Ahmet Büke - 6 Mayıs 2004
Deniz bu, dünyanın en büyük bardağı. Sabah erkenden bin parçaya bölünüyor. Şu büyük kuşlar var ya, kar helvası gibi kanatları. Diyemedim isimlerini. Dönüp duruyorlar üstünde. Dalıp çıktıkça, suyun onca dağınıklığını topluyorlar sanki.
Hemen arkamda eski bir tramvay izi var. Pasaport'ta oturuyorum. Atların tıngır mıngır nalları. Duydum sabahın köründe. Elinde külâh dolusu can eriğiyle çocuğun biri deydi omzuma. Koşa koşa geldi. Elektrik direğini geçerken siyah beyaza döndü dünya.
Annelerimiz yıkayıp, silmişti elimizi yüzümüzü. Sokak kiri gider de güneş yanığı gitmez ki.
Biz çocuktuk. Gülecektik elbet ebelensek de. Koştur, koştur sırtımız ter içinde. Pamuklu fanilamızın içine sokuşturulan zoraki havlular, Sensun gazoz kapakları. Sayayım mı daha? Bronşit en milli marşımızdı.
Lan biz efkârı ne bilelim. En fazla, gözleri yerde duman rengi kedi yavrularını sevmişiz koynumuzda. Ya da terazisi bozulmuş uçurtmamız piçin birine, kahverengi elektrik direğine takılmış. Hamurdan tutturduğumuz melek kanatları açılmış çarpa çarpa. Tamam dizlerimiz kanamış. Sonra da kabuk bağlamış. Tırnağımızın ucuyla kaldırmışız. Kim daha çok acıya dayanacak oyunu için sayışmışız.
Yahu biz daha kısa pantolonluyuz. Kamışa falan su yürümemiş. Nerden bilelim duvardaki zincirlerini kıran amca resminin Tenekeci Eşref'in rahmetli babası olmadığını.
"Uzatmalı itin biri, Yusuf'u gaflette vurmuş."
Sen ağız dolusu leblebi tozuyla "Yusuf" dedin mi hiç. Bulursan dene bir bak. Gör biz ne şen çocuklardık da yine de sustuk o sabah. Daha bir gece önce Hıdrellez mi neydi. Ateşin külleri sıcakken ablanın birisi ağladı köşe başında. Tokasını usulca sıyırdı saçından. İnce bileği açıldı. Gördüm ben. Afişli duvarların önünde iğdeler açıyordu. Ben böyle bir koku hatırlamıyorum daha. Oysa üstümüz açılmış, zayıf omuzlarımız üşümüş uyurken, yâni sabahın seherinde neler olmuş. Saatli Maarif yaprağını yırtamamıştı annelerimiz.
Sen delirdin mi, hepimiz daha çok çocuğuz. Yumruk sıkmasını falan bilmeyiz. Öfkelenmeyiz öyle. Nerden bilelim kelimelerin "kifayetsiz" olduğunu.
Sonra trahoma olmuş bir ülkenin elleri olduk. Büyüdük yâni çaresiz. Dalga mı geçiyorsun, bizi sevmediler elbette. İnsan hiç taklacı güvercinlerinin boynunu kırar mı?
Hah hatırladım. Elinde can eriği külahıyla koşan çocuk kayboldu ya şimdi. Martı değil mi bu kuşlar. Denizleri bir onlar unutmaz zaten.
Arkamdan ısrarla atlı tramvaylar geçiyor. Kuran çarpsın duyuyorum tıngırtılarını.
En fenası, ağzın leblebi tozuyla doluyken gülmeye kalkmak. Bu işi ille de yapacaksan hastaneye yakın bir yerde yapmakta yarar var.
Yusuf - 21 Mayıs 2007 (16:06)
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Ahmet Büke
+ Yazıların tam listesi

Ali Türkan
Kuzguna yavrusu şahin gibi geliyor. Oysa bizim Jack çoktan (Sultanahmetli satıcının beğenisinden habersiz), umutsuzca arayıp da bulamayanların, yaşamakla yazmanın en güzel sentezini yapan dahi yazarı olmuştu bile. Beat kuşağını anlamanın yolu, manzara koyan, sürekli "hareket" halinde olan, ülkesinin kendisine sunduğu gelenek ve edebiyatla yetinmeyen, en uzun ve zahmetli yolculuğunu kendi içine, derinliğine yapıp yeni yerler keşfetmeye çalışan insanları anlamaktan geçiyor. Devam »

Necdet Şen
Hayatımın hiç bir aşamasında hiç bir kapıya kulp olamadığım için "mesleğiniz nedir?" gibi basit bir soru karşısında bile kem küm edip şallak mallak ola ola geldim bugüne. Ama artık şansım döndü. Bundan sonra soranlara "kanaat önderi" diyeceğim, havamdan geçilmeyecek. Devam »
Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?
Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor
İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.