Ahmet Büke - 22 Şubat 2003
Gece apansız uyandım. Olur ya hani, rüzgâr çarpıntılı kanat sesleriyle insan düşüverir karanlık odasına. Kim bilir hangi denizden kalma rüyasından uyanır hem de.
Aynen öyle oldu işte. Göğsümde bir ağırlık. Hır hır ses. Gözlerimi açtım iyice. Koyuluk aralandı az biraz. Üstümdeki gölge boynunu kırdı. Eğildi bana doğru. Yaklaştı. Dudaklarım gıdıklandı birden. Çenemde pütürlü bir dil, ıslaklığını bırakıp gitti. Kokusundan tanıdım ama. Yorganı açtım ki, girsin sıcacık koynuma. Pırrr kaçtı gitti yine.
Ah bu Mahmure yok mu! Beni uykulardan da ediyor artık. Gündüzleri kaçıp saklanıyor. Kendini sevdirmemek için koltuğun altına poposunu ite kaka sokuyor. Sonra geceleri gelip gizli saklı aşkını ilan ediyor.
Ama O da haklı. Kim bilir belki de uyurken gün boyu sıktığım dişlerim çözülüyordur. Alnımdaki çizgiler yumuşuyordur. Bir Sami Hazinses gelip oturuyordur yüzüme. Zaten gözlerim açık uyurum ya hep.
Haklı evet haklı kız. Gün yoruyor beni. Uzun mu uzun. Bazen klavyenin üzerinde eridiğimi hissediyorum. Önce tırnaklarım bozuluyor. Parmak kemiklerim sütlü kahve gibi akıyor.
Ardından hızla sızıyorum devrelerin arasına. Bir koşturmaca, bir karmaşa. Kanımdaki alyuvarlar 0 ve 1 rakamlarına dönüşüyor. Hoop cehennem gibi bir işlemcinin içindeyim. Yeni köle ayaklarımla fanın kayışını çeviriyorum.
Ekranın çizgileri arasından bakıyorum. İçi çekilmiş bir ruh gibi boşluk var durduğum yerde. Ardımı görebiliyorum. Ardımda daha arkaları görebildiğim başka boş duruşlar dizilmiş. Tüm ofis kendi hard diskinde çilesini dolduruyor.
Masamda bir patron hologramı var. Pariteli gülümsemesiyle geniş bantlı başarı abidesi. Aklıma gelmişken çözünürlüğünü arttırmalı. Zira geriye taranmış briyantinli siyah saçları net değil.
Uzun düdük sesiyle bitiyor çilem. Germinal'in "digital" asansörüyle dönüyorum geriye. Bir sonraki karanlığa kadar özgürüm. Özgür müyüm? Koca yalancı sen de! Lisanslı bir kuşun bar kodlu çizgileri kadar uzak bana bu his.
Oysa şimdi kış olsa da, bahar kendini bir çiğdemin yumrusunda saklıyor. Eli kulağında uyanmaya. Yine geri gelecek. Fark ettirmeden güzel göğüslerini açacak güneşe.
Bahar geldiğinde, denize bakan bir yamaca oturup bulutları izleyebilecek miyim? Bir yanımda Sami Hazinses, Mahmure kucağımda. Duvarsız ve kapısız bir kentte yaşayabilecek miyim? Herkes savaşmak için takati kalamayacak kadar uzun sevişebilecek mi?
Yoksa "kuşu" ötmeyenler mi dövüşür bu dünyada. E biz, yani Sami Ağabey, Mahmure ve ben, onlara incir arası ceviz hazırlayalım o halde. Herkes baharın güzel memelerini ağızda eriyen bir badem ezmesi gibi koklayabilir o zaman belki de.
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Ahmet Büke
+ Yazıların tam listesi

Ali Türkan
Hatta yalnız da değil, kimsesiz. En çok böyle anlarımda eskilerde kalmış, ya da bu dünyadan göçüp gitmiş bir dostu, sevdiğim bir kadını veya saçlarımı okşayan bir eli, uzaklarda oldukları için hep bir şeylerin eksik olduğu "yeni" dostlarımı özlüyorum. Ve en çok böyle anlarda, dostlarımın o kadar da uzak olmadığını düşünüyor, sevgiyi metreyle ölçme sazanlığından sıyrılıyorum. Moustaki haklı: Non, je ne suis jamais seul avec ma solitude. Devam »

Necdet Şen
Ben de sıkıldım. Atlasam mı acaba? Bahçem serin. Kadınım kitap okuyor. Kedilerim sevgi yumakları gibi dolanıyor bacaklarımın arasında. Gitarımın tınısı tatlı. Hayata dair şarkılar yazıyor, sadece dostlarıma söylüyorum. Devam »
Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim , ablalarım. Bu konuda...
Dr. Dertli Dermanî - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha...
Necdet Şen - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum...
Ayhan Erol - Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Ne kadar sahici bir aşk öyküsü. Daha doğrusu, ne kadar sahici bir öykü. İnsanın kendisini bu...
Sedef Türker - Neredeydin ki günlerdir?
Bu dünyada ne kadar büyük bir boşluğu doldurdukları ancak yokluğunda farkedilen insanlar vardır...
Mutlu Olsen - Halk böyle istiyor
İşler sarpa sardıkça, bizim aydınlar iyiden iyiye beyaz atlı prensini bekleyen genç kızlara (daha kötüsü buhranlı kadınlara) benziyorlar. Öyle olunca, mesele sadece AKP'nin kof çıkması değil, platonik aşklarının hepsi hayal kırıklığına mahkûm.
Seyit Balkuv
Dikkat, zokayı yutmak üzeresiniz. Zihninizle egonuz size bir oyun oynamaya hazırlanıyor. O amcayı yüceltmek ve dolayısıyla diğer birilerini aşağılamak üzeresiniz. Tabii siz yücelen tarafta kalacaksınız. Devam »
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.