Ali Sedat Çetinkoz - 31 Ağustos 2008
Kutsal mı, tabu mu bir türlü karar veremediğimiz inanışların getirdiği; ibadet mi, gelenek mi pek anlaşılamamış periyodik sürece tekrar giriyoruz.
Kimle giriyoruz: "Bu sene de kurban bayramı, hac mevsimine denk geldi" diyebilecek kadar bu ritüellere yabancı durmakta ısrar eden medyamızla.
Ama yine bu medyamız, her nasılsa bir üniversite kantininde, oruç tutanların tutmayanları sopadan geçirmesine hiç şaşırmaz. Şaşırmaz diyorum çünkü, onlar gazetecilik derslerini "Adamın köpeği ısırmasını kollamak" şeklinde almışlardır. İstatistiksel olarak bu da mümkündür zaten, mesele bunu ilk yazan olmaktır.
Hoş, köpek ısıracak bir adam bulunamazsa, sanat yüklü bir mizansen de mi ayarlanamaz yani? Bu tür cinliklerin yerli hocası da hâlâ aktif gazetecidir benim bildiğim. Yok mudur amele pazarında elindeki çivili sopayı kullanmayı bekleyen profesyoneller?
Önümüzde koca bir Ramazan ayı var: 29 uzun gün! Bu kadar uzun bir zamanda tabii ki sakallı bir yobaz türbanlı bir masumu da kirletecek, olmadı bazı büstleri asasıyla kırmaya da yeltenecektir; bu kaçınılmazdır. Zaten birbirinden çok farklı yakın tarihli iki olay, önümüzdeki günlerde olacaklara ışık tutmuştur. Birincisi, amiral gemisi kaptanından başbakana verilen kadehli önerinin hemen peşinden patlayan, Keçiören zabıtası-büfeci arsındaki alkol düellosu; ikincisi de her 30 Ağustostaki devir-teslim törenlerinde halkımıza verilen geleneksel laiklik mesajı. Ben de Mehmet Altan'ın 2 yıl önce dediğini, şimdi periyodu geldiği için tekrarlıyorum:
"Artık Aczmendi'leri bekliyorum."
Her şerrin kaynağı hep medyadır şeklinde ezberlerle düşündüğüm anlaşılmasın. Biz neyi talep ediyorsak önümüze o geliyor. Seviyoruz üçüncü sayfa haberlerinin manşete taşınmasını, yalan mı? İğrenç ilişklilerin ortaya serilmesine ve kanlı cinayet detaylarına müptelayız. Televizyon dizilerinin de bu öğelere ağırlık verenlerini hiç kaçırmıyoruz. Eee, medya da hedef kitlesini tanıyor, ilk üç sayfa sansasyonel ve irkiltici haber; hemen peşindeki sayfada "Evliyalar Diyarı" yazı dizisi. Ayrıca 29 kupona "Sevgili Peygamberim" kitabı. Beş gün sonra da birinci sayfadan, elinde bu kitapla laiklik karşıtı hareketlerin odağına yürümüş birinin haberi... Seç seç beğen!
Olay varsa ve haber değeri taşıyorsa, bu haberi vermek gazeteciliktir. Politik amaçlar doğrultusunda gizlemek veya bir yerleri kışkırtacak şekilde kotarmak ise muhbirliktir. Her gün birbirinden çirkin olaylar yaşanıyor; annesini öldüren kız, kocasını yatakta bıçaklayan eş; banka hortumlayan, ucuza ihale kapatan patron... Bunlar suçluların üst kimlikleri hiç didiklenmeden verildiği halde -ki doğrusu budur- bazı suçlular özgeçmişiyle birlikte afişe edilir: Dinci gazetecinin küçük kızı istismarı, Ermeni gazetecinin ırkımıza hakareti, Kürtçü partinin başkanının asker kaçaklığı... Nedense Kemalist kızlar annelerini asla öldürmezler.
Suç bireyseldir. Organize olanlar da vardır ama dava mahkemede olduğu için bahsetmiyoruz şimdi ondan. Bireysel suç, kişinin üst kimliğine atıf yapılarak sunulamaz. O kişi, "Ben inançsızlığımdan dolayı annemi, eşimi öldürdüm; küçük yaştaki kızı inancım gereği istismar ettim, etnik kökenim sebebiyle askerden kaçtım..." demiş olsa bile bir manası yoktur. Bütün inançsızlar anne, eş katili olamaz, bütün inançlılar sübyancı değildir, Kürt partisinin diğer elemanları askerliklerini yapmıştır. Bu haberleri imalı kılıflara sokup genelleştirmek, ödüle lâyık bir gazetecilik başarısıdır.
Ramazanda tek ekmek kapısı olan lokantasını gerçekten dini bir yaklaşımla kapatan esnaf da olabilir. Bunu anayasal düzene bir kalkışma olarak görmek ne kadar tutarlıdır? Hiç mi başka açık lokanta yok, herkes mi kapatıyor? Açanların da hepsine taşlı-sopalı saldırılar mı oluyor? "Biz hesapladık, 2009'da bunlar aynen olacak!" mı diyoruz yoksa?
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. TSK'dan ne bekleriz? Laikliğe sözde değil, özde sahip çıksın, eyleme geçsin! Laiklik karşıtı odaklıktan kim meşhur? Muhalefet değil tabii. Sonuçta kendi halinde inanmış vatandaşın ramazanı da burnundan getirilir. Ne için? Muhalefet için!
Medyamız da ne yazık ki ikiye ayrılır: "Hükümet yanlısı medya" ve "Muhalefet yanlısı medya". Ondan sonra da...
Yazıyı baştan tekrar okuyabilirsiniz!
Yazının "şeriat tehlikesi var diyen paranoyaktır" temasına kısaca değinecek olursak: Dünyanın hiç bir yerinde nüfusunun çoğunluğu Müslüman olup da demokrat olan bir ülke yoktur. Türkiye onca sorununa rağmen bunların hepsine on basar.
Buralara sizin sürekli dalga geçip aşağladığınız laiklik ilkesi sayesinde gelmiştir. Bu böyleyken, ve iktidar sahipleri açık açık "biz laik değiliz" derken sizlerin hâlâ "tehlike yoktur, laikler paranoyak" demeniz yüzsüzlüktür.
Suç bireyseldir sözüne gelirsek: İnsanın etnik kökeni deri rengi vs. söz konusu olunca suç bireyseldir. Din söz konusu olunca suç bireysel değildir. Çünkü dinin DOGMASI vardır, "Cihat söz konusuysa anneni babanı öldürebilirsin, çocuklarla seks serbesttir, peygamber efendimizde öyle yapardı" diye.
Umut Dursun ~ 9 Eylül 2008 (01:04)
Umut bey, aslında ben de tam bunu anlatmaya çalışmıştım, siz daha kısa bir yorum içinde her şeyi söylemişsiniz. Teşekkür ederim.
Ali Sedat Çetinkoz ~ 9 Eylül 2008 (23:15)
Sevgili "Umut Dursun", adiniz bile bana bir bicimde komik geldi. "UMUT DURSUN".
Hani oglan cocugu bekleyen babanin koydugu isimleri, "YETER", "Dursun", "imdat", onlari animsatti.
Ne yapayim, adiniz bu ve ben yazdiklariniza bi türlü seyedemedim. Özür dilerim.
İlker Koçak ~ 14 Eylül 2008 (02:48)
Sevgili Cetinkoz, yaklasik 20 yildir yasadiginiz ülkede degilim.
Sanirim"trend" dedikleri bu olsa gerek.
Ben Ramazan'i burnundan getirilen hic bir insan tanimadim, ama ramazan dolayisi ile yasami burnundan getirilen cok insan tanidim. Örnegin, misal, mesela; Annem ve babam geceleri saat kurup sahura kalkarlardi! Oysa ki biz "seyiz" Oruc tutmaz, tasa, beze ona buna sey(e)lere tapmayiz, Ama yaradana inanir, yaratandan korkmayiz. Yaradanin avukata yada yarattiklarindan savunma bekleyecek kadar kudretsiz olduguna inanarak bir de ona hakaret etmeyiz. O'nu savunmayiz.
Ben oruc tuttugu icin öldürülen bir insan ile ilgili tek bir olay görmedim, okumadim, duymadim.
Ama, tutmadigi icin öldürülen, öldürülmek istenen ve buna sahsen tanik olan cook insan tanidim. Hem tanik hem ayni zamanda yasayanim. Bknz. Malatya, Ankara, Sivas. Ha bir de istanbul.
Sanirim simdi moda "seylerden" yana olmak.
Yön bulma yetenegimiz Navigatörler, yazi yazma yetenegimiz bilgisayar "Klavyeler"i ve düsüncelerimiz gazete yazarlari ve yorumculara birakilmis.
Bu yüzden artik yazilardaki (ve tabi ki düsüncelerdeki) iyi niyeti anlayabilsem de yasanan herseyi yasandigi günlerde ve bicimde algilamali, yoksa Büyük İskender'in Türk oldugunu sanan cook insan var aramizda.
İlker Kocak ~ 5 Kasım 2008 (00:26)
Sayın İlker Koçak, herkesin olaylara benimle aynı açıdan bakmasını ve hassasiyetlerinin de aynı olmasını beklemediğimi peşinen söyleyeyim. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.
Ben yazımdaki ana fikri "Suç bireyseldir..." diye başlayan paragrafta verdim. Aslında bu paragraf, sizin de yorumunuza cevabımdır.
Yazımı okuduğunuz için de ayrıca teşekkür ederim.
Ali Sedat Çetinkoz ~ 6 Kasım 2008 (12:29)
Sevgili Cetinkoz, tesekkür ederim.
Ana fikri anlayamasaydim gecenin bi vaktinde yaziniza yorum yazmazdim.
Suc bireyseldir ama bireyler suclu olarak dogmadiklarina göre sucu yaratan nedir?
Yazilarinizi ana dilime özlem ve birseyler ögrenmenin zevkiyle okuyorum. Siz bunlari yazmasaydiniz ben de yazdigim yorumdaki seyleri düsünmeyecektim.
Neyse siz kisa kesmissiniz, ben de yanit verdiginiz icin tesekkür ederim.
Not: Yanit degil yazilarinizin devamini özlem ile bekliyorum. Ha yorum yazarmiyim? Su anda bilmiyorum. Bildigim sey dilimi unutmamak icin yazmak.
İlker Kocak ~ 8 Kasım 2008 (01:18)
Sayın İlker Koçak, ben zannediyorum ki hepimizin ortak noktası aslında ne olduğunu anlamaya çalışmak.
Hayatımız boyunca edindiğimiz bilgiler, çevre, aile ve bizim alıp okuduklarımız, bize anlatılanlar ve yaşadıklarımız bizi biz yapıyor. Bir yanda üst yapıların kurduğu, yazılı kurallarıyla, bir siyah-beyaz dünya var, diğer yanda da bireyin aklı ve yarattığı alt yapının yorumları. Üst yapının yazdıklarını birey aklı farklı yorumluyorsa, al sana suç!
Ben üst yapıların en azından birey akıllarının yorum karmaşasını sakinleştirecek bir düzenleme aradığını umut etmek istiyorum; belki biraz daha gri, biraz daha az müdahalesiz. Dileyelim.
Ali Sedat Çetinkoz ~ 8 Kasım 2008 (11:36)
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Ali Sedat Çetinkoz

Ali Türkan
Umudu, biz öldürdük. Birileri, bizim ne mal olduğumuzu, kolayca teslim olacağımızı bilmese, yeni dünya düzeni kurmaya cesaret edebilir miydi? Tüm taframıza, dünyayı anlama gayretimize, okumuşluğumuza ve sol çakmamıza rağmen, bugün yakındığımız her şeyin üstünde kuluçkaya yatarak, dünyanın kirinde önemli bir paya sahip olduk. Kimse, bir tüfek dipçiğiyle beynimizi parçalamadı. Hayattayız ve bu da çok güzel. Devam »

Necdet Şen
Seçkin cemaatimizin asıl muradı, zihnen "sınıfsız imtiyazsız üniform bir kitle" olmakla birlikte, sosyal anlamda kara kafalı kalabalığın eskiden olduğu gibi bundan sonra da kendi sefil muhitinde yaşamaya devam etmesi ve boyasız ıskarpinleriyle şık kaldırımlarımızı kirletmemesidir. Çok lâzımsa biz onlara köy enstitüsü falan yaparız. Yeter ki gelmesinler. Devam »
Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?
Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor
İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.
Seyit Balkuv
Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.