Ali Sedat Çetinkoz - 25 Ocak 2008
Efendiler, tehlikenin farkında mısınız?
Kötü niyet sahibi oldukları bir bakışta şıp diye anlaşılan kara kafalılar, metastaz yapan habis bir ur gibi çoğalarak, neredeyse yüzde elli oranına ulaştı. Biz onların, henüz ihanet etmemiş olsalar da, ilk fırsatta edeceklerini adımız gibi bilmiyor muyuz zannediyorlar? Şimdi meslek icabı, durumdan vazife çıkarıyor ve necip Türk milletini -moda olduğu şekilde, internetten- uyarıyorum:
Efendiler, Ergenekon'dan dörtnala gelip, bir kısrak başı gibi Akdeniz'e uzanan bu vatan, öyle usul usul kenardan gidilerek yollarda bulunmadı. Bu vatan, kısaca yedi düvel denilen otuzdokuz dış, yirmialtı iç düşman ve bir adet hain padişahın elinden ne zorluklarla kurtarıldı. Bu vatan, bu bayrak, o bölücü hainlerin, gerici işbirlikçilerin, paşa olmayan sıradan babalarının malı değil, bizim! İnanın şu anda, bağıra bağıra "Onuncu Yıl Marşı"nı söyleyesim var!
Efendiler, Son günlerde nihayet bir milyonu aştığı belgelenen bütün vatanseverler gibi ben de, kurtuluşa dair destansı ve çılgınca gerçekleri tartışmasız kabul ederim. Bütün kurtarıcılara karşı saygım sonsuz, bir gece ansızın geleceklere gönlüm ve kapım her daim açıktır. Aklıma estikçe başkente gidip, 'Özel Anı Defteri'ne bu arzularımı süslü bir el yazısıyla yazmak, bana inanılmaz huzur verir.
Okulda aldığım zorunlu eğitim sonucu, ilim ve fenden başka tanrı olmadığına iman etmişimdir. Ayrıca, ne mutlu bana ki, yine bu eğitim sayesinde, cumhuriyet öncesindeki yöneticileri sadece hakaret etmek üzere anar, o hainleri övmeye kalkışan yarasalardan da, tüm varlığımla nefret ederim. Ha, şunu da unutmadan belirteyim, bizim ninelerimizin hepsi başörtülüydü.
Bu yüzden ben, sonsuza kadar bölünmez bir bütün olarak kalacak yurdumun eksilmez sevgisiyle dopdolu, "elhamdürüllah" laik, zinde ve sütbeyaz bir cumhuriyet erkeğiyim. Hay aksi, ezberimde tam burada söylenmek üzere, içinde "cumhuriyetin kazanımları" geçen bir cümle de vardı, aklıma gelmedi şimdi...
Evet, bunca özeleştiriyi niye yaptım, anlatayım: İçselleştirdiğimiz bütün bu donanımlar ve altyapı sayesindedir ki biz, "Biz" olduk. İşte biz, tam da bu yüzden "onlar"dan siyah ile beyaz kadar farklıyız. Bu yüzden onlar hain bölücü, biz ise herkesi tek-tipleştirip birleştirme görevindeyiz.
Efendiler, ben, televizyonu bile takım elbise ve kravatla, hep ciddi bir teyakkuz haliyle izlerim. Öyle onlar gibi, çubuklu pijamayla divana serilip; önce göbeğimi, sonra zevke gelip biraz daha aşağılarımı kaşıyaraktan asla seyretmem. Tüm programları, kutsal anayasamızın değiştirmeye niyet dahi edilemez ilk üç ayeti ışığında ve düşünce alanımın altı okla çizilmiş kırmızı çizgileri içinde kalarak izlerim. Ayrıca, olası ihanetleri ihbar için, bir elim hep telefondadır.
Her akşam olduğu gibi, bu akşam da yine en sevdiğim kanalı izliyordum. Muhalefet bitkisel yaşama girip kendisinden ümit kesildiğinden, iktidar olma şansımızı bir umutla bu kanala taşımıştık. Yahu, ben bunları kaç kere telefonla uyardım, şu logoyu biraz ufaltın diye! Baştaki harf ekran dışında kalınca, ters ilişki anlamına gelen ayıp bir lafla, o şerefli kimliğimiz yanyana gelip, beni resmen "Çılgın Türk" yapıyor canım!
Ben yine böyle vatan-millet uğruna kanal sorumlularına sinirlenirken, iyice tiryakisi olduğum, tek kale maç formatındaki tartışma programı da başlamıştı. İhanetleri tek tek ortaya dökülen iç düşmanın temsilcileri, korku belası er meydanına gelemeseler de, iki vatansever evladımız, tesadüfen bir çöplükte buldukları silahları var güçleriyle düşman üzerine ateşliyorlardı.
Her Türk asker doğar ve bilir ki, düşmanı görmeden de atış yapılabilir. Çünkü yine aynı çöplükte aranırsa rahatça bulunacak, havan topu diye bir şey vardır. Yeter ki, istatistiklerde "en güvenilir kurumlar birincisi" olan işaretçi, düşmanın bulunduğu koordinatları haber vermiş olsun.
Tam kendimi bu nokta atış ve imha zevkine kaptırmış giderken reklama girildi. Emperyalist dış güçlerin yerli işbirlikçileri tarafından kanala konulan üç günlük yasak yeni kalkmıştı. Televizyonların biricik gelir kapısı bu ürün tanıtımlarını keserek, güya bizi susturabileceklerini sanıyorlardı.
Ben, kapitalizmin bu tür zekice ayartmalarına karşı şerbetli olduğumdan reklama takılmam. Bu fırsattan istifade "biz amma da kalabalık olduk" kampanyasına bir tıklayayım dedim. Ama o da ne! Birden çok tanıdık bir replik duydum. Reklamda oynayan ve şekil olarak göbek kaşıyanlar sınıfından olduğu anlaşılan biri, aynada kendine: "Akıllı ol, yakala kaliteyi" diyordu. İşte, dedim, şu anda tarihe tanıklık ediyorum!
Oh tanrım! Reklam uğruna, elektrikli soba satma uğruna, milli-manevi değerler nasıl aşağılanıyor, içi nasıl da boşaltılıyordu! O güzelim balans ayarı lafı, ne hallere düşürülmüştü. Şu reklam ajansı sahipleri şüphesiz, bizi işgal edip, bayraklarına ilave yıldız yapmak isteyen ABD'nin veya bölüp bölüp yönetmek için içimize binbir türlü nifak sokan İngiliz'in hain uşakları olmalıydı. Ulusal övünç kaynağımız "Erke Dönergeci"mizi başarısız kılmak için, akla hayale gelmeyen tuzaklar kuranlar da bunlardı zaten!
Efendiler, ılımlı İslam projesi uyarınca adım adım ilerlenerek, cumhuriyetin tüm kaleleri fethedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş; dış güdümlü bir din devleti kurmak için, darbelere dayanıklı radyal temeller dahi atılmıştır. Damarlarımda dolaşan asil ve hipertansiyonlu kudret adına hemen kanal binasının önüne gitmeye karar verdim. Orada her akşam ana haber saatinde sivil giyinmiş toplum görevlilerine tutulan sokak kameraları vardı. Ben de gerçekleri milletime anlatacaktım.
Efendiler, Bir kere bu "Akıllı ol" sözü, öyle vara yoğa; kahvede, ofiste, okulda, camide uluorta söylenmez. Bu lafı edecek kişinin çok sağlam arkalarının olması gerekir. Bu arkalar, "emanet"i bellerinde teşhir ederek taşıma ruhsatına ve yoldan çıkan toplumu yeniden inşa fakültesinden diplomaya sahiptirler. Şartlar oluştuğunda, başbakan asıp, anayasayı bile değiştirecek güçleri vardır. İyi ki de varlar. Yoksa memleketi satacak şu şerefsizler!
Bu lafı söylemeye hakkı olanlar, en kötü şartlar altında bile söylerler. Tut ki, akıllı olmamakta direnen birine gerekeni yapıp yakalanmış, iki polis onu iki kolundan tutmuş götürüyor olsun. İpe adam gönderip, adamını ipten alır arkaların verdiği cesaretle kameraya bakarak, sırası gelen düşmanı açıkça uyarırlar:
"Akıllı ol, Burhan Yamuk!"
İşte böyle! Mesaj herhalde alınmıştır. "Biz" bunu her ne kadar tavsiye olarak söylüyor idiysek de, "onlar" akıllı olsun, emir olarak algılasınlar!
Efendiler, biz varsak, akıllı olmayanın yaşama hakkı şüphelidir!
Gecenin bu saatinde güldürdün beni. Allah senden razi olsun. Okumakta gecikmisim biraz, ama bu konunun kolay kolay eskiyecegi yok. Her devre gider. Vesselam.
Deniz - 9 Mart 2008 (23:52)
Bu tür mecraların en büyük ve en güzel özelliği kendini istediğin gibi pişirip istediğin gibi sunabilmen.
Şu operasyon, eğer arkası anlamlı bir şekilde gelirse, haftanın, yılın vb. Değil, yüzyılın bizim açımızdan en önemli olayı haline gelebilir. Çünkü, arkası geldiğinde, Türkiye'nin artık başka bir ülke olduğunu ilân edecektir.
Şimdiki duruma bakarak kesin bir şey söylemek, yalnız 'devam eden bir davaya müdahale etmek' gibi yasal bir nedenle değil, bilgilerimizin eksikliği nedeniyle de, pek mümkün değil. Ancak, görünen verilere genel olarak baktığımızda, pek fazla şaşırmıyoruz. Adı geçenler, adı zaten ne zamandır geçmekte olanlar. Ancak, bir noktaya geliyor ve zincir orada duruyor. Oysa o zincirin daha pek çok baklası olduğunu biliyoruz hepimiz.
'Arkası gelir mi' sorusunun kapsamında bu da var. 'Yukarısı', bu kadarını mı feda edecek, feda etmeye razı oldu?
Böyleyse, ilk paragraftaki iyimserliği dengelemek gerekecek, 'Onlar hâlâ oradalar -istedikleri zaman yeniden başlayabilirler... '
Süleyman Efendi - 16 Mayıs 2008 (18:52)
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Ali Sedat Çetinkoz

Ali Türkan
Hava da bi güzel, saatlerce oturmuşum, hava kararmış. Baktım, bizim Hannes de inmiş. Tam seslenecektim, biriyle konuştuğunu gördüm. Biz de camiden gelmedik buralara. Hayatı, büyük şehirde ne ayaklar döndüğünü az çok biliriz. Pek gözüm tutmadı konuştuğu herifi. Hadi bugünlük de bu kadar olsun. Uykusuzluktan geberiyorum, yatıp uyuyayım azıcık. Devam »

Necdet Şen
Lâf ebeliğiyle muhakemeyi birbirine karıştıran ve Söz'ü fizikî şiddetin yerine koyan kişilerle yapılan o şeye, tartışma değil ağız dalaşı demek daha doğru olur aslında. Akıl fikir sağlığı açısından, böyle kişilerin muhatap bile alınmamasını öneririm. Devam »
Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?
Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor
İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.
Seyit Balkuv
Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »
Vahap Demir
Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »
İsmail Ragıp Geçmen
Bir çocuk, kadının o halini fotoğrafladığımı görünce, tüm fırlamalığıyla kadına sokuluyor ve üstündeki şalı indirip kaçıyor. İşte o anda fotoğraf makinem elimden kayıyor. Şaşkınlık içinde bakakalıyorum. Yüzünü ve saçlarını gizleyen örtü indirildiğinde ortaya sarışın, hafif çilli, deniz mavisi gözleriyle çok hoş bir batılı kız çıkıveriyor! Devam »
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.