kitap bozumu günlerimiz

Kitap bozumu günlerimiz

Ahmet Büke - 10 Mart 2004


Ne kadar oldu bilmiyorum ama galiba bir hafta sonu görmüştüm onu ilk kez. Yazın tepemizde zıplayıp durduğu, şehrin kendini deniz kenarlarına attığı günlerdendi.

Ellerim ceplerimde, Konak'ta dolaşıyordum. Eski Sümerbank'ın karşısındaki kötü pasajların önünden geçerken dikkatimi yere serili kitaplar çekti. Bunlar öyle her köşede görülebilecek korsan ya da ikinci el kitaplardan değildi. Nasırlı ciltleri, mis gibi kokan içleriyle Varlık'lar, Yeditepe Yayınları, TİP'in broşürleri, sendika el kitapları, şiir dergileri yan yana dizilmişlerdi.

Yanlarına çöktüm. O da karşıma çöktü gülümseyerek. Kıvırcık sakallarını okşadı. Belki ilgilenirim diye torbasından birkaç eski kırkbeşlik çıkarıp önüme koydu.

O gün elim kitaplara gitmemişti. Neden bilmiyorum ama usulca selâmlayarak ayrılmıştım yanından.

Dün akşamüzeri, iş çıkışı, omzumda sekiz kûsur saatin yorgunluğuyla, yağan yağmura aldırmadan yeniden o yollardan yürüyordum ki, aynı yerde karşıma çıkıverdi. Rengi uçmuş kolanlardan birine dayanmış, kırlaşmış perçemlerini haylaz sakallarına doğru çekiştirip duruyordu.

öktüm yerdeki tezgahına. O da eğildi.

Nihat Ulvi Akgün'ün "Eksilen Gökyüzü" isimli şiir kitabını uzattı.

"Bakın imzalı bu" dedi.

"Sevgili Kâni'ye, sevgilerle...."

Ardından Ahmet Hamdi'nin "Yaz Yağmur" nu aldım. Ta 1955 yılından bir merhaba bulaştı parmaklarımın ucuna. Sonra sıra Oktay Rıfat'a geldi: Bir Takım İnsanlar. Sayfaların arasında altında saklandığım tahta divanların kokusunu duydum.

Az bir para istedi. Çıkartıp verdim. Tam ayrılıyordum ki, şeytan dürttü.

"Bunlar sizin kitaplarınız mı?"

Yüzüne asılı gülümsemesi büyüdü. Gözlerini yere düşürdü.

"Evet" dedi.

O an bir serçe yuvasını bozmuşum gibi hissettim kendimi. Kitaplar koltuk altımda buz oldu, soğudu.

"Ama imzalıymış bunlar... Üzüldüm şimdi."

akılı kalmıştım. "Ne yapsam" diye düşündüm. Başını çevirdiği, bana bakmadığı bir anda çaktırmadan geri mi koysaydım? Ya da eve bir koşu gidip, üç beş kitabımı ona verseydim. "Bakın siz de bunları okuyun" deseydim.

Halimi anladı. Kitaplarının yanına yeniden çöktü. Düzeltti onları. Sıçrayan damlaları koluyla sildi.

"Merak etmeyin. Ben görüyorum, onları hep iyi insanlar alıyor. Siz müsterih olun" dedi.

Yürüdüm. Yağmur arkamdan geldi. Emanetleri ceketimin altına aldım.

Eve varınca, kütüphanemin karşısına oturdum. Kitaplarımı seyrettim.

"Şunu" dedim, "ilk garsonluk bahşişimle almıştım".

Yanındaki için dedemin verdiği son bayram harçlığını okutmuştum. Alt raftakileri o ev benim bu ev senin dolaşırken kaç yokuş sırtımda taşımıştım. En alttakileri uzun bir ayrılığın sonunda eve geldiğimde annem bodrumdan çıkarıp kucağıma koymuştu. Oysa çoktan yakmışlardır diye düşünüyordum bu "İlhan İlhan" kokularını. Şiir kitapları sevdiğim kadınlardan yadigârdılar.

Yeni gelenler için en güzel rafı boşalttım biraz. Havadardır diye, biraz güneş alsınlar diye.

Mahmure geldi, zıpladı.

"Bak" dedim "bunlara gözün gibi bakacaksın. Tırmalayıp, kemirirsen vallahi külahları değişiriz".

Anlar gibi gözlerini kıstı.

Sonra gidip "Mor Perşembe"yi açtım sonuna kadar. Biraz daha dağılayım istedim. Son vidama, son somunuma kadar bozulayım da yine en baştan kurayım kendimi.

Öyle ya hayat böyleydi işte. Yarın yeniden insan gibi yaşamak boynumuzun borcuydu. Zaten kıvırcık sakallı adamın gözleri de böyle söylüyordu: "Ne yapalım, hayat bu..."

 

 

Bu konuda görüşlerinizi alalım


Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« (Onay Kodu)

 

 

Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir

 

 

İstanbul babanızın malı mı?

Ali Türkan

Berlin'de epey tanınan bir Yunan tavernasından bir müşteri almıştım birkaç yıl önce. Atinalı'ymış adam... Biraz muhabbetten sonra, Yunan köylülerini kastedip "bıktım bu ayılardan" demişti bana. Nedense, bir İstanbullu olarak, kendi köylüsünden daha yakın görüyordu beni kendisine. Devam »

"Rütşvet davası'nın iddianase minde..."

Necdet Şen

Şimdi teknoloji aldı başını yürüdü. Quark Express'ten Freehand'e kadar neler neler var. Çek uzasın, tut dönsün. Tıkla, yazı sayfada. Bir tık daha, yazı kalıpta. Al sana istediğin kadar zaman ve işgücü fazlası, tepe tepe kullan, değil mi?   Devam »

Son Yorumlar

Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?

Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

'Aydınlar'ın beyaz atlı prensi

İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.

Nuray Mert (Radikal)

Son Yazılar

Gezme ceylan bu dağlarda, seni avlarlar

Seyit Balkuv

Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »

Gençliğe Övgü

İlker Tortop

Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »

Yakın Tarih Dersleri 02

Ali Sedat Çetinkoz

Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »

 Google

 

© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.

65