Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Hisseli Dullar Kumpanyası

Ahmet Büke ~ 13 Aralık 2003


Çocukken babam mahalledeki dul kadınların isimlerini bir bir sayar, "hepsi de adamları öldürmüşler, şimdi kıçlarını serip yaşıyorlar" derdi. Babamın biraz da endişe dolu bu serzenişini dikkate alacak yaşa geldiğimde, mahallemizdeki müthiş hakikat karşısında ben de ürperdim.

Gerçekten de neredeyse hemen her evde kocalarını uzak ya da yakın zamanda dört kolluyla uğurlamış dul bir teyze vardı. Onlar koca memeleri, neşeli gülüşleri ve ihtiraslı kavgalarıyla bıngıl bıngıl hayatın içindeyken, rahmetli eşleri üç kulhuvalla bir elhamlık saltanatlarıyla sadece kandil gecelerinde hatırlanır olmuştu.

Sanki bizim mahalleyi eski bir amazon yatırının üstüne yapmışlardı da, mübareğin laneti erkekleri böyle harman tozu gibi zamansız savurup duruyordu.

Neyse şimdi bir çoğu hayatta olmayan çocukluğumun Jan Darc'larına gelelim.

Naciyam Babanne (Naciye Hanım Babaanne), tanıdığım en cebbar kadınlardandı. Ama ben asıl gülmesine biterdim. Kıs kıs başlayan kahkahasını bir süre sonra tutamaz hale gelir ve kıpkırmızı bir suratla dizini döverdi. Naciyam Babanne ne zaman bize gelse, etekleri güllü divanımızın dibinde çöker onun kıkırdamasını beklerdim. Anlattığı hikâyenin ortasında başladığı gülmesini yarıda kesip, "kerhaneci senin de hoşuna gitti de mi?" diye mutlaka bana sataşırdı. Galiba biraz da bana "kerhaneci" demesi için ayak altından eksik olmazdım. Çünkü bu lâftan sonra evcek makaraları koyuverirdik.

Şekerimin Hatçam Teyze'ye (Şekerimin Hatice Hanım Teyze) galiba kocası yüzünde böyle bir isim takmışlardı. Emekli postacı kocasının lâkabı Şekerim'di zira. Neden posta dağıtan bir adama tatlı bir lâkap verilir onu soracak yaşa gelmeden adamcağız öbür tarafa yolcu oldu. Bunu Hatçam Teyzeye de soramazdım. Çünkü duvar gibi sağırdı. Genelde onun bahçesinde oynadığımız futbol maçları benim için şuna benzer diyaloglarla biterdi;

-Şiit evlât gel bakem
-Buyur Hatçam Teyze
-Al şu parayı bana Bakkal İbramdan şeker al
-Toz mu, kesme mi alcam?
-Bana ne canım, ister yürüyerek git ister velespitle
-Yok Hatcam Teyzeeee, şeker diyom, nasıl olacak?
-Haa benim rahmetlininkini istiyorsun. Hayatta vermem. Süremezsin zaten sen onu. Büyük adam bisikleti o.

Ben çaresizlikten şekeri Tarzan usulü anlatmaya çalışırım. Bir elimi ince belli çay bardağını tutar gibi yumup, diğer elimin parmağıyla da karıştırırım.

-Tüüh fikirsiz velet. Demek çay vermezsen bakkala gitmem diyorsun ha. S.ktir git bahçemden. Hadeee yaylan.

Sonunda annem kopan gürültüye yetişirdi ve onlar şaşırtıcı biçimde anlaşırlardı. Ben bir dahaki saçma sapan siparişe kadar rahatlamış vaziyette maça dönerdim.

İncenin Hatçam Teyze de lakabıyla alâkasız bir kadındı. Galiba yüz kilonun üstündeydi. Onunla ilgili en korkunç anım kendisi gibi dul olan annesinin öldüğü güne aittir. Galiba o gün fazla kudurmuş olacağım ki, annem "uslu dur yoksa birazdan gelecek helvayı yiyemezsin" dedi. Tabiatım kurusun çocukken de tatlıya dayanamazdım. Annemin lâfını duyar duymaz, bahçenin ortasında "amanın helva, yandım helva, güzel helva" diye parmak şakırdatıp göbek atmaya başladım. Bir süre sonra bu münasebetsiz davranışım ansızın arkama dönemle bitiverdi. Matem içindeki Hatçam Teyzenin elinde helva tabağıyla beni o şaşkın ifadesiyle izlemesini hiç unutamadım. Sırf kendimi affettirmek için yıllarca bayramları ilk el öpmeye onun kapısına varırdım.

Arap Hatçam Teyze'ye gelirsek, onun yeri apayrı. Aslında Arap değildi. Dedeleri Afrika'dan getirilip azat edilmiş kölelere dayanıyormuş. Ama bizim mahallede zenci lâfı bilinmediği için kadıncağızın adı böyle kalmış.

Arap Hatçam Teyzenin en büyük özelliği maharetli bir kırık çıkık ustası olmasıydı. Attan eşekten düşen, belini g.tünü çıkartan soluğu onda alırdı. Asabi tabiatına eklenmiş Hazreti Hamza kuvvetinden de bahsedersek, mahallenin neden en çok tırsılan teyzesi olduğu anlaşılmış olur. Ama yüce Allahın sual edilmez başka bir gerçeği de sokağın en güzel meyvelerinin onun bahçesinde yetişiyor olmasıydı.

Arap Hatçam Teyzenin bahçesinden aşırma eylemine girişmek bizim için bir cesaret göstergesiydi. Başarmanız halinde bir efsane olmanız kaçınılmazdı. Nitekim bu görevimiz tehlike olayına bir kere ben de girdim. Sakin bir öğle sonrası sessizliğinde ön bahçedeki ceviz ağacından dolu ceplerimle iniyordum ki, sırtıma inen oklavayla çekirge gibi zıpladım.

İkinci hamleden nasıl kurtuldum, kendimi yüksek bahçe korkuluklarının arkasına nasıl attım bilmiyorum. Arkamdan gelen seslerin de oklavadan farkı yoktu zaten.

-Şıktimiinin şopari. Cevişlerim ak g.tüne girşin inşallaah bir bir.

Vallahi daha saysam olacak. Yani yazdıkça hatırlıyorum dul teyzeleri. Galiba onlar sayesinde kadın denilen heyulanın zorluğunu erken yaşta kavradım. Şimdi hiç birisine bulaşmıyorum.

 

 

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Eğitim fetişizmi

Ali Türkan

Çünkü, sizinki eğitim fetişizmi bile değil; yalnızca refah şovenizmi. İşe bunu anlamakla başlayın önce. Belki gerisi gelir ve adam olmayı düşlediğiniz günlere geri dönersiniz. Sobanın üstünden yayılan mandalina kabuğu kokusuyla mutlu olabildiğiniz günlere. Belki o zaman, dostlarımı "beni ilgilendirmeyen" şeyler yüzünden kırmak zorunda kalmam artık. Bunca üzüntüyü kaldırmaz bu bünye. Valla, yarım kilo leblebi helvası yedim bugün. Bana da yazık be! 18 Kasım 2006 - Trakya Kırsalı Yazar

Son Yorumlar

devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Kendi düzenine sığamamak

12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.

Murat Belge (Radikal)

En Son Yazılar

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °