Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz - 8 Temmuz 2008


Bilinçli bir aydın olmanın ilk şartı, içinde yaşadığı dünyaya karşı sorumluluklarını yerine getiren biri olmaktır. O zaman dünya da bunun altında kalmaz ve illâ ki sizi görür, adam yerine de koyar.

Aydın olmak hiç de kolay değildir. Önce geçmişi bileceksiniz; hem tarihini, hem sanatını hem de felsefesini. Sonra yakın tarihi ve bugünü bileceksiniz. Bunları hazmederek, rafine ederek; birbiriyle olan alakasını, bütün ideolojilerden ve şahsi çıkarlardan sıyrılarak kategorize edebilecek kadar da bilinçli olacaksınız.

Yalnız şunu söyleyeyim, vallahi bunları aynaya bakarak yazmıyorum. Ben bir ideal tarif yapıyorum. Keşke olabilsem.

"Aaa, ne kolaymış, dur ben de olayım hemen!" dediğinizi duyar gibi oldum. Öyleyse hiç durmayın, Marmariste bir villaya çekilip alın elinize bir fırça ve Picasso'ya rahmet okutun o zaman.

Geçmişle ilgili bilgilenme konusunu, geç kalmadıysanız, çok okuyarak halledebilirsiniz ama bugünün analizini doğru yapabilmek için aktüaliteyi de takip etmek gerekecektir. Nereden? Tabii ki medyadan!

Medya dediğimiz ne? Bütün yazılı ve görsel yayın organları; kitaplar, gazeteler, dergiler, televizyonlar ve internet... Yani, her saniye yığınla gerçek-yarıgerçek-yalan, taraflı-tarafsız, gerekli-gereksiz bilgi bombasını başımıza yağdıran sistem. Sıradan insanı ya cephelerde kazılan siperlere atlatıp savaşacak kadar bilinçli yapabilen veya iyice dağıtıp şaşkına çevirerek, her yola gelir hale koyan güç.

Namık Kemal'in Hürriyet kasidesinde şöyle bir beyit vardır:

"Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten."

Bugünkü Türkçeyle söylemeye çalışırsak:

"Baskı ve kıyımla özgürlüğü yok etmek olanaksızdır
Gücün yetiyorsa çalış, anlayışı (düşünceyi) kaldır insanlıktan."

Nasıl bir tasadüfse, kasideyle aynı ismi taşıyan bir gazetemizin eski sahibi, renkli ve bol resimli gazeteye geçiş politikasını şöyle açıklamıştı: "Düşünmeyi yok edeceğim!"

Bunu gerçekten başardılar mı? Yoruma göre farklı sonuçlar çıkartılabilir. Bazı insanlar bu gazeteleri okumak, televizyonları seyretmek suretiyle, kurulan cephelerden birinde savaşçı durumuna geliyorsa, fikir ve düşünceye yapılmış kesin bir etkiden söz edilebilir. Eğer bu etkilenmiş neferler, içi boş sloganlarla bilmeden gazete sahibinin çıkar savaşında niyazi olmaya yollanır; istenen kaos ortamı elde edilebilirse, bir gece ansızın gelen arkadaşlar, görevlerinin gereği, özgürlükleri de sımsıkı daraltır.

Yani, Namık Kemal'in beyitini tersten okursak: İnsanlıktan düşünceyi kaldırabilirsen, özgürlüğü yok etmek de mümkün olacaktır.

Özgürlüğün ne olduğu, kaybetmeden anlaşılmaz. Medyaya bakarsan özgürlük, gençler için i-pod ve cep telefonuna sahip olmak ve özgür seks; orta yaşlarda kolay kazanç ve her alanda alkol alabilmek; yaşı geçkinler için sabahtan akşama kadar televizyon izleyebilmek, izlemek istemeyenler için ortamı gerip darbe yapabilmek olarak anlaşılabilir.

Dikkat edilirse, bunlar bize hep bedavadan sunulan özgürlüklerdir. Gerçek özgürlüğün ne olduğunu tamamen unutmamız için verilmişlerdir sanki.

Nedir gerçek özgürlük? Her insan hür olarak doğar ve kime olursa olsun, yapılan haksızlıklar karşısında susmaya mecbur edilemez! Kölelik ve derebeylik sona ermelidir. Seçilenler hariç, kanunlar karşısında imtiyazlı sınıf veya kişi olmamalıdır. Herkes dil, inanç, etnik köken ve ekonomik seviye farklılığına rağmen kanunlar ve toplum karşısında eşit olmalıdır; tıpkı bir tarağın ince ve kalın dişleri olsa bile, boylarının hep aynı oluşu gibi.

Bugün medyanın en azından bir kısmı, bize bunun tersini kabul ettirmeye çalışıyor. "411 el kaosa kalktı!" şeklindeki dokuz sütuna manşetler, bir an gaza gelinip de atılmış değildir, ince düşünce ürünüdür.

Bu ne anlam taşıyor? Yani o 139 kişi kaos istemiyor mu demek? Hayır, o 139 kişiyi seçenlerin oylarının değeri, 411 kişiyi seçenlerin oylarından kat kat fazladır manasına gelmektedir.

Hani biri demişti ya: "Benim oyum dağdaki çobanla bir mi?" diye, işte o hesaptır bunun arkasında yatan.

Hiç hesapta olmayan birileri, özgürlüklerini ve fırsat eşitliklerini kullanarak bunların yaşam alanlarını tehdit etmektedir ve sayıları da ürkütecek şekilde artmıştır. Özgürlük ve eşitlik böyle önüne gelen herkese verilmeye devam edilirse, bu işin sonunu hiç düşünmek bile istemiyorlar.

Yine yukarıda söz ettiğim gazetenin gerçek sahibi, geçenlerde: "bıyıklı, sakallı birine iş vermem" diyerek, sürdürdüğü derebeyi vasfını unutanlara tekrar hatırlattı. O patron, bunu sessiz sedasız kendi iş yerlerinde uygulayabilir, Yargıtay'dan onayını da alabilirdi ama amaç bu değil. Medyaya yansıtılma sebebi, bu tip kıyafettekilerin bazı şeyleri hak edemeyeceklerini söylemek, aynı tip giyimin herkese bir yaşam tarzı olarak kabul ettirmek istenmesidir. Zaten bir yıl önce başlatılan kaosun sebebi de, artık en yüksek mevkilere kadar ulaşan istenmeyen kıyafetteki seçilmişler değil miydi?

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.

Gerçek aydın plazanın en üst katındaki cam duvarlı odasından, o hiç sevmediği toplumu, kendi arzuladığı yöne çekmeye çalışmaz; onu gerçekten sevdiği için çareler, yollar bulmaya çalışır.

Medyayı dikkatli takip etmeli; kim aydın, kim medya veya patron maymunu, bunu iyi anlamak zorundayız.

 

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Cenk Öyküleri 2: Bakar mısın birader?

Ali Türkan

Pedagojik amaçlı yalanlar, yalan sayılmaz değil mi? Şimdi, "dört taneydiler ama ben birine daldım, sonra da tabana kuvvet." desem, pek etkileyici olmaz da. Böylece ilk "siyasi" kavgamdan alnımın akıyla çıkmıştım ama maalesef tek şahit yoktu. Gene militanlığımı onaylatamamıştım anasını satayım! Söyledim lâfzan güzel tarihiniOldu yetmiş sekizde bu şanlı gazâ! Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.

Ata Soyer (Evrensel)

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°