Ahmet Büke - 13 Nisan 2004
Yaşadığımız çağın tek tanrılı olduğunu biliyoruz değil mi: piyasa. Bu ulu Crom'un çekim gücünden dışarıya neredeyse hiç bir şey kaçamıyor. O endamı ve gücüyle yeryüzünün kara deliği sayılabilir. Etrafındaki her şeyi, tüm ışığı hatta zamanı bile kendine çekiyor, emiyor ve kıymetli evraka dönüştürüyor.
İki örnekçik: Basmane'de ufak bir müzik dükkanı. Kaldırıma taşmış tezgahında posterler satılıyor. Eski, yeni popçular, arabeskin kültleri yan yana. E, bunda ne var? Biraz daha yaklaşın. Che'nin çamurlu üniformasıyla duruşunun yanında gökteki üç hilale uzanmış bir kurt güzellemesi, sonra da Yılmaz Güney gülüşü...
Görünen iğreti "omuzdaşlığın" satıcı için faydası daha fazla satış elbette. Ama bu işin sonucu sayılabilir. Zurnanın zırt dediği yer ise, var olan durumun toplumsal bir anesteziyle sağlanmış olması. Yani bütün tercihlerle birlikte bu tercihleri çevreleyen sınırların da silikleşmesi, birbirinin üzerine binmesi nedeniyle yan yana gelmesi akla gelmeyeceklerin yan yana gelmesi mümkün oluyor.
Geçelim bunu... Ulusal kanalların birinde evlere şenlik bir program:. Parçalanmış ailelerin, ortada kalmış, oraya buraya çekiştirilmiş çocukların, birbirine düşmüş ebeveynlerin ez cümle toptan aile dramlarının pizza paketi hızıyla sunulduğu bu program, gerçekten de evlere yönelik bir show.
Canım show deyince neden hep göbek atan yağlı kadınlar, uçuşan peçeteler, enseye şaplak, öteye parmak gözlüklü adamlar aklınıza geliyor ki. Atlamayalım, piyasa sineğin ayağından yağ çıkarır. İngiliz çeliğinden lokma takımı satılıyorsa çocuğuna kavuşamayan bir annenin göz yaşları neden "vadaaa" olarak dönmesin. Dahası var, benzeri programlardaki hikâyelerin çoğunun gerçek olup olmadığı tartışmalı.
Hani pek okumuyoruz ya, Kemalettin Tuğcu'nun romanları sanal gerçeklikle sunuluyor diyelim. İsteyen Üvey Baba'yı izler, isteyen gerçek sandığı drama ağlar. Ama her şey, tüm duygularımız hatta kirli donlarımız bile alınır satılır sonuçta.
Bu çok gözlü Deli Dumrul'un en haz etmediği durum ise henüz tamamen ulaşıp sızamadığı alanların olması. En azından on kusur yıldır Internet denilen tatlı ve huysuz kadın, yaygınlığının ötesinde başka özellikleri de öne çıkıyor. Görece disiplinsiz büyümesi, tam denetimden uzak biraz da anarşist güzelliği bunlardan ilk akla gelenler. Şimdi özellikle güvenlik gerekçeleriyle bu belirsiz alan kamusal otoriteleri giderek daha fazla rahatsız ediyor. Muhalif çevrelerin artan oranda Interneti iletişim ve etkileşim ortamı olarak kullanması bunun en büyük nedeni.
Bu durumu dışarıda bırakırsak, kişisel iletişimin hatırı sayılı biçimde Internete kayması birileri için hayale gelmeyecek fırsatlar yarattığını görüyoruz. Avucumuza bırakılan "jan janlı" paketlerin içinde en mahrem, en özel yanlarımızın da piyasa da bir dolaşım hızına sahip olabileceğini biliyor musunuz?
Galiba bunun en güzel örneği bugünlerde herkesi ağzında olan şu gmail hikâyesi. Internet sevenler tarafından google en baba arama motorlarının tahtına oturtulur. Boşuna değil çünkü her gün 5 milyar sayfaya sahip bu devasa arşivde 200 milyon adet arama yapılıyor. Google şimdi herkese ücretsiz 1 GB'lık kişsel e-posta kullanım alanı sunuyor. Evet, tamamen ücretsiz. Huzursuz bir insansanız bunun altındaki çapanoğlunu merak edersiniz. M.Serdar Kuzuloğlu, Radikal'deki köşesinde eli sıkılacak bir adam olarak bunu yazdı* .
Aynen aktarıyorum:
"Google, bu sistemi desteklemek için her mesajın altına diğer ücretsiz e-posta hizmetlerinde olduğu gibi reklam ekleyecek. Ancak bu alanda da farkını ortaya koyarak reklamı mektubunuzun içeriğiyle ilgili seçecek! Aynen öyle. Yani Gmail sizin yazdığınız mektubun konusunu algılayacak (tekniği açıklanmıyor) ve ona göre bir reklamı altına koyup yollayacak."
Bunu şöyle canlandıralım mesela; bir arkadaşınıza neredeyse bir aydır sizde tık olmadığını ve giderek bu durumdan endişelendiğinizi yazıyorsunuz. Size dönen yanıtın altında viagra reklamı göreceksiniz. Ya da Türk İncirini Yükseltme Derneği'nin bir ilanı gelecek size. Hatta incirden önce ve incirden sonrayı gösteren iki adet fotoğraf da buna eklenmiş olacak.
Üstelik bu yazışmalarınız silinemiyor. Daha doğrusu siz sildiğinizi sanıyorsunuz ama şirketin mega veri tabanında tutuluyor. Elbette hayrına değil bunca masraf.
Kısacası 1 Gb'lık bir kullanım alanı için sizden tüm özeliniz alınacak ve tahmin ettiğiniz gibi pazarlanacak. Önümüzdeki yıllarda bu tür hizmet sağlayıcılarının en yağlı müşterileri yalnız reklam firmaları değil istihbarat örgütleri de olacak elbette.
"Zorla mı kardeşim, istemeyen kullanmaz" diyebilirsiniz. Evet zaten bu durum saklı değil yani mail alanı alırken şartlarını da okuyacaksınız. Ama "bilmek" yeniyi ve alternatifi yaratmak için başlangıç olabilir.
Faydalanılan eser: Google hakkında bilmedikleriniz (M.Serdar Kuzuloğlu - Radikal)
Son durum: Google geri adım attı (Sesonline)
Daha bir son durum: Gmail'e reklam kısıtlaması yolda (Hürriyet)
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Ahmet Büke
+ Yazıların tam listesi

Ali Türkan
Bazen söyledikleri doğru olsa bile, o doğruları ondan duymak isteyip istemediğimi merak etmediği için, geri zekâlılığı programlanmış oluyor. Her şeyi bildiğine inanan ve bütün bildiği de bundan ibaret olan o kadar çok insan tanıdım ki, artık hiç birini sallamıyorum. Her şeyi bildiğine inanan insan, hayatın en güzel mucizelerinden birini, öğrenmeyi, ıskalayan insandır. Müstahaktır dallamaya! Devam »

Necdet Şen
İnternetteki bir sürü web sitesinin çalıntı içerikle yayınlandığının herhalde hepimiz farkındayız. Bunun kanunî müeyyidelerinin henüz oluşmamış olması bu talanı had safhaya vardırıyor. Devam »
Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?
Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor
İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.
Seyit Balkuv
Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.