Ali Sedat Çetinkoz - 16 Kasım 2008
Daha önceki dersin sonunda beraberce söylediğimiz "Memleketim" marş-şarkısının sözleri şöyle hüzünlü bir gururla biter: "Bir başkadır benim memleketim." Sanki, yenildik ama ezilmedik gibi...
Evet, her yanıyla bir başkadır benim memleketim; ne İran'a, ne Malezya'ya, ne de Rusya'ya benzetilebilir; asla! Peki Fransa'ya, İtalya'ya, İsviçre'ye olabilir mi? Ah keşke, ama bu cahil halkla mümkün mü? Serbest bırakırsan kızı, ya davulcuya ya zurnacıya... Demokrasi bize bol gelir dostum, 40 tane parti kapattık, hâlâ akıllanmadılar!
Hem yıllar önce verilmiş bir karara karşı, hâlâ bu ne inattır; bu ne cür'ettir:
"Efendiler, bizim hükümetimiz demokratik bir hükümet değildir, sosyalist bir hükümet değildir... Fakat milli hakimiyetini, milli iradeyi tecelli ettiren bir hükümettir. Ne yapalım demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiç bir şeye benzemiyormuş! Efendiler biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz çünkü biz bize benziyoruz."
Belki Cumhuriyetimiz Fransa'nın, Medeni Kanunumuz İsviçre'nin, Ceza Kanunumuz İtalya'nınkine birazcık benzemiştir. Ne yapalım, öyle güzeldiler ki, imrenip azıcık ucundan ısırmış olabiliriz. Gel gör ki, şapkanın da bize Avrupa'dan geldiğini söyleyenler çıkmıştır, iftiradır! Şapka bize "uygarlıktan" gelmiştir ve uygar olmak istemeyen yobazlar yüzünden, kanun zoruyla giydirilmek zorunda kalınmıştır:
"Kanun no: 671 (25 Kasım 1925) Madde 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile genel ve yerel idare ve bütün kurumlara mensup memur ve müstahdemler, Türk ulusunun giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet engeller."
Esbab-ı mucibesi, yani gerekçesi de şöyle izah edilmiştir:
"Bayların ulusumuzun giymekte bulunduğu ve bilgisizliğin, aymazlığın, bağnazlığın, yenilik ve uygarlık düşmanlığının bir simgesi gibi görünen 'fes'i atarak onun yerine, bütün uygar dünyanın kullandığı şapkayı giymesi ve böylece Türk ulusunun uygar toplumlardan anlayış yönünden de hiç bir ayrılığı olmadığını göstermesi gerekiyordu."
"Prof. Dr. Sina Akşin'e göre bu, basit bir taklit durumu değil, Türkiye'yi Sevr belasından uzak tutacak, Avrupa kamuoyuna, 'Biz sizin gibi bir ülkeyiz, dolayısıyla sömürge olamayız, olmayız' mesajını en dikkat çekici şekilde sunacak bir önlemdir. Çünkü kamuoyları başka bir ülkenin çok okul açtığını, çok fabrika kurduğunu kolay kolay algılamaz. Oysa bir ülkenin simgesi haline gelmiş başlığı atıp, Avrupa'nın başlığını giymek, yabancı kamuoyunun mutlaka dikkatini çekecek bir olaydır. Yine Sina Akşin'e göre Şapka Devrimi'nin Türk Kamuoyuna da bir mesajı vardır. Çarpıcı bir biçimde, Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olacağı, ortaçağdan (veya yeniçağdan) son çağa geçilmekte olduğu anlatılmak istenir."
"(...) Halkın şapkaya tepkisinin diğer bir nedeni ise şapkanın biçiminden kaynaklanıyordu. İslam'da ister sivil, ister asker kesiminden olsun, baş giysilerinde kenar çıkıntısı bulunmazdı. Zira bu çıkıntı, secdeye engel oluyordu. Bir başka söyleyişle şapka, namaz kılmanın, yani Müslüman olmanın işareti olarak algılanmaya müsait bir başlık değildi."
Ama böyle düşünenler tabii ki yanılıyorlardı: "Şapka giydirdim anlasınlar ki insan, kisve ile din değiştirmez ve dini, herhangi bir kisveye alet etmez! Kısa bir zamanda bunu anlayacaklardır. Din ile kisvenin farkının ne olduğunu idrak edeceklerdir. Ben bu hesapları bir 'gardrop' mevzuu üzerinde duracak kadar basit görmüş veyahut üzerinde durarak, onu inkılap kabul etmiş bir insan değilim. Şapka giydikten sonra bu iş ayrı, o iş ayrı diyecekler. Anlayacaklar ki, şapka giymekle kimse dinini değiştirmez."
İlk Adalet Bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt, şapkayla din bağlantısı kuranlara şu cevabı vermiş:
"Hürriyetin nasibi, irticanın elinde oyuncak olmak değildir... Ülkenin çıkarlarına olan şeyler hiç bir zaman Anayasaya aykırı olamaz, olmaması belirlenmiştir (mukayyettir)."
Falih Rıfkı Atay da bu konuda şöyle yazmış:
"Mustafa Kemal, bir tatlı su Türk'ü değildi. Fes ve şapkanın medeniyet demek olmadığını elbet biliyordu. Fakat, başlık değiştirmenin din ve iman değiştirmek olmadığını göstermek istedi."
Zannederim, Şapka Kanunu'na karşı olayların odağı olan İskilipli Atıf Hoca dahil, biri kadın 78 kişinin idam edildiğini; Hamidiye Zırhlısı'nın Rize'ye bağlı Güneysu ilçesini denizden nasıl top ateşine tuttuğunu bilirsiniz. Zamanın Güneysu halkına atfedilen bir yakıştırma bile vardır: "Atma be Hamidiye atma, şapka da takacoğuk, vergi de verecoğuk!" demişler. Nasıl espri ama, gülebiliyor musunuz bari?
O zamanın şartları çok farklıydı çok... İnsanların göze tavuk gibi gelmesi de normal karşılanmalı! Şanlı tarihimizde, manevi kızkardeşimiz tarafından, kendi uçaklarımızla havadan bombaladığımız bir şehrimiz de var ama o konuya henüz girmeyeceğiz. Onun sebebi şapka değildi çünkü.
Bütün bunlar yapılmasaydı, şimdi ismim, Allah korusun, muhtemelen "Yorgo" olurdu. İşin kötüsü, mecburen püsküllü fes ve mini etek giyecek; böyle nankörce, küstahça şeyler de yazamayacaktım. Yahu dur bir dakika, bu Yorgo Avrupa kültürünün temel taşı değil miydi? Biz okullarda hep Yunan Tanrıları'nı, şair ve felsefecilerini ezberleyip durmadık mı yıllarca? Peki, şimdi niye tehdit oldu ideallerimiz?
Mahmut Esat Bozkurt, ayrıca şapkanın sosyolojik yönüne de parmak basmış:
"Avrupa'ya gidenler çok iyi bilirler; fesli bir Şarklının arkasından halk kahkahalarla güler, çocuklar ardı sıra koşar. Uzağa gitmeye ne hacet, biz fesi atalı şurada kısa bir süre oluyor. Bu gün fesli bir Mısırlı'yı gördüğümüz zaman ne kadar tuhaf, gülünç bir manzara ile karşılaşmış bulunuyoruz. Demek ki yalnız sakat bir zihniyet yere vurulmadı. Böylece gülünç olmaktan da kurtulduk!"
Yine tarihler yazmakta ki, o sırada ülkede yeteri kadar da şapka da bulunamadığından. İnsanlar şapkaya benzer ne bulurlarsa başlarına geçiriyorlarmış. Hatta Rum kadınlarının giydiği şapkalar bile bir süre üst tabaka erkekler tarafından kullanılmış ve trajikomik görüntüler oluşmuş.
O "gülünç manzaralı" Mısırlı, biz başımızda kadın şapkasıyla onu aşağılarken, ya dönüp şöyle deseydi: "Niye gülüyorsunuz, biz de bize benzeriz! Siz böyle yapınca, batılıya mı benzediniz sanıyorsunuz? Her maymuna gülünmez ama smokin giymiş maymun gerçekten komiktir!" O demediyse de, ben dedirttim işte, buyurun!
Şapka lafını duyunca aklıma hep ilköğretim okuma kitabımızdaki 14. YY İsviçre'sinde geçen "Guillaume Tell ve Vali Gessler'in şapkası" piyesi gelir. Hikaye, zorbalığa bir karşı duruş örneğidir. Schiller yaşasaydı, bizimkinden kaç drama çıkartırdı acaba? Yoksa o da konjonktüre uyanıp, "O dönemde şartlar bunu gerektiriyormuş abi, kalkıp bugünkü demokrasi ortamına göre eleştiremezsiniz" mi derdi?
Peki, Tell'in koynuna neden ikinci bir ok saklattın o zaman? Neden ta 14.YY'daki olayı, tutup 18. YY'da dramatize ettin, romantizm olsun diye mi? Sen de yaşasan bize mi benzerdin yoksa Schiller hocam? Bak coştum şimdi: Neden defalarca seyretsek bile "Braveheart"ta (Cesur Yürek) gözlerimiz doluyor? Neden 4. Murat'a, o zamanın şartlarını bahane etmeden, koro halinde "baskıcıydı" diyebiliyoruz? Hitler ve Stalin neden hâlâ lanetle anılıyor?
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. İşçiler de bıraktı kasketi; sadece bazı köylüler, sekiz köşeliyi giymeye devam ediyorlar. Halbuki "Şapka Kanunu" hâlâ geçerli ve 2004'te ceza üst sınırı da 6 aydan 1 yıla çıkarıldı. Aslında, memlekette darbe ihtimali var olduğu müddetçe, sınırları belirsiz kamusal alanlar teorisi gereği, evde bir tane "Lenger-i Fotur" saklamak lazımdır; ne olur, ne olmaz...
Biz bize benzeriz ve benzemeyeni de fena halde benzetiriz be abisi, akıllı olun! Buna en yakından çok meşhur örnekler de var: Ermeni gazeteci, nobel alan yazar ve son olarak, saçlarıyla Richard Gere'ı andıran yapımcı-gazeteci... Birincisi öldürüldü; ikincisi, mesajı aldı ve birinci gibi olmamak için yurtdışına kaçtı; üçüncüsü ise çektiği naif bir belgesel-dram yüzünden şu an çarmıha gerili, çabuk öldürülmek için tövbe etmesi bekleniyor! Ha, unutmadan söyleyeyim de üstümde kalmasın, hepimize Kaya'nın selamı varmış... Ahmet Kaya'nın!
Geleneksel olarak siyasi hesaplarımızı, kontrollü bir terör üzerinden yürütmeyi çok severiz. Bu sebeple, elimizde her zaman bize benzemeyenleri rahatça ipe gönderecek derecede güçlü argümanlar bulunur. Bulunmuyorsa da ne gam, derin servislerin elleri armut mu devşiriyor, argümanın feriştahını yaratırlar.
Bu metodla, büyük ses getirecek bir suikast olayı anında gerici odakların ve arıza çıkaranların üstüne yıkılır. Yine taşeron terör örgütleri kullanılarak işçi bayramları illegal hale getirilir veya insanca yaşama hakkı isteyenler hain durumuna düşürülür. Bunlar aynı zamanda darbeye rezervasyon yapmak; olmazsa genel bir demokrasi talebini "ortamı görmüyor musunuz, vatan söz konusuysa, gerisi teferruattır" diyerek, geri püskürtmek açısından çok yararlıdır.
Vay be, şu mahkeme ve belgesel bahanesiyle dillerimiz nasıl çözüldü de, bütün gizli niyetlerimiz ortaya bir bir döküldü. İşte ben de şimdi, herkesin ezbere bildiği olay ve belgeleri tahrif ederek; bir türlü asimile olmamış başıbozuk kafası ile yaptığım, ağzına kadar taraflı yorumlarımı, size ders diye kaktırıyorum arkadaşlar. Tam anlamıyla vıcık vıcık bir demagoji ve buram buram bir ihanet aslında, değil mi?
Hem bu vatanın suyunu içip, ekmeğini yiyeceksin; hem de böyle ihanet edeceksin, olmaz! Ya sev ya terket koçum! Memur olmadığım için sırtıma 1402'yi saramazlar ama, yakın gelecekte 301 veya ne bileyim, 5816'dan fazlasıyla hak ettiğim bir yolculuk olabilir. Ne yapalım, şapkamız olmadığından, biz de ceketi alır gideriz. Böylesi belki de daha hayırlıdır. Bir müddet gözaltında tutulur ve memurların yakın ilgisine mazhar olursak, ilerde kendi kendimizi "adam"dan da sayarız.
Dersler devam edebilir, etmeyebilir de... Garantisi yok!
Şimdi bölüm sonu jeneriği ile birlikte, fon müziğimiz de aksın. Hem de "bass"lar yüksek olaraktan:
"Raptiye rap rap, zaptiye zap zap, rap rap
N'aber, nitekim, gene geldi şapka, rap rap"
Not: F-Tipi medya destekleme fonundan yapılacak güzellikler için, banka hesap numaram ilişiktedir...
(Alıntılar "Vikipedi, Şapka Kanunu" sayfasından yapılmıştır; ayrıca, Cem Karaca'ya teşekkürler.)
Yakın Tarih Derslerini 2. yazıda kesmek olur mu hiç? Okuyor, öğreniyoruz. Okuyor, hatırlıyoruz. Allah 99.ya erdirsin. Biz okumaktan sıkılmayız.
Heredot ~ 16 Kasım 2008 (18:18)
Bu şapka, bizim gibi kel (veya yarı kel) erkeklerin görüntüsünü az da olsa düzelten bir şeydi. Babam da takardı. Keşke gene moda olsa ya da bir "çağdaş" daha çıksa da şapkayı zorunlu yapsa. Şahsen benim çok hoşuma giderdi.
Cevat Prava ~ 16 Kasım 2008 (18:23)
Sevgili Cevat Prava, şapka takmak için, dediğiniz gibi, hoşunuza gitmesi yeterlidir; zaten serbest. Ha, illâ ki ben dayatma seviyorum diyorsanız, bu özel zevke, fanteziye girer ve susarım bu noktada; karışmam özel hayata...
Ali Sedat Çetinkoz ~ 17 Kasım 2008 (14:34)
Bir milleti medenileştirme projesi neden bu kadar kötü bir gözle görülüyor? Tamam, belki şapka devrimi biraz şekilcidir ama ya harf devrimine ne demeli? Bugün arap harfleriyle okuyup yazıyor olsak çok mu iyi olurdu?
Ayser ~ 25 Kasım 2008 (13:40)
Bir milleti medenilestirme, onun okuyup yazdigi alfabeyi pat diye degistirip, bir anda koca bir ülkeyi okuyup yazamaz duruma getirmekse, evet medenilestik. Bu arada yüzlerce yillik birikim, yazilan eserler, kitaplar ve arastirmalarin güme gitmesi de cabasi.
Eger bir gece icinde tüm ulusa yeniden okuma yazma ve latin harflerini kullanma kaabiliyeti asilanabilseydi ve ayni gece arap harfleriyle yazili tüm osmanlica eserler latin harfleriyle yeniden düzenlenip cevirilebilseydi o zaman belki bu denli olmazdi tahribat.
Bu elim vakanin yararliligi tarafima ne denli hap seklinde yutturuldu ise, daha önce acaba diye icimi kemiren kurt, bir japon ile yaptigim söyleside iyice irilesti.
Ayni yabanci dil kursundayiz ve birbirimizin kültürlerini tanimaya calisiyoruz. Ona alfabesinde ne kadar harf oldugunu sordum, acikladi, dudaklarimi ucurtan rakamlar tabii, bunlardan cok büyük kisminin cin alfabesine ait oldugunu, diger kalaninin da japonlarin ilavesiyle olustugunu büyük bir dinginlikle anlatti ki, Japon milliyetciligini uzun uzun anlatmaya gerek yok sanirim.
Ona bizim harf devrimini anlatmak geregi hasil oldu, inanamadi duyduklarina.
Cinlilerden aldiklari harflerin onlari rahatsiz edip etmedigini bile sordum sanirim, güldü. Hayir etmiyormus. Atalarinin su veya bu nedenle karar verdikleri alip kullandiklari ve ülkeye malettikleri seyden niye rahatsiz olsunmus.
Bu konusma benim arastirmalarimda büyük rol oynadi, baska bir acidan bakmama sebep oldu bir takim seylere.
Madonna ~ 25 Kasım 2008 (18:49)
Sevgili Ayser,
Millet zaten medeniydi desem bilmem kızar mısın? Osmanlı pek çok açıdan eleştirilebilir ama medenî olmadığını söylemek acımasızlıktan da öte bir şey.
Şapka devrimi ve diğer devrimler biraz ceberrutça gerçekleştirildiler ama hoşgörülebilirler, bir şekilde mantığa büründürülebilirler.
Harf devrimi ise; evet, meselâ bizleri internette uluslararası çetleştirebilme açısından fonksiyonel olmuştur ama hoşgörülemeyecek kadar köksüzleştirmiştir. Bin küsur yıllık bilgi ve hikmet mirasından uzaklaştırmıştır. Bilginin kümülatif olarak ilerlediğini söylersem yeterince açıklamış olur muyum bilmem.
Vahap Demir ~ 25 Kasım 2008 (18:50)
Madem Allah var, elbette Ahiret vardır. Anlayana. Kişi sevdiği ile beraberdir.
Seyit Arda - 25 Aralık 2008 (16:16)
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Yazarlar
Ali Sedat Çetinkoz
Ali Türkan
Bu ülkenin adam gibi bütün adamlarını yok etmiş, kapatmış, sindirmiş, olmadı yurt dışına kaçmak zorunda bırakmıştır. Geriye de, kimya dersinde Fatih'in başarılarını anlatan lise öğretmenleri, reklamcı yazarlar, protest müzikçiler (bunu duydum ama ne olduğunu bilmiyorum), stand - up'çılar, gemisini kurtaran kaptanlar, arz ediyorum beyefendiler... Devam »
Necdet Şen
Bilinenin aksine, başkalarıyla alay etmek için zekî olmak gerekmez. Haklı ve namuslu olmak da gerekmez. Herkes herkesle alay edebilir. Bunun ön şartı, olan biteni anlamaya çalışmak yerine, karşındaki ne söylerse söylesin boşluğunu aramak, "neresinden vurabilirim?" diye açığını kollamaktır. Bu konuda becerini geliştirir, lâfı gediğine getirir, kıvrak çalımlarla altıpasa girer, kodun mu oturtursan, adına "mizahçı" denen seçkin zümreye dahil olursun. Her devirde geçer akçe olan ama bugün her zamankinden de fazla getirisi olan bir meslektir bu. Devam »
Erdem Abaka, dikkatiniz ve nazik uyarınız için çok teşekkür ederim. Yorumunuzu...
Necdettin Efendi - Totem ve Tabu
Konuyla doğrudan alâkalı olmamakla beraber, küçük ve önemsiz bir ayrıntıdan...
Erdem Abaka - Totem ve Tabu
Orhan Pamuk'la konuşan(!) adam bildiriyor: Evet sayın seyirciler meraktan kurdeşen...
Özgür Sarıkaya - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Sayın Solmaz Abilyondlu, siz de pek bir alıngansınız. Soruyu yanlış yerde sorup,...
Erdem Abaka - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Ya bişey yazmayayım dedim, ellerimi bağladım; buna bari karışma dedim; sen sus...
E.D - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Müslümanların katledilmesi olayları tabii oldu. Ama bunlar 1915'teki tehcirden sonra 1917'de oldu. 1915'te Ermenilerin mecali mi vardı ki?
1914'te 40 yaş altı bütün Ermeni erkekleri askere alındı.
Hrant Dink - Neşe Düzel (Radikal)
Mehmet Atılgan Aslan
Ne zaman yüreğimizdeki faşistin sesini susturup başkalarının da en az kendimizinki kadar konuşmaya ve düşünmeye hakkı olduğuna inanacağız, işte o zaman egemen burjuva -asker demokrasisinin değil, gerçek sosyal demokrasinin bize tanıdığı hakkı ellerimize almış olacağız... Devam »
Necdet Şen
Peki, öyle olsun Ali. Işıltının çok azıyla bile mıhladın ya şunca insanı bilgisayar karşısına, vallahi sana aşk olsun! Metreslere ve yeğenlere ardına kadar açık olan yayınevleri ve gazete dergi sayfaları sana hiç açılmadı ya, bu ülkenin yekpare yayıncısına da yuh olsun! Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Bizim bayramlarımız, daha çok hüzünle harmanlanmış bir sevinçtir; daha vicdani, daha merhametli. Zevk almayı alkol, eğlence ve verilen hediyeden çok; yüreğimizi paylaşmada ve hal hatır sormada bulmaya çalışırız. Devam »
Serdar Demirdirek
Devletin kolluk güçleri üzerinde bazı oyunlar oynanmaya çalışılıyor ve en başta devletin kendi personeli buna çanak tutuyor. Belki bilerek belki de bilmeden ateşe körükle gidiyorlar doğrusu. Sonuçta içlerindeki şiddet arzusunu bastırmak için polis olan birçoklarını da duymuyor değiliz. Devam »
Seyit Balkuv
Krishnamurti, bilginin her yerde zaten mevcut olduğunu, insanların bilgiden nasibini alması için zihnindeki koşullanmaları, önyargıları bertaraf etmek üzere yoğunlaşması gerektiğini, insanın doğru, sarsılmaz olarak kabul ettiği tüm belleğini ortadan kaldırması gerektiğini savunmuş. Devam »
Özgür Sarıkaya
Hep "al, al, al" diyen sisteme almak da yetmiyor artık. Yeni argümanlar çıkarıyor karşına. Aslında bu şeylerin gerçek sahibi (henüz) değilsin diyor. Ne zaman ki sigortalattın, hah işte şimdi oldu. Mal senindir. Hayırlı olsun tepe tepe kullan. Devam »
Necdet Şen
Konu Bush ve benzeri yüz karası porteler ise meslekî açıdan bu hassas ayarı tutturmanın zor olduğunun farkındayım. Ama marifet, işte bu zorun üstesinden gelebilmek, değer yargılarımızın kişilere bağımlı olarak eğilip bükülemeyeceğini hatırda tutmak ve eğriyle doğruyu yerli yerine oturtabilmek. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
İyi midir kötü müdür bilmiyorum, öyle bir konumdayız ki, bizim her bir siyasi problemimiz aynı zamanda bir dünya siyaseti problemidir. O yüzden de bu özürün sadece lokal bir sonucu da olmayacaktır. Bu yüzden, işin içine "iyi sıhhatte olsunlar" mutlaka katılacaktır. Devam »
İlker Tortop
Yanlış insanlar gidiyordu, biliyordum bunu, emindim. Banka patronlarını, borsa spekülatörlerini, gazete sahiplerini yollamalıydık savaşa. İnsanı insan yerine koymayan, canlıya canlı muamelesi yapmayan ne kadar insan varsa onlar gitmeliydi. Devam »
Necdet Şen
Ben dünyadaki tüm milletlerle barış içinde yaşamak isteyenlerdenim. Silahsız ve nefretsiz bir hayatın mümkün olabileceğine inanıyorum. Kimse benden korkmasın, hiç kimse adımı sıfatımı yılgınlık ve dehşetle anmasın istiyorum. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Yüz yıldır pamuklar içinde besleyip gözümüz gibi bakmakta; kast edecek dâhilî düşmanlara karşı 7/24 sürekli teyakkuz halinde, koruyup kollamaktayız. Her şeye rağmen bu ideoloji, sopayla, silah zoruyla da olsa ebediyen yaşatılacaktır. Devam »
Özgür Sarıkaya
Bugüne kadar yapılan en geniş çaplı araştırmanın sonuçlarından birisi de, çocuk ve gençlerin şiddete eğilimli olmalarını ailelerinde görüp yaşadıkları şiddete bağlıyorlar. İnsan sevgisiyle övündüğümüz bu topraklarda, zehirli bir ayrık otu gibi her yanı saran, şiddeti ziyadesiyle içselleştirmiş bu zihniyet ne zaman mayalandı? Devam »
Nuran Ersoy
Merak ediyorum, başka ne yapılabilir bu durumda? Sokakta gezmeye alışmış hayvanı eve kapatamam ki bu saatten sonra. Zaten bu giriş katına sırf bahçesi var diye taşınmıştım. Nereden bilebilirdim böyle olacağını? Devam »
Seyit Balkuv
Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
© 2000-2009 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.