

Erdem Abaka - 18 Nisan 2009 (21:47)

Sayın Düşünür (adınıza göre daha dinamik olduğundan, soyadınızla hitap etmeyi tercih ediyorum) Buradaki sihirli sözcük 'toplam servet' ve 'üretim artışı'. Ve sizin söylediğinizin aksine sürekli büyüyor. Bu büyümeye kabaca bir örnek vermek gerekirse; üstünde oturduğumuz binmilyarkentrilyon ton bor madeni bir 'zenginliktir'. Elli sene sonra parayı koyacak yer bulamayız biliyorum, ama şu anda bizim ülke refahımıza bir katkısı var mı? Yani ortada iki tür servet var: Biri 'ham' (paraya çevrilemeyen), diğeri 'işlenmiş' (paraya çevrilebilen).

Aslında bu konu daha ayrıntılı bir yazıyı hakediyor. Şimdi böyle bir yazı kaleme almaya kalksam, konunun uzmanı olmadığımdan 'ahkâm' kesmekten korkarım.

Özgür Sarıkaya - 19 Nisan 2009 (13:08)


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 2026


 

Erdem Abaka

Editör'ün Önerisi

Hani

Ali Türkan

Belki bir askeri darbe olmuştur o memlekette ve çok korkan birileri, bizleri korkulmayacak hale getirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu ülkenin adam gibi bütün adamlarını yok etmiş, kapatmış, sindirmiş, olmadı yurt dışına kaçmak zorunda bırakmıştır.  Devam


Değersizlik Duygusu

Engin Geçtan

Değersizlik duyguları yaşayan bir kişinin bazı insanları yüceltmesi, geliştirmiş olduğu gerçekdışı senaryoların bir sonucudur; bu insanların kendisinin ulaşmak istediği görkeme sahip olduğu yanılgısından kaynaklanır.  Devam


Kötülüğü sıradanlaştıran Nefret söylemi

Necdet Şen

Gitgide sıradanlaştırılan ve gündelik söylemin her alanında kendine mühim bir yer edinen nefret söyleminin içimizdeki iyiliği bastıran, kötülüğü geçerli kılan zehirli bir söylem olduğunun bilincindedir.  Devam


Son Yorumlar

İclal Arpınar - Çok doğru tespitlerde bulunarak yazmış olduğunuz... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot

Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot


Web Gezgini

Solun referandumla sınavı

Değişiklik, dönüştürücülük, az veya çok, beklenmeyen bir partiden geliyor. Bu o partinin de sınırlarını zorlayan bir şey. Daha fazlasını umarak bu kadarını eleştirmek ona da haksızlık. Son kertede demokrat olduğunu ama muhafazakâr olduğunu da söyleyen bir parti var iktidarda.

Hasan Bülent Kahraman (Sabah)


Son Yazılar

Hayat hediyesi; hayatın kendisi

Alper Uzun

O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda.  Devam


Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Ahmet Faruk Yağcı

Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak.  Devam


Pilot

Kâmuran Kızlak

Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok.  Devam


Bankacı

Deniz Türkoğlu

Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak.  Devam


Banka

Deniz Türkoğlu

Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir.  Devam


Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Erdem Abaka

Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der.  Devam


Okul yolunda genç olmak

Hasan Demirpaz

Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz.  Devam


Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  214 - 22 - 916 - 999


Web Derkenar
9 Eylül 2010 Perşembe
Yazı Boyutu
©