22 Ağustos 2008 Cuma
Ahmet Deniz Ölmez - 4 Temmuz 2008
"Kan, kurşundan silinince
Kardeş olur eller bana...
Silahları ne edeyim
Benim sevgim mavzer bana..."
(Ülkü Tamer)
Vicdanî ret kavramı, doksanların başından bu yana ülke gündemimizde yer almış olsa da, kavramın asıl olarak dikkatleri çekişi, eylemsel kimliğini kendilerinde bulduğu Mehmet Tarhan ve Mehmet Bal gibi vicdanî retçilerin başına gelenler* nedeniyledir.
Peki nedir vicdanî ret?
En basit anlatımıyla, kişinin, sahip olduğu ahlakî değerler bağlamında, askerî mantığa karşı oluşu ve bu doğrultuda, askerlik görevini "vicdanen" reddetmesidir.
Bu konuda, temelde, üç farklı görüş olduğunu söyleyebiliriz:
İlki, resmî görüş, ki bu, yasal olarak hiç bir dayanağı olmadığı hâlde, vicdanî reddi yasaklayan, vicdanî retçileri yargılayan (işkence eden; işkenceci) görüş oluyor.
İkincisi, entelektüel görüş: Bu da kendi içinde ikiye ayrılmış durumda; medya içinde, reddi destekleyenler ve sorgulayanlar (karşı duranlar) olarak.
Üçüncüsü ve sonuncusu, halk görüşü (topyekûn olmasa da, genelleme yapabiliriz): Burada, vicdanî ret, akla gelen en basit anlamıyla, yani, askerden kaçmak olarak algılanıyor. (Birçok kişinin kavramın mevcudiyetinden habersiz olduğu gerçeği de unutulmamalı tabii.)
Halkın, durumu, basit anlamda "askerden kaçış" olarak algılayışının dayanağını medyaya, onun dayanağını da -elbette- resmî ideolojiye dayandıracak olursak, bu konuda muhatap alınacak ve sorgulanacak tek görüş "resmî görüş" oluyor.
"Resmî görüş"ün bu konuda neden bu kadar (hatta "bu kadar"sız) radikal olduğu sorusuna mantıklı cevap bulabilmek ise biraz (hatta 'epey') güç...
Vicdanî retçilerin hepsinin yargılandığı ortak konu "halkı askerlikten soğutmak" 'suçu'... "Yani" diyor Silahlı Görüşler, "sizin yaptığınız halkı kışkırtabilir ve askerliğe karşı topyekûn bir karşı duruş meydana getirebilir."
Burada durmak ve biraz düşünmek gerekiyor. Maddeleyelim:
(1) Silahı, hiç bir durumda öldürmeyi ve savaşı sevmeyen bir kişinin, tamamen şahsi olarak, "ben bunu istemiyorum" demesi, neden topyekûn bir "soğuma"ya neden olsun ki? Kaldı ki, eğer halk, bu kadar soğumaya meyilliyse, burada, 'Silahlı Görüşler'in suçu biraz da kendisinde araması gerekmez mi? Dahası, açığa çıkabilecek böylesi bir durumda (soğuma eğilimi), vicdanî retçiler, Resmî Silahlıların kendilerine çeki düzen vermesi için ortaya bir şans çıkarmış olmuyorlar mı? Öyle ya, mademki böyle bir "tandans" mevcut, çatlak zeminde su ne kadar daha akar ki...
(2) Vicdanen -vicdanı- reddetmiş birisinin 'bünyesini' "zorla" askere aldığımızda, örneğin bir sıcak çatışma sırasında, ondan nasıl bir verim bekleyebiliriz ki? Kişi, ben silahı, savaşı, bombayı sevmiyorum demiş bir kere... Ruhu başka yerde olacak onun... "Ruh-beden uyumsuzluğu" ile siz, zaten baştan reddedilmiş olmuyor musunuz, vicdanca?
Bu noktada yaşanmış bir olaydan örnek vermek istiyorum: Doğuda, sıcak bir çatışma sırasında, askerlerden biri, karşı safta yer alan bir savaşçıyı punduna getiriyor. Tüfeğini ona doğrultuyor, ama o sırada "o da emir kulu ben de, onun da çocukları var belki..." diye düşünerek tüfeğini indiriyor ve vurmaktan vazgeçiyor. Sonra, oturup ağlıyor. Ve bu yaşadığı anı şiire döküyor. Öncelikle şiire bakalım:
Ağladım Anne
Hedefim insandı, vur emri geldi
Ellerim titredi, ağladım anne
Bir sağıma baktım bir de sol yanıma
Yüreğim sızladı, ağladım anneGecenin yarısı, dağın başında,
Siperde beklerken, ay ışığında
Hedef oldu, durdu karşımda
Yüzümü çevirdim, ağladım anneYolun karşısında, yakın yerdeydi
Gördüğüm kadar, genç de biriydi
Bir taşın dibinden, kalktı yürüdü
Ardı sıra baktım, ağladım anneOnun da yolunu, bekleyen vardır
Anası babası, sevdiği vardır
Belki de yuvası, yavrusu vardır
Kıymadım vurmaya, ağladım anneO da benim gibi, emir kuluydu
Belli memleketi, güney doğuydu
Bilmem ki o da beni, vurur muydu
Ben ona kıymadım, ağladım anneDağların başında, nöbet beklerken
Ay ışığında, hasret çekerken
Sizden uzaklarda, şafak sökerken
Bir sigara yaktım, ağladım anne
Asker, burada, belki askerliği tamamen reddetmiş olmuyor; ama o sırada, vicdanı, "öldürmeyi" reddediyor. Bu hümanist davranış yüreklere gayet hoş geliyor elbet; fakat kim garantisini verebilirdi böyle bir davranışın bedelini tüm bölüğün ödemeyeceğinin? Öyleyse... Öyleyse, askeri koşullar içinde, bunu, bir de en başından reddetmiş vicdanlar için düşününüz lütfen.
(3) Ağır vergilerle, işsizlikle, eğitimsizlikle, parasızlıkla yaşama tutunmaya çalışan halka, bir de, "zorunlu kamu hizmeti yapacaksın" deniliyorsa illa, bu, neden kaçınılmaz şekilde askerlik olmak zorunda? Yani, ahlakî değerleri askerlik yapmaya elverişli olmayan bir kişiye neden ille de "hayır, yapacaksın!" denilir ki? Diğer birçok ülkede olduğu gibi, bu, neden başka bir kamu hizmeti yapılarak ödenebilecek bir "borç" olmuyor? Örneğin, Almanya'da, silah altına girmeyi istemeyenler, gönüllü kuruşlarda çalışarak bu yükümlülüklerini ikame edebiliyorlar. Almanya gibi birçok örnek varken, sormak gerek; bunu yapamayacak olan tek ülke biz miyiz?
(4) Bu ülkede, hâlâ en saygın kurum olarak askeriyenin görüldüğü ve binlerce gencin asker olma hayallerinin var olduğu, silah hayranı olduğu, bilindiği hâlde, "işkenceci-silahlı ve resmî görüşlüler" neden bu "potansiyeli" değerlendirmekle uğraşmaz da, vicdanî retçilerle "zaman harcar?" Onları iki gün-beş gün dövmekle, toplumdan dışlamakla ele ne geçer ki? "Profesyonel askerlik" denilen kavram üzerinde biraz daha düşünüp, ülke potansiyelimiz açısından bunu değerlendirme yoluna gitmeyi düşünsek acaba çok mu hata yapmış oluruz? Askeriyemiz siyaset sevdasından madem ki vazgeçemiyor, neden bu alanda siyaset yapmayı denemiyor?
Kısacası, işin özü şu oluyor; kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.
Son olarak, ülkemizde tabu edilmiş bir konuya karşı duran ve bunun diyetini oldukça acı şekilde ödeyen vicdanî retçilerin, askerden kaçmak için bunu yaptığı düşüncesinin kırılmasını umut ediyorum. İnanın, 6-15 ay askerlik yapmamak için günlerce süren o işkencelerin ve insanı travmaya sokan toplumsal baskının altına, salt bu amaçla kimse girmeye cesaret edemez. Bu, hayata karşı bir duruş örneğidir.
* Mehmet Tarhan ve Mehmet Bal gibi retçilerin başına gelenleri anlatmak, yazının imkânlarını zorladığı için, izninizle, burada, sizi, konuyla ilgili bir röportaja yönlendirmek istiyorum: http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=26543
** Şiir, aynı zamanda Selda Bağcan tarafından bestelenmiştir.
Hadi canım . Her gün ölen Vatan evlatlarının yerine Avrupa birliğinden yardım isteyelim o zaman. Ne ölmeye cesaret ne ölene metanet var, ne güzel ülkeyiz yani...
İlker Tortop ~ 20 Temmuz 2008 (02:25)
"İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli" biçimindeki bir dileğe "hadi canım" ya da "cesaretsiz" gibi karşılıklar vermek pek zarif kaçmıyor. Özgür bir birey "vatanım uğruna ölmeye hazırım" diyebildiği kadar "hiç bir dava uğruna ölmek istemem" de diyebilme hakkına sahip olmalıdır.
Necmi Ziya ~ 21 Temmuz 2008 (12:36)
Necmi Ziya Bey'e tavsiye,
Ülkemin eli kalem tutan insanı diğer hiç bir şeyle ilgilenmeyen kesimi kadar ilginç. Gören de sanır ki biz İsviçre'de, İsveç'te yaşıyoruz ; tadına doyulmaz bir özgürlük, refah, medeniyet denizinde yüzüyoruz. Hiçbir dava uğruna ölmek istemeyenler, tinercilere de kapkaçcılara da evlere girip hane halkını okşayanlara da omuz silkmişti. Şimdi , herkes neden bu şehirde yaşanmaz demeye başladı acaba? Silaha karşı olmak ya da yaşama hakkını savunmak, bu ülkede altımızdaki toprak kaymasın diye her gün onlarca çocuğumuzun öldüğünü görmeme körlüğünü gerektirmez. Aynen şu an darbeye karşı olanların yapılan tezgaha göbek atıp tezgaha gelmeleri gibi taraf olursunuz o zaman...
İlker Tortop ~ 21 Temmuz 2008 (17:47)
Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın organından izliyorsunuz merak ettim.
Kaldı ki, değil onlarca, yüzlerce çocuk ölürken bile biri çıkıp "ben savaşmak istemiyorum" deme hakkına sahiptir. Bunu diyebilmek için ille de İsveç'te yaşamak gerekmez. Vicdan bulunduğu ülkenin düzenine göre renk değiştiren bir bukalemun değildir.
Necmi Ziya ~ 21 Temmuz 2008 (23:56)
Böyle konularda samimiyetle kafam karışıyor ve bunalınca sesli yazılı düşünmek geçiyor içimden.
Bir yandan vicdani retçilere hak vermekle birlikte bir de şunu düşünüyorum; sarıkamışta 90.000 askeri donduran da bir paşaydı, Kurtuluş Savaşını veren Atatürk de...
Onlarca yıl bitip tükenmek bilmeyen savaşlarda savaşan halk arasında da retçiler çıkmıştır. Kurtuluş Savaşı zamanında bile. Sanırım balık her zaman ki gibi baştan kokmakta. Size ölmeyi emrediyorum diyen bir komutanın arkasından giden ordu, komutanının savaşma sebebinde bir haklılık görmüş olmalı.
Barışalım, barış içinde yaşayalım vakti geldiğinde bizim için değerli olan her şey için de savaşalım ama bizi bu duygularımızdan ötürü piyon olarak kullanmalarına izin vermeyelim.
Selin Yılmaz ~ 28 Temmuz 2008 (16:16)
Kafadan şunu belirteyim ki, ben askerliğini 16 ay olarak kıtada yapmış ve NATO tatbikatlarında takdir almış biriyim. Bunu övünmek için değil, bazı yanlış anlama meraklıları için söylüyorum.
Askerlik yapıp yapmama konusunda kafam hiç karışık değil.
Bana yıllarca durmadan şarj edilmiş ve doğuştan kendime ait olduğunu sandığım duygular yüzünden, birilerinin savaşında piyon olarak kullanılmak da istemem.
Bizim için değerli olup da, uğrunda savaşmak gereken şeyleri kağıda yazıp bir bakın bakalım, acaba hangilleri gerçekten bizim kendi düşüncemizdir?
Benim iç ve dış düşmanlarım kimlerdir?
Niye düşmanım olmuşlardır?
Yoksa büyüklerimiz bu hesabı bizim adımıza çoktan yapmış bitirmiş midir?
Biz de hemen gidip "onları" halledecek miyiz?
Piyon başka nasıl olunur ki?
Kafam hiç karışmadığı halde karıştı deyip, sözü yine güzelce savaşa bağlamaya çalışmıyorum.
Can, mal, ırz söz konusu olunca insan gayrı ihtiyari dikilir ama günümüzün savaşları bunlar için yapılmıyor artık, açgözlülük ve lüks hayat için yapılıyor.
Savaş politikacıların işidir ama nedense ölmek hep gariban halka emredilir.
Bizde bu kuraldır zaten, ilk eğitimde resime, müziğe veya beden eğitimine hiç yatkın olmayanları sopa zoruyla yatkın yapmaya çalışır, yatmazsa sınıfta bırakırız. Bir bahane bulup savaşmaya can atanlar sayıca zaten ezici üstünlükteyken, bırakın kan dökmeye yatkın olmayanlar da dökmesin. Fırıncıya, balıkçıya, şaire de ihtiyacımız yok mu bizim?
Ali Sedat Çetinkoz ~ 28 Temmuz 2008 (18:52)
Ahmet Deniz Ölmez

Ali Türkan
Bazen söyledikleri doğru olsa bile, o doğruları ondan duymak isteyip istemediğimi merak etmediği için, geri zekâlılığı programlanmış oluyor. Her şeyi bildiğine inanan ve bütün bildiği de bundan ibaret olan o kadar çok insan tanıdım ki, artık hiç birini sallamıyorum. Her şeyi bildiğine inanan insan, hayatın en güzel mucizelerinden birini, öğrenmeyi, ıskalayan insandır. Müstahaktır dallamaya! Ooh, sefam olsun! Yazar
En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri
Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu
Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu
Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir. Yazar
Seyit Balkuv
Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır? Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.