Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Be mübarek, bu kadar da "kötü" olunmaz ki!

Ali Türkan ~ 19 Ekim 2003


Topal bir atı vardı.

Sağ arka bacağı diğer üçünden kısa, at gibi değil de daha çok bir çağanoz gibi, "çarpraz" seğirterek tırısa kalkan bir hayvancık. İnsanın, arabaya koşası değil, elmayla, kesme şekerle besleyesi gelirdi.

Kırkıma geldim. Yani, çok insan gördüm diyebilecek bir yaştayım ama gördüğüm insanlar içinde, gerçekten "sevgisiz" diyebileceğim tek insan odur sanırım. Herkes, atları sevdiğini söylerdi ama sevgi değildi onunki. Olsa olsa, hükmetme diyebilirim. Atları tanıyordu. Onlara nasıl hükmedeceğini, hayvanın "iradesini" nasıl kıracağını iyi bilirdi.

Zaten, başına ne gelmişse, bu at "sevgisi" yüzünden gelmişti. Tam yedi yıl, ilkokul birinci sınıfa gitmiş, babası kapıdan sokmuş, o penceresinden kaçmıştı okulun. On dört yaşından sonra, okula falan yollamamışlar, kendi haline bırakmışlardı. Saat kayışına, tırnak çakısının törpüsüyle kazıdığı adından başka tek kelime yazamaz, okuyamazdı.

Yazları Büyük Ada'da faytonculuk, kışları da Mevlâna Kapı'da, sur içinde nallı kuzu kasaplığı yapar, at, eşek keserdi.

Kısa boylu, kirpi saçlı, gaga burunlu ve yeşil gözleri yuvalarında fıldır fıldır dönen bir tipti. Derin nefesler çektiği Bafra cıgarasının dumanını, kocaman ve kılları neredeyse dudaklarına kadar inen burun deliklerinden yılan gibi tıslayarak salardı. Yüzü güneşten, rüzgârdan kavrulmuştu iyice.

Tuzu kuru olduğu zamanlar, atıyla ahırda yatar; teke gibi de kokardı. Atı ölür ya da yolsuz kalıp da satarsa, o zaman da bizim eve gelirdi. Para tuttuğu zamanlar, aylarca yüzünü göremezdi kimse...

Hatta bir keresinde, o zamanın parasıyla, yüz elli bin lira kaldırmıştı altılıdan. Ev alınırdı be! O kadar para yani. Bir kısmıyla birkaç gün kerhane kapatmış, kalanını da altına çevirmiş derdi, hadiseyi bilenler.

Herkesi huzursuz eden, atsan atılmaz, satsan satılmaz cinsi, yakın akrabadandı.

Kafası vıcık vıcık bit, uzun paçalı donu bile, kıçını aylardır yıkamadığı için bir karış bok içinde... Gelir gelmez, bütün eşyası holde çıkartılır, banyoda, bağırta çağırta neredeyse kaynar suyla yıkanıp biraz "adama" benzetilir ve ancak o zaman eve alınırdı.

Sürekli üşür, sağdan soldan topladığı giysileri, yaz kış demeden kat kat giyerdi. Ağustos sıcaklarında bile, beline kuşak bağlar, onun üstüne yün fanila, balıkçı yaka kazak, gömlek, yelek, ceket ve deri gocuk çekerdi.

Bunca yıl geçmesine rağmen, ufacık bir çocukken, içindeki soğuğun onu üşüttüğünü düşündüğümü hatırlıyorum.

Ufacık ve "aykırı" bir çocuktum. Hani, "batan", ne yaparsa kabahat olan çocuklar var ya, onlardan. Evde herkesin bir sorunu vardı benimle ve ben haddimi bilmiyor, aşağıdan almıyordum.

Aklım ermiyordu daha. Tek bildiğim, ne söylenirse söylensin karşı çıkmak; kör parmağım gözüne gözüne, inadına bildiğimi okumaktı.

Onun aklı, çoğu cahiller gibi, yalnızca kurnazlığa işlerdi.

Evde "sorun" olduğumu anlamış ve her gelişinde, benim üstüme basarak, kendine yer açmaya alışmıştı. Bütün gün beni gözler, işine yarayacak bir açığımı görürse, hemen şikâyet ederdi.

Acırdım. Küçük yaşta atların ayakları altında ezilmiş, iç organları karnının sağ tarafına toplanmış, bedeninde karpuz büyüklüğünde bir şişlik oluşmuştu. O şişliğe "çocuğum" der, özenle beline sardığı kuşağın altına gizlerdi.

Acıdığım için de uğraşmaz, bana bulaşmasına, sesimi çıkarmadan katlanırdım.

Kale içinde esrar içerken, kankalarından biri küfür etmiş; bu da bi tokat atmış adama ve biçimsiz bir yerine darbe alan adamın da öleceği tutmuş. Yıllarca, kahramanlık hikâyesi diye bunu anlatmıştı. Olayın yer aldığı gazete kupürlerini yanında taşırdı hep.

Birini, galiba Hürriyet gazetesiydi, hatırlıyorum. Üçüncü sayfaya kocaman bir başlık atmışlardı: "1.45'lik cüce, tek tokatla adam öldürdü". Tam böyle değilse de, bu meâlde bir şeydi başlık. Resim altına da "bu tokatla kamyon devirim" gibi bir şey yazmışlardı. Gazetedeki fotoğrafı da hatırlıyorum. Fotoğrafçı yüksekçe bir yere (belki sandalyeye, masaya) çıkmış, zanlının boyunu olduğundan da küçük gösteren bir açıdan çekmişti resmi.

Daha sonra, böyle şeyler söyleyip söylemediğini sormuştum; söylememiş.

Hapisten, İmralı'dan, başkalarına yazdırdığı, kâğıdın köşeleri sigarayla yakılmış, bol güvercin resimli ve mutlaka para ya da erzak isteyen mektupları gelirdi. Yirmi küsür sene vermişti hakim. Birkaç yıl yatıp 74 Affı'yla çıkmıştı içerden.

Sonra yıllar girdi araya. Son gördüğümde, iyice düşmüştü. Akrabadan birinin yaptığı inşaatta yatıyormuş; bir gece merdiven boşluğuna düşüp kolunu kırmış; kemik kötü kaynamış, çolak kalmıştı. Gözlerindeki ve tavırlarındaki yaltaklanan, acındırmaya çalışan ifadeden tiksinip cebimdeki bütün parayı vermiştim. Cebimdeki bütün para da, gazoz parası miktarında bir paraydı. Arkamdan "cimri" demiş.

Ölümüne kadar da dilenerek, akrabalarına yalvar yakar kaptıklarıyla yaşamış.

Çocukluğumun kâbuslarından biriydi. Her gelişinde huzurum kaçar, beni her ispiyonlayışında (çoğu zaman iftira atardı) dayak yerdim. Yaşamım boyunca, "kötü" sözcüğünün karşılığı oldu. Kimseye tek faydası dokunmadan ve son yıllarını dilenerek geçirdi. Ölümünden sonra, birkaç yüz dolar, bin küsür euro ve epey altın çıkmış eşyasının arasından.

Ölüm haberi geldiğinde, hiç bir şey hissetmedim. Hiç bir şey hissetmediğim için de, kötü hissettim kendimi.

Sonra, kaldığım o küçük Trakya kasabasında; bir ayakkabı boyacısıyla sohbet ederken adı geçti. Boyacıyla epey ceviz kırmışlar. Akrabası olduğumu öğrenince, adımı söyleyip "tanıyor musun?" diye sordu. "Neden?" diye sordum. Ölümünden önce, "çocuğa çok kötülük ettim, bir gün görürsen, söyle, kusura bakmasın." demiş.

İnsan, böyle bir şey işte.

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Bölüm: Yazarlar

Ali Türkan

Y o r u m l a r

Ali ağbi halen senin yokluğuna alışamadık be nasıl alışacağız onu da bilmiyorum açıkcası. Seni ve gerçek dostluğunu hiç ama hiç unutmayacağız ama nasıl olsa eninde sonunda buluşmayacak mıyız belki de çok yakın belki de çok sonra ama eninde sonunda görüşeceğiz.

Ahmet Altuğ ~ 8 Ocak 2008 (19:57)

Ali... Biliyorsun yazı yazmayı beceremem. Seni seviyoruz.

Osman Türker ~ 9 Ocak 2008 (14:36)

32 yıl önce; daha 13 yaşında, Türkiye coğrafyasında çokça doğuya düşen o taşra kasabasından ayrıldığımdan beri, her yerde ve her ortamda biraz yalnız ve biraz da yabancı hissetim kendimi. Ali kardeşimin yazıları ile karşılaşana dek. Bu güne kadar resmini dahi görmemiştim ama hep çok yakından tanıyormuş gibi hissettim. Şimdi öğrendim ki göçüp gitmiş aramızdan. Dönmemek üzere giden sevdiklerimin arkasından ne söyleyeceğimi hiç bir zaman bilemedim. Bildiğim, çok canım yanıyor. Yanlızlığım ve yabancılığım bir kat daha artıyor. Görüşmek üzere kardeşim.

Baki Akçay ~ 9 Ocak 2008 (15:40)

Ali abi ruhun şad olsun. Yerin Cennet olsun. ''Ağladıkça, ağladıkça güneşi tutacağız, tutacağız göreceksin...

Tülay Kayır ~ 9 Ocak 2008 (16:35)

Yazılarını tekrar tekrar okuyorum. Her okuduğumda boğazım düğümleniyor. Yüzünü görmedim, sesini işitmedim. Ama yüreğinin sesini işitiyorum sanki.

S. Özkan ~ 18 Nisan 2008 (22:09)

Yüreğinin sustuğunu bu siteden öğrendiğimden beri, her arada girip yazılarını okuyorum. İkidir bir şeyler yazmak istiyorum ama her defasında hissettiklerimi tarif edecek kelimeleri bir araya toparlayamayıp yorum kutusunu kapatıyorum. Çünkü yazmak istediğim şey bir yorum değil.

Böyle bir yüreğin artık yaşamadığını, şu güzelim yazılara bir yazı daha ekleyemeyeceğini bilmek benim için kolay ifade edilir gibi değil.

Bir tek şunu söyleyeyim o halde. Eğer yaşarken rastlasaydım sana Ali, henüz yaşıyorken okusaydım bu yazıları, kesinlikle peşine düşer, arar bulurdum seni. Şu anda kendime sorduğum 'Gerçekten var mı böyle insanlar hayatta?' sorusunun 'Evet' cevabını onaylayabilmek için. Hep umut olacaksın Ali, seni anlayanlara.

Ve biz böylece 'Ali'yle tanışmışlar' olarak ayrı duracağız hayatın içinde bir yerlerde, kalbimizde çok özel yerinle.

Teşekkürler Ali, dünya aleme gösterdiğin 'Duruş' için, hayat nasıl yaşanır, yaşayarak ve bize yazarak gösterdiğin için.

ayşegül şero ~ 6 Mayıs 2008 (18:22)

"Yorum yazacağım" diyenleri şu taraftan alalım...

Son Yorumlar

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)

ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Kendi düzenine sığamamak

12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.

Murat Belge (Radikal)

En Son Yazılar

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

Yönetici adayları için altın öğütler

Seyit Balkuv

Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar

Sol'un Cem Karaca ile imtihanı

Necdet Şen

Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği

Babamıza da mı güvenmeyelim?

Seyit Balkuv

Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar

Maymunu tokatlayan maymun ve onu ayıplayan insan

Necdet Şen

Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği

Başkan adayım Çevik Bir

Kâmuran Kızlak

Asıl patırtı da ondan sonra koptu zaten. Ne satılmışlığım, ne bilmem kimin adamı olmam ne de yedi sülalem kaldı dil uzatılmadık. Bunları yazanlar sıradan adamlar da değildi üstelik. Partide eğitim, örgütlenme gibi işlerde ciddi görevi olan adamlardı. Sonra da 2-3 gün içinde forum sayfasını kapattılar. Niye kapattılar, hiç anlayamadım. Yazar

Eşek tepmenin bile raconu var

Necdettin Efendi

Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplin edinirsini (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin. Dilin Kemiği

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °