22 Ağustos 2008 Cuma
Ali Türkan - 1 Mayıs 2003
Kasabalı bitirimleri, kahvenin önüne sandalyeleri atmış muhabbet ederken görünce, hemen yerden bir temenna çakıp daldım aralarına.
Bilirim, nerede bir kıraathanenin önündeki gölgeye dört beş kişi tünemişse, mevzu ya futboldur, ya da karı kız... Eh, ikisine de itirazım olmaz ve bunlar hakkında edecek iki çift sözüm vardır elbette. Çünkü, kıraathane muhabbetlerinin en hasosu, bööle kapı önünde olanlarıdır ve dayanamam.
Dayanamam da bu sefer tam abazanların arasına düşmüşüm. Hele içlerinde biri, yaşı kırka geldiği halde daha "milli" olmadığı her halinden belli olan bir kardeşimiz, yoldan geçen her kadına "oooouuuuuuh küfeye bak!" şeklinde on üzerinden puan verdiği için, futbol mevzuunu hiç konuşamadık.
(Abazanlarla Abazalar'ı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Biri, bir halkın adı, diğeri de sürekli düz duvara tırmanan, tırmalayan, milletler üstü bir grubun... Abaza sözcüğü, Çerkesler'in yakın akrabası Abhazlar'ı, Abazan sözcüğü de her kadının bir şekilde izzet-i nefsiyle ve başka organlarıyla oynamak isteyen erkekleri anlatır. Abazan, ısrarla aşık olmak istemeyen ve bütün mevzuu "et" çevresinde gören insanlara denir. Milliyeti, dini, ırkı yoktur.)
Fakat sözü geçen arkadaş, abazanlık mevzuunu yarmış ve kalçalar konusunda uzmanlaşmıştı. Hıncal Uluç'un meşhur ettiği bir dansöz kızımızın, "ara beni, (o)yala beni" diye özetleyebileceğimiz meşrepteki 0542'li hattına koca maaşı yatırdığı halde, kılını bile kıpırdatmıyordu. "Ouuuh!" diye not verdiği kalçalar da çeperi 100 cm'den aşağı olmayan kalçalardı zaten. Real Turkish Delight hesabı...
Geçen gece Romalı Perihan'a takıldığım için (rüyamdaki, Limasollu Naci olsaydı, şimdi psikolojik tedavi görüyor olacaktım), kalçalar ve dansöz konusu çerçevesinde, cennet vatanımızdaki "karı oynatma" geleneğine ufak bir pike yapmayı düşünüyordum; mevzu cuk oturdu. Bu nedenle de bu arkadaşla özellikle ilgilendim. Yetmiş iki milletten insan tanıdığım ve kalçalara, Araplarla Türkler kadar düşkün başka halk görmediğim için, "Shakira, Jennifer Lopez ve Nez üçgeninde, bir sosyolojik vaka olarak, Türk erkeğinin 'küfe' düşkünlüğü" konusundaki bu makalenin ön çalışmalarını yapmaya başladım oracıkta. İznim olmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz; okullarda ders olarak okutulamaz. Benden söylemesi.
Anadolumuz'daki, bir ayda beş yüz altın yedirme hovardalığı, İstanbul'un Etiler semtine kaydığından ve karı oynatma işi de devlet eliyle TRT televizyonu tarafından yapıldığından, İstanbul dışında kalan insanlara da adı geçen manitaların icra-i sanat eylemelerini "ooouhhh!" şeklinde takdir etmek kalıyor.
Özellikle Nez kızımızın, Shakira ve J.Lo'ya (Jennifer Lopez) beş çekeceği konusunda hiç şüphesi olmayan taraftarları, genlerine yerleşmiş Gramafon Avrat ve Benli Halime'lerin ne kadar farkındalar, bilemiyorum. Sonuçta, dam üstünde un elenirken, tombul tombul memelerin sallanmasına türküler yakmış bir ulusun, kendi içinde tutarlılığı olan estetik anlayışından söz ediyoruz burada; boru mu?
Neyse, "bence Shakira, Nez'e beş basar" şeklindeki gazım hemen etkisini gösterdi ve arkadaşlarla hararetli bir tartışma başladı aramızda. Konu da bu üç kızımızın iş malzemelerinin kalitesiydi tabii. Konuya her ne kadar "gözlemci" olarak katılsam da, özellikle Nez'in "sakkın, sakkın, sakkkkkın ha!" şarkısındaki "don't touch only watch" (gösteririm ama vermem) sözlerini ara gazı niyetiyle Türkçe'ye çevirince, kıyamet de koptu tabii. Yoldan geçenler ve kahvenin içinden gelenlerin de katılmasıyla, bizim muhabbet, korsan gösteri gibi bir şey oldu. Yalnız sloganlar, günün mana ve ehemmiyetine (bugün bir mayıs) uygun değildi pek.
Tartışma uzadıkça J.Lo elenmiş, geriye Shakira ile Nez kalmıştı. Kimi ısrarla Nez'in, diğerleri de diğerinin tarafını tutarken, sayıca hiç küçümsenmeyecek "kalender meşrep" bir grup da "ikisi de taş be!" şeklinde görüş beyan ediyordu. Aralarında evli erkekler de olduğundan ve insanın evinde ne yoksa onu dışarda aradığı gerçeğinden hareketle, "sizin hanımın dötü ufak mı?" diye soramadım tabii. Konu yoldan geçen kadınlar olduğunda, her türlü ifade şeklini mübah sayan bu arkadaşlar, kendi karılarından söz edilince aynı rahatlığı göstermeyebilir ve bunca şeyi uydurduğum organım da epey tehlikeye girebilirdi doğrusu.
O soruyu sormak yerine, "eski Türkler dansöze büzik derlermiş" diye bir kılçık daha attım ortaya ve durulmak üzere olan tartışma gene hareketlendi. Bizim muhabbete katılan birkaç gençten biri de (kendine "tekno alemini yardım, bu alemde ilah düzeyine yükseldim" şekli yapmış bir genç), insanın libidosundan falan dem vurunca, tartışma kültürü denen şeyin ne kadar çeşitlilik arzettiğine bir kez daha tanık oldum. Çocuk, ne güzel "libido" falan diye söze girmişken, yaşlıdan bir bey, "ben libindo mibindo anlamam; Nez ondan da güzeldir be yau" diye, lâfı muhatabının ağzına tıkadı.
Derken, iş çığırından çıktı ve Nezcilerle Shakiracılar iyice birbirlerine girdiler. Ben de bir kez daha ortalığı karıştırmış olmanın huzuruyla ortamdan ikiledim.
Az önce muhabbet ettiğim arkadaşlar, yalnızca kadın bedeninin bir bölümü hakkında konuşmamış, o bölümle ilgili tüm "gizli" emellerini de bir güzel ortaya saçmışlardı. Evde yatmış, o emellerin amel olmasının, Medeni Kanun'umuza göre boşanma nedeni sayıldığını falan düşünürken, kafama şu soru takıldı:
"Pantalonu gösteren, neden ütüdür?"
Ali Türkan
En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri
Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu
Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu
Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.