Ahmet Büke ~ 5 Temmuz 2002
çocukken mahallenin kızları meleklere inanırdı. hatta kimi kızların beyaz yaşmaklı, yeşil basmalı kimi nineleri, cuma akşamları üçüncü kez ayetel kürsi'yi okurken evlerinin üzerinde nurdan bir kapı açıldığını bile görürlermiş. o günlerde hayat zaten tevatür üzerine kuruluydu bizim için.
oğlan çocuklarınınsa aklı şeytandaydı. uzun yaz gecelerinin en hararetli konusu, şeytanın hangi kılığa girerek mahalleye sızdığıydı. narkotik kemal'in oğlu keçi üzerine bastırırdı. zaten dedesi de gece fidan sulamaktan gelirken uzaktan duyduğu oğlak bağırtısının çekiciliğine dayanamayıp, sise boğulmuş mezarlığa girmiş ve o günden beri altını tutamaz olmuş.
aman daha ne hikâyeler; kapı arkasından zıplayan kara zebaniler, çükünü beline dolamış kızıl gözlü köpekler, çocukları yutan ceviz ağaçları. bizim mahalleye oğlan çocuğu olarak gelmenin kötü bir bedeli vardı. hayata korkarak başlamak boynumuzun borcuydu sanki. oysa kızlar bez bebekleri ve küçük evcilikleriyle ne kadar da huzur doluydular.
zamanın bize erken verdiği sıkıntı ve biraz da kıskançlıkla defalarca onların da bu cehennemi tatmasını istemedik değil hani. uzak duvar üstlerinde hayatımın ilk merkez komite toplantılarında "bez bebeklerine kıçımızı silelim, metin pipisini göstersin (berber ismail yamuk kesmişti çünkü), hepsine ayrı ayrı "seni seviyom" diyelim" gibisinden onlarca karar almış ama deve sebahat'in gölgesinin bile bize verdiği ürküntü yüzünden asla başarılı olamamıştık. bu tartışmalar üzerine yine hayatım ilk siyasi ayrımını yaşamıştım. erkeklerin bir kısmı kalanları yani sadece beni yeterince cesur, kararlı ve erkek bulmamış ve yollarını ayrılmışlardı. artık kimsenin cincibir oynamadığı, tornetine almadığı ve şeytan hikâyelerini anlatmadığı bir çocuktum. tabii her şeye rağmen kızlara asla katılmadım. yalnız olabilirdim ama en azından hayattaydım.
zorunlu olarak kendimi okumaya verdim. zafer abinin teksas'ları küçük yaşta intiharımı önledi diyebilirim. zaten ayhan amcama benzeyen profösör oklityus hemen gülümsemişti bana. konyakçı'ya "dede" desem mi diye düşündüm. ama babaannem ağzıma sıçardı. müftü babasının kemikleri sızlarmış konyakçının birine vardı diye. iyi,kötü adamları, tek dolduruşluk tüfekleri ve titreyen köpekleriyle tüm teksas ciltlerini tekrar tekrar yaşamam ne kadar sürdü bilmiyorum. ama hem şeytan düşkünü oğlanlardan hem de deve sebahatin kanatları altında kaynayan kızlardan uzak yaşamayı başarmıştım.
sonraları aslında bu durumun hayatımı kurtardığını anladım. çünkü yıllar sonra bacak veli'nin oğlu (radikal erkek örgütünün lideri) damlarında koyunlarla basıldı. mahalleliden eşek sudan gelene kadar dayak yediği yetmedi, hepsini neredeyse bedavaya satmak zorunda kaldı. çünkü kasabalı mundar oldular diye hayvanlarının ne etini ne sütünü alır olmuştu.
deve sabahat yakındaki ilçenin genel evine düştü. mahallenin büyüyen oğlanları eski hınçlarını almak için bir bayram sabahı cümleten yollandılar. kimse sebahatın muamelesinden kuşkulanmamıştı. zira ekibin üçte ikisi belsoğukluğuna yakalandı.
ben sessizce büyüyüp üniversiteye gittim. sonraki yıllar biraz bulanık zihnimde. ara ara parçalanmış ayak tabanlarımı hatırlıyorum. bir de günler boyunca şişi inmeyen taşaklarımı. kuyudan çekilmiş paçavra gibi beyaz betona düşmelerim, birilerinin elimi yüzümü silmesi, parmaklıkların gün boyu kayan gölgesi.
babam beni hastaneden çıkardığı gün "hep cenazen gelecek diye düşünmüştüm. olsun sağsın ya bu yeter bana" diye kulağıma fısıldamıştı. evet sağdım ve yine başa yani doğduğum yere dönmüştüm. neriman köksal'ın memeleri arasında bitmesini dilediğim hayatımı eski mahallemde eskitiyorum şimdilerde.
onca olandan sonra beni kimsenin ciddiye alıp dinlemeyeceğini biliyorum. belki dedem bir ihtimaldi ama o da benle konuşmuyor artık. aslında şanslı sayılırım en azından onu görebiliyorum yani kimse bunu yapamazken demek istedim.
yine de bunlar bizim mahallenin şeytanının işi bence.
Bölüm: Yazarlar
Ahmet Büke
+ Yazıların tam listesi

Ali Türkan
orsan eylem dayatıyorum sayfaya: Sıçıp sıvamak bizim de hakkımız, söke söke alırız! Ben gelene kadar ortalık sakinleşir nasıl olsa. Ben de gaza gelip eyleme geçen militanlara bok atar, büyük yazar sınıfına girerim. Hadi arkadaşlar, zincirlerinizden başka kaybedecek şeyiniz yok! Haaaaayat deniiilen kavgaaaya çıktık! Çeeevik adııımlarla yüüürüyoruz. Biiz bu karaaanlık yolun sonunda, Doooğacak güüüneşi gööörüyoruz. Sevgiler. Yazar
devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.