Ali Türkan ~ 1 Mayıs 2003
Kasabalı bitirimleri, kahvenin önüne sandalyeleri atmış muhabbet ederken görünce, hemen yerden bir temenna çakıp daldım aralarına.
Bilirim, nerede bir kıraathanenin önündeki gölgeye dört beş kişi tünemişse, mevzu ya futboldur, ya da karı kız... Eh, ikisine de itirazım olmaz ve bunlar hakkında edecek iki çift sözüm vardır elbette. Çünkü, kıraathane muhabbetlerinin en hasosu, bööle kapı önünde olanlarıdır ve dayanamam.
Dayanamam da bu sefer tam abazanların arasına düşmüşüm. Hele içlerinde biri, yaşı kırka geldiği halde daha "milli" olmadığı her halinden belli olan bir kardeşimiz, yoldan geçen her kadına "oooouuuuuuh küfeye bak!" şeklinde on üzerinden puan verdiği için, futbol mevzuunu hiç konuşamadık.
(Abazanlarla Abazalar'ı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Biri, bir halkın adı, diğeri de sürekli düz duvara tırmanan, tırmalayan, milletler üstü bir grubun... Abaza sözcüğü, Çerkesler'in yakın akrabası Abhazlar'ı, Abazan sözcüğü de her kadının bir şekilde izzet-i nefsiyle ve başka organlarıyla oynamak isteyen erkekleri anlatır. Abazan, ısrarla aşık olmak istemeyen ve bütün mevzuu "et" çevresinde gören insanlara denir. Milliyeti, dini, ırkı yoktur.)
Fakat sözü geçen arkadaş, abazanlık mevzuunu yarmış ve kalçalar konusunda uzmanlaşmıştı. Hıncal Uluç'un meşhur ettiği bir dansöz kızımızın, "ara beni, (o)yala beni" diye özetleyebileceğimiz meşrepteki 0542'li hattına koca maaşı yatırdığı halde, kılını bile kıpırdatmıyordu. "Ouuuh!" diye not verdiği kalçalar da çeperi 100 cm'den aşağı olmayan kalçalardı zaten. Real Turkish Delight hesabı...
Geçen gece Romalı Perihan'a takıldığım için (rüyamdaki, Limasollu Naci olsaydı, şimdi psikolojik tedavi görüyor olacaktım), kalçalar ve dansöz konusu çerçevesinde, cennet vatanımızdaki "karı oynatma" geleneğine ufak bir pike yapmayı düşünüyordum; mevzu cuk oturdu. Bu nedenle de bu arkadaşla özellikle ilgilendim. Yetmiş iki milletten insan tanıdığım ve kalçalara, Araplarla Türkler kadar düşkün başka halk görmediğim için, "Shakira, Jennifer Lopez ve Nez üçgeninde, bir sosyolojik vaka olarak, Türk erkeğinin 'küfe' düşkünlüğü" konusundaki bu makalenin ön çalışmalarını yapmaya başladım oracıkta. İznim olmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz; okullarda ders olarak okutulamaz. Benden söylemesi.
Anadolumuz'daki, bir ayda beş yüz altın yedirme hovardalığı, İstanbul'un Etiler semtine kaydığından ve karı oynatma işi de devlet eliyle TRT televizyonu tarafından yapıldığından, İstanbul dışında kalan insanlara da adı geçen manitaların icra-i sanat eylemelerini "ooouhhh!" şeklinde takdir etmek kalıyor.
Özellikle Nez kızımızın, Shakira ve J.Lo'ya (Jennifer Lopez) beş çekeceği konusunda hiç şüphesi olmayan taraftarları, genlerine yerleşmiş Gramafon Avrat ve Benli Halime'lerin ne kadar farkındalar, bilemiyorum. Sonuçta, dam üstünde un elenirken, tombul tombul memelerin sallanmasına türküler yakmış bir ulusun, kendi içinde tutarlılığı olan estetik anlayışından söz ediyoruz burada; boru mu?
Neyse, "bence Shakira, Nez'e beş basar" şeklindeki gazım hemen etkisini gösterdi ve arkadaşlarla hararetli bir tartışma başladı aramızda. Konu da bu üç kızımızın iş malzemelerinin kalitesiydi tabii. Konuya her ne kadar "gözlemci" olarak katılsam da, özellikle Nez'in "sakkın, sakkın, sakkkkkın ha!" şarkısındaki "don't touch only watch" (gösteririm ama vermem) sözlerini ara gazı niyetiyle Türkçe'ye çevirince, kıyamet de koptu tabii. Yoldan geçenler ve kahvenin içinden gelenlerin de katılmasıyla, bizim muhabbet, korsan gösteri gibi bir şey oldu. Yalnız sloganlar, günün mana ve ehemmiyetine (bugün bir mayıs) uygun değildi pek.
Tartışma uzadıkça J.Lo elenmiş, geriye Shakira ile Nez kalmıştı. Kimi ısrarla Nez'in, diğerleri de diğerinin tarafını tutarken, sayıca hiç küçümsenmeyecek "kalender meşrep" bir grup da "ikisi de taş be!" şeklinde görüş beyan ediyordu. Aralarında evli erkekler de olduğundan ve insanın evinde ne yoksa onu dışarda aradığı gerçeğinden hareketle, "sizin hanımın dötü ufak mı?" diye soramadım tabii. Konu yoldan geçen kadınlar olduğunda, her türlü ifade şeklini mübah sayan bu arkadaşlar, kendi karılarından söz edilince aynı rahatlığı göstermeyebilir ve bunca şeyi uydurduğum organım da epey tehlikeye girebilirdi doğrusu.
O soruyu sormak yerine, "eski Türkler dansöze büzik derlermiş" diye bir kılçık daha attım ortaya ve durulmak üzere olan tartışma gene hareketlendi. Bizim muhabbete katılan birkaç gençten biri de (kendine "tekno alemini yardım, bu alemde ilah düzeyine yükseldim" şekli yapmış bir genç), insanın libidosundan falan dem vurunca, tartışma kültürü denen şeyin ne kadar çeşitlilik arzettiğine bir kez daha tanık oldum. Çocuk, ne güzel "libido" falan diye söze girmişken, yaşlıdan bir bey, "ben libindo mibindo anlamam; Nez ondan da güzeldir be yau" diye, lâfı muhatabının ağzına tıkadı.
Derken, iş çığırından çıktı ve Nezcilerle Shakiracılar iyice birbirlerine girdiler. Ben de bir kez daha ortalığı karıştırmış olmanın huzuruyla ortamdan ikiledim.
Az önce muhabbet ettiğim arkadaşlar, yalnızca kadın bedeninin bir bölümü hakkında konuşmamış, o bölümle ilgili tüm "gizli" emellerini de bir güzel ortaya saçmışlardı. Evde yatmış, o emellerin amel olmasının, Medeni Kanun'umuza göre boşanma nedeni sayıldığını falan düşünürken, kafama şu soru takıldı:
"Pantalonu gösteren, neden ütüdür?"
Bölüm: Yazarlar
Ali Türkan
+ Yazıların tam listesi
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.