6 Eylül 2008 Cumartesi
Ali Türkan - 23 ocak 2007
Gene ses verdiler. Çocukluğumdan beri bildiğim bir oyun, gene sahnelendi. Hemen klavyeye sarılıp öfkeyle bir şeyler yazmak istemedim. Aslında yazsan ne olacak? Babasını bu şekilde kaybetmiş bir evladın "şimdi kanları daha mı temiz oldu? " sorusuna verilecek ne cevap var ki?
Herkes kendi meşrebince üzgün şimdi. Kimi, "eyvah turiste ayıp oluyor" sendromuyla, Avrupa'ya bunu nasıl anlatacağımızı sorguluyor ve utanmadan, böyle bir olayda bile AB hesapları yapıyor; kimi de "fırsat bu fırsat" deyip siyasi, toplumsal hesaplaşmasını görüyor köşesinden. Ölen de her zamanki gibi öldüğüyle kalıyor.
Aralarında "milletini seven biri bunu yapmaz, azmettirici mutlaka dış mihraklardır" herzeleri yumurtlayanlar da var.
Olabilir. Bu karışıklıkta ne numaraların döndüğünü nerden bileceğiz? Tıpkı, kimlerin kafasında hâlâ postal izi olduğunu bilemediğimiz gibi...
Milliyetçi bunu yapmaz ha! Sanki yıllardır, bu ülkeye zarar verecek ne yapıldıysa, milliyetçiler yapmamış gibi, hâlâ bunu söyleyebilecek insanlar da dolaşıyor çarşı'da. Sanki bir takım "düşmanlara" birlik - beraberlik içinde olduğumuzu göstermek amacıyla "Türkiye'nin en büyük bayrağı" yarışmalarını düzenleyenler; çoluk çocuğun öfkeyle yaptığı şeyleri bile bir toplumsal histeriye dönüştürenler; bu ülkeye sevgilerini, ülke halklarının çeşitliliği ve güzelliği yerine, yarattıkları düşmanlar üzerinden göstermeye kalkanlar; vicdanlı aydınların her öne fırlama gayretinde, hamasi nutuklar atıp kitleye ahlâk satanlar kendileri değilmişçesine, ortalığı timsahın gözyaşlarına boğacaklar gene.
Sanki, Kürtçe türkü söyleyenlerin üstüne 10. Yıl Marşları'yla yürüyenler, her futbol müsabakasını bir milliyetçilik gövde gösterisine dönüştürenler, plazaların üst katlarından gez'e hedef yerleştirenler, bu ülkede temiz ne varsa inanılmaz bir hızla kirletenler kendileri değilmiş gibi, ağıtlar yakmaya başladılar bile.
"Farklı" bir ses daha susturuldu. Görmezden gelemediklerini böyle susturuyorlar. Suikast, her zaman sessizlikle olmuyor; bazen de böyle "gürültülüsü" gerekiyor bazılarına. Renkler birer birer yok ediliyor. Hele birkaç gün ağlasınlar. Sonra... Sonra yeni bir kurban daha bulurlar nasıl olsa.
"Konsensüs" sağlanana ve herkes tektip olana kadar kaçırılacak, işsiz bırakılacak, yıldırılacak ve olmazsa katledilecek çok adam var bu ülkede.
Onların da sırası geldikçe sokağa fırlar ve "susma, sustukça sıra sana gelecek! " diye bağırır, boşlukları da Kürtler'e "kuyruklu" diyerek veya "madem ki Ermeni'sin, öyleyse vermelisin" tarzı "esprilere" gülerek doldururuz. Bir de git gide ırkçı olan bir ülkede, "Türk milliyetçileri ırkçı değildir" masalları anlatırız çocuklarımıza. Kanlarımız tertemiz olur, kafataslarımız güzel bir şekil alır.
Tüm bunlar olurken de öldürülen adamın son yazısındaki güvercin ürkekliğine vurgu yapılır ama ona ilk kurşunun ne zaman atıldığını anlatan "Davanın her celsesinde 'Türkün kanı zehirlidir" dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. " şeklindeki ifadesi pek sallanmaz.
Onu "her seferinde Türk düşmanı olarak meşhur" eden medya, şimdi de tersini anlatır bizlere ve taşlar gene yerine oturur. Ta ki bir dahaki kurban veya kahraman yaratılana dek. Çünkü milliyetçilik, en "masum" şekliyle bile, ancak düşmanlarıyla vardır. Düşman yoksa, yaratılır. Sonra da öldürülür.
Bakalım, en güzel bayrak yarışmaları düzenleyenler, üç çocuk babası bir adamın tabutu üstündeki bayrağı da beğenecekler mi?
Toprağı bol olsun!
Ali ağabey ile; çok sık beraber olabilme imkanı bulamasam da, bende özel bir yere sahip olan Yüksel YEŞİLMENDERES'in sayesinde yazıları ile de olsa tanıma imkanı buluyorum. Duygusal, hassas yapılı, ince fikirli insanların uzaylı muamelesi gördüğü Dünya'mızda böylesi bir "ADAM" ile yaşamında tanıyamamak beni ne kadar üzdü ise, en azından ardında bıraktığı satırları ile Ali ağabeyi tanıma imkanı bulmak güzel... Babamın bir lafı geldi şimdi aklıma, "Adam gibi adam olmak, erkeğe yahut bayana değil;kişiye has bir duruş şeklidir" derdi... Yolu adam gibi adam olmaktan geçen tüm dostlara selam olsun. Gökyüzünden bir yıldız daha kaydı, duymayanların haberi olsun...
Barış Yeşilmenderes - 17 Ocak 2008 (21:52)
Ali Türkan
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.