Alican Terzi - 29 Ocak 2010
2003'ten beridir her alanda nüfuz yaşandı. Ulaşılabilen kurumda kadrolaşma yapıldı.
Kadrolaşamayan her noktada baskı, denetleme, sindirme yaşandı. Ama ne yazık ki bu ilk değildi, son da olmayacaktı.
Ne zaman ki 10 Kasım 1938 oldu. Önce Celal Bayar'dan başlandı. Milli Şef'i cumhurbaşkanı olarak ilk gördüğünde Bayar, banka müfettişiyle birlikte başkanı olduğu dönemdeki İş Bankası hesaplarını incelerken buldu.
Önce birkaç çalışma arkadaşı öldü zamansızca Atatürk'ün, sonra birkaçı el çekti memleket işlerinden.
Derken Milli Şef de sonunda kaybetti iktidarını.
Geride büyük biraderle yapılan ikili anlaşmalar kaldı...
Demokrat Parti de anlayışı sürdürdü. Önce Mareşal Çakmak'ın Millet Partisi kapatıldı DP komisyonunca...
Ardından seçimi kazanamadığı Kırşehir'i ilçe yapıverdi. Seçim propagandalarını yasakladı.
Tahkikat komisyonu kurulup CHP'nin mal varlığına kadar uzanan baskıcı o el, aynı mental yapıyla kırıldı.
Geriye dış borçlar, IMF, NATO, Seferberlik Tetkik Kurulu kaldı...
Demirel öylesine kadrolaştı ki (!) kadrolaştırdığı biraderleri parti kurup darbe sonrası iktidar oldu.
Bir güzel küreselleştik. Küreselleşmeyi bırakın, aslını anlasak iyiydi. Amerika'nın "özelleştir" dediği kamusalların yanında kültürü bile özelleştirdik. Küreselleştirdik.
Devlet kademeleri gelen iktidarlarla öylesine kadrolaştı ki...
Biri gelen her sakallıyı mürtecî, her namaz kılanı dinci, araplarla yapılan her anlaşmadan geleni yeşil sermaye yaptı, diğeri de her büyüğün elini öptü her aykırı sesi kesti...
Biri 3 Temmuz 2002'de bir gece yarısı kanun değiştirerek ülke toprağını satışa çıkaranlar, diğeri de o kanunla ülke malını kelepir fiyatına satanlar bugün ulusalcılık oynayarak çatışanlardır. Tabi yerseniz...
Her gelen kendi yapısını kurmayı o kadar istedi ki, o yapıyla birlikte her gelen bir Atatürkçülük ilkesini ilga etti. Her gelen kendi koltuğunu sağlamlaştırmak için türedi devlet dairelerinde...
Ve şimdi bugün eksenin kaydığından bahsediliyor.
Ekseni kaydırmak mı?
Türkiye Gümrük Birliği'nin tarafı, NATO'nun üyesi, AB'nin taliplisi olduğu sürece mi?
Bankaları blok blok satarken, ülke toprağını satarken, iç piyasının %70'ini yabancı sermayeye kaptırırken mi kayıyordu eksen?
Bunlar BOP'un psikolojik harp için kurduğu RAND Corporation'un proje başlıklarında yazardı. Hayret!
Eksen falan bilinmez fakat 2010 birçok değişikliği yaşatacak.
AKP'nin iktidarlığının başından bu yana en çok dert yandığı, şikâyetçi olduğu kurum olan Anayasa Mahkemesi'nin 12 üyesinden 5'i bu yıl emekli oluyor.
Seçim hakkı ise Abdullah Gül'ün. Gül bu atamalarla birlikte mahkemenin yarısını atamış olacak.
Atamalardan sonra nekadar şikâyet edilir bilinmez fakat 80 yılı aşkın Cumhuriyet tarihinin en etkili karşı kadrolaşması bu yıl yaşanacak.
O yüzden 2010 onların yılı olacak.
Düşünenlerin düşünceleri
Mesele belki de, "takkesiz liboş" diye aşağılanan, ne isaya ne musaya yaranan adamların inatla işaret ettiği noktadadır. Belki de tüm bu kadrolaşma, ötekiler, bunlar, onlar, karşı devrim, ilkeler denilen ıstırapların toptan çözümü tek bir kavramda saklı: Demokrasi.
Belki o zaman 70 milyonluk bir ülkeyi 2000'li yıllarda hâlâ bir kişinin belirlediği iddia edilen ilkelere göre yönetmenin zorluğu ortadan kalkacak.
Bir ülkenin yönetiminde yol gösterici yapılacak kavramlar evrensel olduktan sonra bu kavramların zaten kapsadığı bir takım ilkeler üstüne mücadele etmek vakit kaybından başka bir şey değil.
Ama mesele başkaysa, mesele toplumun özgün yapısına aykırı olarak bir takım projeler gerçekleştirmekse, yeri geldiğinde imparatorluk tarihiyle övünmek, olmadı mı bu tarihi karalamak, Müslüman'ı Ermeni'ye, Kürt'ü Türk"e, Sünniyi Alevî'ye kışkırtarak çaresiz bir iktidarı sürdürmeye çalışmaksa, eh maksadı bu olan gücün de elbette bir karşıtı olacaktır.
Ha, seçimle iktidara gelen siyasi partilerin ne kadarının toptan bir rejim değişikliği ne kadarının sadece sistemin kemikleşmiş hatalarını değiştirmeye çalıştığı konusu da ayrı tabi.
Beni ayrıca yoransa başka. Yapılan olur olmaz eleştiriler yüzünden yakın çevremde bile ordu düşmanı ve AKP'li olarak görülmek. Yahu mantıksız ve mesnetsiz taarruzlara cevap vermeye çalışmaktan AKP'yi eleştirmeye fırsat mı kalıyor?
Erdem Abaka - 30 Ocak 2010 (09:59)
Tepedeki yazı gerçek bir insan tarafından değil de bir bilgisayar programı tarafından yazılmış izlenimi veriyor. Cümlelerin yerlerini tümüyle değiştirseniz de ima ettiği şey sabit kalıyor:
"Bu azınlık diktatörlüğü aynen devam etsin, kimse taşları yerinden oynatmasın... 2010 da bizim olsun, 5010 da..."
Olur canım. Bul öylesini beraber yapalım.
Yazıdaki cümlelerin her birini (ilkokul 1. Sınıfta olduğu gibi) ayrı ayrı fişlere yazıp bir torbaya doldursak ve sonra tombala çeker gibi teker teker çeksek, sonra da hurufat dizer gibi alt alta dizsek, ortaya bunun gibi yüzlerce "fikir" yazısı çıkartılabilir.
Belki de gazetelerdeki bu yazar diye bildiğimiz adamların (ve onların yazılarının) çoğu bu türden bir programlama mamulüdür. Yok, eğer öyle değilse, o zevat için yapılan masrafa acırım. Çünkü ben şu sınırlı kod bilgimle bile birkaç bin dolar verecek olan herkese bu tarzdan yüzlerce binlerce random (rastgele) yazı üretebilen bilgisayar kodlarını yazabilirim. İster sunucu tabanlı, ister kullanıcı tabanlı. Siber atmosferden fotosentez yapar gibi resmî ideoloji emecek, fikir yazısına dönüştürüp otomatikman yayınlayacak.
İnanın, sudan ucuz bir gazete projesi olur bu. Bir kere yazarları bedavaya geliyor. Hem, okumak ve edit etmek gibi dertler de yok. Kendi kendini yayınlayan (erke dönergeci gibi) bir proje.
Fakat işin riskli tarafı şu ki, daha sonra kanlı canlı insanlar bu zırvaları sahici "fikir" zannedip tekrarlamaya başlıyor.
Kanser gibi metastas yapıyor yani resmî totoloji. Sen kazıyorsun o gene çoğalıyor.
O nedenle sayın Abdullah Gül'ün yeni Anayasa Mahkemesi üyelerini atayacağı tarihi sabırsızlıkla bekliyorum.
Sokak Kedisi - 30 Ocak 2010 (12:41)
Öncelikle sevgili sokak kedisi, yazılarımda bir fikir bulamayışınızın nedeni bir fikir üzerine yazmayışımdır. Bu yüzden değindiğiniz konularda haklısınız.
Benimkisi daha çok bir kısır döngü durumunu ortaya sermekti. Yani bürokrasinin oluşumunda "işini iyi yapabilecek kişi"den çok "işime yarayacak kişi" arayışının değişmemesi durumu diyebiliriz.
Ee doğal olarak bu bağlamda iktidarın çok çektiği AYM'nin değişmesi süreci de önem kazanıyor.
Alican Terzi - 30 Ocak 2010 (22:30)
Meslek icabı yolum sık sık Siteler muhitine düşer.
Klasik mobilya imalâtçıları o kadar azaldı ki. Saysan bir elin parmaklarını geçmez. Onlardan birini tanıyorum.Temiz esnaftır, verdiği sözde durur, işini güzel yapar, işini bu denli düzgün yaptığı halde piyasanın üzerinde bir para talep etmez. Adam sayısını arttırdığını, yeni bir makina aldığını ya da o küçük atelyesini değiştirdiğine tanık olmadım. İstese bunların hepsini yapabilir sanıyorum, ama yapmıyor. Ürettiği mobilyalar gibi (koltuk, kanepe) o da bir klâsik, ağrısız başım kaygısız aşım ritminde çalışıyor.
Dedim ya yıllardır tanıyorum. Atelyesinin bir köşesinde müşterilerini kabul ettiği derme çatma bir bürosu var. Büronun boysız duvarında bir çerçeveli ayet, ayetin bir köşesinde Said- i Nursi nin, bir köşesinde de Hocaefendi'nin resmî var. Kendini de saklamıyor yani. Öğrenci evlerinin aylık toptan peynir ve zeytin ihtiyacının karşılandığı sıradan bir atelye burası.
Ama kadrolaşma bu işte. Talepsiz bir zanaatkâr, kazancını paylaşmaya razı olmuş bir benlik. Bu zihniyetin yıllardır ilmek ilmek ördüğü kazaklar, eldivenler, çoraplar. Anadolunun her köşesinden toplanmış taze beyinler, esnaftan kesintisiz akan yardım. Daha ne olsun, Cumhurbaşkanı bile olduran kadrolaşma...
Öteki taraf ne yapıyor. Bir öteki taraf var mı sizce? Öteki olmak bu esnafla alışveriş yapmamak mı? Başka bin türlü soru: İllâ öteki mi olmak lâzım?
Niyetim siyasi bir yorum yapmak değil, bir resmî yorumlamak yalnızca...
Bilge Bozkurt - 1 Şubat 2010 (12:30)
Pozisyonum gereği sürekli pencereden sokağı dikizlerim. Geçen de, o güneşli ve sıcak günde, Şubat Tatili'nin koyvermesiyle sokak çocuk doluydu. Bunlardan iki tane ense kulak yerinde olanı, ki birinin koltuk altında plastik bir top vardı, "Aldım-Verdim" yaptılar. Ayağı diğerininkine ilk değen başlamak üzere, sırayla karpuz gibi adam seçmeye başladılar. Seçme bitince ikinci seçen tarafın başı adamlarına bakıp, müstakbel mağlubiyeti anlayınca diğer tarafa döndü ve: "Sen resmen kadrolaştın abisi, biz oynamıyoruz!" deyiverdi.
İki takımının elemanları birbirlerine veryansın etmeye başladılar. Ne okulda yenilen dayak, ne komşu kümesinden çalınan yumurtalar kaldı. Gürültüye pencerelerden de karışanlar oldu. Estetik olduğu halde hâlâ kallâvi bir burnu olan bayan: "Seçim kazanmakla takım seçme hakkı kazanılmaz, bu sivil vesayettir ve maazallah faşizmdir, bunun askerî olanı makbuldür!" diye ünledi. Yoldan geçen yanar-döner kumaş elbiseli gözlüklü adam: "Bu lafın mebdei benim, lütfen izinsiz kullanma!" diye çıkıştı bayana.
Reddiye koyulaştı; "mahalleyi kuranlar" sülâlesinden olduklarını iddia eden ve kendinden başka kimsenin bu mahallede kadro seçme hakkı olmadığına inanan bazı müsellâh esnaf, seçimi kazananın kim olduğuna bile bakmadan: "Kimse kuralları geri götüremez, mahalleyi de bölemez" diyerek re'sen müdahil oldu. Bir bavul dolusu evrakla olay yerine gelerek, taraflara üzerinde hâlâ toprak olan metal borular gösterdi. Ortalık karışıp sis bombaları atıldıktan sonra da bir şey göremedim.
Bakın bu anlattıklarımın siyasî bir maksadı yok, benim için sağda solda "yalancıdır" diyorlarmış, o kadar. Olsun, bütün Atinalılar yalancıdır, ben de Atinalıyım.
Ali Sedat Çetinkoz - 3 Şubat 2010 (13:30)
Rüşvet ve adam kayırma maalesef Türk toplumunun iflah olmaz bir zaafı. En basitinden bir banka kuyruğunda beklerken bile adamı olanlar tarafından enayi yerine koyulabiliyorsunuz. AKP'nin yaptığı kadrolaşma da belki bu zaafın bir yerlerine su kaçırılmış halidir.
Bizden inanmamız istenildiği üzere, ortada ülkeyi adım adım ele geçirip şeriatı getirmek şeklinde özetlenebilecek inceden inceye işleyen bir plan var mıdır gerçekten? Yani buna delil Anayasa mahkemesinin üyelerinin yerine başka karanlık düşünceli kişilerin getirilmesi ise, sanmıyorum ki o kişiler şu anki kadrodan daha fazla belâ açsınlar ülkenin başına.
Yoksa Cumhurbaşkanlığı gibi bir mevkinin kaptırılması mı bu korkuları başlatan? Belki Abdullah Gül gerçekten demokrat değildir de asıl niyetlerini demokratlık kılıfı altında gizlemektedir. Buna mukabil kendisinin, meselâ düzgün bir sohbet edilebilesi ve insanın kanının kaynıyası bir kişilik sergilemesi de önemli bence.
Ama bu özellikler siyaseten ne ifade eder bilemem. Zira biz kırk yıl bu ülkenin kaderini belirleyen pozisyonları işgal etmiş ama ağzından yüreğinden geçenleri ele veren tek bir lâf çıkmamış cumhurbaşkanları da gördük.
Sonra başörtüsü nedeniyle bir zamanlar akıl almaz tartışmalara yol açmış first lady hanım da canayakınlığı bir yana, Türkiye gibi bir yerde o pozisyona en çok yakışan hanımefendidir kanımca.
Bu arada olmazsa olmaz uyarımı yapayım, ne olur ne olmaz: Bunu yazan şahsın AKP ile en ufak bir ilişkisi yoktur. Kendisi bu partiye tek bir oy vermemiştir, hiç bir zaman da vermeyecektir.
Yalçın Şahin - 3 Şubat 2010 (16:20)
İster "islâmcı", ister "dindar", ister "dinsel duyarlılıkları yüksek" insanlar olarak adlandırılsınlar, bu cenahın ideolojik olarak epeyce farklı topluluklardan oluştuğunun artık iyice ortaya çıktığını düşünüyorum. Statükoyla hesap görmek adına yapılan aralarındaki zoraki ittifakın çatırdamaya başladığını görüyorum. AKP'nin neo-liberal tipik bir Sağ parti olduğunu dünya alem kadar bu cenahın yüreği solda olan vicdan sahibi entellektüelleri de anladı - bir tek "sahip, bize demokrasi bahşet" diyen liberaller anlayamadı.
Ben, yakın zamanda bu "dindar" toplulukta yüreği solda atan bu vicdan sahibi insanların bir ayrılık başlatacağını bekliyorum. Bugün höt zötle ülke idare eden bu neo liberal sağın sonu da o gün başlamış olacak.
Demokrasi deyince benim aklıma ilk önce "örgütlü toplum" ve "sivil toplum kuruluşları"nın iktidarlar üzerinde ne kadar baskı grubu oluşturabildikleri gelir. AKP iktidarının örgütlenme özgürlüğünün önüne engeller koymak konusundaki sicili geçmişteki diğer sağ iktidarlardan bile bozuk -en aşikâr olanı sendikasızlaştırma konusunda bu dönemde yapılanlar. Başbakan'ın daha dün Tekel işçileri için yaptığı konuşmayı dinleyen bir insan, önceki cümlede ne demek istediğimi anlar. Demokrasi sicili bütün dünya'da bozuk olan sağ'dan demokrasi beklemek akıl ve izanla ne kadar bağdaşır bilmem.
Düşüncelerini ister kötü yazılmış bir çocuk masalı havasında yazarak gizlemeye çalış, ister delikanlıca aleni yaz sonuç değişmiyor: Sağcılıkla malûl olmak zor zenaat.
Kâmuran Kızlak - 3 Şubat 2010 (20:37)
İnsan fikriyatının 3 halinden bahsetmiş sayın Kızlak: Solculuk, sağcılık ve liberalizm. Ve hükmünü vermiş: Sağcıdan adam olmaz. Bunu biliyorduk zaten; ve de sol her şeye rağmen ekonomik anlamda en haysiyetli ve insana en yaraşır önermeleri sunan tek akım olmuştur. Bu dünyaya yaraşır bir çıkıştır sol hareket; ve insanın geldiği noktada olması kaçınılmaz bir eylem olmuştur.
Yalnız şu var ki, AKP'yi sol bir bakış açısıyla eleştirmek fazlasıyla anlamsız bir şey olur. Bu parti, ya da öncesinde herhangi bir siyasi parti solun yanından bile geçmiş değildir Türkiye'de.
Dahası, gerçek solun ulaşmak istediği sınıfsız toplum, parlementer sistemle erişilebilir bir durum da değildir. Temsili yönetim ister istemez bir yöneten sınıfı yaratır ki bunun kaçınılmaz sonucu ezilmeye mahkûm bir yönetilen sınıfıdır.
Her neyse, asıl söylemek istediğim, solun, sağın, liberalizmin, ya da bunların herhangi bir kombinasyonunu ihtiva eden bir görüşün insanı bütüncül olarak anlamak için kullanılamayacağı. Bu, bütün ideolojilerin, bütün düşünce formlarının ötesinde bir anlayış gerektiren bir şeydir.
Örneğin kişisel anlamda şiddet/güç eğilimi ve toplumsal ölçekte militarizm insanın sorgulaması gereken en birincil olgulardan birisidir. Muhtemelen hayvandan başlayarak koca bir evrim süresince bugüne taşıdığımız ve bugün bile çağdaş hayatımızın her köşesine sindirdiğimiz bu vasıf, sorunlarımızın akıl yoluyla çözümündeki en önemli engellerden biridir. Solu, önce sonsuz umutlara garkedip sonra da büyük hayal kırıklığına uğratan Sovyetler Birliği'nin çöküşü de en basit anlamıyla insanın içindeki bu ölümcül şiddet duygusuyla açıklanabilir.
Tekrar AKP'ye dönersek: Bu parti istemeden de olsa bugün bir şeylerin -değişmesi demiyorum ama- en azından hafiften titremesine, sarsılmasına vesile olmuştur. Belki hesapta olmadan ve muhtemelen de istemeden ya da çevresel koşulların dayatmasıyla kendilerini, yıllar hatta yüzyıllar boyunca bu toplumun sinsice içine sinmiş ve canına okumuş bir düzenin içinde oyun bozucu durumunda bulmuşlardır.
Başbakanın eylemci işçilere karşı gösterdiği tavır bir solcu için hayıflanılması gereken bir şey olmamalıdır. Söyleyin, başka türlü davranmasını mı beklerdiniz?
Ama yine aynı başbakanın, sıkılarak da olsa, çekinerek de olsa devletin asıl sahipleri ve kodamanları aleyhine bir şeyler mırıldanması ya da onlar aleyhine yapılan girişimleri en azından bloke etmemesi bence önemli bir şeydir. Bu, şu ülkenin ve şu toplumun makus tarihinde ilk defa yaşanan bir şeydir. Tabiri caizse bu, menteşeleri pas tutmuş kapının hafiften gıcırdamasına bir işaretse, umarım o kapının koparılıp yerinden atılacağı bir durum da olasılık dahiline girmiştir.
Yalçın Şahin - 4 Şubat 2010 (17:40)
Sevgili Kâmuran Kızlak AKP'den demokratik hamle beklemek akıl ve izanla ne kadar bağdaşır demiş ya. Haklılık payı yok mu? Elbette var. Ancak demokratikleşmeyi başlatması ve sürdürmesi beklenen partilerin, üstelik kendine "sol" diyen partilerin statükoyu sürdürmedeki hevesini görünce, insan biraz dengesini yitiriyor.
Zaten bugün benim gibi eski Jakoben Kemalistlerin de, bazı liberallerin de büyük bir aldatılmışlık hissiyle çırpınışı değil mi AKP'ye kredi açan? Yaşadığımız şu çağda solculuğu ve demokratikleşmeyi AKP mi yapacaktı? Bundan alâ hayâl kırıklığı mı olur?
Hoş tüm dünyada solun ve liberalizmin bitmek bilmeyen analiz süreçlerine girdiğini düşünürsek, kimin hangi vazifeyi üstleneceği de iyiden iyiye karıştı.
Sistem AKP'ye solculuk ve demokratikleşme vazifesi yüklediyse (hemen komplo teorisi aramayalım, şartları kastediyorum), Kasımpaşalılık kaç para? Biri olmazsa öbürü. Kitleleri uysallaştıracak "ligt" çözümü üreten aferini alacak. Bu arada epey kişi de tırpanlanacak herhalde. Maksat Türkiye'yi kapitalizm filminde uygun bir role koymak. Bu olurken de kâh solculuk, kâh muhafazakârlık, kâh demokratlık yapılacak. Rol icabı. Arada sert çıkışlar da yapılmasın mı?
Peki şimdi ben "çağdaşlaşma projesi" diye bizi bu hallere düşürenlere kızmayayım da kime kızayım?
Bu arada "sağcıdan adam olmaz" sözü de fazla sert geliyor bana. Şu meseleyi biraz irdelesek de aydınlansak. Ne dersiniz sevgili Kâmuran Hocam?
Muradım sadece bilgi sahibi olmak.
Erdem Abaka - 5 Şubat 2010 (10:54)
Sevgili Erdem Abaka, önce üzerime farz olan şu "sağcıdan adam olmaz" sözünü düzelteyim. Ben "sağcılıkla malûl olmak zor zenaat" diye yazmıştım. Sizin bahsettiğiniz o söz sevgili Yalçın Şahin'e ait ve yukarıdaki yazısında geçiyor. Benim yazdıklarımdan sonra meramını anlatabilmek amacıyla sanırım o da daha detaylı bir şeyler yazacaktır.
Ben sağcılıkla malûl olmaktan, yani "sağcılık"tan söz ettim. "Eleştirel akıl, değişim, özgürlük, eşitlik, sermaye/sömürü..." gibi kavramlardan hiç bahsetmeden çok özet olarak söylersem, ben sağcılık deyince Kapitalizm'i insanlar için iyi ve uygun sistem olarak kabul etmekten, sistemin işleyişini benimsemekten ve dolayısıyla değer sistemini de içselleştirmiş olmaktan söz ediyorum. Benim kısaca yazdıklarıma benzer şeyleri o cenaha eleştiri yöneltmek amacıyla Nihal Bengisu Karaca da yazmış » (Sağcılık başa belâ).
O sözüme nelerin ilham verdiğine gelince, AKP ileri gelenleri ve müridleri güya anti-militarizm lâfazanlığı yaparak Sol konuşuyormuş gibi görünmeye çalışıyorlar. Böylece sureti haktan göründüklerini sanıyorlar. Oysa, bu zevat ne anti-militarist, ne demokrasi mücahidi, ne de Sol konuşuyorlar.
Güya Demokrasi adına orduyla yapılan dalaş aslında ordu ve AKP arasında değil. Neyse ki ordu aslında kiminle kapıştığını biliyor. Yoksa, o balyozlar herhalde çoktan kafamıza inmiş olurdu. Bu kapışmada AKP bir nevi saha kenarındaki top toplayıcı pozisyonunda. Tek yaptıkları, arada bir "bizim çocuklar"ın onların önüne yuvarladığı topa bir tekme atıp sahaya; yani kendilerinden uzağa göndermekten ibaret.
Örgütlenme özgürlüğü, yönetime katılım, Kürt sorunu gibi Demokrasinin can damarı olan konularda ortaya bir iki lâf etmek dışında bir şey yaptıklarını görmedim. En korktukları şey zaten örgütlü ve dolayısıyla hak-hukuk kavgası yapabilen bir toplum. Onlar da pekalâ biliyorlar ki örgütlü toplum onlar için cuntalardan bile daha büyük bir tehlike -özellikle yağma, talan ve sermaye birikimi için.
Kâmuran Kızlak - 6 Şubat 2010 (23:14)
Eğer bu mesajım yayınlanırsa, 20 yıl önce beraber okuduğumuz sınıf arkadaşım Kâmuran Kızlak ile tekrar görüşme imkânına, bir merhaba deme şansına sahip olacağım. Tabii ki bu sayfa sayesinde. Teşekkürler Derkenar. Saygılarımla.
Ahmet Şahin - 8 Şubat 2010 (22:01)
Merhaba Ahmet, Derkenar 20 yıl sonra yolumuzun tekrar kesişmesine vesile oldu. Çok sevindim. Email adresine bir mail gönderdim.
Kâmuran Kızlak - 9 Şubat 2010 (11:21)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Hani
Ali Türkan
Belki bir askeri darbe olmuştur o memlekette ve çok korkan birileri, bizleri korkulmayacak hale getirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu ülkenin adam gibi bütün adamlarını yok etmiş, kapatmış, sindirmiş, olmadı yurt dışına kaçmak zorunda bırakmıştır. Devam
Değersizlik Duygusu
Engin Geçtan
Değersizlik duyguları yaşayan bir kişinin bazı insanları yüceltmesi, geliştirmiş olduğu gerçekdışı senaryoların bir sonucudur; bu insanların kendisinin ulaşmak istediği görkeme sahip olduğu yanılgısından kaynaklanır. Devam
"Ama ürünü tanıtmak lâzım!"
Necdet Şen
Bir zamanlar "bu Mecburiyet yazarları MHP ile bütünleşecek, göreceksiniz" dediğimde, birileri beni neredeyse linç etmeye kalktıydı. Artık MHP eğilimli bir patronları ve MHP liderinden para dilenen bir başyazarları var. Devam
Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!
Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker
Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk
Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk
Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi
Öcalan'ın hedefi ne sizce?
Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.
Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Kanlıca'nın yalnızları
Deniz Türkoğlu
Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk. Devam
Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru
Hülya Yalçın
Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor. Devam
Nişantaşı Reasürans
Nuri Yalçın
Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil. Devam
Boşluk
Ahmet Faruk Yağcı
Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız. Devam
Küllenmiş Zamanların Ardından
Bülent Karaköse
Ertesi gün kendime geldiğimde Sinan'ın siyah deri yeleğini üstümde buldum. Biraz şaşırmıştım ama hatırlamakta zorlanmadım; gece barda üşümüştüm ve çıkarıp yeleğini hediye etmişti. Devam
Adını yitiren Mehmet
Deniz Türkoğlu
Bir gün Beyazıt'ta yürürken kırmızı spor bir arabanın içinden adımı seslendiklerini duyuyorum, dönüp baktığımda Mehmet'e rastlıyorum. Görüşmeyeli uzun yıllar olmuş. Devam
Hayat çook garip!
Erdem Abaka
Günümüzde hayatımızı kuşatan bu şeyler bizim için o kadar ön planda ki, asıl olan yalın gerçekliği bazen kaçırıyoruz. Ben o akşamüstü, o kedi yavrularken bir mucizeye tanık oldum. Hayatın başlangıcına. Kadim hakikate. Devam
Kokulu bir yol yazısı
Ahmet Faruk Yağcı
Etler büyük tabakta cızırdayarak geliyor. Yanında manda yoğurdu. Bu iki koku ile yoğunlaşan mutluluğumuz pirzola dilimlerinı ısırıp dişimizle kemiğinden ayırmaya çalışırken zirve yapıyor. Devam
Eyjafjallajökull
Yalçın Şahin
Ekonomik, sosyal hatta zihinsel faaliyetlerimizin çoğu bir temel ilke üzerine kuruludur: Tekrarlanabilirlik. Bu kavramın tekerleğin icadıyla ya da ona paralel şekilde insan zihninde yer etmiş olması muhtemeldir. Devam
Pornografi Hürriyeti
Necdet Şen
Yıllardır medyadan fersah fersah uzakta duran birisi olarak kendi bildiklerime bakınca, kesintisiz 40-50 yılını o camianın içinde geçirenlerin kimbilir neler neler bildiklerini tahmin edebiliyorum. Devam
Salinger öldü
Deniz Türkoğlu
Salinger'in yazdıklarıyla arasında aşılmaz duvarlar vardı. O duvarlarının arkasından hiç çıkmadı. Ali öyle değildi. Onun duvarları yoktu. Sınırları, çitleri, bir kapısı bile yoktu. Kafasına esen, çat kapı, tanıdığı tanımadığı herkes Ali'ye ulaşabildi. Devam
Üç Tavuk
Erdem Abaka
Kapalı olmasına rağmen içimi umutla dolduran ılık ve renkli bir bahar sabahında, her biri hem fizik hem de karakter olarak birbirinden çok farklı olan bu insanlar ve ortalarında, ayakları bağlanmış, korku dolu gözlerle bakan ve ara sıra gıdaklayan üç tavuk... Devam
Livaneli'nin "Veda"sı
Kâmuran Kızlak
Sanki kendinizi Avrupalılara göstermeye, kanıtlamaya, sahnenin önündeki adam olmaya ihtiyacınız varmış gibi. Avrupalı bu elit topluluk sizi zaten tanıyıp biliyor. O zaman ne diye bulanık suda balık avlama açıkgözlüğüne tevessül edesiniz ki? Devam
Çatışan Uygarlıklar esnek Batı'nın zayıf surları
Zbigniew Brzezinski
Yirminci yüzyılda bir daha asla"nın kolaylıkla bir kez daha gerçekleştiğini gördük, insanlık, rastlantılara bağlı bir dünyada kaderi üzerinde hak iddia etmekse, ahlâkı güdüler merkezi bir yerde olmak zorundadır. Devam
Unutmak istemiyorum, o zaman uyumalıyım
Alper Uzun
Uyku sadece dinlenmemiz için değil aynı zamanda hafızanın yeniden düzenlemesinde, öğrenmede bizzat fonksiyonel olarak da görevli. Saçma sapan olduğunu düşündüğümüz kimi rüyalar bazen hafızanın bu yeniden düzenlenme işlevlerinden biri olarak karşımıza çıkabiliyor. Devam
Eğitim, yeniden
Seyit Balkuv
"Çocuklarımı iyi eğitmek adına daha fazla ne yapabilirim" sorusu yerine "çocuklarımı eğitmek adına yaptığım hatalar ve sebep olduğum tahribatlar var mıdır" sorusu bizler iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de, ne dersiniz? Devam
Severim her Guru'yu mistik alemden eserdir diyerek
Kâmuran Kızlak
Yeni türeyen bu meslek erbabı da bu insanların harcadıkları parayla, satın aldıklarıyla, tükettikleriyle dolduramadıkları böyle boşlukları doldurma umudu vaad eden yeni açıkgöz yatırımcılar gibime geliyor. Devam
Dinayet İşleri Başkanlığı
Ahmet Faruk Yağcı
Camilerini direkt katma bütçeye bağlayan laik devlete gülünür. Aynı devlet gayrımüslimi ve değişik mezhepleri yok sayıyorsa kızılır. Bu konuları gündeme getirmeye vesile olan Necmettin Efendi'ye teşekkür edilir. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Felsefe Feminizm Gazete Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Evlilik© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal