genetik

Maymun benim neyim olur?

Alper Uzun - 25 Mayıs 2008


Uzaylı bilim adamının not defteri

Keşif gemilerimizi uzayın derinliklerine göndermeye başladığımızdaki umudum ve heyecanım neyse, o aynen öyle devam etmekte.

Diğer gezegenlerde canlıların olma ihtimalini teorik olarak ispatladık. Dolayısı ile özellikle de benim umudum bir hayli fazla.

Şu son gemilerden dönüş yolunda gönderilen görüntüleri görünce tamam dedim. Budur işte.

Analizler, gemiler buraya gelince başlayacak ama olsun holografik te olsa karşında bizimki gibi bir gezegeni görebilmek çok iyi. Her ne kadar bizimkinden çok daha küçük de olsa harika işte. Bu kadar sulak bir gezegen olması, oksijen bulunması ve bir takım canlıların olması adeta bir mucize. Bir bilimci olarak mucizelere inanırım. Evet, tabii ki inanırım.

Sonrasında gemiler hep gelip gitti. Kimi zaman bizler de bu yolculuklara katıldık. Hatta kimilerimiz orada bile kaldı. Ama -ne hikmetse- ırkımızın bireyleri orada inanılmaz bir hızla yaşlandılar.

Analizlerimiz sırasında farkettik ki ortak bir yanımız var bu mavi gezegen ile. Tıpkı bizde olduğu gibi burada yaşayan canlılar da, sizin şimdilerde DNA adını verdiğiniz molekülü taşıyorlardı.

Sonrasında karar verdik. Bu molekül madem böylesine uzak bir yerde de bir ortaklık nedeni, o zaman orada bizden bir şeyler neden başlamasın? Ama o gezegendeki canlıların da bu birlikteliğe ortak olarak katılması hem önemli hem de öncelikliydi.

Sizlerin maymun, şempanze, goril dediğiniz canlılara, kendi genomlarımızdan bir takım blokları ve dizileri aktarmaya başladık. Sonrasında deneylerimize mavi gezegende devam ettik.

Dede, yoksa sen goril miydin?

Yukarıdaki kısa öyküyü anlatan kişinin hangi gezegenden olabileceğini ve bu söylediklerinin ne kadarının doğru olduğunu hiç bir zaman bilemeyeceğim. Aslına bakarsanız bu uzaylının söyledikleri pek bir uçuk kaçık şeyler. Elbette nerede ne zaman gördüm de konuştum bunu söyleyemem.

Geçen sene katıldığım bir konferansta Harvard Tıp Fakültesinden olan konuşmacı, şempanze ve insan genomunun karşılaştırmalı analizine dayanılarak yapılan çalışmalarını anlatıyordu.

İnsan ve şempanzenin filojeni ağacının sanıldığından çok daha yakın bir zamanda ayrım gösterdiğinden söz ediyordu. Ve öyle bir ihtimalden bahsediyordu ki bu yukarıda bir uzaylının ağzından anlattığım olayları düşünmeme sebep oldu.

O elbette uzaylıları anlatmıyordu konuşmasında ama benim hayal dünyam, "olasılıklar arasında bu da var mı acaba?" dedirtti bana.

"Neydi bu sözünü ettiği olasılık?" diye soracak olursanız. Filojenik ayırımın kesin insan ve şempanze diye olmasından biraz zaman öncesinde belki de bu iki tür birbirleri arasında da melezleşmişlerdi.

Bu melezleşme kelimesi çok ilginçti. Sonrasında çok üzerinde durmadım. "Buradan ne güzel bir bilim kurgu hikâye çıkar" dedim o kadar.

Şimdi yazacaklarım hayal ürünü şeyler değil; bilimsel verilere dayanıyor. Elbette yorumlar yine kişilerin kendisine kalacak. Ama konu ilginç.

Bu genomların karşılaştırılması ile ortaya çıkan bir takım sürpriz gelişmeler oldu. Mesela bilim adamlarının primat ailesinin fosillerinin bulunduğu yerdeki kimi kemik kalıntılarının insanların atalarına ait olabileceğini düşünürken, filojenik ağaçta yeni saptanan bilgiler, şempanze ve insan zaman ayrımının çok daha yakın olması kafaları karıştırmaya başladı.

Yapılan son çalışmalarda, insan ve şempanzelerin birbirinden tamamen olarak ayrıldıkları zaman dilimi yaklaşık 5. 4 milyon yıl öncesine dayandırılıyor. Oysa önceki çalışmalar 6. 5 ile 7. 4 milyon yıl diye öngörülmekteydi. Bu son çalışmalar 1 milyon yıl erkene getirmiş oluyor bu ayrımı.

Bunlar nerden çıkıyor derseniz. İnsan ve şempanze genomunun deşifre edilmesi karşılaştırmalı genom analizlerinin kapısını açtı. Dizi analizleri ile aradaki farklılıklar/benzerlikler ortaya konulmaya başlandı. DNA da beliren mutasyonlar istikrarlı (sabit de denilebilir) bir hızda gerçekleşmekte. Buna dayanarak ne kadar öncesinde bu değişimlerin olabileceği hesaplandı.

Olmaz öyle şey demeyin, bilim bu, her soruya açık. Her soru sorulabilir bilimde. Hem de mucizelere rağmen sorulabilir. Çoğu zaman mucizeleri çevremizde ararken asıl mucizenin varlığımız olduğunu düşünmeyiz bile. Yumurtanın bir kenarcığa tutunmuş halde kendisini dölleyeceği spermi beklemesi nedir acaba? Yaklaşık 200 milyon spermden yine yaklaşık olarak sadece 50 tanesi o yumurtacığa ulaşırken, ama bir tanesi, sadece bir tanesi dölleyebiliyorken onu. Bu belki de en büyük mucize değil midir? Hepimizin 200 milyon ihtimalden biri olmamız da bir mucize. Ve eğer bilim sorularını özgürce soramasaydı, bu sayıların hiç birini biliyor olmayacaktık.

O yüzden korkmadan bu genom analizlerinin yapılması ve soruların sorulması gerekiyor.

İnsan ve şempanze genomuna dönersek yine %99 oranında benzerliğimiz var DNA düzeyinde. Eğer genomdaki eklemeleri ve eksilmeleri de hesaba katarsak benzerliğimiz %96 oluyor. Bu bile büyük bir sayı, toplam 3 milyar nükleotidi düşünürsek.

Modern insan popülasyonunda oluşan mutasyonlar ile insan-şempanze ayrımında oluşan mutasyonlar hemen hemen aynı. İnsan ve şempanze genleri benzer hızlar da değişime uğramış. Bu da evrimsel gelişimin sadece insan kaynaklı ya da insana özel olmadığının göstergesi. Primatlar yani goril, şempanze türlerini içeren sınıf diğer türlere göre (kemirgenler veya köpek gibi) evrimsel deneyleri daha fazla tolere edebilmekte.

Bunlar düşündürücü ama somut bilimsel çalışmaya dayanan benzerlikler. Bir de farklılıklarımız var.

DNA dizisinde yaklaşık 40 milyon genetik farklılık saptanmış. Bunun içine bir nükleotidin farklı olmasının sayılması gibi bir gen dizisinin de farklılığı giriyor. Mesela insana has hastalıklar var bu farklılıklarda. Bir takım kanser türleri, Alzheimer, HIV/AIDS gibi.

Bazı genlerde önemli değişiklikler bulunuyor. İnsanda yer alan bazı genler şempanze genomunda tamamen silinmiş. Ya da şempanze de bulunan bir takım genler insanda tamamen inaktif olarak bulunuyor. Mesela Alzheimer hastalığının patolojisinde, caspase 12- hücre ölümünden sorumlu olan gen insanlarda mutasyona uğramış. Ya da iltihap gelişiminde aktivasyonu sağlayan interferon-gamma ve lipopoli sakkarit genleri şempanzelerde yok.

Örnekleme devam eder ama uzatmayayım.

Kısacası oldukça ilginç bir konu bu.

Yine işin bilim kurgu kısmına dönersek, biz evrim derken işin başlangıcı nereye uzanıyor acaba? Yazımın başındaki uzaylının söyledikleri ne kadar doğru? Bu sorunun ucu herhalde insanlık serüveni devam ettiği sürece açık kalacak. İşin sonunda canları sıkılıp alın tamam budur işte bilgiler demedikleri sürece hayal gücümüz de, araştırmalarımız da devam edecektir. Hem de tüm cesaretiyle.

* * *

Not: İlgilinenler için bir takım kaynak makaleleri de buraya eklemek isterim.

Genetic evidence for complex speciation of humans and chimpanzees
Nick Patterson, Daniel J. Richter, Sante Gnerre, Eric S. Lander, David Reich
Nature 441, 1103 - 1108 (17 May 2006)

Comparing the human and chimpanzee Searching for needles in a haystack
Ajit Varki1 and Tasha K. Altheide
2005 15: 1746-1758 Genome Res.

* * *

İlgili yazı: Araya kaynak mı yapmışlar?

 

 Yorumlarınız

Bilime karşı değilim bunu baştan belirtmek isterim.

Fakat bu konuyla ilgili, Serol Teber isimli bir yazarın davranışlarımızın kökeni adlı kitabını okumuştum. 10 yıl önceydi sanırım. Araştırmalar tamamen insan ve maymunların iskelet yapılarının benzerliklerinden kaynaklanıyor. Ve iki inanış tamamen benimsenmiş. Adem ve Havva'dan ürediğimiz, diğeri maymundan soyundan evrimleşerek insana dönüştüğümüz. Şimdi bunları sanırım herkes biliyor, tekrar etmeye gerek yok. Ben buna inanmıyorum. Bu konunun dinî inançlarımla bir ilgisi kısmen yok. Mantıksal olarak aklıma yatmıyor. Maymun kendi başına evrim geçirip insan olduysa ki o zamanlar bilim de yoktu. Bilimin geiştiği zamanımızda maymunları nasıl geliştiremiyorlar peki? Bunca emeğe yazık ama en azından merhaba demeyi öğrenebilirlerdi değil mi? Sadece benzerlik ve merak başka bir şey değil. İnanmıyorum. Ama bilim o kadar ilerlediki yakında klonlanmış, fabrikasyon insan üretimine geçerler hazırlıklı olun. Hayalin sınırı yok.

Aydınlatıcı yazınız için teşekkürler.

Emine Genç - 31 Mayıs 2008 (23:17)

Ruhiyat ilmiyle akademik olarak iştigal ettiğim zamanlarda hafıza hakkında yapılan araştırmalar epey ilgimi çekmişti. Daha önce elektrik şoku veya benzeri nahoş muamelelere maruz kalan, çoğunlukla Solucan familyasından olan, hayvanların RNA'larının (veya RNA özütünün-pek iyi hatırlayamadığım bir Biyoloji mevzuu) bu muamelelere maruz kalmayan hayvanlara yedirildiğinde, öncekilerle aynı kaçınma davranışlarını gösterdiğine dair epey araştırma okumuştum. Buna "Tecrübi Ruhiyat" literatüründe "Bellek-Hafıza Transferi" deniyor.

Şu uzaylı yaratıklar keşke bize kendi RNA'larının özütünü yedirselerdi. Böylece, bir yığın ömür törpüleyici araştırma ve düşünme faaliyetine gerek duymadan Evrenin sırrına vakıf olur ve kafa ütüleyici çuvalla lâfı okumak ve arasından işe yarayanları ayıklamak gibi akla ziyan ziyan işlerle uğraşmak zorunda kalmazdık. Hele o kutsal kitapların kelâmları arasına sıkıştırdıklarıi izana mugayir lâflar yok mu, her şeyi iyice anlaşılmaz hale getiriyor. Kardeşim, ne derdiniz vardı da iletmek istediğiniz mesajları "Hubble Uydusu" aracılığıyla uzaya gönderdiğimiz Matematik şifreleri gibi ilettiniz? İşimiz gücümüz yok ta sizin şifrelerinizi mi çözeceğiz? Ne diye gelip yardım etmiyorsunuz?

Şayet Rabb-ül Alemin nasib eder de bu uzaylı zevat ile karşılaşırsam, soracağım ilk soru benim gibi "bilgi virüsü"nden muzdarip adamlara ne garezlerinin olduğudur. Zira, ömrümün yirmi yılı aşkın bir zamanını bilgi denilen şeyin izini sürmek gibi lüzumsuz meşgale ile haba ettim. Sebep olanlar Allahından bulsunlar inşallah...

Kâmuran Kızlak - 2 Haziran 2008 (08:43)

Öncelikle yazınıza dünyaya başkalarının (uzaylıların) nasıl bakabileceğini görüşünü sunarak anlatmak istediğiniz olaya başlamanız hem edebiyat, hem bilimin hem de science-fiction kaynaşmasının güzel bir örneği olmuş.

Bence gelişen zaman içerisinde insanların geninde değişen bir şeyde, her şeyi hazır ve kolay yoldan elde edebilmek gibi sosyal genlerde geçirmekte -hatta çoğumuzun bunu çoktan geçirdiğini düşünüyorum- olduğumuz değişim. Olaya biyolojinin yanında sosyal genler açısında da bakılmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Açıklamalarınızda genetik farklılıklardaki sayılar kadar nitel olarak da hangi genlerin değişim geçirdiği oldukça güzel bir konu. Neden onlar da başkaları değil mesela?

Nitelik dedim ya, bir şempanze bizim kullandığımız dili kullanmıyor diye onların çok da farklı yaratıklar olduklarını düşünmüyorum. National Geographic'te izlediğim bir belgesel bu nitelik olayını oldukça güzel ortaya koymuş.

Uzun yıllar şempanzeler ve gorillerdeki sosyal ilişki ve iletişim konuları üzerinde çalışan Amerikalı bir bayan araştırmacı, hamileliği sırasında düşük yaptığı için bir süre laboratuara gidemediğinden ve bu süre sonunda gittiğinde ise üzerinde çalıştığı şempanzenin uzun süre onu ihmal ettiği için araştırmacıyı önce terslediğinden ama bebeğini kaybettiğini şempanzeye özel işaret diliyle anlattığında, şempanzenin gözünden yaş aktığını ve araştırmacıya sarıldığını dinlemiştim. Demek ki bazı şeylerde önemli olan bir şeyin özü, temelinde yatanlar.

Buna paralel, Adem'den geldiğimizle de ilgili National Geographic'te tüm dünyadaki insan ırklarının DNA'sının incelenmesi sonucunda temel değişmeyen DNA da bir yapısının tek bir insana dayandığı bulunmuş. Hepimiz Adem'den geliyoruz lafı da bilimsel olarak ispatlanmış oluyor sanırım bu durumda. Ama bunun ötesini yazınızın başında okuduğum yönlere doğru gidebileceğini düşünmemiştim. Neden olmasın?

İzlemek isteyenler için Adem'le ilgili web adresi:

Geneticist Searches for DNA of "Adam" the First Human
Hillary Mayell
National Geographic News

Not: Şempanzenin gözünden yaş akmasının sebebi ise onun da önceden bir yavrusunu kaybetmesi ve araştırmacıyla bir şekilde empati kurmasıymış.

Yıldız Turgut - 3 Haziran 2008 (13:20)

 

 

Bir yorum da siz yazın


Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« (Onay Kodu)

 

 

Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir

 

 

Dantellektüel!

Ali Türkan

Dinlediği müziktir, kitap onun okuduğu kitaptır, yemek onun yediği gibi yenmelidir ve kadınlar (veya erkekler) onun beğendiği gibi giyinmeli, öyle konuşmalı, öyle yaşamalıdır. Tüm bu keskin çizgilerin arasına, bir de devlete bağımlılığını koyunca, aklıma gelen ideolojik tanımlama, İtalya'nın verimli topraklarının oralarda bir yerlere denk düşüyor, ama gene de birilerine o sözcükle hitap etmeyi tercih etmiyorum. Rica ederim, ne aydını? Devam »

Deniz Baykal da espri yapabilir

Necdet Şen

Mizahın ezilenlerden yana olduğu, yok efendim, beyinde kıvılcımlanan bir zekâ parlaması olduğu, her zaman solcu ve muhalif olduğu, cart olduğu, curt olduğu, her derde deva olduğu ve benzeri yaldızlı lâflar, aslında mizahçıların kendi kendilerini pazarlamak için ortaya attığı içi boş süslü lâflardan ibarettir.   Devam »

Son Yorumlar

Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?

Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

'Aydınlar'ın beyaz atlı prensi

İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.

Nuray Mert (Radikal)

Son Yazılar

Gezme ceylan bu dağlarda, seni avlarlar

Seyit Balkuv

Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »

Gençliğe Övgü

İlker Tortop

Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »

Yakın Tarih Dersleri 02

Ali Sedat Çetinkoz

Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »

Burak Obama

Vahap Demir

Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »

Hınzır İçimden Sızıyor Haylaz Hindistan

İsmail Ragıp Geçmen

Bir çocuk, kadının o halini fotoğrafladığımı görünce, tüm fırlamalığıyla kadına sokuluyor ve üstündeki şalı indirip kaçıyor. İşte o anda fotoğraf makinem elimden kayıyor. Şaşkınlık içinde bakakalıyorum. Yüzünü ve saçlarını gizleyen örtü indirildiğinde ortaya sarışın, hafif çilli, deniz mavisi gözleriyle çok hoş bir batılı kız çıkıveriyor! Devam »

Yakın Tarih Dersleri 01

Ali Sedat Çetinkoz

Bu işin idealizmle, sosyalizmle, bağımsızlıkla bir ilgisi yoktu! Neyle ilgisi olduğunu da çok geçmeden anladık. Birebir içinde yaşadığım hergün ölümlü olayların ardından bir sabah darbe oluverdi. Artık sağ-sol çatışmasına gerek kalmamıştı ve çıkaranlar tarafından "bıçak gibi" aniden kesiliverdi. Devam »

Bağdat Caddesi'ndeki geleneksel fener alayı

Necdet Şen

Diyorum ki; bırakınız yapsınlar. Ter ter tepinsinler senede bir defacık da olsa. İsterlerse zincirlerle sırtlarını dövsünler. İsterlerse kollarına jilet atsınlar. Sallasınlar bayrağı düşman üstüne. O düşman kendi kardeşleri bile olsa. Devam »

 Google

 

© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.

67